10 maddede ABD açısından Kobani

Bugün ABD'nin IŞİD'e karşı küresel koalisyon koordinatörleri emekli Orgeneral John Allen ve yardımcısı Brett McGurk Ankara 'ya geliyorlar. İki gün boyunca IŞİD'e karşı mücadeleye Türkiye 'nin sağlayabileceği askeri katkıları görüşecekler. Müzakereler geniş kapsamlı yürütülecek ama Türkiye'deki gelişmelerin de etkisiyle Kobani birinci gündem maddesi olacak. Hürriyet'ten Tolga Tanış Washington açısından Kobani meselesini kaleme aldı. İşte 10 maddede ABD açısından Kobani!


1) ABD, Kobani’deki IŞİD kuvvetlerine ne zaman saldırmaya başladı?
Suriye’deki IŞİD hedeflerini ilk olarak 22 Eylül’de vurmaya başladılar. IŞİD’in Kobani kuşatması sürüyordu. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş o hafta Washington’daydı. Hem Beyaz Saray hem de Amerikan Dışişleri Bakanlığı ile görüşmeler yaptı. Kobani’nin düşmek üzere olduğunu, desteğe ihtiyaç olduğunu anlattı. Ve Amerikalılar, Suriye’deki operasyon başladıktan 6 gün sonra, 27 Eylül’de, Kobani’de de IŞİD’e karşı ilk kez bir hava saldırısı düzenlediler.


2) Kobani IŞİD’e yönelik koalisyon saldırılarında ne kadar ağırlıklı yer tutuyor?
Irak ve Suriye’deki IŞİD operasyonunu yürüten ABD’nin bölgedeki ordusu CENTCOM, 6 Ekim 2014’te gazetecilere bir bilgi notu yolladı. Buna göre 22 Eylül - 6 Ekim 2014 arası Suriye’de toplam 95 hava saldırısı düzenlenmiş ve bunlardan hedefleri yerde lazerle işaretleyen adamlar. Irak’ta beraber çalıştığı Irak Ordusu ve Peşmerge gibi bir kara gücünün Suriye’de olmaması. Aynen şunu söyledi Kirby: “Bu konuda size dürüst olacağız, hava gücünün burada limitleri var. Ve bizim şu anda Suriye’de, karada, istekli, kabiliyetli, etkin bir ortağımız yok.” Her gün 7-10
milyon dolar para harcıyor Pentagon bu operasyon için. Ancak Irak’taki kara gücü işbirliğini Suriye’de henüz oturtabilmiş değil.

3) Peki bu saldırılar IŞİD’I Kobani’de geriletmek için yeterli mi?
Hayır. Kirby de dünkü basın toplantısında bunu açıkça söyledi. “Bu saldırılar bu işi çözmeyecek. Kobani kentini kurtarmayacak. Bunu biliyoruz” dedi. Eksik olan ne? ABD’nin havadan saldırırken karada işbirliği yürüttüğü, akıllı füzelerin vuracağı hedefleri yerde lazerle işaretleyen adamlar. Irak’ta beraber çalıştığı Irak Ordusu ve Peşmerge gibi bir kara gücünün Suriye’de olmaması. Aynen şunu söyledi Kirby: “Bu konuda size dürüst olacağız, hava gücünün burada limitleri var. Ve bizim şu anda Suriye’de, karada, istekli, kabiliyetli, etkin bir ortağımız yok.” Her gün 7-10 milyon dolar para harcıyor Pentagon bu operasyon için. Ancak Irak’taki kara gücü işbirliğini Suriye’de henüz oturtabilmiş değil.

4) Kobani’yi IŞİD’e karşı savunan PYD’ye (Demokratik Birlik Partisi) bağlı YPG (Halk Savunma Birlikleri) ABD’nin ortağı olamaz mı?
Açık biçimde olamaz. Çünkü 1997’den beri terörist saydığı PKK ile olan bağlantıları, YPG’yi ABD hukukuna göre sakıncalı hale getiriyor. Kaldı ki, arada da müttefiği Türkiye var. Ama bir iletişim yok mu? O var. En son FP dergisi de yayınladığı bir makaleyle ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford’un bir arka kanal diplomasisi yürütüp aracılar vasıtasıyla 2012’den beri PYD ile her 6 ayda bir Paris’te temas kurduğunu doğruladı. Ancak şimdilik o kadar. Ki o da Türkiye’ye düzenli bilgi vererek. Ancak dün üst düzey bir Kürt siyasetçiyle telefonda konuştum. Kobani’de son 48 saat içinde yoğunlaşan Amerikan saldırılarının devam etmesi halinde bana bu durumun değişebileceğini söyledi. “ABD ve YPG güçleri arasında askeri bir koordinasyon kuruldu mu” dedim. Hayır, halen yokmuş. Karadaki hedefleri işaretleme görevini halen ABD’nin Kobani’yi vurmaya başladığı gün Kürtlere yardım için kente gelen Özgür Suriye Ordusu birlikleri yapıyormuş. “Hangisi” dedim. “Kuzey Fırtınası Tugayı” dedi.



5) Kobani’de Türkiye’nin bir güvenli bölge kurması mümkün mü? Bu konu Türkiye’de çok tartışılıyor. Ama Suriye’de güvenli bölge kurma fikri şu anda Washington’ın düşündüğü bir seçenek değil. Dün kentin bütün sözcüleri, günlük basın toplantılarında bu soruya aynı yanıtı verdiler. Önce Pentagon Sözcüsü Tuğamiral John Kirby konuştu: “Bu (tampon bölge) bizim şu anda düşündüğümüz bir askeri seçenek olarak masada değil” dedi. Sonra sıra Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest’e geldi. O da “Bu (tampon bölge) Türklerin birçok kez kendilerinin dile getirdikleri bir şey ve biz de bunun hakkında onlarla konuştuk. Ancak bizim şu anda düşündüğümüz bir şey değil” dedi. Gazeteciler halen tatmin olmadıkları için aynı soruyu Dışişleri Bakanlığı brifinginde de sordular. Orada da sözcü Jen Psaki yine aynı şeyleri tekrarladı: “Bu seçeneği (tampon bölge) hiçbir zaman tamamen dışlamadık. Sadece şu anda uygulamayı düşünmüyoruz.”


6) İyi de sözcüler öyle söylerken dün Dışişleri Bakanı John Kerry çıkıp neden “Bu fikre yakından bakmaya değer” dedi?
Sözcülerin işi, politikacıların sözlerini toplamaktır zaten. Kerry o sözleri gerçekten de söyledi. İngiliz Dışişleri Bakanı Philip Hammond ile bakanlık binasında ortak bir basın toplantısı düzenlemişlerdi. Soru geldi. O da, “Tampon bölge bir süredir ortada olan bir fikir. İncelemeye değer. Çok çok yakın bakmaya değer” dedi. Basın toplantılarında tampon bölge meselesinin bu kadar çok tartışılması da o sözler yüzünden oldu. Ama mesele aslında şu: Amerikalılar, Türkleri IŞİD’e karşı koalisyona askeri destek vermeleri için tüm güçlerini kullanıp ikna etmeye çalışıyorlar. Kerry de, Türkiye bağlantılı diğer konularda olduğu gibi bu müzakerelerde de Yönetimin yumuşak yüzünü temsil ediyor. Türklerin bu konuda her seferinde açıkça kamuoyu önünde reddedilmeleri Kerry'nin işini kolaylaştırmayacağı için de uygulanmayacak olsa bile fikri müzakere potasında tutuyor. Nitekim Kerry bugün Türkiye’nin gözünde Washington Yönetimi’nin Türk
tezlerine en yakın duran ismi. Öyle ki, protokol bile değişti. Biliyorsunuz, Başkan Obama ve Başkan Yardımcısı Biden daha Başbakan Ahmet Davutoğlu ile bir kere bile temas kurmadılar. İlişkileri Cumhurbaşkanı Erdoğan seviyesinde kuruyorlar. Kağıt üstünde icra yetkisi Başbakan’da halbuki. Ama Kerry de, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşürken bütün hikâyeyi Davutoğlu ile olan ilişkisiyleyürütüyor. Son 48 saat içinde Kerry ve Davutoğlu arasında süren temas trafiğinde de bu açıkça görülüyor.


7) ABD’nin Türklere güvenli bölgenin neden olmayacağını anlatırken kullanacağı argümanlar neler olacak?
Resmi olarak söylenecek gerekçeler belli. İşin uluslarası hukuk boyutu var, kara gücü kullanma zorunluluğu var ki bu durum bölgedeki diğer ülkeleri rahatsız eder ve IŞİD’e karşı kurulan koalisyonu zayıflatır vesaire… Ancak bunların ötesinde… Dışişleri Sözcüsü Jen Psaki, dünkü baskın toplantısında işin en can alıcı kısmına üstü kapalı biçimde değindi aslında: “Bunu uygulamanın birçok zorluğu var. Güvenlik garantileri dahil” dedi ve güvenli bölge ilan edildiğinde Suriye Hükümeti’nin buraya saldırmayacağının teminatını almanın zorluğuna vurgu
yaptı. Halbuki güvenli bölge kurunca, gerekirse güç kullanarak bunu sen sağlayacaksın, öyle değil mi? Ama Psaki, bu açıklamasıyla açıkça şunu demiş oldu: “Biz güvenli bölgeyi Esad’a karşı kurmayız.” Pentagon’daki brifingde Kirby’nin durduğu yer de aynıydı. “Tampon bölge kurmanın riskleri nelerdir” denildi. Kirby aynen şöyle yanıt verdi: “Sadece şunu söyleyeceğim. Bizim odaklandığımız nokta IŞİD’in üzerinde baskı uygulamak.” Yani. Tampon bölgenin hedefi IŞİD değil Esad, o yüzden de biz bu fikri düşünmüyoruz.

8) Amerikalılar bu işi Esad’la görüşmüş olabilir mi?
Amerikan Yönetimi’nin resmi retoriği, meşru sayılmayan Esad Yönetimi ile kesinlikle açık bir işbirliği yapılmayacağı yönünde. Nitekim Suriye’deki hava saldırılarında bile, Birleşmiş Milletler temsilcileri kanalıyla önceden verdikleri, genel ifadelerle dolu bir mektup dışında rejimi muhatap almadılar. Ancak hiçbir devlet, opsiyonlarını daraltacak bir dış politika yürütmek istemez. Demek istediğim, hiçbir rasyonel devlet. Ben bu satırları, Vermont’taki ünlü askeri akademi Norwich Üniversitesi’nde davet edildiğim “ABD’nin Büyük Stratejisi” başlıklı konferanstan yazıyorum. Amerika’nın önde gelen savaş okullarında görev yapan akademisyenler ve Pentagon’dan bazı isimler, iki gündür IŞİD türü bölgesel tehditleri ele alıyoruz. Ve konferansın en hararetli konularından biri ne biliyor musunuz? Libya Harekâtı’nın ne büyük bir hata olduğu, Kaddafi’nin devrilmesinin bölgeyi nasıl büyük bir kaosa sürüklediği, bugün Suriye’de yaşanan karşıklığın bir sebebinin de Afrika ve Ortadoğu’ya silah akıtan Kaddafi sonrası Libya’sı olduğu ve 1990’daki ilk Körfez Savaşı’nda Saddam’ı devirmenin risklerini görüp bundan kaçınan Baba Bush - Brent Scowcroft (o dönemki Ulusal Güvenlik Danışmanı)- James Baker (O dönemki Dışişleri Bakanı) üçlüsünün Amerikan tarihinin gelmiş geçmiş en iyi ulusal güvenlik ekiplerinden biri olduğu. Unutmayın. Obama, bundan önceki başkan oğul Bush’un Irak’ta yaptıklarına karşı çıkarak geldi. Amerikan devletinde elbette devamlılık esastır. Ama Norwich’teki konferanstan da çıkan sonuçlardan biri, Amerikan devletinin bir işi de başkanlara mümkün olduğunca geniş opsiyonlar sunmaktır. 2016 gelecek. Beyaz Saray’a Hillary Clinton gibi bir Demokrat ya da herhangi bir Cumhuriyetçi seçilecek. Ve ulusal güvenlik ekibi de, yeni Başkan’a gidip “Kusura bakmayın Esad’la görüşemezsiniz. Başkan Obama zamanında onu yasaklamıştı” diyecek. Öyle mi! Tabii ki öyle olmayacak. Ve tabii ki, Amerikan devleti, yasal açıdan hareket kabiliyeti olan birimleriyle 2016’dan sonra Esad Rejimi’yle kurulacak olası bir ilişkinin zeminini
de şimdiden hazırlamaya başlayacak.

9) Türkiye ve ABD arasında Suriye için bu kadar derin öncelik farklılıkları varken, tezkere Washington’da nasıl yankılandı? İşte aynen bu öncelik farklılıklarının gölgesinde. Daha Başkan Yardımcısı Biden’ın Türkiye’yi Suriye’de IŞİD benzeri örgütlere yardım etmekle suçlayan tarihi Harvard konuşması olmamışken görüştüğüm üst düzey bir Amerikan yetkilisine göreAnkara’nın birinci önceliği Esad, ikinci önceliği Kürtlerin güçlenmesini önlemek. ABD’nin ise birinci önceliği IŞİD, ikinci önceliği Esad, üçüncü önceliği Kürtleri korumak. Tezkere şu açıdan Washington’ı rahatlattı elbette. Yıllar sürecek bir operasyonda büyük bir maliyet ve lojistik avantaj sağlayabilecek İncirlik NATO Üssü, bu karar sayesinde kullanıma açılabilir. Ama sorun, 2003’teki Irak işgali öncesi oylanan tezkerenin aksine, bu karar Türkiye’nin İncirlik’in kullanımına olur vereceği anlamına gelmiyor. İpler hükümette. Ve Washington, Ankara Hükümeti’nin bu tezkereyi, kendi ifadesiyle daha geniş kapsamlı bir çözümü konuşmak için bir kaldıraç gibi kullanacağını düşünüyor. Bir anket var bahsettikleri. Türkiye halkının yüzde 80’inin ABD’nin IŞİD’e karşı Suriye ve Irak’ta yürüttüğü saldırıları desteklediği anlaşılmış. Ama şöyle de biri durum var ki... Erdoğan-Davutoğlu Yönetimi Suriye konusunda başından beri kamuoyu fikrine uygun biçimde davranmıyor. Aynı Türkiye halkı yüzde 70 gibi ezici bir çoğunlukla Türkiye’nin Suriye’de yürüttüğü müdahaleci politikaları da tasvip etmedi ama değişen bir şey oldu mu? Olumlu bakanlar da var tabii. Mesela 2003 tezkeresi döneminde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson ile görüştüm. İki noktaya vurgu yaptı: 1) Bu tezkere pozitif bir işaret. Çünkü ABD işbirliğine alan açıyor. 2) İki başkentin politikaları net değil ama görüşmelerin devam etmesi önemli.

10) Peki ya Amerikan kamuoyunun konuya bakışı? Washington’ın Kobani politikası bundan etkilenir mi?
İki hafta önceydi. Bir Kürt-Amerikalı ile Kobani’deki durumu konuşuyorduk. “Şimdiye kadar hep ‘Hevalno (arkadaşlar) dişinizi sıkın, Serok (Apo) konuşuyor’ diyorlardı. Gençleri dizginliyorlardı. Ama Kobani düşerse hevalno dinlemeyecek. Amerikalılara da söyledik” dedi. Sadece Demirtaş gibi Washington’a gelen Türkiye Kürtleri ya da Amerika’da yaşayan Kürtler değil. Kobani’deki insanlık dramı, Amerikan medyası ve Washington’daki düşünce kuruluşlarında da büyük bir hassasiyet yaratmış durumda. En son Amerikan İlerleme Merkezi’nden (CAP) Michael Werz ve Max Hoffman’ın yazdıkları, Washington’ın Kobani’de acilen harekete geçmesi gerektiğini, Suriye’de ihtiyaç duyulan müttefiklerin Kürtler olduğunu söyleyen makale bunlardan biri. Onun ötesinde Amerika’dan Kobani’deki insanlara bağış kampanyası bile başladı. 1.1 milyar dolarlık kişisel servetiyle ABD’nin önde gelen zengilerinden olan, Chobani yoğurtlarının sahibi Hamdi Ulukaya (42) onlardan biri. Önceki gün telefonda konuştuk. Ve IŞİD kuşatması altındaki Suriye’nin Kürt bölgesi Kobani için 2 milyon dolarlık bir bağışta bulunduğunu söyledi. Yardımı bölgede çalışan sivil toplum örgütlerine yapacak. Kimlere dedim. “Henüz hangileri olduğu belli değil. Sahada kim aktifse onlarla konuşuyoruz” dedi. “Başkalarının da bu bağışa katılmalarını istiyor musunuz” dedim. “Herkesin bu olaya insani bir gözle bakıp yardım etmesini istiyorum. Biz Anadolu insanıyız. Olayın politik yönü, kimin ne oyun oynadığı beni ilgilendirmiyor. Herkes perişan durumda. Buna kayıtsız kalmamız mümkün değil. Ya orada bir katliama seyirci kalacağız ve ömür boyu bunun vicdan azabını yaşayacağız ya da insanları kurtaracağız” dedi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.