Ayhan Çarkın, serbest bırakıldı

Gözaltında tutulduğu İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi’ne getirilen Çarkın, Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali tarafından sorgulandı. Yaklaşık 10 saat ifadesi alındıktan sonra ''adam öldürmek'' suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilen Çarkın'ın sorgusu tamamlandı. Mahkeme, Çarkın'ın serbest bırakılmasına karar verdi.

Adliye önünde gazetecilere açıklama yapan Çarkın'ın babası Halil Çarkın, sabah saat 07.00'den beri burada olduğunu belirterek, ''Tahliyesini bekliyordum, tahliye olduğu için mutluyum'' dedi.

‘Çarkınlar’ın faaliyetleri AİHM tescilli
Eski özel timci Ayhan Çarkın’ın, ‘Çok cinayet işledik’ sözleriyle hatırlattığı yargısız infaz davalarında AİHM Türkiye’yi 5 kez mahkum etti.

Hafta başından bu yana Radikal’e yaptığı açıklamalarla gündem olan eski Özel Harekât polisi Ayhan Çarkın, meslektaşlarını yargısız infazla ve çeteleşmekle suçladı. Buna karşılık polislerin avukatı İlhami Yelekçi, ‘Gül mü atsalardı’ diye müvekkillerini savundu. Ancak Çarkın’ın da değindiği ve 1990’lı yıllarda polis tarafından öldürülen kişilere ait Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları İlhami Yelekçi’nin ‘Gül mü atsalardı’ tepkisini haklı çıkarmıyor. 

Dahası AİHM, bazı davalarda gerçekten de öldürmelerin zorunlu olduğuna hükmetse de satır aralarında yok edilen deliller, eksik yürütülen soruşturmalar, göz ardı edilen suçların bulunduğunu özellikle belirtiyor. Bu nedenle de genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkının ihlali konusunu düzenleyen 2. maddesinin ihlal edildiği hükmüne varıyor. 

Ayhan Çarkın’ın da açıklamalarıyla dikkat çeken ve 90’lı yıllarda yaşam hakkının ihlali iddiasıyla AİHM’ye gönderilen davalarda bugüne kadar Türkiye’nin toplam 10 kişi üzerinden mahkûm olduğu görülüyor. 12 Temmuz 1991’de İstanbul’da 5 kişinin öldürülmesi ile ilgili olarak ‘yaşam hakkının direkt ihlal edildiğine’ hükmeden AİHM, aynı gün öldürülen 6 kişinin durumu içinse ‘soruşturmanın yetersiz olduğu’ ve ‘polislerin korunduğu’ yolunda tespit yaptı. 

AİHM’nin verdiği kararlar Türkiye kamuoyunda pek tartışılmış değil. Oysa kararlarda kullanılan ifadeler, Ayhan Çarkın’ın ifşa ettiği biçimiyle yargısız infaz iddialarına paralellik arz etmekle kalmıyor, o dönem yargı sürecinde de bir ‘organizasyon’ gibi çalışıldığını ortaya seriyor.

5 mahkûmiyet kararı
AİHM, 5 olayla ilgili davalarda Türkiye’deki yargılama süreçlerine ilişkin mahkûmiyet kararı verdi. Kararların tümü “yaşama hakkı”nı düzenleyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesine dayanarak verildi. 

Vücudunda 45 mermi 
TAŞKIN USTA (1992): 16-17 Nisan 1992’de Çiftehavuzlar’da Dev-Sol lideri Dursun Karataş’ın eşi Sabahat Karataş ve Eda Yüksel’le birlikte öldürülen Taşkın Usta’nın dosyasıyla ilgili incelemede AİHM kararını şu ifadelerle sundu: Usta’nın cesedinde, on üç tanesi öldürücü olmak üzere 45 mermi yarası vardı. Operasyona katılan polislerin ifadesini almak için 8 aydan fazla beklendi. İfade işlemleri 2 yıldan uzun sürdü. Karar 7 yılı aşkın bir sürede verildi. Yargıtay aşaması 2 yıl sürdü. 

Takibat 5 yıl bekledi 
AYŞE GÜLEN (1992): 16-17 Nisan operasyonları sırasında öldürülenlerden biri olan Ayşe Gülen Uzunhasanoğlu’nun ailesinin başvurusu üzerine AİHM, AİHS’nin 2. maddesinin usul açısından ihlal edildiğine karar verdi. Raporda, suçlanan polisler aleyhinde cezai takibat başlatmadan önce 5 yıl beklendiği ve nihai kararın çıkmasının 4 yıldan fazla sürdüğüne dikkat çekildi. 

Solağın sağ elinde silah 
HAKAN KASA (1993): 13 Ağustos 1993’te Perpa’daki operasyonda öldürülen 5 kişiden biri olan Hakan Kasa’nın dosyasını inceleyen AİHM, tümü Dev-Sol üyesi olarak tanıtılan maktullerden sadece ikisinin yasadışı gösterilere katılmaktan kaydı olduğuna dikkat çekti. Maktullerin parmakları mürekkeple kaplı olduğundan, barut kalıntılarını test etmek mümkün olmadı. Şüpheli polisler 14 aya varan süre boyunca sorgulanmadı. AİHM, silahlardan birinin solak kurbanın sağ elinde bulunmasına da dikkat çekti. 

Olay yeri fotoğrafı yok 
ELMAS YALÇIN- İSMET ERDOĞAN (1994): 28 Eylül 1994’te Beşiktaş’ta bir kafede avukat Fuat Erdoğan ve mühendis İsmet Erdoğan ile birlikte öldürülen eski BEM-SEN Genel Başkanı Elmas Yalçın’ın davalarına bakan AİHM’ye göre, maktuller tarafından kullanıldığı iddia edilen silahlar hiçbir zaman parmak izi analizine tabi tutulmadı. Olay yerinin fotoğrafları çekilmedi. Kroki ve olay yeri incelemesi ancak 22 Ekim 1996’da yapıldı. Oysa kafe olaydan sonra yenilenmişti. Ayrıca yargılama sırasında ifade veren 6 tanıktan 3’ü operasyonda yer alan polis, biri de olaya tanık olmayan kafe sahibiydi. Muhtemel tanıkları belirlemek için başka girişim olmadı. Suçlanan polislerin silahları mahkemeye gönderilmedi.
 
Polise resmi tolerans 
İRFAN AĞDAŞ (1996): İstanbul Alibeyköy’de “Kurtuluş” dergisi dağıtırken polisin vurduğu İrfan Ağdaş’ın dosyasını inceleyen AİHM, şu sonuçlara vardı: Olay yeri incelemesi yapılmadı. Kanıtları gizleyebilecek güçte olmalarına rağmen, sanıklar tutuklanmadı. Bu, devletin resmi olarak toleranslı davrandığını gösterdi.





Radikal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.