'Dersim 38' için ilk karar: Zamanaşımı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın referandum öncesi açıklamalarıyla gündeme gelen ve iktidarla muhalefet arasında kavgaya neden olan ‘1938 Dersim Olayları’ ile ilgili ilk yargı kararı, Tunceli Hozat Savcılığı’ndan geldi. ‘Dersim 38’de annesi, babası ve 5 kardeşini yitiren Efo Bozkurt’un, ‘insanlığa karşı suç’ iddiasıyla yaptığı başvuru, ‘kovuşturmaya gerek olmadığı’ gerekçesiyle reddedildi. Savcılık, ‘soykırım’ ve ‘insanlığa karşı suç’ iddiasının ‘Dersim 38’ için uygulanamayacağını, çünkü operasyonda silahlı isyanın bastırıldığını ve eski Türk Ceza Kanunu’nda bu iki suç türünün bulunmadığını, yalnızca adam öldürme suçunun iddia edilebileceğini belirtti. ‘Dersim 38’ için, “Var olduğu iddia edilen ölüm vakaları” ifadesini kullanan savcılık, cinayet suçu için de zamanaşımının işlediğini, dolayısıyla dava açılamayacağını savundu. Efo Bozkurt, önce karara itiraz edecek; sonuç alamazsa AİHM’ye gidecek.

Ölüm tarihi: 0/0/1938
‘Dersim Katliamı’yla ilgili geçen yıl yapılan üç ayrı suç duyurusundan biri 86 yaşındaki Efo Bozkurt’a aitti. Bozkurt, avukatı Hüseyin Aygün aracılığıyla 27 Nisan 2010’da Hozat Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği dilekçesinde, ailesinin ‘Dersim 38’i Hozat’ın Çaytaşı köyünde (Lolan Taner) karşıladığını söylüyordu.

Dilekçeye göre; bu kıyımda Efo Bozkurt’un Kurtuluş Savaşı gazisi olan 43 yaşındaki babası Keko, annesi Kuhari, ablaları 16 yaşındaki Havi, 12 yaşındaki Eyti, 6 yaşındaki Besi, erkek kardeşleri 4 yaşındaki Mehmet ve 2 yaşındaki Niyazi jandarmalarca kurşuna dizildi. Efo Bozkurt kıyımdan kaçarak ve yaralı halde kurtuldu. Bozkurt’un üç kardeşinin ölüm tarihi, nüfus kütüklerine ‘0/0/1938’ diye yazıldı.
İnsanlığa karşı suç iddiasıyla yapılan başvuruya, kanıt olarak, şair Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Son Devrin Din Mazlumları’ isimli kitabı eklenmişti. Askerlik görevini Lolan Taner’de yapan Kısakürek, tanık olduğu kıyımı kitabında aktarmıştı.

Önce itiraz, sonra AİHM
Hozat Savcısı Necati Kurçenli, suç duyurusu üzerine Efo Bozkurt’un ifadesini aldı. 10 ay geçtikten sonra, 18 Şubat 2011’de soruşturmayı tamamladı. Kovuşturmaya yer olmadığına kanaat getiren Savcı Kurçenli, kararında, başvuruyu devletin resmi tezleri doğrultusunda irdeledi. ‘Dersim 38’in soykırım ya da insanlığa karşı suç değil, adam öldürme bağlamında değerlendirilebileceğini kaydeden Kurçenli, bu suç için de zamanaşımının işlediğini, dava açılamayacağını savundu.

Avukat Hüseyin Aygün, savcının Efo Bozkurt’un ifadesini almak dışında hiçbir işlem yapmadığını, köydeki toplu mezar kalıntısı olduğu iddia edilen bölgeyi incelemediğini ve yaşlı tanıkları dinlemediğini belirterek, şöyle konuştu: “Bizce bu suçta zamanaşımı olmaz. 70 yıl sonra da olsa soruşturulmalıydı. Karara itiraz edeceğiz. Olmadı, AİHM’ye gideceğiz. Sonuç almanın güçlüğünü biliyordum, ama Başbakan’ın ve hükümetin Dersim üzerine açıklamaları umut yaratmıştı. Geniş çapta tartışma mümkün olabilirdi. Hukuki düzenleme olabilir diye umuyorduk. Bu karar umut kırdı. Mağdurlarla ilgili tek paragraflık bir değerlendirme bile yok. Değerlendirmeler isyancılarla ilgili, ama Bozkut Ailesi’nin isyancılarla ilgisi yok ki.”

Erdoğan da ‘katliam’ demişti
Başbakan Erdoğan, anayasa referandumu için miting yapmaya gittiği Çorum’da CHP’ye mal ettiği olaylar için ilk kez ‘Dersim Katliamı’ ifadesini kullanmıştı. Erdoğan, 18 Ağustos’taki mitingde şunları söylemişti: “(Kılıçdaroğlu’na hitaben) Göğsünü gere gere neden Dersimli olduğunu söyleyemediğini anlamıyorum. Niye, burada bir incelik var. Dersim katliamının altında ne yatıyor? On binlerce insan katledildi. Tunceli katledildi, kim katletti, hangi zihniyet katletti? CHP zihniyeti katletti.”

Necip Fazıl’dan Dersim ‘faciası’
”En aşağı 50.000 Müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.”
(Son Devrin Din Mazlumları, Büyük Doğu Yayınları, 10. Basım, Nisan 1990, adlı kitabının ‘Doğu Faciası’ bölümünden aynen alıntılanmıştır.)

Karardan satırbaşları: Kırım yok, cinayet olabilir

PLAN VE KASIT GEREKİR: 5237 sayılı (Yeni) Türk Ceza Kanunu’nun 76. maddesinin (soykırım suçu) gerekçesinde, suçun oluşması için, hareketlerin bir planın icrası sonucu gerçekleştirilmeleri gerektiği, sistematik bir şekilde işlenmesinin önşart olarak anlaşılması gerektiği ifade edilmektedir.

SİSTEMATİK SALDIRI: Madde 77’deki insanlığa karşı suçun gerekçesinde, planın uygulanması suretiyle ve siyasal, felsefi, ırki veya dinsel saiklerle nüfusun sivil bir grubuna karşı belirtilen eylemleri gerçekleştirmek, insanlığa karşı suç kabul edilmiştir. Maddenin Nürnberg Mahkemesi’nden (Almanya’da Yahudi soykırımının yargılandığı mahkeme) esinlenildiği belirtilmiştir. Fiillerin geniş çapta sistematik bir saldırının parçası olduğu bilinerek işlenmesi gerektiği öngörülmüştür.

DEVLET İSYANI BASTIRDI: Türkiye Cumhuriyeti’nin, milli egemenlik hakkının kulanılması çerçevesinde bu silahlı isyancıların milli egemenliği parçalamaya varan eylemlerini lüzumu hasıl olduğu takdirde silah da kullanmak kaydıyla etkisiz hale getirdiği, bunun isyancılarla sınırlı kaldığı tarihi gerçekliktir. Devletin isyana dahil olmayan hiçbir masum vatandaşına karşı müdahalesi olmadığı tarihi gerçeklik olarak kaydedilmelidir.

DERSİM’E DELİL YOK: Şikâyetçinin iddia ettiği olay ve suçun varlığına ilişkin soyut iddiadan başka somut belge ve bulgunun bulunmadığı; özetle, soykırım suçu açısından bu fiillerin ‘bir planın icrası suretiyle’ işlenmesi gerektiği ve suç girişiminin ‘planlı ve sistematik olması’ şeklinde ifade edilen unsurların bu olaylar bakımından varit olmadığı...

ZATEN ZAMANAŞIMI İŞLEDİ: Şikâyetçinin belirttiği olayların 1938’de meydana geldiğini iddia ettiği tarihte yürürlükte olan 765 sayılı (Eski) TCK’da, soykırım ve insanlığa karşı suçun yer almadığı, var olduğu iddia edilen ölüm vakalarının adam öldürme suçu kapsamında kalacağı, zamanaşımı süresi dikkate alındığında kanundaki zamanaşımı süresinin geçtiği, bu nedenle isnat edilen suçlar bakımından işlem yapılmasına gerek olmadığı...

1938’de Dersim’de neler oldu?
Dersim ‘İsyanı’ veya ‘Katliamı’, bugünkü adıyla Tunceli’de, 1937’de çeşitli aşiretlerin merkezi hükümetle yaşadığı anlaşmazlıklar sonucu ortaya çıkan olayların genel adı olarak tarihe geçti. 1938 sonunda biten askeri harekâtın ardından, yaygın kanıya göre 40 bin sivil öldü. 12 bin kişi sürgün edildi. Ancak Nüfus Müdürlüğü’ne göre 8.605, Genelkurmay 4. Umumi Müfettişlik raporuna göre 13.160 sivil öldü.




Radikal

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.