'Gençlik muhalefet demektir'

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısının açılışında konuşan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, son öğrenci olayları ve (yumurta atmak şiddet midir, değil midir?)'' sorusuna indirgenen tartışma ile ilgili bir kaç şey söylemek istediğini kaydetti. Kendisinin bu konuya biraz farklı yönden bakacağını belirten Boyner, ''Sayın Kuzu ve Sayın Batum'un maruz kaldığı durumu, onaylamak mümkün değil'' diyen Boyner, ancak gençlere iğne batırırken, kendilerine çuvaldız batırmaları gerektiğini söyledi.

''Yarınlar gençlerin'' dediklerini işaret eden Boyner, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Hepimizin, ama hepimizin bir kez düşünmesi lazım. Gençlerimiz niçin öfkeli? Gençlere nasıl bir gelecek devrediyoruz? Genç işsizliği ortada. Gençlerin eğitimle ilgili kaygıları yeterince cevaplanamıyor. (Bu olayların arkasında örgütler var. Bunlar öğrenci bile değil) gibi argümanlar veya daha fazla polis gücünü okullara sokarak yasaklar getirmek çözüm mü? Gençleri yeterince dinliyor muyuz? Onlara özgür düşünmeyi, özgür ifade etmeyi öğreten, bağımsız üniversiteler verebiliyor muyuz? Unutmayalım ki, gençlik muhalefet demektir. Bizim tartışan, konuşan, sorgulayan gençlere ihtiyacımız var. Ben genç arkadaşlarımıza taleplerini ifade biçimleri tercihlerinde yanlış tarafa düşmemeleri için eylemlerinde şiddete başvurmamalarını önerebilirim. Ama bizlere, iş dünyasına, kanaat önderlerine, siyasetçilere, yöneticilere düşenin de anlayış, empati ve diyalog kurma çabası olduğuna, tüm kalbimle inanıyorum. Susturma, azarlama, biber gazı, dayak, etiketleme ve yasaklama değil.''

Ayrıca bazı öğrencilerin cürümleri ile kıyaslanamayacak ağırlıkta cezalara çarptırılmalarının, artık çoktan geride bıraktığını umdukları ceza fetişizmden muzdarip, pederşahi bir otorite anlayışını çağrıştırdığını belirten Boyner, bunun da demokrasiye yakışmadığını ve sığmadığını söyledi.

 

TÜSİAD Yüksek İstişare Toplantısı

TÜSİAD'ın, 2010 yılının üçüncü ve son Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısını Ankara'da yapıldı. Toplantının açılışında konuşan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, kamu alacaklarından pek çok alanda önemli ölçüde feragat edilmesinin, özellikle küresel kriz sırasında toplum kesimlerinin kısmen rahatlamasına neden olduğunu ifade ederek, "Bu düzenleme keşke yapısal nitelikte bir vergi reformu ya da bu vergi reformunun da içinde bulunduğu bir makro ekonomik uyum paketi ile birlikte sunulabilseydi. Bu tür bir kamu alacağı feragatinin sık başvurulabilecek bir araç olmadığı nettir. Aksi takdirde kurallara uygun davranan vatandaşların zarar görmesi ve kamu gelirlerinde ciddi aşınmalar gündeme gelecektir" dedi. Bu eksikliklerin giderilmesi gerektiğini vurgulayan Boyner, "Önümüzdeki dönem için kapsamlı bir vizyona ve buna bağlı cesur adımlara ihtiyacımız olduğu inancındayız. Bu vizyonunun ifadesini bulacağı temel metin hiç kuşkusuz yeni Anayasa olacaktır. Bu anayasanın mümkün olan en katılımcı yaklaşımla hazırlanması için elimizden gelen gayreti göstereceğiz" diye konuştu.

'Türkiye'nin yeni bir büyüme stratejisine sahip olması konusuna yoğunlaştık'

TÜSİAD olarak 2011 seçimlerine kadar iki konuda çalışmalarını yoğunlaştırdıklarını, seçimlerden önce bunların sonuçlarını paylaşacaklarını belirten Boyner, "Konulardan birincisi Türkiye'nin uzun vadede daha rekabetçi, verimlilik tabanlı ve kaliteli istihdam yaratacak yeni bir büyüme stratejisine sahip olması. Bu stratejinin geliştirilmesi ve uygulamaya geçişinde devlet ve özel sektörün bir görev bölümü yapması gerektiğine inanıyoruz. Diğeri Türkiye'nin demokratikleşme projesinin devamı; yeni anayasa ve reformlarla her anlamda hem siyasi hem ekonomik hem sosyal olarak lig atlamasına engel olan demokrasi açığının kapatılması" ifadelerini kullandı. Bu konudaki çalışmalar sırasında toplumun her kesiminde farkındalık ve katılımı artırmayı amaçladıklarını vurgulayan Boyner, "Bu perspektifi ortaya koyarak siyasi iradenin ve tüm siyasi partilerin seçim öncesinde tartışma ve paylaşma ortamına yapıcı bir şekilde katılmalarını teşvik etmek istiyoruz. Tüm bunlar ışığında bir yeni Türkiye vizyonunu ortaya koymanın zamanı geldiğine inanıyoruz" dedi.
 

'Türkiye nerede duracağını belirlemeli'

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Boyner, Türkiye'nin şekillenen düzen içinde gelişmelere nasıl tepki vereceğini değil, nerede yer alacağını belirlemek durumunda olduğunu vurgulayarak, "Bu açıdan yedi ay sonra yapılacak 2011 genel seçimleri tarihi önem taşıyacaktır. Her ne kadar 2020 yılına kadar ortalama 18 ayda bir seçim yapacak olsak da bu dönemin Türkiye'sinin harcı 2011 parlamentosu tarafından karılacaktır. Gerek tarihi tecrübesi, gerek insani birikimi, gerekse stratejik konumu nedeniyle Türkiye'nin tarihin akışını değerlendirenler arasında olması gerekir. Ancak gene kendi yakın tarihimizden biliyoruz ki bunları doğru değerlendirip üzerinize düşeni yapmazsanız, gelişmenin dışında kalır, önünüzdeki fırsatları da harcarsınız" şeklinde konuştu. Türkiye'nin 1990'lı yıllarda tam da bunu yaptığını, 90'ların Türkiye açısından kaybedilmiş yıllar olarak tarihe geçtiğine işaret eden Boyner, Türkiye'nin 90'lar sonrasında kendisini 2001 krizinin içinde bulduğunu söyledi. Türkiye'nin neyse ki, o çöküntüden bir yeni bina inşa etmeyi başarabildiğinin altını çizen Boyner, "2001 yılından 2008'e, hatta bugünlere bizi taşıyan on yıllık programın başarısını sağlayan şartlar ve konjonktür artık değişti. Bu kez bir krizin bizi vurmasına izin vermeden, yeni bir programı şekillendirmeliyiz" dedi.

Türkiye'nin önüne kapsamlı bir kalkınma stratejisi, yeni bir ekonomik model koyulması gerektiğini vurgulayan Boyner, "Krizin ardından oluşan küresel iş bölümünde bize yakışan yeri almak için hazırlıkları hızlandırmalıyız. Bu hedefe ulaşmak için tüm kaynakları seferber etmeliyiz. Bu söylediklerimin meali şudur: 2010'lu yılların gerçeklerini doğru değerlendirip üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Yeni bir kalkınma modeli arayışına uygun olarak küresel şartlarla uyumlu bir büyüme stratejisi tanımlamalıyız" ifadelerini kullandı.

'Merkez bankalarının yarışmasına tanıklık edeceğiz'

Boyner, Dünya ekonomisindeki dengesizliklerin giderilmesi için gereken işbirliğini sağlamanın bir türlü mümkün olmadığını belirterek, ekonomik krizden çıkabilmek için bu dengesizliğin giderilmesinin şart olduğunu söyledi. Boyner, "Bunu sağlamak içinse öncelikle kimsenin işleyişinden memnun olmadığı küresel para sistemine yeni bir düzen getirmek gerekiyor" dedi. "Seul'de çağın ruhuna uygun olarak silahsız bir soğuk savaşın başlangıcına tanıklık ettiğimizi düşünüyorum" diyen Boyner, savaşın ekonomik düzlemde gerçekleşeceğini, bu savaşın nihai sonuçlarının ne olacağının tam kestirilmese de dünyada yeni bir finansal düzenin kurulacağından emin olduklarını vurguladı. Boyner, bu yeni düzenin kurallarının ekonomik güç dengesini yansıtacağını kaydetti. Boyner, "Uzun dönemde, yaşananları kur riskini tamamen ortadan kaldıracak olan küresel bir para politikası ve mali düzenleyici modeline geçişin sancıları olarak da okumak mümkün. Yani IMF ve Dünya Bankası gibi örgütlerin işlevleri farklılaşacak" şeklinde konuştu. Geçiş döneminin sancılı olacağını söyleyen Boyner, siyasetçilerin ülkeleri adına kısa dönem hesaplarıyla gerçekleştirdikleri korumacı, kur politikalarına dayalı, kısa vadeli ayak oyunlarının toplamda dünya için hayırlı sonuçlar doğurmayacağını kaydetti. Boyner, "Bundan sonraki dönemde özellikle G20 siyasetçilerinin küresel, yenilikçi ve işbirliğini önde tutan ekonomik politikalara ikna edemezsek, reel kurun ve büyümenin yegane belirleyicisi olan üretkenlik ve verimlilik politikaları yerine, merkezi yönetimlerin baskısı altında, miyopik ve politik etki altında hareket eden merkez bankalarının yarışmasına tanıklık edeceğiz" şeklinde konuştu.
 

'Sanayi stratejisini siyasi partilerin programlarında görebilmek istiyoruz'

Son küresel krizin ardından, artık krizler ile mücadele eden bir Türkiye'den, yüksek ve sürdürülebilir nitelikte kalkınabilen bir Türkiye için yeni bir kalkınma vizyonuna ihtiyacı olduğuna işaret eden Boyner, "Bu modelde makro politikalarda artık hata yapma lüksümüz yoktur. Vergi adil ve şeffaf toplanmalı, devlet her noktada vergi ödeyene hesap vermeli, kamu hizmetinde kalite artırılmalı, kamu harcamaları üretkenliği desteklemelidir. Para politikası özerk Merkez Bankaları tarafından yürütülmeli, kur bir refah aracı olarak düşünülmemelidir" diye konuştu. Bunların sürdürülebilir büyümenin sadece gerekli koşulları olduğunu belirten Boyner, uzun dönemli büyümenin motorunun ise sağlam ve işbirliği içinde hazırlanan ve uygulanan, sanayinin tüm kollarını içeren yeni bir büyüme modeli olduğunu kaydetti. Böyle bir politikanın tüm sektörleri içermesi gerektiğine dikkat çeken Boyner, "Sanayi stratejisi sürecini bir türlü başarıyla tamamlayamadık. En temel ve anlaşılır neden bilgi eksikliği yani bir sanayi envanterinden yoksun olmamızdı. Bu konuda, bazı olumlu gelişmeler olduğunu yakın geçmişte öğrendik. Ancak henüz bizlere sunulmuş bir sanayi stratejisi yok. Seçimlerden önce siyasi partilerimizin programlarında bunu görebilmek istiyoruz. Bir iş dünyası örgütü olarak, çözüm önerilerimizi paylaşmaya hazırız" dedi.


'Yeni anayasayı hazırlama yöntemi üzerinde duracağız'

Önümüzdeki dönemde Yeni Anayasayı hazırlama yöntemi üzerinde duracaklarını aktaran Boyner, bu anayasanın hangi ilkelere göre ve ne tür kurumlarla şekillendirilmesi gerekeceği konularında pozisyonlarını belirleyeceklerini ve çalışmaları kamuoyu ile paylaşacaklarını kaydetti. Boyner şu noktalara değindi: "Bizim aklımızdaki anayasanın olmazsa olmaz ilkeleri: devleti değil vatandaşı öne çıkarması, devleti değil vatandaşı koruması; sivil ve demokratik bir ruha sahip olmasıdır. Bu atılımın bir parçası olarak Türkiye'deki üç fay hattı yani, 'Din ve vicdan özgürlüğü', 'kimlik sorunu' ve 'kuvvetler ayrılığı' üzerinde tartışma ortamını yaratmaya çalışacağız. Bu tartışmanın, Cumhuriyetimizin ve demokrasimizin bugün varmış olduğu noktada hayati bir önem taşıdığına inanıyoruz. Cumhuriyet'i daha demokratik kılacak ortak değerlerin neler olduğu, laiklik ve kimlik gibi ilkelerin nasıl tanımlanması gerektiği hakkında bir mutabakat arayışına ihtiyacımız var. Siyasi partilerin ve toplumun temsil niteliğine sahip kurumlarının bu arayışa ve düşünce alışverişine destek vermek ve katkıda bulunmak yükümlülüğü taşıdıkları kanısındayız."
 

'Tüm partilerden yeni Anayasa ile ilgili vaatlerini duymak istiyoruz'

Tüm siyasi partilerden artık neredeyse başlamak üzere olan seçim sürecinde yeni anayasa ile ilgili vaatlerinin ne olduğunu, Türkiye vizyonlarının hangi unsurlardan oluştuğunu duymak istediklerini dile getiren Boyner, "Yani açıkçası Türkiye halkı olarak artık her seçim döneminde rastladığımız sığ ve niteliksiz atışmaları değil; halkın gerçek kaygılarına cevap verecek vizyonları duymayı ve tartışmayı hak ediyoruz. Bize göre esasen seçimlere gitmeden önce de demokratik rejimin pekiştirilmesi açısından atılabilecek adımlar bulunuyor" dedi. Boyner, Yeni bir siyasi mimarinin, yeni bir anayasa felsefenin TÜSİAD için ekonomik kalkınmanın rayına oturması açısından da önemli olduğunu vurguladı.

Üç hafta sonra hem Türkiye hem de dünya açısından sarsıcı gelişmelerin yaşandığı bir yılın geride bırakılacağını söyleyen Boyner, "Bir zamanlar sonuna gelindiği söylenen tarihin giderek daha hızlı aktığı bir dönemden geçiyoruz. Bize göre bu akışın yönünü iyi değerlendirebilenler sular durulduğunda herkesin özendiği yerlerde olacaktır" dedi. Boyner, değerlendiremeyenlerin ise diğerlerinin yaptıklarını izleyecek, o yapılanların sonuçlarıyla yaşamak zorunda kalacağını dile getirerek, önümüzdeki süreçte dünya düzenin yeniden şekilleneceğini, ekonomik ve stratejik güç dağılımının mimarisinin belirginleşeceğini kaydetti. Boyner, "ABD'nin başat olduğu tek kutuplu dünya tedavülden kalkarken, Soğuk Savaş sonrası belirsizlik sona erecek. Her ülke bu yeni dönem için kendisine bir pozisyon belirleyecek" diye konuştu.

'Türkiye er veya geç AB üyesi olacak'

Boyner, gerek coğrafyası gerekse tarihsel tercihlerin bir sonucu olarak Türkiye'nin bugün dünya siyasetinde kayda alınması gereken bir ülke konumunda olduğunu belirterek, stratejik açıdan dünyanın ağırlık merkezinin Hazar havzası ve Basra Körfezi üzerinden doğuya kayarken, Ortadoğu'da seksen yıllık düzenin ve iktidarın yapılarının dağıldığını kaydetti. Bu gelişmelerin Türkiye'nin önüne önemli fırsatlar çıkardığını söyleyen Boyner, 1990'ların sonundan itibaren Türkiye farklı ve etkin bir dış politika stratejisi çizdiğini dile getirdi.

Türkiye'nin AB üyelik sürecinin bu yeni arayışlarının başarıya ulaşmasında önemli bir paya sahip olduğunu söyleyen Boyner şu ifadeleri kullandı: "Çok yönlü bir dış politika uygularken çıpamız hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik rejimlerin birliği içinde kalmalı. Kerteriz noktamız bu. Türkiye'nin AB üyeliği ihtimali kendi ekonomik ve sosyal dinamizmiyle yarattığı cazibeyi perçinleyen bir faktör oldu. Bugün baktığımızda bir dönem kamuoyunu dalgalandıran AB üyelik heyecanının yerinde yeller estiğini görüyoruz. Bugün AB ile ilişkilerimizde geldiğimiz noktada sorunların kaynağı AB'de de olabilir, Türkiye'de de. Gerekli olan Türkiye'nin ve Türkiye'deki tüm vatandaşlarımızın çıkarları için bu reform heyecanını yeniden yaratmak ve reform ateşini yeniden yakmaktır. Vurgulamak gerekir ki Türkiye er veya geç AB üyesi olacaktır. Bunun için gerekli adımların atılmasına TÜSİAD olarak her zaman destek vereceğiz."

Komşularla sıfır sorun ilkesi çerçevesinde izlenen politikada angajmanların sürmesinden yana olduğunu dile getiren Boyner, ancak bölgesel gerçeklerin çizdiği sınırlara da gelindiği kanısında olduklarını, komşuların birbirileriyle yaşadıkları sorunların Türkiye'nin tek başına ve sadece iyi niyetle çözemeyeceğinin belli olduğunu kaydetti.

TÜSİAD Başkanı Boyner, Türkiye'nin Batılılığı konusunun bir diğer boyutunun ise tam aksine daha ciddiyetle tartışılmasından yana olduklarını dile getirerek, "Bize göre Türkiye'nin Batılılığı meselesi yalnızca stratejik anlamıyla değil, Türkiye'nin siyasi sisteminin ve toplumunun sahiplendiği değerler açısından da ele alınmalıdır. Son on yılın net bilançosu Türkiye'de sivilleşme yönünde önemli ölçüde mesafe kaydedildiğidir. Ancak hukukun üstünlüğünün tesisi, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, kuvvetler ayrılığının işlerliği, yasamanın temsili niteliğinin artması gibi konularda daha yapılacak çok iş bulunduğu aşikardır. Tıpkı idarenin şeffaflaşması, hesap verme zorunluluğun artması, yolsuzlukların önüne geçilmesi, sivil toplumla istişare mantığının benimsenmesi ve rekabeti bozan kuralsız mali girişimlerle mücadele konularında olduğu gibi" ifadelerini kullandı.

 

TÜSİAD Yüksek istişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, Sheraton Oteli'nde yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Toplantının açılışında yaptığı konuşmada, ekonomi alanında küresel örneklerin peşine takılmanın her zaman doğru olmayabileceğini belirtti. Mustafa Koç, semptomları giderecek çözümleri aramak yerine, sorunların kaynağına inme yolu izlenirse, devalüasyon gibi, sıcak paraya ek vergiler konması veya kredi havuzunun daraltılması gibi önlemlerden önce sıkı bir maliye politikasının nasıl izlenebileceğinin tartışılmasının, yapısal reformların sağlayabileceği telafi imkanlarının gözden geçirilmesinin, daha yararlı ve daha kalıcı çözümler üretebileceğini görmenin mümkün olacağını söyledi.
 

'5 noktaya azami dikkat'

Seçimleri yaklaşmış bir Türkiye'nin hataya düşmemesi ve küresel kriz sırasındaki göreceli iyi performansını sürdürerek kendi kendine ilave zararlar vermemesi gerektiğine işaret eden Koç, bu ortamda sağlıklı karar alabilmek için 5 noktaya azami dikkat göstermek gerektiğini kaydetti. Koç, bu noktalar arasında alınacak önlemler ile ilgili olarak iç istişare mekanizmalarının hızlı, sürtünmesiz ve ön yargısız işlemesini sağlamak, tüm dünya ekonomik savaş içindeyken, bu alana ait gelişmeleri iktidar ve muhalefet olarak seçim atmosferinin gündelik çatışmalarına malzeme yapmaktan kaçınmanın bulunduğunu söyledi. Böyle bir ortamda uluslararası planda Türkiye'nin üzerindeki baskıyı hafifletecek, daha fazla güven yaratacak diplomatik adım ile kronik dış politik sorunların çözümünde yapıcı adımlar atmak gerektiğini ifade eden Koç, uluslararası meselelerde tavır alırken özellikle batı dünyası üzerinde yaratılan kaygı uyandırıcı algılamaları, güven yaratıcı yaklaşımlarla dengelemek gerektiğini belirtti. Koç, bu güveni uluslararası platformlarda etkili biçimde kullanarak, kur savaşlarının tüm dünyaya eş zamanlı olarak zarar verme potansiyelinin önüne geçmek için alınabilecek aksiyonlarda aktif bir tutum benimsemek gerekliliğine işaret etti.

Dış politika

Diplomaside Türkiye'nin son yıllarda önemli ilerlemeler kaydettiğini belirten Koç, Türkiye'nin yöresel bir güç olarak konumunu kuvvetlendirdiğini, ''komşularla sıfır sorun'' politikasının, bu ilerlemenin en önemli köşe taşını oluşturduğunu söyledi. Koç, bu dönemde, eksen kayması yorumuna maruz kalınmasının, bazı söylemlerin, diplomatik eylemlerin önüne geçmesinden kaynaklandığını ifade ederek, oysa dünyanın değer yaratan alanlarının nispi olarak Türkiye'nin batısından doğusuna doğru kaydığını, Türkiye'nin de bu değişime göre pozisyon aldığını anlattı.

TÜSİAD olarak, bu pozisyon alışın doğru olduğunun altını çizdiklerini ve Türkiye'nin aslında şimdi gerçek bir ilişki ve iletişim köprüsüne dönüştüğünü anlatmaya çalıştıklarını hatırlatan Koç, ''Ülkemiz batı dünyası ile ilişkilerini güçlendirdikçe, doğunun tercih edeceği bir ortak haline geliyor. Doğu dünyası ile güçlü ilişkiler tesis ettikçe de batının vazgeçemeyeceği bir ortak konumuna yükseliyor'' dedi. Koç, Türkiye'nin AB ile ABD ile olan ilişkilerinin anahtarlarının da burada yattığını belirterek, mevcut küresel ekonomik savaş ortamında, atılacak yeni diplomatik adımlarla, küresel planda güven yaratacak bir Türkiye'nin sözünü de daha fazla dinletebileceğine inandıklarını söyledi.

Günlük çekişmeler

Mustafa Koç, belirli konularda partilerin günlük çekişmelerinden arınmış alanlar yaratmalarından ve ülke çıkarlarını ilgilendiren adımları birlikte atmalarından her söz ettiklerinde, bu konuda bir eleştiri aldıklarını söyledi. Koç, şöyle devam etti: ''Kimilerine bu yaklaşım biraz naif gözükür. Ancak, biz bu konudaki ısrarımızı sürdüreceğiz.
Üstelik bu kez Türk Ticaret Kanunu'nun partilerin ortak çabasıyla yasalaşma noktasına gelmesini olumlu olarak kullanacağız. Partilerimizin, Türk Ticaret Kanunu gibi, Türkiye'de iş yapma biçimini baştan inşa edecek, yatırım ortamını iyileştirecek, kayıt dışını azaltacak, şeffaflığı ve kurumsallaşmayı geliştirecek bir yasa üzerinde uzlaşmasına devrim nitelemesini yakıştırmak, herhalde abartılı olmayacaktır.''

 

Küresel ekonomi

Koç, dünyanın 2011'de kur savaşları adı verilen bir küresel ekonomik fenomen ile girdiğini, ABD'nin 2011 Temmuz'una kadar 600 milyar dolarlık kamu kağıdı alacağını açıklaması, Brezilya, Tayland gibi ülkelerin sıcak para akışını önlemek için kısıtlayıcı önlemlere başvurmalarının farklı cepheler olarak karşımızda durduğunu söyledi. ABD Merkez Bankasının 600 milyar dolarlık kamu kağıdını almak için bacağı dolarların gelişmekte olan ülkeler için tehlike oluşturduğuna işaret ederek, bu paranın büyük ölçüde gelişmekte olan ülkelere gideceğini, bu ülkelerin paralarının daha da değerleneceğini, ihracat sektörlerini olumsuz etkileyeceğini, işsizliğin artacağını söyledi. Küresel gelişmeleri belirleyen ülkelerin siyasetçilerinin olaya gemisini kurtaran kaptan anlayışıyla bakmalarının, tüm küresel ekonomiyi yeni bir çalkantıya doğru sürükleme potansiyeli yarattığını da anlattı.

 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin, güvenlik ağırlıklı değil özgürlük ağırlıklı bir demokrasi inşa etmesi gerektiğini; Soğuk Savaş döneminde güvenliğin öncelikli olmasının kaçınılmaz olduğunu ancak bugün ulaşılması gereken şeyin "özgürlük-güvenlik dengesinin kurulması" olduğunu kaydetti. Davutoğlu, toplumu motive edecek en önemli unsurun siyasi meşruiyet olduğunu ve siyasi meşruiyetin sağlamlığının "ancak ve ancak devletin bireylere, 'ben sizlerin güvenliğini riske etmeden, size en geniş özgürlük alanlarını vereceğim' demesi ya da 'özgürlüklerinizi hiçbir şekilde feda etmeden özgürlük alanlarınızı genişleteceğim' demesi" olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanı, "Hem güvenliğiniz olacak hem özgürlüğünüz, eğer özgürlük adına güvenlikten feragat edersek, kaos ve anarşi çıkar, 70'li yılların sonunda olduğu gibi, güvenlik adına özgürlükten feragat ettiğimizde otokratik rejimler çıkar, Türkiye gibi bir ülkenin böyle bir rejimi taşıma şansı yoktur" diye konuştu. Son Anayasa referandumunun ve Türkiye'deki demokratikleşme çabalarının bu çerçeveye oturtulmak zorunda olduğunu belirten Davutoğlu, Türkiye'nin "özgürlük alanının her noktada genişlediği, çoğulcu siyasi kültürün yerleştiği, katılımcı demokrasinin güçlendirildiği yeni bir siyasi restorasyon dönemi yaşanmasına ihtiyacı olduğunu" belirtti.

"Onun için gelecek dönem seçimler sırasında yepyeni bir Anayasa ülke için kaçınılmazdır. Bu yeni Anayasa, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını gözeten ama vatandaşların özgürlük alanlarını temel alan bir anlayışla yapılmak zorundadır" diyen Davutoğlu, şöyle konuştu: "Bu çerçevede, son dönemdeki öğrenci olayları da dahil olmak üzere, şu hususun altını çizmek istiyorum. Bizde eleştirel kültür gelişmedi. Ben sadece bir Dışişleri Bakanı olarak değil, akademisyen olarak da eleştirel kültürün olmadığı ortamlarda fikir üretilebildiğine inanmıyorum. Her noktayı değerlendirebilmeliyiz, hiçbir zihni süzgeç zihninizde yer etmemeli, yani bir otosansür olmamalı. Herşeyi rahatlıkla konuşabilmeliyiz. Protesto kültürü de bunun bir parçasıdır. Ama, protesto kültürü ile kamu vicdanı arasında, modern ve çağdaş bir topluma yakışır kalmak zorundayız. Öğrencilerimize, eleştirmek yanında dinlemeyi de öğretmek durumundayız. Hem eleştirel kültürü hem eleştirel kültürün ötesine geçen protesto kültürünü geliştirme olgunluğuna erişmemiz lazım."





Cumhuriyet

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.