Kadavra dağıtımı başlıyor!
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) ''Ölü Muayene ve Otopsi İşlemleri''ne ilişkin genelgesi, adli tahkikata konu edilmiş olup kimliği belirsiz ya da kimsenin sahip çıkmadığı veya yakınlarının almaması nedeniyle kimsesizler mezarlığına gömülecek olan cenazelerin tıp eğitiminde ve bilimsel araştırmalarda kullanılmasının yolunu açtı.

HSYK'nın 18 Ekim 2011 tarihli ''Ölü Muayene ve Otopsi İşlemleri''ne ilişkin genelgesinde, bazı üniversitelerin tıp fakültesi dekanlıklarından alınan yazılarda, ''adli tahkikata konu edilmiş olup kimliği belirsiz ya da kimsenin sahip çıkmadığı veya yakınlarının almaması nedeniyle mezarlığa gömülecek olan otopsi yapılmış veya yapılmamış cesetlerin gömülme aşamasında üniversitelerin anatomi ana bilim dalında tahniti yapılarak bir süre bekletildikten sonra, öğrenci eğitiminde ve bilimsel araştırmalarda kullanılması için protokol düzenlenmesi talebinde bulunulduğu, cumhuriyet başsavcılıklarının ise uygulamada bu taleplerin nasıl karşılanacağı yolunda tereddütlerinin olduğu'' kaydedildi.

Tıp eğitiminin en önemli kısımlarından birini oluşturan anatomi-kadavra eğitiminin alternatifsiz bir model ve hekim adaylarının insan vücudunu bilimsel olarak öğrenmelerini sağlayan bir olgu olduğu vurgulanan genelgede, 2238 sayılı kanunda, kaza veya doğal afetler sonucu ölen kişilerden vasiyet ve rıza aranmaksızın organ ve doku nakli yapılabileceği, ayrıca yataklı tedavi kurumlarında ölen veya bunların morglarına getirilen ve kimsenin sahip çıkmadığı ve adli kovuşturma ile ilgisi olmayan cesetlerin, aksine bir vasiyet olmadığı takdirde 6 aya kadar muhafaza edilmek ve bilimsel araştırma için kullanılmak üzere ilgili yüksek öğretim kurumlarına verilebileceğinin hüküm altına alındığı, benzeri bir düzenlemeye de Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 10. maddesinin 3. fıkrasının C. bendinde de yer verildiği hatırlatıldı.

Genelgede, ''Bu yasal düzenlemeler doğrultusunda, kıyas yolu ile ölü muayene ve otopsi işlemlerinin bitirilmesini müteakiben adli tahkikata konu edilmiş olup kimliği belirsiz ya da kimsenin sahip çıkmadığı veya yakınlarının almaması nedeniyle mezarlığa gömülecek olan cesetlerin öğrenci eğitiminde ve bilimsel araştırmalarda kullanılmasına imkan tanınması, kimlik belirleme ve gerektiğinde tekrar adli inceleme yönünden yararlı olabileceği gibi, bu süre zarfında yakınlarının bulunması halinde cesedin tesliminde de kolaylık sağlanabilecektir'' denildi.

Ölü muayene ve otopsi işlemlerine ilişkin dikkat edilmesi gereken noktalara ve bu konudaki düzenlemelere yer verilen genelgede, ''Adli tahkikata konu edilmiş olup kimliği belirsiz ya da kimsenin sahip çıkmadığı veya yakınlarının almaması nedeniyle mezarlığa gömülecek olan cesetlerin tıp biliminin gelişmesine katkı sağlaması amacıyla ölü muayene ve otopsi işlemi yapıldıktan sonra Adli Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 10. maddesinin C. bendinde belirtilen kurallara uyularak bilimsel araştırma için kullanılmak üzere mahallindeki şartlar dikkate alınarak ve süresi belirtilmek suretiyle protokol yapılarak, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının yönetiminde ihtiyacı olan yüksek öğretim kurumlarına verilebileceğinin unutulmaması'' hüküm altına alındı.

Konuya ilişkin soruları cevaplayan Adli Tıp Kurumu Başkanı Doç.Dr. Haluk İnce, sadece İstanbul'da yılda 5 bine yakın otopsi yapıldığını belirterek, bu otopsilerden yaklaşık 100 kadarının 15 gün içinde yakınları tarafından alınmaması ya da kimliğinin belirsiz olması nedeniyle büyükşehir belediyesince ''kimsesizler mezarlığı'' olarak bilinen mezarlıkta defnedildiğini kaydetti.

İnce, otopsisi yapılan tüm cenazelerin DNA'larının ve fotoğraflarının kurum tarafından saklandığını ve ''kimsesizler mezarlığı''na defnedilen kişilerin yakınlarının ortaya çıkması halinde DNA testlerinin ardından cenazelerin ailelerine teslim edildiğini belirterek, ''Mezarlara defin işlemi sırasında numara veriliyor. Bu numaralar zaman içinde kayboluyor ya da farklı yıllara ait aynı numaralar var. Buna benzer nedenlerle 'kimsesizler mezarlığı'na gömülen insanlarımızın yakınları ortaya çıktığında cenazelerin bulunmasında sıkıntılar yaşanıyor. Hatta bazen cenaze bulunamıyor. Zaten yakınları olmayan cenazeler kaybolup gidiyor'' diye konuştu.

Bu soruna bir çözüm üretmek istediklerini ve sahipsiz ya da kimliği belirsiz cenazelerin tıp eğitiminde ve bilimsel çalışmalarda kullanılmasının faydalı olabileceğini düşündüklerini ifade eden İnce, konuya ilişkin olarak HSYK üyelerine bir sunum yaptığını ve ardından kurulun ''Ölü Muayene ve Otopsi İşlemleri'' genelgesinde bu konuda bir düzenlemeye gittiğini söyledi.

İnce, kimliği belirsiz ya da sahipsiz cenazelerin tıp eğitiminde kullanılmak üzere üniversitelere verilmesi halinde formaldehit içinde 4-5 yıl kadar saklandıklarını ve bu süre içinde yakınlarının ortaya çıkıp almak istemesi halinde hemen tesliminin söz konusu olabileceğini anlatarak, ''Böylece hem cenazelerin topraktan çıkarılması gibi bir durumla karşılaşılmayacak, hem kaybolmalarının önüne geçilmiş olacak, hem de tıp eğitiminde çok önemli bir yeri bulunan kadavra üzerinde eğitim faaliyetleri yerine getirilecek. Cenazelerin tıp eğitimi için üniversitelere verilmesi ya da bilimsel çalışmalarda kullanılmasıyla, kaybolma ihtimali olan insanlarımızın, daha uzun süre için, daha kolay bulunabilmesini amaçladık. Bu bir 'kazan-kazan' durumudur'' şeklinde konuştu.

ANATOMİ DERSİNDE BÜYÜK İHTİYAÇ
Doç. Dr. İnce, Türkiye'deki tıp eğitiminde ciddi bir kadavraya ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Tıp fakültelerinde de temel derslerden biri anatomi dersidir. Anatomi dersinde çok ciddi bir kadavra ihtiyacı var. Şu anda fakültelerde anatomi dersleri yoğun bir şekilde maketler ve bazı bilgisayar programları üzerinden yapılıyor. Öğrencilerimiz çok büyük bir bölümünün kadavrayı açma gibi bir şansı yok. Anatomide en önemli eğitim metotlarından biri de kadavra diseksiyonudur. Kadavra üzerinde her bir adalenin, her bir sinirin yerinin diseksiyonunu yapmak, oradaki damarlara dokunmak, damarları görmek, dokulara dokunmak, damarlarla ilgili varyasyonları görmek tıp eğitimi açısından çok önemlidir. Bunları öğrencinin kadavra üzerinde görmesi çok büyük bir şans ve zenginliktir.''

Pek çok tıp fakültesinde anatomi eğitiminin maketler ve simülasyon programları üzerinden yapıldığını ifade eden Doç. Dr. İnce, örneğin bir tıp fakültesinin yöneticilerinden ellerinde 2 kadavra bulunduğunu, bunların da 1-2 yıl daha kullanılabileceğini öğrendiğini kaydetti.

İnce, ''Maket üzerinde çalışmak da iyidir ama bazı şeyleri orijinlinde görmekte fayda var. Kadavraya dokunmak ile makete dokunmak aynı şey değil. Simülasyon programlarıyla bir şeyler yapabilirsiniz. Bantta koşmayla, toprakta koşmak aynı şey değildir. Bantta koşmaya alıştınız, toprağa çıktığınızda aynı hızda, aynı ritmde koşamazsınız. Bunlar bile farklıdır ki, aslında bunlar birbirine çok yakın iki aktivitedir. Simülasyon programında uçağı uçurmayı öğrenir insan ama uçağın koltuğuna oturduğunda bir alışma süreci geçirir. O farklı bir şeydir'' şeklinde konuştu.

Kulak burun boğaz uzmanları, beyin cerrahları, genel cerrahlar, jinekoloji uzmanlarının meslek sonrası eğitimleri için kadavra ile çalışabilmek amacıyla yurt dışına kursa gittiklerini, özellikle laparoskopik uygulamalar konusunda bu tür eğitimlere ihtiyaç duyulduğunu belirten İnce, genelgenin sağladığı imkanla ilerleyen aşamalarda laparoskopik uygulamalara ilişkin bir kurs açılabileceğini söyledi.

İnce, üniversitelerin kadavra ihtiyaçlarını karşılayabilmek için yoğun bir taleplerinin olduğunu dile getirerek, ''Genelge sonrasında çalışmalarımız sürüyor. Bunu bir standarda bağlayarak, isteyen üniversitelere sırayla kadavra vermeye başlayacağız'' diye konuştu.




AA
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.