“Yargıtay, özgürlüklerin önünü açmalı“


Çiğdem TOKER


Niğde Üniversitesi'nin açılış töreninde 'Biz Atatürk'ün 24 Anayasası'nı temel alacağız' sözü dikkat çeken Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, yeni anayasa süreci, yargı bağımsızlığı ve iddianamelerde özel yaşamın ihlali konularında önemli mesajlar verdi.

Türkiye'de yargı bağımsızlığı konusunun hep 'Adalet Bakanı neden orada oturuyor' zemininde tartışıldığını, bunun eksik olduğunu belirten Bozdağ 'O eleştiri doğru olabilir ama mahkemeler de Yargıtay'a karşı bağımsız değil' dedi.

Bunun 'terfi sisteminden' kaynaklandığını vurgulayan Bozdağ, 'Hakim direnirse terfi edemiyor. İyi yere gidemiyor. Oysa Yargıtay, düşünceye özgürlükten yana tavır koysa, hakim ve savcılar ona göre düzen alır' diyerek şunları söyledi:

'Eğer Yargıtay Ceza Genel Kurulu, lanetlenen bir düşünceyi bile koruyan yorum yapsa, o zaman ilgili maddeyi uygulayan savcı, o gazeteciyi, o konferansı vereni 'sen niye böyle yazdın, böyle konuştun' diye ifadeye bile çağırmaz. Bugün insan haklarına aykırı ne varsa, hepsinin altında mahkemelerin imzası var.'
Yargı konusunda 'yukarıdan' değişime ihtiyacımız var. Yargıtay'ın özgürlükler konusunda Yüksek Mahkemelerin önünü açması lazım. Tavrını düşünce özgürlüğünden yana koymalı. Çünkü düşünce özgürlüğü tam da bu iş için vardır. Cezalandırma değil, himaye için. Gelişmiş demokrasilerde hükümetleri, parlamentoları hep mahkemeler zorlar. Bizde tam tersi. Hakların önünü açtıkça mahkemeler kapatıyor. Çünkü oluşmuş bir yapının değişime ayak uydurması kolay olmuyor. Zihniyetin demokratlaşması lazım. Terfilerin değiştirilmesine ihtiyaç var. Not sisteminin çok ciddi değişimden geçmesi gerekiyor.

'24 ANAYASASI' DEDİM ÇÜNKÜ...
Savaş bitmiş, Cumhuriyet ilan edilmiş. Türkiye büyük bir değişim yaşıyor. Bütün olağanüstülüklere rağmen anayasayı parlamento değiştiriyor. Ama 61 ve 82'de millete rağmen gelmiş kişilerin anayasaları var. Vatandaşın özgür iradesini ortaya koymasını engellemek için bütün tedbirler alınmış. Eğer devam çizgisi olacaksa, bu aradakileri geçip 1921, 24 ve 2012 anayasası şeklinde irtibatlanması gerekir. Bugünkü siyaset başarabilirse rahat bir tartışma ortamı, müthiş bir temsil oranı var, katılım yollarının tamamı açık. AK Parti'nin 327 milletvekili var. Ama temsil eşit sayıda. Muhalefet daha kalabalık. Yani iktidar, 'ben dayatıyorum benim dediğim olsun' anlayışı içinde değil.

ATATÜRK İTİRAZ EDERDİ
Atatürk'ün yaptığı son anayasa, 1924 anayasasıdır. Diğerleri Atatürk'ün değil, Atatürk adına yapılmış anayasalar. Atatürk, darbecilerin kendi adına anayasa yaptığını duysa, kesinlikle itiraz ederdi. Atatürk, parlamentoya ne kadar kadar kıymet vermiş. Top sesleri buradan duyulacak mesafeye geldiğinde, herkes Meclis'in başka yere taşınmasını tartışırken, o savaşta Meclis'i ayakta tutuyor ve savaşı Meclis eliyle yönetiyor.

ÖZEL HAYAT TAPELERİ İÇİN FORMÜL TARTIŞILABİLİR
Özel hayat tapelerinin yayımlanması fevkalade yanlış. Davayla ilgisi olmayan masum pek çok kişi kamuoyunda yıpratılıyor. Ama mahkeme kişileri yıpratmak için yapmıyor. Diyelim ki savcı 'Bunların şahsıyla ilgisi yok, imha edelim' (Ki bunu polis yapamaz. Polis olduğu gibi koymak zorunda). O zaman ilgili kişiye 'O imha ettiğiniz kayıtlarda benim lehime konular vardı. Konuşma arasındaki cümleler yok' deme hakkı doğmaz mı? O nedenle mahkemeler benim bildiğim, bunları dava bitene kadar imha edemez. Onun için de iddianameye değil eklere bırakıyor. Eke konduğunda da basın, avukatlar, lehlerine olduğunu düşündüğü şeyleri kullanıyor.

- Bunun önüne geçmenin hiç mi yolu yok?
O zaman buna savcılığın değil, mahkemenin karar vereceği bir mekanizma olması lazım. Çünkü savcı iddia makamı. Orada tarafların incelemesi, belki oybirliğiyle, ona bir formül bulunabilir belki. Bunun için de delil karartma, kaybetme ithamını mahkeme ve savcıların üzerinden atacak bir mekanizma, bir formül belki tartışılıp çare olabilir. Özel hayatın gizliliğine, savcı, avukat, hakim, basın herkes elbirliğiyle riayet etmeli.

Mutabık kaldığımız metni niye bozalım
Anayasanın içeriğine dönük somut değerlendirmeler, Uzlaşma Komisyonu'nun (UK) işini zorlaştırır. Biz kendi dersimizi çalışıyoruz. Ama bunu yapmamız bile 'bak dayatıyorlar' diye eleştiri konusu oldu. Süreç çok hassas. Bizim de o hassasiyeti göstermemiz gerekiyor. Değişiklik değil, yeni bir anayasa yapacağız. Eğer başındaki '82 Anayasası' ifadesini kaldırıp, '2012 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası' yazamazsak o zaman yeni anlayış olmaz. Bu çerçevede her konu tartışılabilir. Ama şimdiden söylemek doğru değil

ÖNCE ÇALIŞMA USULÜ BELİRLENECEK
UK metni üzerinden yürüyeceğiz. Üyelerin partiden bağımsız olacağını zannetmiyorum. Evet, UK'nin anayasal dayanağı yok. Ama bu rahatlık veriyor. Özgür ortamda daha iyi karar vermelerine yardımcı olacaktır. UK'lerin geçmişine baktığınızda usullerini kendisi belirler. Toplantı nisabı, çalışma usulü, STK'larla ilişki nasıl olacak? Hangi formatta, kaç günde, öncelikler ne olacak?
Bütün bunlar UK'nin işin başında müzakere edip karar bağlaması gereken işlerdir. Usulde anlaştığınızda, esasta anlaşmak daha kolay olur. Bugüne dek Meclis'in kurduğu bütün komisyonlar önce usulde anlaşmıştır. Bunu dile getirenler yanlış yapıyor. Bugüne dek verdiğimiz sözü ihlal ettiğimiz vaki değildir. Komisyon'da mutabık kaldığımız metni niye bozalım? Böyle şey olur mu? Millete söz verdik. Tüm derdimiz, yeni anayasayı hayata geçirmek ve Türkiye'nin 21. yüzyıldaki yürüyüşünü, artık yeni anayasaya göre yapması. Onun için, büyük bir özveriyle sürece olumlu katkılar vermeye devam edeceğiz. Sürecin baltalanmasına dönük, kimseye fırsat sunmayacağız.

ÜSLUP FARKLI, SÖYLENEN AYNI
Temel ilkeler etrafında konuşmak doğru olur. Üsluplar farklı ama her parti aynı şeyleri söylüyor. Temel hak ve hürriyetlerde, şimdi de olmayan hak ve hürriyet yok. Ama metin, bunların nasıl dolanılacağının yolunu gösteriyor. Dünyanın demokratik olduğunu iddia eden hiçbir ülke anayasasında böyle şey olmaz. Onun için bizim yeni anayasa sürecindeki temel yaklaşım, sadece temel hak ve hürriyetleri vermekle kalmayıp bunları bizzat teminat altına alınacağına işaret eden, tahkim edilmiş bir yapı ortaya koymak. Bireyi, sivil toplumu devlete karşı güçlendirecek teminatlar koymanız lazım.
Yargıtay 1. Başkanvekili Osman Şirin, TCK hazırlanırken, soyut suçlara dair maddeler sırasında, 'Siz buraya ne yazarsanız yazın, kanun yüzde beştir. Uygulama yüzde 95'tir' dedi. Ki doğru söylüyor. O zaman bu yüzde 95'in zihniyetinin değişmesi lazım. Kanun değiştirmekle olmuyor.

İhtilaflı madde beşi geçmez
Bugün tüm partiler, temel hak ve hürriyetlerin daha teminatlı noktaya gelmesi ve yasama, yürütme, yargının bugünkünden daha iyi hale getirilmesi konusunda hemfikir. Yeni anayasa sıfırdan yazılacak. Bunlar içinde ihtilaflı olabilecek konular, bence beş maddeyi geçmez. Dolayısıyla uzlaşacağımız zemin çok güçlü. Bunun ardından kalan konularda uzlaşma noktasını bulmak daha kolaylaşacak. Kendi tabanları da uzlaşmaya daha zorlayacak. Kamuoyunun ortak aklı çıkacak ortaya.

- Kürt siyasi hareketinin beklentisine ne diyorsunuz?
Anayasalara etnik temelli bakmamak lazım. Öyle bakarsak iş başka yere gider.

- Ama bu beş ihtilaflı maddenin, tamamıyla çarpılacak ağırlığı yok mu?
O beş maddeye böyle bir anlam yüklenirse, diğerlerini anlamsız kılarız. Yanlış olur. Ben Komisyon'un pek çok maddede, daha iyisini yazmak için birbiriyle yarışacağını düşünüyorum.


Akşam

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
BURHAN İŞCAN 5 yıl önce

Dam üstünde saksağan;
Kavram karmaşası yaparak, yanıltmak işte bu açıklamalara denir. Bu ülkede yasaları Yargıtay yapmıyor. Yargıtayın vazifesi kanunları yorumlamak da değil. Yargıtayın vazifesi ülkede hukuk birliği sağlamak. Ülkede hukuk birliği sağlama görevi ilk etapta yasamanın görevidir. Ülkemiz yasama organı parlamento, yolsuzluk ekonomisi politikalarını ayakta tutan yasaları rahat rahat çıkarsın diye senato iptal edildi. Bu parlamentodan çıkan yasalara bir bakın hele toplum menfaatine bir yasa çıkıyor mu? YOLSUZLUK EKONOMİSİ POLİTİKALARI SİSTEMİNİN KALBİ BANKALAR; BEYNİ İSE, DİN SİMSARI SÖZDE ALLAH DOSTU BELAMLARDIR.
Bu sistem parlamentosunda hukuk birliğini oluşturacak, yoruma gerek bırakmayacak yasalar çıkarılmaz. Yolsuzlukla Mücadele yasası mesela. Kazaen çıkanlarda, mesela Türk Ceza Yasası gibi; yüzden fazla değişiklik yapıp yasayı işlevsiz hale getirirler. Ya da çıkan, yürürlükte olan yasalar işlevsiz kalır, örneğin 1905 sayılı yasa. İhbar ikramiyesi var çünkü. İhbar yolsuzlukların önünde en büyük engel çünkü. Ya da çıkarılır yasalar ama uygulamaya konmazlar ki sistem onları geçersiz kılacak yapıyı oluştursun. Ticaret Yasası ile Borçlar yasası gibi. Bahane ne? İntikal hukuk kurallarıymış? Ben hukukculara soruyorum, Ticaret yasası, borçlar yasası ve ceza yasası gibi temel yasalara rağmen ve özellikle ceza yasasındaki suç tariflerine rağmen çek yasası çıkarmakta amaç nedir? Niçin ceza yasasının 5. Maddesi gereği bu yasanın çıkması 5 sene ertelenmiştir? Hangi gerekcelerle?
Tek gerekce ekonomi batarsa hepimiz batarız safsatasıdır. Oysa Türkiye Türklere yedirilmeyecek kadar zengindir? Niçin Türkiye dinamikleri harekete geçirilmez de bunun yerine üreticiye çek yasası ile darbe vurulur? Bankalar öle istiyor abi…
1960 ihtilali, bu sisteme karşı yapılmış bir devrim harekatıdır. Halk ve asker elele bu devrimi gerçekleştirdiler. 1961 anayasası bir devrim anayasasıdır. Türkiye’nin en büyük problemi devlet politikasının olmamasıdır. Parti politikalarının devlet politikası olarak algılatılmasıdır. 1961 anayasası ile birlikte Cumhuriyet Senatosu da kuruldu ki devlet politikası oluşsun diye.
1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında konulan, ABD ambargolarının hedef ve maksadı algılanmadığı için Amerikan Maşası askerler tarafından 1980 darbesi yapıldı. İhtilal ve darbe ayrı kavramlardır. Darbe devlet politikası oluşturulmasına karşı yapıldı ve sonuçta senato fesh edildi. Egemen emperyalist güçlerin en çok korktuğu husus Türk askerinin gücü ile karşılaşmaktır. Bu yüzden bu gücü karşılarına değil, egemenliklerine aldılar. Asker bu gücü maneviyatının kuvvetinden almaktadır. Türkiye Toplumunun manevi değerlerini istismarla çürütürseniz yok edersiniz. Bunun oluşması için parti politikalarının işlevliği önemlidir.
1974 ABD ambargosu sonucunda,siyasilerimiz sözde bu ambargonun etkilerini yok etmek için; din istismarı başta olmak üzere bütün manevi değerlerimizi istismarla iktidar olmayı hedeflediler. Sonuçta ülke kamplara bölündü. Gençlik birbirine düştü. O siyasilerin en büyük şikayeti senato idi. Çünkü istedikleri gibi, ha deyince yasa çıkaramıyorlardı. İşte Amerika bunu gördü ve darbecilere ilk emri senatoyu kaldırın oldu.
Amerika Türkiye’ye istediklerini yaptırmak için hep ekonomimizin zayıflığı anlarını seçti. Asker olsun sivil olsun yandaş iktidar seçkinlerini bu istismarcılar arasından seçti. Toplumumuzun şimdi artık büyük bölümü Amerikancı , Amerikan manda ve himayesini kabul edicidir.
Şimdi parlamentomuza bir bakın hele ve düşünün lütfen.
Bu ülkede devlet politikası var mı?
Bu ülkede yasa koyucu parlamentoda çoğunlukcu demokrasi kuralları geçerli, peki çoğunluk kimde?
Ve çıkan yasalara bir bakın. Kimlerin menfaatine çıkıyor bu yasalar?
Zinayı serbest eden yasa maddesi değilmi kadına şiddeti artırıp kadını bir meta haline getiren. Hani siz dindardınız.
Toplumun ahlak yapısını bozan yasaları çıkarmak için AB. sözleşmelerini bahane göstermesini biliyorsunuz da , evrensel hukuk kurallarını niye göz ardı ediyorsunuz?
Bundan 2500 yıl önce Perikles diye bir adam çıkmış, aynen şunları söylemiş "Bir politikayı ancak bir kaç kişi ortaya koyabilir, ama hepimiz onu yargılayacak yeteneklere sahip olmalıyız. BİZ TARTIŞMAYA SİYASAL EYLEMİN ÖNÜNDE BİR ENGEL DEĞİL,BİLGECE DAVRANMANIN ÖN HAZIRLIĞI OLARAK BAKIYORUZ."
Yüzyıllar öncesinin demokrasisi çoğulculuk üzerine. Biz de, ısrarla çoğunluğun kabullendiği diktatörlerin yönetimine demokrasi diyoruz.
İsrail ve Amerika menfaatine çıkarılan yasalar, Senatonun görevini üstlenen Anayasa Mahkemesinde iptal olunca; Anayasa Mahkemesinin akibeti de senato gibi olacak tabi ki.
Avrupa Birliği İlerleme raporlarında Türkiye’nin yargı bağımsızlığı hakkında şunlar yazdı hep; “Türkiye’de yargı bağımsız, ancak tarafsız değil” . Güler misin ağlar mı?
Yargı taraflı imiş ama bağımsız mış. Aynı aldatmaca sürüp duruyor.
Sonuç olarak, üstüne basa basa şunları söylemek istiyorum.
Bu ülkedeki sorunların tek kaynağı parlamentodur. Yeni bir anayasaya ihtiyac, yeni bir yönetim biçimine ihtiyaçtan dolayıdır. Türkiye’ye farklı bir başkanlık sistemi getirilmek istenmektedir.
Bu sistemin kimlerin menfaatine hizmet edeceği ortadadır.
Teknolojinin bu kadar geliştiği zamanımızda e-devlet olgusu niye kaplumbağa hızında oluşmaktadır? Sebebi şeffaflıktır.
Türkiye’de bir yeni bir anayasa oluşacaksa, bu anayasa; yöneticilerin değil, yönetilenlerin ihtiyacı için olmalıdır.Türkiye’nin üniter devlet yapısını bozacak anaysa değil, bütünleştirip geliştirecek anayasa olmalıdır. Düşünün bir Amerikan devletinde kaç millet var ve onlar nasıl devlet anayasasına uyuyorlar. İhtiyaç olunan anayasa; sistemi değiştirecek, devlet politikası oluşturacak yapıyı ikame eden, yarı doğrudan demokrasi yönetim biçimini de birlikte getirmelidir. İnsan hak ve hürriyetlerini en belirgin olarak gözetecek sistem budur. Bu sistemde seçmen edilgen yapıdan kurtulur. Siyasiler gibi yönetime bilfiil katılır. Yasa önerip, referandumlarla yasaları veto eder. Senato, yapısındaki akil adamlar=senatörler tarafından devlet politikasını oluşturup geliştirir. Senato bu amaç için kanun teklif eder.
Şimdi Türkiye’nin 2500 yıl öncesi demokrasisini yakalama fırsatı eline geçti . Ya bu fırsatı kullanıp demokrasi isteyeceğiz , ya da demokrasi dolması diktatörlüğe merhaba diyeceğiz. Şu anda görünen bu iki seçenek VAR.
Burhan İşcan