Giriş
 
İnternet, 20.yüzyılın en önemli değişimlerinden biridir. Günümüzde internet kendi başına ve başlı başına bir kişilik kazanmış durumdadır. İnternet ile birlikte bir takım hukuksal sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır.  Bu çalışmanın bir amacı da, ülkemiz internet kavramının özel hukuk alanında yarattığı sorunların ve sonuçların değerlendirilebilmesinde az da olsa bir katkıda bulunabilmesidir.
Çalışmanın kapsamı açısından, internet ile gündeme gelen kişilik hakkı, tecavüzlerinin şekilleri, şartları ve hukuka aykırılık unsuru incelenmiştir. Çalışma bu sınırlar içerisinde ele alınmıştır.
Çalışma konusu ilgili olarak 22 Kasım 2001 tarihinde kabul edilen ve 1 Ocak 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu incelenmiştir. Tanımlar, kavram açıklamaları yeni Türk Medeni Kanunu’na göre yapılmıştır. İnternet açısından, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’u değiştiren 15 Mayıs 2002 tarihinde kabul edilip 21 Mayıs 2002 günü yürürlüğe giren yeni 4756 sayılı Kanunu ele alınmıştır.
Çalışma bu temel esaslar çerçevesinde, giriş ve sonuçtan ayrı olarak üç bölümden oluşmaktadır.  Birinci bölümde; kişilik hakkının tanımı, özellikleri, konusu, kişiler hukukuna egemen olan ilkeler internet hakkında genel bilgiler ve ulusal özel hukukumuzda kişilik haklarının korunması incelenmiştir. İkinci bölümde, özel hukukta kişilik haklarının korunması üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise, kişiler hukuku ile internetin bağlantısı ile internet aracılığıyla kişilik haklarına tecavüz türleri incelenmiştir.
Çalışmamızda, inceleme konumuzla ilgili teorik nitelikteki bilgilerin, somut örneklerle ve özellikle son yıllardaki Yargıtay kararlarıyla karşılaştırmalı olarak sunulmasına gayret edilmiştir. 
 

 
 
 
 
Kişiliğin mahiyeti ve değeri, onun toplumdaki diğer değerler arasındaki yeri, tarih boyunca sürekli değişime uğramıştır. Çünkü kişiliğin tanımlamasında belli bir kültür ve dünya görüşünden yola çıkmak gerekir. Bu kavramlar ise zamana ve yere göre devamlı bir şekilde değişmektedir.[1]
 
Doktrinde kişilik hakkının içeriğinin saptanması konusunda bir görüş birliği sağlanmamıştır. Bunun sebebi kişilik hakkı somut, belirlenebilir ve statik bir hak değildir.[2] Doktrinde bu hak şu şekilde tanımlanmaktadır:
 
“Kişilik hakkı kişisel varlıklar üzerinde söz konusu olan şahsa bağlı bir mutlak haktır.”[3] “Kişinin toplum içindeki saygınlığını ve kişiliğini serbestçe geliştirmesini temin eden varlıkların tümü üzerindeki hak”[4] “… Bütün şahısların kendi kişiliğini oluşturan çeşitli unsurların tamamı üzerinde hukuken korunan bir çıkarı var demektir, işte bu kişilik hakkıdır.”[5]
 
Aynı şekilde Yargıtay da kararlarında bu hususu dile getirmektedir; “… Kişilik değerleri, kişinin kişilik haklarını oluşturup, bu hakların yazılı hukukta bir tanımı yapılmamış olmakla birlikte teori ve yargısal kararlardaki tanıma göre, kişinin yaşamı, sağlığı, vücut ve ruh bütünlüğü ile toplum içindeki yerini sağlayan ve koruyan haklar olduğu söylenebilir.” “Kişisel haklar, kişinin özgür ve başkasına bağlı olmadan varlığını sürdürmesi, kendine özgü yaşam biçimini sağlamasını amaçlar. Bu haklar insanın doğumu ile kazanılan ve kişiliğe bağlı olan bir haktır.”[6]
 
Türk-İsviçre Medeni Kanunlarında kişilik hakkının tanımı yapılmamıştır. Kişiliğin tanımlanması konusundaki çalışmaların hareket noktası hukuk dışı değerlere başvurmasıdır. Bu nedenle yapılan tanımlarda psiko-sosyal nitelikler görülmektedir. Türk-İsviçre kanun koyucuların bu kavramın tanımını yapmaması, bu kavramın içeriğini kesin çizgilerle belirtmemesi, tekniksel ilerlemeye ve zamanın koşullarına göre ortaya çıkacak yeni kişisel değerlerin dikkate alınmasına imkan yaratması yerinde bir tutumdur. Zira insan ilişkilerinin zamanla şekil değiştirmesi, hukukçuların dahi güçlük çekecek kadar karmaşık hale gelmesi bizleri klasik olmayan kişilik tecavüzleriyle karşı karşıya getirmektedir.[7] Yani kişilik hakkına tecavüz türleri zamana göre farklılık gösterir. Buna en güzel örnek, kanunun yürürlüğe girdiği yıllarda internet aracılığıyla tecavüz yolu yok iken, bugün bilgi ve iletişim teknolojisinin bu tür bir tecavüzü gündeme getirmesi verilebilir.
 
Kişilik hakkının içeriğini yani korunmaya değer kişilik değerlerinin neler olduğunu tespit edecek olan, yargıçtır. Yargıç öncelikle ihlal edilen kişilik değerinin hukuksal açıdan korunmaya değer olup olmadığını tespit eder. Yargıç bunu yaparken yazılı olan ve olmayan hukuk normlarına başvurur, gerekirse kendi hukuk yaratır.[8]
Kişilik hakkı, kişilik değerleri üzerinde genel bir haktır. Kişilik değerleri üzerinde ayrı ayrı kişilik hakkı yoktur. Kişilik değerlerinin her biri üzerinde geçerli olan tek tek haklardan söz edilebilir fakat bunlar bir tek genel kişilik hakkının çeşitli tezahürlerinden ibaret sayılır. Medeni Kanunun 24 ve 25, Borçlar Kanunu’nun 49. Maddeleri kişilik hakkı terimini kullanmakla, genel ve tek bir kişilik hakkının mevcudiyetini kabul etmiştir.[9]
 
 
Kişilik hakları, bir kişiye, kişi olması sebebiyle tanınır. Bu hakların koruduğu menfaat, parayla ölçülemeyen, iktisadi değer taşımayan varlık ve değerler olduğundan kişilik hakkı, kişisel varlık haklarındandır. Kişilik hakları manevi varlıklara ilişkin olduğundan, bir malvarlığına dâhil olmazlar bu nedenle malvarlığı haklarından ayrılırlar. Kişilik haklarının sınırları, malvarlığı haklarındaki gibi belli değildir. Kişilik haklarının sınırı yapılan tecavüze göre değişir. Kişilik hakkına yapılan tecavüzler genelde manevi zararlar meydana getirir. Kişilik hakkına tecavüz doğrudan değil, fakat dolaylı maddi zarar oluşturabilir. Örneğin; bedensel bütünlüğe bir tecavüz yapılmışsa çalışma gücünün kaybı söz konusu olabilir ve bu tecavüz nedeniyle masraflar söz konusu olabilecektir. Yine, kişinin mesleki itibarını sarsan bir tecavüz müşterilerini azaltabilecektir. Bu parasal sonuçlar, kişilik haklarını malvarlığı haklarına dönüştürmezler. Kişilik hakkı ihlal edilen kişinin manevi tazminat adıyla parasal bir ödeme talebi de kişilik hakkının bu özelliğini değiştirmez.
 
Kişilik hakları, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardandır. Bu haklar kişiye bağlı olup, ondan ayrı olarak düşünülemezler. Bu nedenle doğumla birlikte herhangi bir kazandırıcı işleme ihtiyaç göstermeksizin kendiliğinden kazanılır ve ölümle sona ererler.[10] Kişilik hakları şahsa bağlı haklardan olup başkasına devredilemez, kendilerinden vazgeçilemez. Bu özellikler 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu’nun 23. maddesinden de anlaşılmaktadır. Kişilik hakkı ölümle sona erdiğinden mirasçılara geçmez. Fakat kişi, kişiliği sona ermeden önce kişilik hakkını kullanmışsa, artık bundan doğan mali sonuçlar mirasçılara geçer. 3444 sayılı kanunla değişik eski Medeni Kanunun 24a/3 fıkrası doktrinde eleştirilen bir hükümle, manevi tazminat davasını mirasçılara koşulsuz geçişini öngörmüştü. Ancak, 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu’nun m. 25/4 fıkrası manevi tazminat isteminin miras bırakan kişice ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmeyeceğini öngörüyor. Böyle bir çözüm tarzının manevi tazminat isteminin niteliğiyle de bağdaşması mümkün değildir. Zira manevi tazminat istemleri ileri sürülmedikçe kişilik hakkına yönelik saldırıdan elde edilen kazancın istem hakkının başkasına geçmesi düşünülemez. Böyle bir istem ileri sürüldükten sonra malvarlığı niteliği kazanabilir ve miras yoluyla intikal edebilir. Buna uygun olarak maddenin birinci fıkrası yeniden ele alınarak, manevi tazminat istemlerinin miras yoluyla mirasçılara geçebilmesi için kişilik hakları saldırıya uğrayan kişinin tazminat istemini ileri sürmüş olması gerektiği kabul edilmiştir. Maddeye göre ileri sürmenin mutlaka dava yoluyla gerçekleşmesi şart olmayıp saldırıya uğrayan kişinin bunu ortaya koyan ve kanıtlanabilen her türlü iradesi yeterli görülmüştür.[11]
Kişilik hakkı haczolunamaz, iflas masasına girmez. Ancak kişilik hakkına hukuka aykırı tecavüz sonucu açılacak tazminat davasından doğan alacak icra takibine konulabilir.[12] Kişilik hakları başkasına devredilemediğinden aynı zamanda bir borç için rehnedilemezler.[13]
 
Kişilik hakkı zamanaşımına uğramaz ve hak düşürücü süreye bağlı değildir. Ancak kişilik hakkına tecavüzden doğan alacak hakkı zamanaşımı süresine tabidir.[14]
Kişilik hakkı mutlak haklardandır. Bu sebeple kişilik hakkı herkese karşı ileri sürülebilir. Ayrıca hak sahibine bu varlıklara başkasının müdahale etmesini önleme yetkisi verir. Kişilik haklarının mutlak hak olması bu hakların hiçbir sınır tanımaması anlamına gelmez. Bu hakkın herkese karşı ileri sürülebilmesi ve herkesin de bu hakka saygı göstermesi gerektiği anlamına gelir.
 
 
 
      Kişilik hakkının konusunu oluşturan maddi kişisel değerler, insanın sağlıklı ve tam bir bedensel yapıya sahip olmasını ve bunu sürdürebilmesini öngören, hayat, sağlık ve bedensel bütünlük değerleridir.[15]
Hayat hakkı, tüm dünyada korunan evrensel bir insan hakkıdır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi madde 3 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 2’de yer almaktadır. [16]
 
Özel hukuk açısından, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 23, 24, 25 ve Borçlar Kanunu madde 41, 45, 46 ve 47 hayat, sağlık ve bedensel bütünlüğe yapılan tecavüzler hakkında kişilik hakkını koruyan hükümlerdir.
 
Çalışma konusu bakımından internet aracılığıyla maddi kişisel değerlerden olan hayat ve bedensel bütünlüğe doğrudan tecavüz mümkün değildir. Bu değerlerden sağlık açısından tecavüz oluşabilir. Bu da, kendisini fiziki sağlığa ve ruh sağlığına tecavüz şeklinde gösterir.[17]
 
 
 
 Kişinin manevi varlıkları üzerindeki değerler; kişinin şeref ve haysiyeti, resmi sesi,
ismi ve hürriyetleridir. Kişilerin fikri çabalarının sonucu olan eserlerine başkalarınca saygı gösterilmesini istemek hakları da manevi değerlerle ilgili haklardır.
 
 
Şeref ve haysiyet, toplum tarafından kişiye verilen manevi değerlerin toplamıdır. Şeref ve haysiyet çok yönlü bir kavramdır. Medeni Kanunumuzun 24. Maddesindeki koruma, kişilerin sadece manevi değil aynı zamanda ekonomik, sosyal, mesleki şeref ve haysiyetlerini de içerir. Doktrinde şeref ve haysiyet değişik açılardan türlendirilmiştir. Aktif ve pasif şeref ve haysiyet, içsel ve dışsal şeref ve haysiyet, hukuksal ve ahlaksal şeref ve haysiyet gibi.[18]
 
 
Resim ve ses, bir kişinin özelliklerini gösteren sembollerdir. Hiç kimse hukuka aykırı şekilde bir başka kişinin resmini çekemez, yapamaz; sesini veya görüntüsünü kaydedemez ve yayınlayamaz, teşhir edemez, kullanamaz.[19] Resim ve ses kişiyi dış dünyada tanıtan en önemli araçlardan biridir. Resim ve ses, kişinin ferdileşmesini sağlar; Yargıtay kararlarlarında da belirtildiği gibi kişilik hakkı kapsamındadır.[20]
 
 
İsim, kişiyi toplum içinde diğer kişilerden ayıran, onun ferdileşmesini sağlayan, kişinin belirli bir aileye mensup olduğunu belirten tanıma işaretidir.[21] Türk-İsviçre hukukunda, isim üzerindeki hak da kişilik hakkı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, bu hak da mutlak haklardandır. Medeni Kanunumuzda, isme özel bir önem verilmiştir. İsim, kişisel bir değer olarak, kişiliğin korunmasına ilişkin 23 ve 24. Maddelerinin yanında, ayrıca Türk Medeni Kanunu 26 ve 27. Maddelerindeki ismin korunmasına ilişkin özel hükümlerden de yararlanılır.
 
İsim üzerindeki hakkı koruma düşüncesi her kişinin tek ve yerine konulamaz özelliğe sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bu özellik ferdileşmeye ve diğer kişilerden ayırmaya yarayan tüm işaretleri korur.[22] Bu çerçevede gerçek anlamdaki ismin yanı sıra kişiyi ve ailesini toplum içinde tanıtmaya yarayan unvan, takma isim, ün, arma, simgeler gibi değerler de kişilik hakkının korunmasından yararlanır. Ayrıca telgraf adreslerinin ve e-mail adreslerinin de bu korumadan yararlanmaları mümkündür.[23]
 
İsim, kişiye sıkı sıkıya bağlı hak olduğundan, miras yoluyla intikal etmez, devredilemez, vazgeçilemez, temlik edilemez. İsim mutlak bir hak olduğu için herkese karşı ileri sürülebilir. Tüzel kişilerin de türlerini gösteren ve aynı türden olanların birbirinden ayrılmasını sağlayan birer ismi vardır. Tüzel kişilerin bir isimlerinin bulunması gereği, özel nitelikteki birçok hükümle de öngörülmüştür. Örneğin, Dernekler Kanunu madde 8, Türk Ticaret Kanunu 41 ve 43, Markaların Korunması Hakkında 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname madde 9 vs. Tüzel kişilerin isimleri bu hükümlerle koruma altına alınmıştır. Ayrıca Medeni Kanunun 24,25 ve 26. Maddeleri tüzel kişilerin mahiyetleri ile bağdaştığı oranda uygulanabilir.
 
 
Hürriyetler, manevi kişisel değerlerin en önemlileridir. Bunlara örnek olarak, Anayasanın 12, 22, 24, 25, 36. Maddelerinde haberleşme, din, vicdan, düşünce, hak arama hürriyeti, Ceza Kanununu 179 ve 181. Maddelerinde bedensel hürriyet, 193 v 194. Maddelerinde konut hürriyeti düzenlenmiştir. Medeni Kanunumuzun 23/2. Maddesinde “Kimse hürriyetlerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz.” denilmiştir.
 
Dinamik yapıda olan hürriyet, kişinin din, politika, bilim, dünya ve toplumsal sorunlar üzerindeki anlayış, davranış, inanç ve düşüncelerinde serbest olduğunu da içerir. Kişi kendi rızası olsa dahi bunlardan vazgeçemez ve bunlara sınır getiremez. Bu tür sınırlamalar ve vazgeçmeler kişilik hakkının tecavüzüdür.[24]
 
Kişilerin hak arama hürriyetinin ihlal edilmesi kişilik hakkına tecavüz oluşturur.[25] Ülkemizde uygulamada bu tecavüz özellikle yargı kararlarının uygulanmasında hak sahibi olanlar açısından ortaya çıkmaktadır. Yargı kararlarının uygulanmaması kişilerin hak arama hürriyetinin kısıtlanmasıdır.[26]
 
 
Kişilik hakkının konusunu oluşturan sır çevresi (gizlilik alanı) üzerindeki değerler, kişinin hayat alanı üzerindeki değerleridir. Kişilerin hayat alanları da manevi kişisel değerleridir.
 
İç hukukumuzda, Anayasamızın 20. Maddesi ile özel ve aile hayatının korunacağı öngörülmekte, 21. Maddede konut dokunulmazlığı[27], 22. Maddede ise haberleşme hürriyeti ilkeleri kabul edilmiştir.
 
Uluslar arası alanda, özel hayat ilk defa İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12. Maddesi ile insan haklarından biri olarak kabul edilip koruma altına alınmıştır. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. Maddesi kişinin özel hayatı, aile hayatı ve haberleşme hürriyetine saygı gösterilmesi konularını düzenlemektedir. Bu maddeye göre herkes özel hayatı, aile hayatı ve yazışmalarının gizliliğine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.[28]
 
 
 Kamuya açık alan, kişinin başkasının bilmesinden rahatsız olmadığı, herkesçe açık, serbestçe ifşa edilmesinde bir sakınca olmayan olayları ve hareketleri içerir. Kişilerin kamuya açık alanları hukuksal koruma altında değildir. Kişinin kamuya açık alana dahil hayat faaliyetleri niteliği gereği belirsiz kişilerce bilinmesi ve onlarla paylaşımı söz konusu olduğundan bu tür faaliyetlerin başka kişilere anlatılması, aktarılması bir tecavüz oluşturmaz. Ancak bu tür faaliyetlerin değiştirilmesi, farklı bir takım ilavelerle amaçlı saptırılarak aktarılması kişiliğe bir tecavüz oluşturur.[29]
 
 
 Özel alan, kişinin gizli alanına dâhil olamayan fakat aile, akrabaları, yakınları ve arkadaşları gibi sıkı ilişkiler içinde bulunduğu sınırlı sayıdaki kişilerle paylaşmak istediği olayları ve hareketleri içerir. Kişinin özel hayat alanı kişilik haklarına ilişkin korumalardan yararlanır. Özel alana, hukuka aykırı olarak girme, bu alandaki olaylardan bilgi edinme ve bunları ifşa kişilik hakkına tecavüz oluşturur. Ancak özel hayata dahil olayların başkalarına yayılması her zaman tecavüz niteliğinde değildir. Özel hayat alanı, kişinin kendisine yakın olan kişilerle paylaştığı bir alan olduğundan bu kişilerin edindikleri bilgileri başkalarına yaymaları hukuka aykırı sayılmaz. Zira özel hayat alanı sahibi kişi de bu olayları paylaştığı kişilerin bunları başkalarına yayabileceklerini düşünür ve bilir. Ancak bu tür olayların belirsiz kişiler topluluğuna yani kamuya açıklanması tecavüz oluşturur.[30]
 
 
Gizli alan, sadece kişinin güven duyduğu kişilerle paylaştığı, bu kişiler dışında kalan kişilere kapalı olmasını arzu ettiği, onların bilmesini, öğrenmesini istemediği olaylar ve hareketlerden oluşur. Gizli hayat alanına giren olay, kişinin cinsel hayatı, inançları, dünya görüşleri, aile ilişkileri ve hisleri gibi iç hayatıyla ilgili olabileceği gibi sağlık ilişkileri (verem oluşu), mektup (aşk mektupları), hatıra defteri gibi dış hayatıyla ilgili de olabilir.[31]
 
Bir olayın veya hareketin gizli hayat alanına giren ve hukuk tarafından korunan bir olay veya hareket olabilmesi için iki koşul gerekir. Bu koşullardan ilki objektif koşul olan, o olayın veya hareketin herkes tarafından izlenebilir ve bilinebilir olmaması gerekir. Ancak kişi gizli alanına giren olayları, güven duyduğu sınırlı sayıda kişi ile başkaların anlatmamak koşuluyla paylaşabilir. Bu paylaşım, olayı gizli alan kapsamından çıkarmaz. İkinci koşul ise sübjektif koşul olan, kişide bu olay veya hareketi gizli tutma iradesinin mevcut olması gerekir. Kişi, gizli hayat alanına giren olayları güvendiği sınırlı sayıda kişiyle başkalarına anlatmaması şartıyla paylaşabilir. Bu nokta gizli hayat alanını özel hayat alanından ayırır. Özel hayat alanı kişinin kendisine yakından bağlı olan kişilerle paylaştığı bir alan olmasına rağmen, gizli alan kendilerine özellikle güvenilen sınırlı sayıdaki kişilerle paylaşılan bir alandır. Özel hayat alanına giren olaylarda kişi bunları paylaştığı kişinin başkalarına açıklayabileceğini bilir ve göze alır. Gizli hayat alanına giren olaylarda kişi, kendilerine güvendiği sınırlı sayıdaki kişilerin bu olayları başkalarına açıklamama istek ve iradesine sahiptir.[32]
 
Güvenilerek kendileriyle gizli hayat alanına giren olayların paylaşıldığı kişiler, mantıklı bir kişi olarak hareket ederek, bunun sır olarak saklanmasında ilgili kişinin çıkarı olup olmadığına karar verip, bunları gizli tutmakla yükümlüdürler.[33] Sır saklama yükümlülüğü sadece Medeni Kanunun 24. Maddesinde düzenlenmemiştir. Kanun bazı kişilere, onlara anlatılan sırları saklama borcu getirmiştir. Örneğin; bankalar müşterilerinin, avukatlar müvekkillerinin, doktorlar hastalarının sırlarını saklamak zorundadırlar. Bir kişinin meslek ve sanat nedeniyle öğrendiği sırları etrafa yayması Türk Ceza Kanununun 198. Maddesiyle cezalandırılmıştır. Türk Ticaret Kanununun haksız rekabete ilişkin 57. Maddesinin 7. Ve 8. Bentleri meslek hayatına ilişkin sırlar ile ilgili özel kurallar getirmiştir.
 
 
Kişilik hakkının konusunu oluşturan mesleki ve ticari değerler, diğer değerlerden farklı olarak parasal sonuçlar doğurmaya elverişli değerlerdir.[34] Bu değerlere kişinin mesleki, ticari hayatını devam ettirmede prestij kazanmasını sağlayan mesleki şeref ve haysiyet, mesleki ticari alana ait bir gizli alan olan mesleki ve ticari gizlilik çevresi ve iktisadi varlık ve hürriyet girer.
 
Mesleki şeref ve haysiyet Yargıtay tarafından da kişisel değerler arasında sayılmıştır ve bir Yargıtay kararında[35] “… Davacı avukatın, mesleki hak ve yetkilerini ortadan kaldırarak, avukatlık işlerinin yaptırılmaması şeklinde haksız eylemin, onun kişisel varlığını, kazandığı statüyü, sosyal onur ve mesleki itibarını ağır surette zedeleyerek…” şeklinde ifade edilmiştir.
 
Bir işletmenin, tacirin veya meslek adamının içişlerine ilişkin kayıt ve belgeleri, defterleri, hesapları, çalışma ve işletme yönetimine ilişkin teknik bilgilerle, üretim durumu ve müşterileriyle olan ilişkisi gibi özellikler mesleki ve ticari gizlilik çevresini oluşturur.
 
Kural olarak mesleki ve ticari faaliyetler, kişinin hukuki koruma gören gizlilik alanına dahil değildir. Bu sebeple bir kimsenin ticari alandaki faaliyeti, başarı veya başarısızlığı üzerindeki gerçeği yansıtan bilgiler verilmesi kişilik hakkına tecavüz oluşturmaz. Örneğin, bankanın kredi isteyen bir kişinin ticaret alanındaki faaliyetleri ve borç ödeme durumu gibi konularda bilgi toplaması olağandır.
 
 
 
 
Özel hukuk alanında kişiliğin korunmasında 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 23,24 ve 25. Maddeleri temel hükümler getirmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 23. Maddesine göre: “ 1.Kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. 2. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka veya ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz. 3. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak biyolojik madde borcu verme altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulamaz.”
 
TMK’nın 23. Maddesi kişiliğin kişinin rızası ile (hukuki işlem yoluyla) tecavüzünü önlemeye yöneliktir. 23. Madde kişiliği hak ehliyeti, fiil ehliyeti ve hürriyetler açısından korur. Bu madde doktrinde “kişiliğin dahilen korunması” veya “kişiliğin bizzat kendisine karşı korunması” olarak isimlendirilir.[36]
 
4721 sayılı TMK 24. Maddesi ise “ 1. Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. 2. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” Şeklinde düzenlenmiştir. Bu madde doktrinde “harici koruma” veya “kişiliğin üçüncü şahıslara karşı korunması” olarak nitelendirilir.[37]
 
4721 sayılı kanunun 25. Maddesindeki düzenleme şöyledir: “Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir. Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır. Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir” Bu maddede, kişilik hakkı hukuka aykırı bir tecavüze uğrayan veya bir tecavüze uğrama tehlikesi karşısında bulunan kişinin açabileceği davalar öngörülmüştür.
 
Madde metninden anlaşıldığı üzere, manevi tazminat isteminde iki nitelik önemle vurgulanmıştır: A) Manevi tazminat istemlerinin başkasına devredilmesi için bundan sorumlu olan kişi veya kişilerin bu istemi kabul etmeleri gerekir. B) Manevi tazminat istemlerinin miras yoluyla mirasçılara geçebilmesi için, kişilik hakları saldırıya uğrayan kişinin tazminat istemini ileri sürmüş olması gerekir. Maddeye göre, ileri sürmenin mutlaka dava yoluyla gerçekleşmesi şart olmayıp saldırıya uğrayan kişinin bunu ortaya koyan ve kanıtlanabilen her türlü iradesi yeterli görülmüştür.
 
 
Kişilik hakkının korunmasına ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanununda çerçeve hüküm niteliğinde 49. Madde ve bu genel hükmün yanında bazı kişisel varlıkları ve değerleri özel olarak koruyan 45-48. Maddeler mevcuttur.
 
BK madde 48 haksız rekabeti düzenlemiştir. Mesleki ve ticari değerler kişilik haklarındandır. Bu maddeye göre; Yanlış ilanlar yahut hüsnüniyet kaidelerine mugayir sair hareketler ile müşterileri tenakus eden yahut bunları gaip etmek korkusuna maruz olan kimse bu fiillere hitam verilmesi için faili aleyhinde dava ikame ve failin hatası vukuunda sebebiyet verdiği zararın tazminini talep edebilir. Ticari işlere ait olan haksız rekabet hakkında Ticaret Kanunu hükümleri mahfuzdur.”
 
BK madde 49’a göre ise; “Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.” Görüldüğü üzere, BK madde 49’da kişilik hakları genel bir hükümle korunmakta ve bu koruma kapsamında da davalar öngörülmektedir.
 
 
 
Kişiler hukuku ve internet ilişkisi incelendiğinde karşımıza çıkabilecek en önemli sorun, kişilik haklarına internet aracılığıyla yapılan tecavüzlerdir. İnternetin denetimsiz bir iletişim ağı şeklindeki yapısı, kişilik hakları ve özel hayatın gizliliği için bir tehdit içermektedir. Zira internet sağladığı sınırsız yararların yanı sıra, kötüniyetli kullanımlara olanak sağlayan teknik yapısı ve geniş etkileme gücü dolayısıyla kişilik hakları açısından potansiyel bir tehlikeyi bünyesinde barınmaktadır. Kişilik haklarına yapılabilecek tecavüzler açısından yazılı ve görsel iletişim ile internet arasında çok büyük bir fark yoktur.[38]  İnternet de tıpkı bir kitap, dergi, gazete veya televizyon, radyo gibi bir yayıncılık türüdür.[39] Diğer yayıncılık türlerinde nasıl ki kişilik haklarına tecavüz yapılabiliyorsa, internet aracılığıyla da kişilik haklarına tecavüz mümkündür.
 
İnternet rahatlıkla kötüye kullanılabileceği için, internet aracılığıyla kişilik haklarına yapılabilecek tecavüzler de çok çeşitli olabilir. Örneğin; bir sistemdeki gizli bilgileri hileli yollarla almak, müstehcen içerikli maillerle insanları rahatsız etmek, sistemin kaynaklarını kullanıp sistemi yavaşlatmak, arka arkaya e-mail göndererek başkalarının kutularını doldurmak kişilik haklarına internet aracılığıyla yapılan tecavüzlerden bazılarıdır. Yine, internet sitelerinde yazı ve resim yoluyla, kişinin gerek şeref ve haysiyetine saldırı, gerekse özel hayatının ihlali ve sırlarının ifşası ile kişilik haklarına tecavüz edilebilmektedir. Bu ihlaller tahdidi olmayıp, türlerine göre birkaç başlık altında toplanabilir.
 
 
 
Teknolojideki değişim hızına bağlı olarak internet aracılığıyla kişilik haklarına tecavüzün değişik türleri meydana gelmektedir. Hem teknoloji, hem de kişilik haklarını oluşturan değerler zamana göre farklılık gösterdiğinden[40] internet aracılığıyla kişilik haklarına tecavüz türlerinin de zamana göre farklılık arz etmesi doğaldır.
 
Bu çalışmada incelenecek olan internet aracılığıyla kişilik haklarına tecavüz türleri; alan ismi açısından kişilik haklarına tecavüz, elektronik posta (e-mail) aracılığıyla kişilik haklarına tecavüz, spamming konusu, web sitelerindeki yayınlar aracılığıyla kişilik haklarına tecavüz, elektronik ticarette reklamlar aracılığıyla kişilik haklarına tecavüz türleridir. Ayrıca kişisel verilerin gizliliği ve korunması ile internet aracılığıyla kişilik haklarına karşı yapılan tecavüzlerden hukuksal sorumluluk konularına da değinilecektir.
 
 
İnternet üzerinden makineler birbirlerini IP ( İnternet Protokol )  dediğimiz numaralar sayesinde bulabilmektedir. İnternet üzerinde kullanılan domain sistemi ( alan adı ) IP numaralarına ulaşmak için kullanılan bir isimlendirme sistemidir. (örn.www.template.gen.tr için ip adresi 70.85.48.14 dür. ) IP adreslerinin hatırlanması ve kullanılması zor olduğu için bunun yerine kullanılması daha kolay olan isimlendirme sistemi (domain sistemi ) getirilmiştir.
 
Alan isimleri nasıl kullanıldıklarına bağlı olarak, çoğunlukla bir malı veya bir hizmeti tanıtmaktadır.[41] Alan isimlerinin temel özelliği, kaydedilen bir alan isminin bir kez daha kaydının yapılamamasıdır.[42] Yani alan isimlerinde teklik ilkesi geçerlidir ve bir alan ismi sadece bir kişi adına tescil edilebilir.
 
İnternet üzerinde herhangi bir web sitesine ulaşımı sağlamak için kullanılan alan isimleri zamanla ticari bir önem kazanmış ve bununla birlikte bir takım hukuki sorunlar ortaya çıkmıştır. Kullanılan bir alan ismi bazı hallerde rekabetin haksız bir ihlalini, bazı hallerde marka hakkına tecavüzü, bazı hallerde de isim hakkına bir tecavüzü oluşturabilmektedir.[43]
 
Alan isimlerinin gerçekte birer sayıdan oluşmaları, alan isimlerinin medeni hukuk açısından bir isim değil de, telefon numarası gibi birer sayı olduğu nitelemesinin yapılmasına sebep olmuştur.[44] Ancak bir alan isminin yalnız teknik özelliğine dayanılarak, hukuken böyle bir niteleme yapmak yanlıştır. Zira internet kullanıcıları alan isimlerinin karşılık geldiği sayı organizasyonunu değil, alan isimlerini bilmekte, kullanmakta ve ilgili web sitesini bu şekilde tanımlamaktadır. İnternet üzerinde web sitelerinin bulunabilmesi ve ayırt edilebilmesi alan isimleri sayesinde gerçekleşir. Bu açıdan alan isimleri, TMK açısından bir isim niteliği taşımaktadır ve TMK m.26’nın korumasından faydalanmaktadır.[45]
 
Alan isimleri ile gerçek kişilerin isim hakkına ve dolayısıyla kişilik haklarına tecavüze örnek olarak; ünlü futbolcu Hakan Şükür’ün isminin kendisinden habersiz olarak alan ismi olarak alınmasını ve kendisine bunu yüksek bir fiyatla satışının teklif edilmiş olmasını verebiliriz. İsmi başkaları tarafından bu şekilde izinsiz olarak alınan kişiler, isimlerinin 4721 Sayılı TMK’nın 24 vd. maddelerine göre korunmasını talep edebilirler. Aynı şekilde toplum tarafından tanınan, sevilen kişilerin isimlerinin, pornografik yayınların, şiddet görüntülerinin, ırkı propagandaların veya belirli malların reklamının yapıldığı alan isimleri olarak kullanılması durumlarında ismin gaspı söz konusu olur[46] ve ismi gasp edilen bu kişiler TMK 26/2 gereğince koruma talep edebilirler. Buna örnek olarak; bir dönem TBMM başkan vekilliği yapmış olan Kamer Genç’in isminin alan ismi olarak kullanıldığı ve içeriğinde tamamen pornografik yayınların bulunduğu web sitesini verebiliriz.[47] 
 
 
Bir kişinin E-Mail adresine onun kişiliğine yönelik özellikle kişinin şeref ve haysiyetine, özel hayatı ve sırlarını, resmi veya ismi üzerindeki kişilik haklarını ihlal edici yazılarla veya resimlerle ya da her ikisi birlikte kullanılarak tecavüzde bulunulabilir.[48]Kişilerin E-Mail adresine saldırgan, ürkütücü veya pornografik içerikli mesajların gönderilmesi de aynı şekildedir.
           
Bir kişinin bilgisayarında kayıtlı bilgilerin E-Maille gönderilen virüs yoluyla kullanılmaz hale getirilmesi, tüm sistemin çökertilmesi (elektronik sabotaj) veya bilgisayarda kayıtlı tüm bilgilerin virüsle bir başka bilgisayara aktarılması da kişilik haklarına bir tecavüz oluşturur.[49] Bu konuya örnek olarak, daha önce Avrupa Birliği’nin Türkiye temsilcisi olan Karen Fogg’un E-Mail yazışmalarının Türkiye’deki bir siyasi parti başkanının eline geçmesini ve bunu kamuoyuna açıklamasını verebiliriz.    
Kişilerin gerek mektup, telgraf, telefon ve gerekse E-Mail ile yaptığı iletişim işlemi Anayasal teminat altındadır. Zira Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 22. Maddesinde “Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır.” Hükmü yer almaktadır. Bu nedenle kişinin, muhatap diğer kişi ile yapmış olduğu E-Mail yazışmaları her iki kişinin gizli hayat alanına dahildir. Tarafların izni dışında gerek üçüncü bir kişi tarafından gerekse taraflardan birisinin diğer tarafın iznini almadan bunları açıklaması MK 24 m. Anlamında kişilik haklarına bir tecavüz teşkil eder.
 
Bir kişi hakkında gerçeğe aykırı veya gerçek olmakla birlikte kişiyi küçük düşürmeye yönelik haberlerin ya da özel hayatını ve sırlarını ifşa edici bilgilerin veya uygunsuz fotoğraflarının yer aldığı E-Maillerinin izni olmaksızın başka kişilerin E-Mail adreslerine gönderilmesiyle de kişilik hakkına tecavüz oluşur.[50]
 
E-Mail sistemi kullanılarak gerçekleştirilen taciz fiilleri, bugün için uygar dünyada toplum hayatına yönelik bir tehdit olarak kabul edilip, bu fiilin hukuk düzenince suç olarak tanımlanması yoluna gidilmektedir.[51] Tüm bu durumlarda güçlük arz eden durum gönderilen E-Maillerin kim tarafından gönderildiğinin tespitidir. Zira tamamen uydurma isimlerle E-Mail adresi alınabilmekte ve bu adresler aracılığıyla Mailler gönderilebilmektedir. Ancak şu var ki; gelişen teknoloji sayesinde gönderilen E-Maillerin IP numarası takip edilerek hangi bilgisayardan gönderildiğinin tespit edilebiliyor olması bu belirsizliği bir nebze olsun azaltmaktadır.
 
 
Bir kişi E-Mail adresine gönderilen, doğrudan kişiliğine yönelik olmamakla birlikte rahatsız edici haber ve reklamlarla da tecavüze uğrayabilir. Bu tür tecavüzler, özellikle reklam veya farklı içerikli mesajların istenilmemesine rağmen, bilgi bankalarından, tartışma forumlarından ya da bir başka yoldan elde edilen elektronik adreslere gönderilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. İşte bu şekilde istem dışı alınan E-Maillere spamming denilmektedir.[52]
 
Çok büyük sayılarda gönderilen spamler hem kişinin E-Mail sistemini yavaşlatmakta, hem gereksiz şekilde doldurmakta, hem de internet servis sağlayıcılarının işleyişlerini aksatmaktadır. Kişileri rahatsız eden, ulusal kaynakların israfına neden olan spam konusunda kamuoyunu bilinçlendirmek, spame karşı ortak tavır almak, önleyici mekanizmaları kurmak ve yasal mevzuatın oluşumuna katkıda bulunmak için Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde İnternet Kurulu oluşturulmuştur. Bu kurulun ana işlevi, ülkemizdeki internet hizmet ve uygulamalarının altyapıdan başlayarak kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini belirlemek, bu hedeflere erişmek için gerekli ulusal stratejik kararların alınması ve uygulanması, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni konuların ve bunların ülkemizde uygulanabilirliği ile ilgili olarak oluşturulacak politikaların tespiti, internet üzerinde yapılan yayınlar ve hizmetlerle ilgili olarak toplumu bilgilendirmek ve bilgi toplumu olma yolunda sağlıklı yöntemlerin tespitidir.[53]
 
Kişi ve kuruluşların E-Mail adresleri kişisel bilgileridir. Bu bilgilerin kişinin izni olmaksızın ticarete konu olması kişilik haklarına açık bir tecavüzdür. Ülkemizde spamlerle muhatap olan kişi ve kuruluşlar MK 24, 25 maddeleri gereğince dava açabilirler. Davacı, tecavüzün tespitini ve tecavüze son verilmesini ya da tecavüz tehlikesinin önlenmesini isteyebileceği gibi maddi ve manevi tazminat da talep edebilir. Ayrıca davacı E-Mail aracılığıyla elde edilen kazançları vekaletsiz iş görme hükümlerine göre talep edebilir.[54]
 
 
Kişilik haklarına internet aracılığıyla tecavüzde web sitelerinde yapılan yayınlar önemli bir yer tutar. Bir kişinin sırlarının açıklanması, özel hayatına ilişkin olayların aktarılması, şeref ve haysiyetine tecavüz eden yazıların ya da resimlerin web sitesinde yer alması, küçük düşürücü, aşağılayıcı ve alay edici ifadelerin bulunması veya resminin izni olmaksızın veya izninin sınırlarını aşarak reklam amacıyla yayınlanması kişilik haklarına web sitesindeki yayınlar aracılığıyla tecavüz hallerinden bazılarıdır. Bu tür tecavüzler link veya frame yoluyla da gerçekleşebilir.
 
Link, bir web sitesinden internet üzerindeki başka sitelere veya o sitelerin bazı bölümlerine ulaşmayı sağlayan noktalardır.[55]Linkler, birer sembol olup üzerlerine tıklandığı zaman kullanıcının bir başka bilgi kaynağına, bir web sitesine erişmesini sağlar. Frame ise, başka bir web sitesinin içeriğinin kısmen bilgisayar ekranı üzerinde görülmesi, kalan kısmın asıl site üzerinde bulunmasıdır.[56] Bir link veya frame aracılığıyla bir kişinin şeref ve haysiyetini veya özel hayatının gizliliğini ihlal edici bilgiler sunan bir web sitesinde böyle bir durum vardır.
 
Bu durumda, tecavüze karşı MK 24 ve 25. maddeler gereğince koruma talep edilebilir. Yani devam eden tecavüze son verilerek, yayının web sitesinden kaldırılması istenebileceği gibi, bununla birlikte yayının düzeltilerek yayınlanması da talep edilebilir. Bu konuyla ilgili ve aksi yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin şimdiye kadar verdiği tek karar, İnternet Aracılığıyla Kişilik Haklarına Karşı Yapılan Tecavüzlerden Hukuksal Sorumluluk konusunda ayrıntılı olarak incelenecektir. 
 
 
İnternetin dünya çapında bir ticaret ortamı olduğunun bilincine varılması ile birlikte bu alandaki reklam ve pazarlama potansiyeli de fark edilmiştir.[57] Reklam, bir ürün veya hizmetin tanıtımı için eskiden beri kullanılan bir yoldur. Reklamın niteliğinde bir değişiklik olmamakla birlikte internet teknolojisinin gelişmesi ile birlikte uygulamada bir takım değişiklikler meydana gelmiştir. İnternet yoluyla reklamın kullanıcılara ulaşması son derece kolaylaşmış, E-Mail adreslerine gönderilen reklamlar ile aracısız reklam imkanına kavuşulmuştur.[58]
 
İnternet ortamında ticaret yapılması sırasında da kişilik haklarına reklamlar aracılığıyla da tecavüz edilebilir. Örneğin, aldatıcı reklamlarla, bu reklamları kullananlar belirli bir mal veya hizmet piyasasında rakiplerine göre müşteriler nezdinde hak etmediği bir üstünlüğe ulaşır. Dolayısıyla, rakip kişilerin veya firmaların kişilik haklarından olan mesleki ve ticari değerlerine tecavüz durumu söz konusu olur.[59] Kişi veya firma internette elektronik ticaret çerçevesinde reklam aracılığıyla, rakip kişinin veya firmanın mallarını veya hizmetlerini aşağılayarak ya da alay konusu ederek onun mesleki ve ticari değerlerini ihlal edebilir. Buda kişilik haklarına tecavüz anlamına gelir.[60] Yine, elektronik ticarette reklam yoluyla bir kişinin veya firmanın ticari alandaki faaliyeti veya başarı durumu üzerinde gerçeği yansıtmayan bilgiler verilerek kişilik haklarına tecavüz gerçekleştirilebilir.
 
 
İnternet aracılığıyla yapılan kişilik haklarına tecavüz halleri içerisinde en kapsamlı olanı kişisel veriler bağlamında ortaya çıkmaktadır.[61]
 
İnternetin henüz ortaya çıkmadığı tarihlerde bilgisayarın hızla gelişen bir araç olarak toplum hayatına girmesi, kişisel verilen gizliliği ve koruması ile bilgisayar arasındaki ilişkinin incelenmesini zorunlu kılmıştır.[62] Zira bilgisayarlar sayısal olarak verilerin toplanmasına, işlenmesine ve kullanılmasına ilişkin geleneksel yöntemlerden çok farklı özelliklere sahiptirler. Verilerin toplanması konusunda bilgisayarlar son derece küçük bir boyut içinde çok fazla miktarda veriyi toplayabilme kapasitesine sahiptir. Yine, bilgisayarlar belleklerinde olan verileri anında iletebilme imkanına sahiptirler. Bu açıdan kişinin özel hayatına ilişkin verilerin bilgisayara yüklenmesi burada işlenmesi ve açığa vurulabilmesi söz konusu olabilir. İnternetin ortaya çıkmasıyla bu durum daha da kolaylaşmıştır. Bilgisayarların sahip olduğu bu avantajlar kullanılarak kişilere ait veriler internet ortamına aktarılmakta, böylelikle herkes için ulaşılabilir hale getirilmektedir.
 
Bir kişinin adı soyadı, yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, ailesi, işi, geliri, borçları, adresi, geçirdiği hastalıklar, nitelikleri, özel zevkleri ve buna benzer bilgiler onun kişisel verilerini oluşturur. Yani korumaya tabi tutulacak kişisel veriler,  belirli bir kişiye ilişkin olan veya belirli bir kişiye ilişkin olduğu belirlenebilen bütün bilgilerdir.[63] Bu veriler internet aracılığıyla çeşitli şekillerde elde edilebilir. Bir E-mail adresi alabilmek, bazı web sitelerinden yararlanabilmek, elektronik bankacılık hizmetlerinden yararlanabilmek için bazen çok sayıda kişisel veri istenebilmekte ve bu veriler ilgili kullanıcı tarafından verilebilmektedir. İlgili kullanıcı, bu kişisel verileri rızasıyla vermekle birlikte bunların başkalarına aktarılmasını istememektedir. Bu kişisel verilerin üçüncü kişilere aktarılması, verilerin sahibinin kişilik haklarına tecavüz oluşturur.[64] Ayrıca kişisel verilerin kişilerden alınmasında izlenecek olan yöntem de önem arz etmektedir. Verilerin yasal sınırlar içinde kalmak şartıyla, sadece veri toplamadaki amaç çerçevesinde kalınarak elde edilmesi ve kişilere ilişkin bu verileri öğrenme ve eğer varsa verilerdeki eksik ve yanlışları düzeltme imkanının tanınması gerekir.[65]
 
Kişisel verilerin internet ortamına aktarılması ve bir internet yayını haline getirilmesi halinde, kişinin özel hayatına ait veriler dünya üzerinde o yayına ulaşabilen milyarlarca insana sunulmuş olacaktır. Kişinin özel hayatına ilişkin olarak telafisi imkansız zararlara yol açabilen bu tarz bir tecavüzün hukuk düzenince himayesi beklenemez.
 
Bir internet servis sağlayıcısı üzerinden çeşitli web siteleri ile iletişim kurulurken bunların server aracılığıyla kaydedilmesi mümkündür. Böylece internet kullanıcısının ziyaret ettiği web sitelerini ve bu yolla kişisel tercihlerinin belirlenmesi olasıdır. Bunlar daha sonra e-mail yoluyla özel amaçlarla reklam gönderilmesinde, çeşitli ürün veya hizmetlere ilişkin öneriler yapılmasında veya siyasi ve ideolojik propaganda mesajlarının iletilmesinde kullanılabilir. Bu tür kullanımlarda eğer internet servis sağlayıcısının veya e-mail gönderenin uyarısı üzerine internet kullanıcısının verdiği rızaya dayanmıyorsa kişilik haklarına tecavüz oluşur.[66]
 
Başta internet olmak üzere bilim teknolojisindeki hızlı gelişme ve değişmeler, kişisel verilerin korunmasının alanını genişletmiş ve önemini artırmıştır. Bu gelişme ve değişmeler istihdam, istatistik, bankacılık, sosyal güvenlik, sağlık, sigortacılık, pazarlama, elektronik haberleşme, elektronik iş ve elektronik ticaret gibi alanlarda derlenmekte ve toplanmakta olan kişisel veriler için özel kural ve ilkeler konulmasını gerektirecek boyutlara ulaşmıştır. Günümüzde birçok ülkede konuyu genel olarak ele alan, Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun başlığını taşıyan yasal düzenlemelerin yanında bu verilerin korunması için özel düzenlemeler de yapılmaktadır. Avrupa Konseyi’nin 1981 tarihinde kabul edip 1985 yılında yürürlüğe soktuğu, Otomatik Olarak İşlenilen Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Sözleşme; Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından 1981 yılında kabul edilmiş olan Sınır Ötesi Veri Akışları Hakkında Yönlendirici İlkeler; İsviçre’de 1992 tarihli Kişisel Verilerin Korunması Üzerine Federal Yasa ve Avrupa Birliği’nde kişisel bilginin toplanması ve bu bilginin serbest dolaşımı hususunda kişinin korunması hakkında kabul edilen 95-46 sayılı direktif bu düzenlemelerden bazılarıdır.
 
Türkiye’de veri korunmasına ilişkin özel bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte Anayasa, Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kişilik haklarının korunmasına ve kişiye ait sırlara ilişkin hükümler içermektedir.[67] Anayasa’nın 20. maddesi ile özel hayatın gizliliği, 22. maddesi ile haberleşmenin gizliliği, 40. maddesi ile temel hak ve hürriyetlerin korunmasını talep hakkı güvence altına alınmıştır. Türk Ceza Kanununa 1991 yılında eklenen 525-A maddesine göre, bir bilgisayardaki verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi veya hakkında bilgi toplanan kişiye zarar vermek amacıyla kullanılması, nakledilmesi veya çoğaltılması suç teşkil etmektedir. Bu madde bir kişinin özel hayatına ilişkin verilerin hukuka aykırı olarak internet ortamına aktarılması halinde de uygulanabilir. Türk Medeni Kanunu açısından ise, MK 24 vd. maddelerine dayanan kişilik haklarının korunması çerçevesinde verilerin korunması sağlanabilir. Bu anlamda internet kullanıcısının aydınlatılmış rızasına dayanmayan her türlü kişisel veri kaydı ve kullanımı hukuka aykırı sayılmalıdır.
 
Türkiye’de temel hak ve hürriyetler kapsamındaki genel hükümlerle internetteki verilerin korunması mümkün değildir. Gerek özel hukukumuz, gerekse kamu hukukumuz dikkate alındığında kişisel veriler için en iyi koruma yolunun bu konuda özel bir yasa kabul etmekle gerçekleşeceği kabul edilmelidir.[68] 
 
 
Dar anlamda, basının internetteki web sayfalarında kişilik haklarına tecavüz oluşturan yayın yapması durumunda kişilik hakkının basın yoluyla yapılan tecavüzlere karşı korunmasına ilişkin hükümlerin uygulanması gerekir. Buna karşın basın dışı web sayfaları yönünden hukuksal sorumluluğa ilişkin genel hükümlerin uygulanması ile yetinilmelidir.[69] Yargıtay da, basının internet aracılığıyla yaptığı yayınlarda kişilik haklarına tecavüzü basın aracılığıyla kişilik haklarına tecavüz olarak nitelemektedir. Bu konuda, Yargıtay 4. HD 08.02.2001 T., 2001/755 E. ve 2001/1157 K. Sayılı kararı[70] şu şekildedir:
 
“Dava, basın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğramasından doğan manevi tazminat ve haberin internetteki yayınının da durdurulması istemlerine ilişkindir. Mahkemece manevi tazminat istemi kısmen kabul edilmiş ve ayrıca "haberin internetteki yayınının durdurulmasına" da hükmedilmiştir. İnternetteki yayınlar nedeniyle yapılacak işlem konusunda henüz yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Halbuki, mahkeme kararlarının bağlayıcı sonucunun gerçekleşebilmesi için, kararın infaz edilebilir olması ve böylece yaptırımının da uygulanması gerekmektedir. Şu aşamada, internette yapılan bir yayının gönderilenler de dahil olmak üzere internetten çıkarılması veya yayının durdurulması konusunda bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu bakımdan verilecek kararın infaz edilebilme ve sonuçsuz kalma olgusu tartışılabilecek bir durum arz etmektedir. Bu da yargı kararının etkisiz kalmasını ve böylece tartışılabilir hale gelmesi sonucunu doğurabilir. Bu nedenle buna ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekirken, bunun yerine yazılı olduğu üzere kabul kararı verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.”
 
Görüldüğü üzere bu kararda web sitesindeki bir yayın halen sürmekte olan bir tecavüz oluşturmasına rağmen durdurma kararı verilemeyeceği belirtilmiştir. Kararın gerekçelerinden biri internetteki yayınlar nedeniyle yapılacak işlemler konusunda henüz yasal bir düzenleme bulunmamasıdır. Bu gerekçe kısmen doğrudur.[71] Ancak yargıç önüne gelen somut olayı yasada hüküm bulunmadığı için karara bağlamaktan kaçınamaz. Bu durum Anayasa’nın 36-2. maddesi ve HUMK 574. maddesine aykırıdır. Bir somut olayda, yasada bir hüküm bulunmadığı takdirde, hakim örf ve adet hukukuna göre, eğer örf ve adet hukukunda da bir hüküm yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. (TMK m. 1) Bu açıdan internetteki yayınlar nedeniyle yapılacak işlemler konusunda yasal bir düzenleme bulunmaması istemin reddi için bir gerekçe oluşturmamalıdır.
 
Karardaki bir diğer gerekçede, yasal düzenleme olmaması nedeniyle internetteki yayının nasıl çıkarılacağı veya durdurulacağı bilinmediğinde bu konuda verilecek kararın infaz edilememesi ve sonuçsuz kalması gibi bir olasılığın bulunmasıdır. Bu da yargı kararının etkisiz kalması ve tartışılabilir hale gelmesi sonucunu doğurabilir. Ancak internetteki bir yayının ilgili web sitesinden çıkartılması ve bu şekilde yayının durdurulması daha önceden de açıklandığı üzere mümkündür. Güçlük, web sitesini yayına hazırlayan ve sunan kişi ya da kişilerin tespitidir. Bir web sitesinin sunulabilmesi için bir internet servis sağlayıcısına ve bir alan ismine ihtiyaç vardır. Alan isimleri web sitesini yani internet adresini ifade eder. Her ülkede alan isimlerinin kaydını yapan kurumlar vardır.[72] Bu kurumlar bir alan ismini kaydettirecek kişinin kişisel bilgilerini alır ve aranan şartlar varsa kaydı yapar. Bu kayıt, ilgili web sitesini yayına kimin hazırladığının ve sunduğunun tespitini sağlar ve davada tespit edilen kişiye karşı açılabilir.[73]Yargıtay kararındaki somut olayda web sitesini hazırlayan ve sunan kişi/kuruluş bellidir ve dava o kişi/kuruluşa karşı açılmıştır. Ona karşı verilecek, yayını internetten çıkarma veya yayını durdurma kararlarının uygulanmasında diğer kararlara göre bir farklılık yoktur. Yerel Mahkemece verilen haberin internetteki yayınının durdurulması kararı Yargıtay tarafından onanmış olsaydı, bu karar bir şeyin yapılmaması emrini içereceğinden karar aleyhine çıkan davalıya İİK 30. maddesi gereğince bir icra emri gönderilecek ve bu şekilde karar infaz edilip gerekirse yaptırımlar uygulanabilecekti.
 
Eğer web sitesini yayına hazırlayan ve sunan belirlenememişse yayını sağlayan internet servis sağlayıcı ve server aracılığıyla yayının durdurulması da mümkündür. Bir web sitesine ait bilgileri manyetik bir ortamda depolayan server bunlardan kişilik hakkını ihlal edici nitelikte olanlara müdahale etme imkanına sahiptir. Yine bir web sitesi ancak bir internet servis sağlayıcı aracılığıyla internet ortamına dahil olabilir. İnternet servis sağlayıcılar web sitesinin içeriğini hazırlayarak yayına sunabilecekleri gibi bilgilerin web sitesi sahibinin bilgisayarında veya bir serverda depolandığı hallerde bunlara ulaşılmasını sağlama imkanı sunabilir. İnternet servis sağlayıcı tarafından içeriğin hazırlandığı durumda web sitesindeki yayınlardan internet servis sağlayıcı da sorumludur. Kişilik haklarını koruyan ve haksız fiil failinin kusurunun aranmadığı durumda, önleme ve tespit davalarında internet servis sağlayıcının muhatap olduğunun kabul edilmesi mümkün olmalıdır.[74]
 
Web sitesi sahibinin ve internet servis sağlayıcının yurtdışında olduğu veya kendisi yurtiçinde olan kişinin web sitesini yurtdışındaki bir server aracılığıyla sunduğu durumlarda ise, davalının uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin tespiti açısından zorluk bulunmaktadır. Web sitesi sahibi belirlenebiliyor ise ona ve internet servis sağlayıcıya karşı, belirlenemiyorsa sadece internet servis sağlayıcıya karşı durdurma davası açılabilmelidir. Kişilik haklarına yönelik tecavüz bir haksız fiil oluşturduğu için uygulanacak hukuk ve yetkili mahkeme MÖHUK 25 ve 27. maddeleri nazara alınarak belirlenebilir. Buna dair kararların infazı da yine bu Kanun hükümlerine göre gerçekleşir.
 
 
 
 
Kişiliğin mahiyeti ve değeri, onun toplumdaki diğer değerler arasındaki yeri, tarih boyunca sürekli değişikliklere uğramıştır. Çünkü kişiliğin tanımlanmasında belli bir kültür ve belli bir dünya görüşünden yola çıkmak gerekir. Bu kavramlar zamana ve yere göre devamlı değişmektedir. Kişilik hakkı somut, belirlenebilir ve statik bir kavram değildir.
 
Kişilik hakkının özelliklerini şöyle belirtebiliriz; kişilik hakkının koruduğu menfaat parayla ölçülemeyen değerler olduğundan kişilik hakkı kişisel varlık haklarındandır, kişilik hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlıdır bu sebeple devredilemez ve kendilerinden vazgeçilemez, kişilik hakkı haczolunamaz ve iflas masasına girmez, kişilik hakkı zamanaşımına uğramaz ve hak düşürücü süreye bağlı değildir, kişilik hakkı mutlak haklardandır.
 
Uygulamada internet aracılığıyla özellikle manevi kişisel değerler üzerinde tecavüze kalkışılmasına sık rastlanır. Manevi kişisel değerler; şeref ve haysiyet, resim (görüntü) ve ses, isim ve hürriyet varlıkları üzerindeki değerlerdir. Ayrıca, kişilerin sır çevresi (gizlilik alanı) üzerindeki değerleri olan özel hayat alanı ve gizli hayat alanı bu araçlarla tecavüze uğramaktadır.
 
İnternet, 20. yüzyılın en önemli değişimidir. Var olan modelleri değiştiren ve dünya insanını 21. yüzyıla taşıyan en önemli ışıktır. İnternet, birçok bilgisayar sisteminin birbirine bağlı olduğu, dünya çapında yaygın olan ve sürekli büyüyüp gelişen bir iletişim ağıdır. İnternet günümüzde kurulum ve kullanım kolaylığının yanı sıra açık bir iletişim ağı olması nedeniyle kitle iletişimin en önemli sırasına geçmiştir.
 
Hukuk açısından en değerli varlık insandır. İnsanın en değerli varlığı ise kişiliğidir. Günümüzün hızla gelişen teknolojisi ve toplum hayatındaki değişmeler, her türlü tecavüze açık olan kişilik hakkının korunmasının önemini giderek artırmaktadır. Kişilik hakkının etkin bir biçimde korunabilmesi için hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında bu korumanın sağlanması ile mümkündür. Gerçek kişilerin yanında başta Devlet olmak üzere, hukuk düzeninin kendilerine kişilik tanıdığı tüzel kişiler de bu korumadan yararlanırlar.
 
Günümüzde, her şeye daha çok etki eden aleniyet ve her şeyi kendi gücü altına almaya çalışan teknoloji, kişilik hakkına tecavüzleri tahmin edilemeyen bir şekilde ve boyutta arttırmıştır. Teknolojideki ilerlemeler, kişinin özel hayat ve gizlilik alanına yapılan tecavüzleri çok kolay hale getirmiştir. Teknoloji kullanılarak öğrenilen kişinin özel hayatına ve gizlilik alanına ilişkin bilgiler radyo, televizyon ve internet aracılığıyla çok geniş kitlelere, çok kısa zamanda aktarılabilmektedir. Radyo ve televizyonun geniş kitleler üzerindeki etkisi, bu yolla kişilerin şeref ve haysiyetlerine yönelik olarak yapılacak yayınların daha ağır sonuçlar doğurmasına neden olmaktadır.
 
İletişim ağlarının birbirleriyle bağlantısından oluşan internetin temel işlevi, ağ içinde bulunan çift yönlü bilgi aktarımıdır. Bu şekilde ağa bağlı bir bilgisayardan diğerine çift yönlü olarak mesaj, dosya, program ve benzeri unsurları gönderebilmek olanaklı hale gelmekte ve böylece internetin sunduğu son derece zengin hizmetlere ulaşılabilmektedir. Teknoloji internet gibi bir yeniliği topluma sunma görevini yapmış ve şimdilik devreden çıkmıştır. Teknoloji bu yenilikler konusunda hukuki düzenlemeler yapılması için sahneyi hukukçulara bırakmıştır.
 
İnternet gibi son derece yoğun ilişkiler ortamında hukukun yeri, sanal ortamda ortaya çıkabilecek hukuki sorunlara çözümler aramaktır. Hukukun işlevi, gelecekte meydana gelebilecek olguları ve olayları düzenlemek değil, tam aksine mevcut olguları ve olayları kurala bağlamaktır. Günümüzde internet ve bu ortamın içindeki hukuki işlemler, hukuki sorumluluklar mevcut olduğundan hukukun önemi yadsınamaz haldedir.
 
 
 
(Bu yazı, sayın Av. Ferhat AKBAŞ tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen alıntılanması veya yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)
 
             
 
KISALTMALAR
 
ABD               : Ankara Barosu Dergisi
AÜEHFD       : Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi Dergisi
Bkz.                : Bakınız
C.                    : Cilt
E.                    : Esas
HD                  : Hukuk Dairesi
HUMK           : Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu
İİK                  : İcra ve İflas Kanunu
İTO                 : İstanbul Ticaret Odası
K.                    : Karar
m.                    : Madde
MÖHUK        : Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun
ODTÜ            : Ortadoğu Teknik Üniversitesi
s.                     : Sayfa
S.                    : Sayı
T.                    : Tarih
TBD                : Türkiye Bilişim Dergisi
TBMM            : Türkiye Büyük Millet Meclisi
TMK               : Türk Medeni Kanunu
vd.                  : Ve Devamı
YKD               : Yargıtay Kararları Dergisi
 
 
BİBLİYOGRAFYA
 
AKİPEK Jale, AKINTÜRK Turgut, Türk Medeni Hukuku, Birinci Cilt, Başlangıç Hükümleri Şahsın Hukuku, İstanbul, 1998
 
ARPACI Abdülkadir, Kişiler Hukuku, İstanbul, 2000
 
AYDIN Sevil, Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali ve Hukuksal Koruma, Ankara, 1998
 
DOĞAN Murat, Şahsiyet Hakkına Tecavüzün Önlenmesi Davası, AÜEHF’nin 10. Öğretim Yılına Armağan, 2001, C. V, S. 1-4
 
DOĞAN Murat, “İnternette Şahsiyet Hakkının İhlali ve Korunması”  
www.bilisimsurasi.org.tr/dosyalar/89.doc.
 
DURAL Mustafa, Türk Medeni Hukukunda Gerçek Kişiler, İstanbul, 1995
 
EREN Fikret, Borçlar Genel Hükümler, Cilt I, Ankara, 1998
 
GÜRAN Sait/ AKÜNAL Teoman/ BAYRAKTAR Köksal/ YURTCAN Erdener/ KENDİGELEN Abuzer /BELLER Önder/ SÖZER Bülent, “İnternet ve Hukuk, Superonline Workshop Metni”, İstanbul, 2000
 
HELVACI Serap, Kişilik Hakkını Koruyucu Davalar, İstanbul, 2001
 
İÇEL Kayıhan, Kitle Haberleşme Hukuku, İstanbul, 2001
 
İMRE Zahit, Şahsiyet Hakkının Korunmasına İlişkin Genel Esaslar Özellikle İsim Hakkı ve İsim Hakkının Korunması, Ankara, 1974
 
İŞGÜZAR Hasan, Kişilik Hakkının İhlali Nedeniyle Manevi Tazminat Davasının Şartları, ABD S. 1990/6
 
KARAHASAN Mustafa Reşit, Tazminat Hukuku Manevi Tazminat, İstanbul, 2001
 
KARTAL Bilal, Basın Yayın Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırı ve Hukuki Sorumluluk, YKD 1997, s 1-2
 
KILIÇOĞLU Ahmet, Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk, Ankara, 1993
 
KIRÇOVA İbrahim /ÖZTÜRK Pınar, “İnternette Ticaret ve Hukuksal Sorunlar” İTO, İstanbul, 2000
 
KIRÇOVA İbrahim, “İnternette Pazarlama”, İstanbul, 2002
 
MEMİŞ Tekin, “Alan İsmi Etrafında Ortaya Çıkan Hukuki Sorunlar, Bilişim Toplumuna Giderken Psikoloji, Sosyoloji ve Hukukta Etkiler Sempozyumu”, TBD, Ankara, 2001, s. 203
Doğan Murat, “Şahsiyet Hakkına Tecavüzün Önlenmesi Davası”, AÜEHF, 2001, C.V, S.1-4,
 
MEMİŞ Tekin, “Hukuki Açıdan Kitlelere E-Posta Gönderilmesi”  AÜEHF, 2001, C. V
 
MEMİŞ Tekin, “İnternette Cins ve Meslek İsimlerinin Alan İsmi Olarak Kullanılması ve Ortaya Çıkan Sorunlar“,      AÜEHFD, C.IV, 2000
 
NALBANTOĞLU Lerzan, “İnternette Alan Adı Olarak Kullanılması Suretiyle Marka Hakkının İhlali, Bilişim Toplumuna Giderken Psikoloji, Sosyoloji ve Hukukta Etkiler Sempozyumu”, TBD, Ankara, 2001
 
ÖNGÖREN Gürsel, “İnternet Hukuku”
www.hukukcu.com/bilimsel/kitaplar/ongoreninternet/endeks/htm
 
ÖZTAN Bilge, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar, Ankara, 2001
 
ÖZEK Çetin, Basın Özgürlüğünden Bilgilenme Hakkına, İstanbul, 1999
 
SARIBAŞI Volkan, “İnternet ve Radyo Televizyon Aracılığıyla Kişilik Haklarına Tecavüz” Ankara, 2003
 
SERDAR İlknur, Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Haklarının İhlali ve Kişiliğin Korunması, Ankara, 1999
 
TANDOĞAN Haluk, Şahsiyetin Akit Dışı İhlallere Karşı Korunmasının İşleyiş Tarzı ve Basın Yoluyla Olan İhlallere Karşı Özel Hayatın Korunması, AÜHFD, C. XX, 1963, s. 1-4
TBMM,Türk Medeni Kanunu Tasarısı ile Türk Kanunu Medenisinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/611, 1/425, 2/361, 2/680). Dönem 21, Yasama Yılı:3 (Sıra. Sayısı: 723)
 
TAYLAN Esin Çamlıbel, “Elektronik Ticaret ve İnternet Üzerinde Bilgi Akışında Gizlilik ve Bilgi Koruması, Bilişim Toplumuna Giderken Psikoloji, Sosyoloji ve Hukukta Etkiler Sempozyumu” TBD, Ankara, 2001
 
UYAR Talih, Türk Medeni Kanunu Kişiler Hukuku, MK madde 8-117, Cilt 1, Ankara 2002
 
ÜNAL Şeref, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, TBMM Kültür-Sanat Yayınları, Ankara, 2001
 
-------------------------- 
[1] Öztan Bilge, “Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar”, Ankara 2001, s.112
[2] Akipek Jale, Akıntürk Turgut, “Türk Medeni Hukuku, Birinci Cilt, Başlangıç Hükümleri Şahsın Hukuku”, İstanbul 1998, s. 346
[3] Kılıçoğlu Ahmet, “Şeref Haysiyet ve Özel Yaşama Basın Yoluyla Saldırılardan Hukuksal Sorumluluk”, Ankara 1993, s.4
[4] Dural Mustafa, “Türk Medeni Hukukunda Gerçek Kişiler”, İstanbul 1995, s. 100; İçel Kayıhan”, “Kitle Haberleşme Hukuku”, İstanbul 2001, s.277
[5] Akipek/Akıntürk, s. 344
[6] 4. HD. 15.02.2001 T., E. 2000/10596, K. 2001/1501 (YKD. 2001, C. 27, S. 8, s. 1170); 4. HD. 06.02.2001 T., E. 2000/9223, K. 1103 (Uyar Talih, “Türk Medeni Kanunu Kişiler Hukuku”, MK. madde 8-117, C. 1, Ankara 2002, s.427)
[7] Arpacı Abdulkadir, “Kişiler Hukuku” İstanbul, 2000, s. 106
[8] Öztan, s. 118; Serdar İlknur, “Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Kişiliğin Korunması”,
  Ankara, 1999, s. 27; Kılıçoğlu, “Şeref-Haysiyet…”, s. 59; Arpacı, s:108, Tandoğan Haluk, “Şahsiyetin Akit Dışı
  İhlallere Karşı Korunmasının İşleyiş Tarzı ve Basın Yoluyla Olan İhlallere Karşı Özel Hayatın Korunması”, AÜHFD,
  C. XX, 1963, S. 1-4, s. 17
[9] Aydın Selvi, “Radyo ve Televizyon Yoluyla Kişilik Hakkının İhlali ve Hukuksal Korunma”, Ankara, 1998, s. 13
[10] Öztan, s. 116; Serdar, s. 28; Kılıçoğlu, “Şeref-Haysiyet…”, s. 7; Dural, s. 103; Arpacı, s. 106
[11] TBMM, Türk Medeni Kanunu Tasarısı ile Türk Kanunu Medenisinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun     
    Tasarısı ile Adalet Komisyonu Raporu (1/611, 1/425, 2/361, 2/680). Dönem 21, Yasama Yılı:3 (S. 723),
    Madde Gerekçeleri, s.41
[12] Öztan, s. 117; Helvacı Serap, “Kişilik Hakkını Koruyucu Davalar” İstanbul, 2001, s. 48
[13] Kılıçoğlu, “Şeref-Haysiyet…”, s.7
[14] Aydın, s. 16; Helvacı, s. 48
[15] Serdar, s. 30; İşgüzar Hasan, “Kişilik Hakkının İhlali Nedeniyle Manevi Tazminat Davasının Şartları”, ABD S.
    1990/6, s. 857
[16] Ünal Şeref, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” TBMM Kültür-Sanat Yayınları, Ankara 2001,  s. 92 vd.
[17] Serdar, s. 32
[18] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Kılıçoğlu, “Şeref ve Haysiyet…”, s.63, vd.; Serdar, s.34 vd.
[19] Helvacı, s.72; Kartal Bilal, Basın-Yayın Yoluyla Kişilik Hklarına Saldırı ve Hukuki Sorumluluk”, YKD, 1997, S.1-2,
    s. 113
[20] 2. HD. 29.01.1976 T., E. 1976/9403, K. 625 (YKD. 1976, C.2, S.7, s.957)
[21] Öztan, s.163, Akipek/Akıntürk, s.418; Dural, s.166; Aydın, s.119; Helvacı, s.74; Arpacı, s.165; İmre Z.,
    “Şahsiyet Hakkının Korunmasına İlişkin Genel Esaslar Özellikle İsim Hakkı ve İsim Hakkının Korunması”, Ankara
    1974, s.815
[22] Helvacı, s.75
[23] Helvacı, s.75
[24] Dural, s.138; Serdar, s.47; Aydın, s.121; İşgüzar, s. 861
[25] Kılıçoğlu İbrahim, “Borçlar Hukuku Genel Hükümler” C.I, Ankara, 2001, s. 274
[26] Kılıçoğlu, “Borçlar Hukuku…”, s. 274; “… Yargı kararlarını uygulamamak hukuka aykırı olup, kamu görevlisi
    manevi tazminatla sorumlu tutulur… HGK. 03.05.2000 T., E. 4843, K. 856” Reşit Karahasan Mustafa,
   “Tazminat Hukuku Manevi Tazminat”, İstanbul 2001, s. 441; “Yargı kararını yerine getirmeyen bakan, manevi
   tazminatla sorumlu olur… 4. HD. 14.09.2000 T., E. 6948, K. 7454.” (Karahasan, s. 440)
[27] “… Anayasanın teminat altında bulunan konut dokunulmazlığının ihlali halinde de kişisel menfaatlerin ihlali
    niteliğinde bulunduğunda kuşku yoktur… HGK. 17.06.1978 T., E. 1986/4-691, K. 1987/523” (YKD. 1998, C. 14, S. 7, s. 895); “… Kişilik hakkı konut dokunulmazlığını da kapsar. 4. HD. 29.09.1988 T., E. 4600, K. 8120.”
   (Karahasan, s.426)
[28] Ünal, s.212
[29] Öztan, s. 135; Serdar, s. 39; Tandoğan, s. 26; Aydın, s. 110; Özek Çetin, “Basın Özgürlüğünden Bilgilenme
    Hakkına” İstanbul, 1999, s. 245
[30] Kılıçoğlu, “Şeref ve Haysiyet…”, s.92; Aydın, s. 111
[31] Öztan, s.134
[32] Kılıçoğlu, “Şeref ve Haysiyet…”, s.89
[33] Dural, s. 143; Serdar, s. 42
[34] Serdar, s. 47
[35] 3. HD. 28.04.1997 T., E. 1997/3580, K. 4144 (YKD. 1997, C.23, S.7 s. 1063)
[36]Öztan, s. 141; Dural, s. 142; Akipek/Akıntürk, s. 357; Kılıçoğlu, “Şeref- Haysiyet…”, s. 14; Aydın, s.66; Helvacı,
    s. 18; Arpacı, s. 143; Tandoğan, s. 5; Karşıt görüş için bkz. Dural, s. 142; Helvacı, s.19
[37] Öztan, s. 146; Akipek/Akıntürk, s. 382; Kılıçoğlu, “Şeref- Haysiyet…”, s. 14; Aydın, s.67; Helvacı, s. 24; Arpacı,
    s. 149; Karşıt görüş için bkz. Dural, s. 142; Tandoğan, s.5
 
[38] Güran Sait/Akünal Teoman/Bayraktar Köksal/Yurtcan Erdener/Kendigelen Abuzer/Beller Önder/Sözer
    Bülent, “İnternet ve Hukuk, Superonline Workshop Metni”, İstanbul, 2000, s. 48
[39] Öngören Gürsel, “İnternet Hukuku” www.hukukcu.com/bilimsel/kitaplar/ongoreninternet/endeks/htm
    Erişim Tarihi:02.05.2011
[40] Kılıçoğlu, “Borçlar Hukuku…”, s. 272; Doğan Murat, “İnternette Şahsiyet Hakkının İhlali ve Korunması”  
    www.bilisimsurasi.org.tr/dosyalar/89.doc. Erişim Tarihi: 04.05.2011 
[41] Nalbantoğlu Lerzan, “İnternette Alan Adı Olarak Kullanılması Suretiyle Marka Hakkının İhlali, Bilişim  
    Toplumuna Giderken Psikoloji, Sosyoloji ve Hukukta Etkiler Sempozyumu”, TBD, Ankara, 2001, s. 215
[42] Memiş Tekin, “İnternette Cins ve Meslek İsimlerinin Alan İsmi Olarak Kullanılması ve Ortaya Çıkan Sorunlar“,      AÜEHFD, C.IV, 2000, s. 466
[43] Memiş Tekin, “Alan İsmi Etrafında Ortaya Çıkan Hukuki Sorunlar, Bilişim Toplumuna Giderken Psikoloji,
    Sosyoloji ve Hukukta Etkiler Sempozyumu”, TBD, Ankara, 2001, s. 203
[44]  Memiş, “Alan İsmi …”, s. 203; Doğan, “İnternet…”  s. 13
[45]  Memiş, “Alan İsmi …”, s. 204
[46]  Memiş, “Alan İsmi …”, s. 211, Doğan “İnternet…” s. 13, İmre, s. 833
[47] Bu web sitesi astronomik bir fiyatla sahipleri tarafından satılığa çıkarılmış, bunun üzerine Kamer Genç’in
     Şikayetiyle site kapatılmıştır.
[48] Doğan, “İnternet…” s. 4
[49] Doğan “İnternet…”, s. 4
[50] Doğan Murat, “Şahsiyet Hakkına Tecavüzün Önlenmesi Davası”, AÜEHF, 2001, C.V, S.1-4, s. 393
[51] Sınar, s. 84
[52] Kırçova İbrahim/Öztürk Pınar, “İnternette Ticaret ve Hukuksal Sorunlar” İTO, İstanbul, 2000, s. 79; Güran ve
    diğerleri, s. 41; Memiş Tekin, “Hukuki Açıdan Kitlelere E-Posta Gönderilmesi”  AÜEHF, 2001, C.V, s. 433
[53] http://kurul.ubak.gov.tr/, Erişim Tarihi: 30.04.2011
[54] Memiş, ““Hukuki Açıdan…i”, s. 443
[55] Güran ve diğerleri, s. 26
[56] Doğan “İnternet…”, s. 7
[57] Öngören, s. 46; Kırçova İbrahim., “İnternette Pazarlama”, İstanbul, 2002, s. 36
[58] Memiş, “E-posta…”, s. 431
[59] Sarıbaşı Volkan “İnternet ve Radyo Televizyon Aracılığıyla Kişilik Haklarına Tecavüz” Ankara, 2003, s. 139
[60] Öngören, s. 48
[61] Akipek, s. 8
[62] Sınar, s. 57
[63] Kesmez Necdet, “Kişisel Verilerin Korunması Üzerine” www.bilisimsurasi.org.tr/dosyalar/102.doc. Erişim Tarihi: 06.05.2011
[64] Akipek, s. 8; Öngören, s. 8; Sınar s. 57; Taylan Esin Çamlıbel, “Elektronik Ticaret ve İnternet Üzerinde Bilgi
    Akışında Gizlilik ve Bilgi Koruması, Bilişim Toplumuna Giderken Psikoloji, Sosyoloji ve Hukukta Etkiler
    Sempozyumu” TBD, Ankara, 2001, s. 230
[65] Akipek, s. 8
[66] Doğan “İnternet…”, s. 14
[67] Taylan, s. 230
[68] Kesmez, s. 7
[69] İçel, s. 426
[70] YKD. Temmuz 2001, C.27, S.7, s. 994-996
[71] Doğan, “İnternet…”, s. 8
[72] Örneğin, Türkiye’de alan ismi kaydı ODTÜ tarafından yapılmaktadır.
[73] Doğan “İnternet…”, s. 9
[74] Doğan “İnternet…”, s. 11 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.