CMK Değişiklikleri ile İlgili Önerilen Yeni Yargı Paketi
Prof. Dr. Ersan Şen yazdı;

Kanun Tasarısının henüz taslak halinde olduğu ve bakanların imzasına açıldığı ifade edildiğinden, yorum ve eleştiri yapmak için metni görmenin gerekli olduğu tartışmasızdır.

Sayın Bakanın 11.10.2016 tarihinde yaptığı açıklamaya göre;

1- Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 252. maddesinde özel yetkili ağır ceza mahkemeleri için öngörülen, duruşmanın adliyenin yargı yetkisi dışında kalan ve il sınırında bulunan başka bir yerde bulunan duruşma salonunda yapılması mümkün olabilecektir. CMK mülga 252/1-c’ye göre; “Mahkeme, güvenliğin sağlanması bakımından duruşmanın başka bir yerde yapılmasına karar verebilir”.

2- Yeni öneriye göre, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan dolayı tutuklu olanların tahliye taleplerinin üç gün yerine 15 günde değerlendirileceği ifade edilmektedir. Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri, CMK m.105’e göre üç günde değerlendirilmelidir. Şimdi bu sürenin örgütlü suçlar bakımından değişeceği görülmektedir ki, 15 günlük talep inceleme süresi uzun bir süredir ve kanaatimizce bu süre daha kısa tutulmalıdır. Çünkü talep inceleme süresi uzun tutuldukça, şüpheli veya sanığın değişen durum tahliyesi talebi ile ilgili haklılığı gözardı edilebilir ve beklenenden daha fazla tutuklu kalması yolu açılır. Her ne kadar burada talebin 15 gün içinde sonuca bağlanacağı ifade edilecek olsa da, uygulamada bu sürenin 15 gün olduğu ve dolayısıyla sonuna kadar kullanılabileceği de düşünülebilir.

3- Suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama suçunu düzenleyen TCK m.281, Terörle Mücadele Kanunu m.4’de öngörülen terör amacıyla işlenen suçlar kapsamına alınacak ve böylece bu suçun terör amacıyla işlenmesi halinde cezası Terörle Mücadele Kanunu m.5/1’e göre yarı oranında artırılacaktır.

4- Terör ve darbeye teşebbüs suçundan tutuklu askerlerin, askeri değil sivil cezaevlerinde tutulması öngörülmektedir. Terör veya darbeye teşebbüs suçundan yakalanan askerlerin polisin nezarethanesinde tutulacağı öngörülmektedir ki, bununla ilgili düzenleme 667 sayılı KHK m.6/1-b’de yer almaktadır.

5- TCK m.103’de düzenlenen cinsel istismar suçunun bazı hükümlerini iptal eden Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun olarak mağdurun yaşına göre kademeli ceza öngören düzenleme getireceği anlaşılmaktadır ki, önerilen cezaların daha az olmayacağı ve çocuğun cinsel dokunulmazlığına zarar vermeyeceği söylenebilir. Örneğin mağdurun yaşı 12’den küçükse; sarkıntılık suçunun cezası üç yıldan beş yıla, tasaddi suçunun cezası sekiz yıldan 10 yıla ve nitelikli cinsel istismar suçunun cezası da 16 yıldan 18 yıla kadar hapis olarak düzenlenecek ve çocuğun diğer yaş sınırları da (15 veya 18) dikkate alınmak suretiyle kademeli ceza düzenlemesi yapılacak ve böylece cezanın bireyselleştirilmesinin önü açılacaktır.

6- Hırsızlık ve dolandırıcılık suçlarından uzlaşmanın isabetli olmadığı, etkin pişmanlığa bağlı ceza indiriminin TCK m.168’de tanımlandığını, uzlaşmanın bu suçların sayısını artıracağını ve faili benzer başka suç işlemek suretiyle yeni çaldığını mağdura verip uzlaşmayı sağlamaya yönlendirebileceğini, bunun da suçu azaltmayıp artıracağını, malvarlığına karşı suçlar her ne kadar bireye karşı işlenmiş gözükseler de, temelde toplum ve kim olduğu bilinmeyen her birey için tehlike teşkil eden suçlar olduğunu ifade etmek isteriz.

7- Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçunun alt sınırının bir yıla ve üst sınırının da üç yıla çıkarılması ve adli para cezası alt sınırının da 200 gün olarak belirlenmesi düşünülmektedir.

8- Fuhuş reklamına ceza öngörülmektedir. Fuhuş reklamı yapmak amacıyla hazırlanan görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri verme, dağıtma veya yayma eyleminin suç olarak tanımlanması düşünülmektedir.

9- 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçen istinaf mahkemeleri sonrasında, istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurunun maddi değer sınırının düzenlenmesi ve böylece temyiz kanun yoluna başvurunun sınırlandırılması öngörülmektedir.

10- Cumhuriyet savcılarının da, hakim kararına ihtiyaç olmaksızın bilgisayara elkoyma yetkisinin tanınması düşünülmektedir. Cumhuriyet savcısı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde bilgisayar ve kütüklerinde arama yapma ve elkoyma tedbirlerine karar verebilecektir. Kopyalama işleminin uzun sürme veya teknik zorlukların bulunma ihtimali de; fiili elkoyma, yani makineyi kolluğun götürüp kopyalama işlemi tamamlandıktan sonra iadesini gündeme getirecektir. Bu noktada, bilgisayar içeriğinde tahrifat olması iddiasının önlenmesi amacıyla içerik yedeğinin ilgilisine verilmesi gerektiği tartışmasızdır.

11- Nitelikli dolandırıcılık suçunun teknik takip kapsamına alınacağı, yani bu suçtan dolayı başka şekilde delil elde edilememesi durumunda telefon dinlemenin veya teknik araçlarla izlemenin yapılabileceği anlaşılmaktadır. Bu düzenlemede isabetsizlik bulunmamaktadır, ancak isabetsizlik özellikle telefon dinleme yetkisinin kötüye kullanılmasından veya somut gerekçeden uzak yargı kararlarından kaynaklanmaktadır. Ayrıca; sadece nitelikli dolandırıcılık suçundan değil, nitelikli tehdit veya kişi hürriyetini tahdit suçundan dolayı da dinleme yapılabilmelidir. Özellikle ağır tehdidin ileride yağma veya insan öldürme suçlarından birisine dönüşebilme ihtimali karşısında, gerek bu suçların önlenmesi ve gerekse tehdidin ispatı açısından şartları varsa dinleme kararı verilebilmelidir.

12- Bugüne kadar Yargıtay’ın bozma kararlarına karşı mahkemelerin direnme kararı vermeleri halinde, dosyalar doğrudan Ceza veya Hukuk Genel Kuruluna gitmekte idi. Şimdi ise dosyanın doğrudan Genel Kurula gitmesi usulünün kaldırılmasının hedeflendiği görülmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinde olduğu gibi, dosyanın ilgili daireye gittikten sonra Genel Kurula gönderilmesi düşünülmektedir.

13- Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma tedbirini düzenleyen CMK m.128’de değişiklik yapılacağı, buna göre organ ve doku ticareti ile tefecilik suçlarından da elkoyma tedbirinin tatbik edileceği ve CMK m.128’e göre elkoyma kararının sulh ceza hakimi tarafından verileceği anlaşılmaktadır. Bu değişikliklerde, sulh ceza hakimliklerinin yetkilerinin artırıldığı ve bu nedenle de iş yüklerinin artacağı tartışmasızdır. Kişi hak ve hürriyetlerini sınırlandıran yargılama tedbirlerine ilişkin kararlarda sıkı hukukilik denetimi yapılmaz ve somut gerekçelere yer verilmezse, bu tür uygulamaların ağır mağduriyetlere yol açabileceğini ifade etmek isteriz.

14- CMK m.139’da düzenlenen gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, sulh ceza hakimliğinin kararı ile olabilecek ve artık bireysel işlenen uyuşturucu madde ticareti suçundan dolayı da gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kararı verilebilecektir.

15- CMK m.140’da düzenlenen teknik araçlarla izlemenin bazı suçlar yönünden genişletileceği, bu tedbire sulh ceza hakimliğinin ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de cumhuriyet savcısının karar verebileceği anlaşılmaktadır.

16- CMK m.148’de düzenlenen ifade almada ilginç bir değişiklik önerilmektedir. Şüphelinin ayı olayla ilgili yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bugüne kadar bu işlemi cumhuriyet savcısı yaparken bu değişiklikle ifade alma işlemini doğrudan kolluk yapabilecektir. Bu değişikliğin isabetli olmadığını, CMK m.148/5 uyarınca soruşturmanın amiri olan cumhuriyet savcısının yeni ifade alma işlemine karar vermesi gerektiğini ve ifadenin cumhuriyet savcısı tarafından alınmasını, şüphelinin haklarının korunması bakımından yerinde olacağını ifade etmek isteriz. Nerede ise tüm ifade alma işlemleri kolluk tarafından yürütüldüğünden, yeniden ifade alma kararını cumhuriyet savcısının vermesi şartıyla ifadenin kolluk tarafından alınmasında sakınca olmayacağı fikri de ileri sürülebilir.

17- CMK m.178’de tanık ve uzmanın doğrudan davaya getirilmesine sınırlama öngörüldüğü, mevcut düzenlemeye göre sanığın veya katılanın duruşmada hazır ettiği tanığın dinlenmesi gerekirken, davayı uzatmak amacına ilişkin olduğuna karar veren mahkemenin tanığı dinlemeyi reddedebileceği anlaşılmaktadır. Özellikle savunma hakkını kısıtlayan ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6/3-d’ye, maddi hakikate ve adalete aykırı düşen bu tür bir düzenlemenin, “davayı uzatmak amacıyla” gibi bir soyut gerekçe ile kanunlaştırılmasında yarar olmayacaktır.
Görüleceği üzere tüm Taslak; cumhuriyet savcısı, sulh ceza hakimi ve kolluğun yetkilerinin artırılması, bunun karşısında ise savunmanın hak ve yetkilerinin kısıtlanması üzerine hazırlanmıştır. Etki ve tepki anlayışından dolayı hazırlanan bu tür bir Taslak; kamu düzeni ve barışı açısından yarar sağlayacağı fikrinden hareketle ileri sürülse de, esas itibariyle kişi hak ve hürriyetlerine aşırı kısıtlama getirecektir.

18- CMK m.188’de duruşmada hazır bulunacak süjelerin ifade edildiği, bunlar olmazsa duruşmanın gerçekleşmeyeceği, ancak önerilen düzenleme ile zorunlu müdafiin mazeretsiz olarak duruşma salonunu terk etmesi halinde, bu terke rağmen duruşmaya devam etmesinin düşünüldüğü anlaşılmaktadır ki, bizce bu usul zorunlu müdafilikle öngörülen önemli suçlarda savunma hakkının korunmasına aykırı düşecektir. Taslağın duruşmanın uzamasının önüne geçmek için önerdiği bu hüküm, kovuşturmanın vazgeçilmez unsuru olan savunmanın özüne zarar verecektir.

19- Yeni öneride; duruşmada iddianamenin tümünün okunmasının önüne geçileceği ve duruşmanın hızlandırılması amacıyla iddianamenin tümünün okunmasından vazgeçileceği, yerine isnada konu eylemin, delillerin ve hukuki nitelendirmenin anlatılması ile yetinileceği anlaşılmaktadır. Bu usul doğrudur, binlerce sahifeden oluşan iddianamenin okunması suretiyle çok zaman kaybedildiği, maalesef kovuşturmanın yol haritası olan iddianamenin kısa ve dosyanın delillerle dolu olması usulüne riayet edilmediği, bu nedenle de CMK m.190/1’e aykırı düşecek şekilde duruşmada meydana gelecek gecikmelerin önüne geçilmesinin hedeflendiği görülmektedir. Bu usul; iddianame ve eklerinin makul süre öncesinde sanığa ve avukatına gönderilmesini, kovuşturma sırasında da iddianamenin ve delillerin tümü üzerinden tartışılıp sonuca varılmasını engelleyecek şekilde kullanılamaz.

20- Hükmün gerekçesini düzenleyen CMK m.232’ye, karşı oy gerekçesinin de 15 günlük sürede yazılması şartına ilişkin cümlenin eklenmesi önerilmektedir.

21- Kaçaklar konusunda yeni düzenleme önerilmektedir. Kaçak sayılanların; yurda getirilmesini sağlamak için, yalnızca kovuşturma aşamasında değil, bir kısım malvarlığına elkoyulması yetkisinin tanınması düşünülmektedir. Bu elkoyma orantısız olamaz, şüpheli veya sanığın tüm malvarlığına elkoyulamaz. Orantısız ve keyfi elkoymanın mülkiyet hakkını ihlal eder.  İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İkinci Dairesi 17 Mayıs 2016 tarihli ve 38359/13 sayılı Dzinic/Hırvatistan kararında; mülkiyet hakkının sınırlanmasını İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Mülkiyetin korunması” başlıklı 1 No’lu Ek Protokolü’nün 1. maddesi kapsamında değerlendirerek, orantısız veya keyfi elkoymanın hak ihlali sayıldığına karar vermiştir.

22- Vücut dokunulmazlığının basit müessir fiille ihlal edenlerin tutuklanabilmesini mümkün kılan bir değişikliğe gidilebileceği, böylece “infial tutuklaması” adı altında bir tutuklama nedenin kabul edileceği anlaşılmaktadır. Tutukluluğu güçlendirecek bu tür bir düzenlemede isabet olmayacağını ve bu değişikliğin tutukluluğun ceza yerine uygulanmasına dair yanlış anlayışa hizmet edeceğini ifade etmek isteriz. Bunun yerine, “tedbir tutuklaması” adlı bir sistemin kabul edilmesi ve böylece yani suç işleme ihtimalini kuvvetli şekilde ortaya koyan faillerin saldırısından özellikle kadınları ve çocukları korumanın mümkün olacağı düşünülmelidir. Yeni düzenlemeye göre; azami tutukluluk süresi dolduğu için adli kontrolden yararlananların, adli kontrol tedbirine uymamaları halinde tutuklanmaları sağlanacaktır. Bizce; hükmen tutukluluğun geliştirilmesi ve buna ilişkin CMK m.102’de değişikliğe gidilmesi, hükmen tutuklulukta uzun süreli hapis cezası alanların adli kontrollerine son verileceğinin öngörülmesi, ayrıca Yargıtay’da geçen sürenin tutuklulukta geçmeyeceğine dair bir hükme yer verilmesi isabetli olacaktır. Çünkü şu an temyizde geçen tutukluluğun tutukluluk süresinden sayılmaması, temyiz aşamasında sanık ve kovuşturma sıfatları devam ettiği için doğru kabul edilemez. Yasal eksikliği giderilmedikçe, temyizde geçen sürenin tutukluluktan sayılmaması hata olur.

23- Patlayıcı malzemenin yakın takibe alınacağı ve cezasının artırılacağı anlaşılmaktadır. Özellikle son zamanlarında yurdun değişik yerlerinde meydana gelen bombalı saldırılara karşı, bomba yapımında kullanılan patlamaya elverişli malzemenin takibi ve sorumlularının cezalandırılması için isabetli bir düzenleme olduğu söylenebilir. Ancak düzenlemenin öngörülebilir, açık ve bilinir olması, yani kişinin ticari veya günlük faaliyetlerine yasak getirilmemesi gerekir.

24- Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun cezasının artırılacağı ve buna ilişkin para cezasının da ağırlaştırılacağı, böylece birçok ölümlü ve yaralanmalı trafik kazasının önüne geçilmesinin hedeflendiği görülmektedir.

25- Ceza infaz kurumlarından ve tutukevlerinden firarın önlenmesi amacıyla düzenleme yapılacağı ve bunun yanında suç veya terör örgütlerinin malzemelerinin infaz kurumlarına ve tutukevlerine sokulmasına yasak getireceği, bu yasağı ihlal edenlerin hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir.

26- Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişinin tedavi olmak istemesi halinde, bu tedaviden dolayı soruşturma makamlarına bilgi verilmesinin önüne geçilmesi ve bu sayede bireyin kimliğinin korunması hedeflenmiş olup, bu yönde bir düzenleme yapılacağı anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak;
Üzerinde birçok değişiklik yapılan Ceza Muhakemesi Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’nda yeni ve kapsamlı değişikliklerin yapılacağı anlaşılmaktadır. Bunların ne sonuçlar getireceği yasalaştığında görülecektir, ancak bu değişiklikle kişi hak ve hürriyetlerinin daraltılmasının, savunma hakkının kısıtlanmasının, cumhuriyet savcısı, sulh ceza hakimi ve kolluk yetkilerinin artırılmasının gündeme geleceği söylenebilir. Bu durum; her ne kadar olağanüstü halden dolayı yaşanan sürece uygun gözükse de, değişiklikler yasal düzenleme ile yapılacağından ve olağanüstü halin kaldırılmasından sonra tatbikine devam edileceğinden, yasal düzenlemeye gidilmeden önce dikkatli hareket edilmesi, konunun enine boyuna tartışılması, kişi hak ve hürriyetlerinin özlerini zedeleyebilecek düzenlemelerden de kaçınılması gerektiği nettir.


Kaynak: Haber7
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
saim 10 ay önce

GENEL AF DOĞRU KARAR OLUR ÖNCELİKLİ OLARAK İHRAÇ EDİLEN HAKİM SAVCILARIN YAKTIĞI CANLARA BİR ÇÖZÜM BULUNMALIDIR