Demokratik Açılımın Önkoşulu: Seçim Barajını İndirmek -I

22 Temmuz 2007 Pazar günü yapılan milletvekili genel seçimi ile beş yıl olarak başlayan 23. yasama dönemi, -21 Ekim 2007 günü yapılan halkoylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliğiyle seçim döneminin dört yıl olarak belirlenmesi nedeniyle- 2011 yılında sona erecektir. Bir erken seçim kararı alınmazsa, 24. dönem milletvekili genel seçimi, en geç 24 Temmuz 2011 Pazar günü yapılacaktır. Başka bir deyişle, olağan koşullarda önümüzdeki milletvekili genel seçimine 13 aylık bir süre kalmıştır.

Siyasal yaşamda demokratik açılım yolunda atılan adımlar, şimdiye değin Kürt açılımı (TRT Şeş ve Kürtçe dersleri) ile sınırlı kalmıştır. Oysa genel bir demokratik açılım için seçim mevzuatında da bazı değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Gerçi kısa bir süre önce 8.4.2010 tarih ve 5980 sayılı kanunla Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da seçim büroları, çeşitli iletişim araçlarıyla seçim propagandası, birleşik oy pusulası ve oy zarfları, seçmenlerin oy kullanması, oyların sayım ve dökümü, siyasi partiler ve bağımsız adaylar için kullanılan oyların hesaplanması, sandık sonuç tutanaklarının düzenlenmesi ve ilanı, seçim sonuçlarının ilçe seçim kurullarınca birleştirilmesi ve denetlenmesi; Milletvekili Seçimi Kanunu’nda ise adaylık için görevden çekilmesi gerekenler, kullanılacak oy pusulalarının şekli vb. konularda önemli değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılmıştır.

Seçim hukukunun temel ilkeleri

Fakat daha çok seçim sürecinin teknik yönleriyle ilgili bu değişiklikler arasında demokratik açılım bakımından bir önkoşul önemi taşıyan bir konu ele alınmamış; milletvekili seçimlerinde ülke genelinde geçerli oylar toplamının yüzde 10’u oranında uygulanan barajın indirilmesine ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemiştir. İl genel ve belediye mec-lisleri seçimlerinde seçim çevreleri itibarıyla geçerli oylar toplamının onda biri, başka bir deyişle yüzde 10’u oranında uygulanan kesme barajın indirilmesi bakımından da durum farklı değildir.

Seçim sistemleri bir siyasal tercih konusu olmakla birlikte; seçim hukukunun iki temel ilkesi, 23.7.1995 tarih ve 4121 sayılı kanunla anayasaya eklenen bir hükümle yasa koyucunun göz önünde bulundurması gereken eşdeğerli iki kural olarak belirtilmiştir: “Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.” (m. 67/VI)

Anayasada henüz böyle bir hükmün bulunmadığı bir zamanda çıkarılan 10.6.1983 tarih ve 2839 sayılı Milletvekili Seçim Kanunu ile -1961 Anayasası döneminde kabul edilen ve 1965’ten itibaren barajsız olarak uygulanan nispi temsil sisteminin bu dönemde yapılan beş milletvekili genel seçiminden üçünde bir tek parti iktidarına olanak vermeyen, 12 Eylül 1980 öncesindeki 19 yıl içinde 18 hükümet kurulmasını zorunlu kılan, oldukça sık yaşanan hükümet krizlerine genellikle kısa ömürlü koalisyonlar veya partiler üstü hükümet anlayışıyla çözüm aranan, kısacası, istikrarsızlık unsuru ağır basan sonuçlarına bir tepki olarak- hem yüzde 10 oranında ülke barajı, hem basit seçim sayılı çevre barajı getirilmişti (m. 33-34). Daha sonra 27.10.1995 tarih ve 4125 sayılı kanunla Milletvekili Seçimi Kanunu’nda değişiklik yapılarak, her iki barajla ilgili yeni hükümler konmuştur (m.16-17, MvSK m. 34, 34/A). Fakat Anayasa Mahkemesi, basit seçim sayısı temelinde iki ve üç milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde yüzde 25 olarak uygulanması öngörülen çevre barajı ile ilgili düzenlemeyi temsilde adalet ilkesine aykırı bularak iptal etmiş; yüzde 10 ülke barajını ise yönetimde istikrar ilkesine uygun bulmuştur (1). Bunun üzerine 23.11.1995 tarih ve 4138 sayılı kanunla Milletvekili Seçimi Kanunu’na eklenen bir geçici madde ile yalnız 20. dönem milletvekili genel seçiminde uygulanmak üzere çevre barajı yüzde 10 olarak belirlenmiş (m. 3, MvSK geç. m. 14); ancak bu düzenleme de anayasanın 153. maddesinin son fıkrasında ifadesini bulan Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesine aykırı görülerek iptal edilmiştir (2).

Yüzde 10 ülke barajı ile ilgili hukuki mücadele ise devam etmiş; konu, 3 Kasım 2002 milletvekili genel seçiminden sonra 2003 yılında iki vatandaşımız tarafından bu barajın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1. Protokol’ün (serbest seçim hakkı ile ilgili) 3. maddesine aykırı olarak, yasama organı seçiminde halkın özgür düşünce açıklamasını engellediği gerekçesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı açılan bir dava ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmıştır. Mahkemenin geniş ölçüde yüzde 10 ülke barajına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararını göz önünde tutarak yaptığı değerlendirme sonucunda 2007 yılında verdiği karar şöyle özetlenebilir:

Seçim sistemi, dengeleyici bir unsura yer vermeyen bu yüksek barajla 3 Kasım 2002 genel seçiminde Türkiye’de 1946’da çok partili rejime geçildikten sonra en az temsili nitelik taşıyan bir parlamento ortaya çıkarmış, seçmenlerin yüzde 45.3’ü (yaklaşık 14.5 milyon seçmen) parlamentoda temsil edilme olanağından yoksun kalmıştır. Anayasanın 67. maddesinin 6. fıkrası, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleri arasında bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Ancak mahkeme, uygun bir seçim sisteminin tercihi konusunda Türk makamlarının, bu arada Türk politikacılarının en elverişli konumda bulunduğunu kabul eder; dolayısıyla Türk seçim sisteminin yetersizliklerini giderecek ideal bir çözüm öneremez. Ne var ki Türkiye’de uygulanan yüzde 10 ülke barajının diğer Avrupa sistemleriyle karşılaştırıldığında en yüksek oran olarak göründüğü açıktır. İstikrarlı parlamento çoğunluklarının oluşturulması amacından vazgeçmeksizin çeşitli siyasal eğilimlerin optimum temsilini sağlamak üzere baraj oranının düşürülmesi ve/veya düzeltici karşı dengeler getirilmesi, temenniye değer nitelikte olmakla birlikte; bu konuda ulusal düzeyde karar verecek olanlara yeterli genişlikte bir takdir alanı bırakmak gerekir. Zaten barajla birlikte seçim sistemi, Türk toplumunda çok tartışılan bir konudur ve gerek parlamentoda, gerek sivil toplumun önde gelen kişileri tarafından barajın etkilerini düzeltecek çeşitli öneriler yapılmaktadır. Dava konusu baraj yüksek olmakla birlikte; mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1. Protokol’ün (serbest seçim hakkı ile ilgili) 3. maddesi çerçevesindeki takdir hakkının dışına çıktığını düşünmemektedir (3).

(1) Anayasa Mahkemesi, 18.11.1995, E. 1995/54, K. 1995/59 (Resmi Gazete, 21.11.1995, S. 22470 Mükerrer, s. 45-48, 56 vd).

(2) Anayasa Mahkemesi, 1.12.1995, E. 1995/56, K. 1995/60 (Resmi Gazete, 7.12.1995, S. 22486, s. 17-20).

(3) European Court of Human Rights, 30.1.2007, Case of Yumak and Sadak v. Turkey - Judgment, s. 1, 17 vd.

Cumhuriyet

Hikmet Sami Türk

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.