İdam cezası hortlar mı?


KEMAL AKKUR: Avukat, Ankara Barosu


Türkiye, idam cezasını durup dururken kaldırmadı. Kaldırmak zorunda kaldı. Türkiye’nin kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, önce Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Ek 6 No’lu Protokol’ü kabul etti. Bu protokole göre, savaş ve yakın savaş halleri dışında, idam cezası yasaklanıyordu. Arkasından 2002 yılı şubat ayı içerisinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi AİHS’ye Ek 13 No’lu protokolü kabul ederek, ölüm cezasının her koşulda kaldırılmasını düzenledi. Bugün için Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkenin hiçbirinde idam cezası yoktur.
Türkiye, hem 6 No’lu hem de 13 No’lu protokollerin imzacısıdır. 13 No’lu protokolün 3. maddesi ile taraf devletlere çekince koyma yasağı getirilmiştir. Yani Avrupa Konseyi’ne üye hiçbir ülke, bundan böyle mevzuatına idam cezasını dahil edemez. 

Caydırıcı değil
İdam cezasının tarihsel ve sosyolojik boyutuna baktığımız zaman, bu cezanın belli kesimlerce iddia edildiği gibi, hiç de caydırıcı olmadığını görürüz. Zira idam cezasının onarılmaz (geri dönülmesi imkânsız) niteliği, çağdışı olması, eşitsizlik yaratıcı özelliği, gayri insani oluşu, yarattığı dehşet duygusu gibi nedenlerle de savunulması mümkün değildir.
Diktatörlükleri bir tarafa bırakırsak, modern devletlerde, devletin ceza verme hakkı, yaşamı sona erdirmeyi kapsamaz. Devlet, kişilerden aldığı yetkileri kullanır. Ancak kişi, hayatını yok etme, öldürme yetkisini hiç kimseye veya devlete devredemez.
Ölüm cezası, hatayı onarma olanağı olmayan, ağır, vahim bir cezadır. Geri dönüşü ya da onarımı yoktur. Vahşi ve ilkel bir intikam duygusu yaratır. Oysa günümüz ceza siyasetinde öç alma hedeflenemez. İdam, devletin taammüden (tasarlayarak) insan öldürmesidir.
Çağdaş ceza hukukunda; suçlunun topluma kazandırılması hedeflenir. Oysa ölüm cezası ile tasfiye amaçlanır. Çağdaş hukukun amacı tasfiye olamaz. Ölüm cezasının korkutucu, caydırıcı etkileri ispatlanmış değildir. Tam tersine, tarihi gelişimine baktığımızda, ölüm cezasını hiç düşünmeden en ağır suçları işleyenlerin çok fazla olduğunu görmekteyiz. Örneğin 19. yüzyılda, İngiltere’de hırsızlığın, yankesiciliğin cezasının ölüm olduğu dönemde, yankesicilerin en çok diğer meslektaşlarının darağacına çıkarıldığı vakit toplanan kalabalık arasında sanatlarını icra ettikleri belgelenmiştir. Yine İngiltere’de o dönemde darağacındakilere telkinde bulunan bir din görevlisi, telkinde bulunduğu 167 kişiden 161’inin daha önce aleni bir ölüm cezası infazını seyretmiş olduğunu tespit etmiştir. Bu da ölüm cezasının, iddianın aksine hiç de caydırıcı olmayan, çağdışı bir ceza anlayışı olduğunu ortaya koymaktadır.
AİHM, ölüm cezasının adalet konusundaki bölgesel normlara uygun düşmediğini (Soering/İngiltere davası), yaşama hakkı ile bağdaşmadığını (Salman/Türkiye davası) içtihatlarıyla somutlaştırmıştır.
Bizim Anayasa Mahkemesi de 1989 tarihinde verdiği kararla kişinin yaşam hakkının devredilemez, vazgeçilemez temel bir hak olduğunu, bu haklara karşı olan her türlü engelin kaldırılmasının da devletin ödevi olduğunu belirtmiştir (1989/14-49 sayılı karar).
TBMM, 1922 yılından bu yana, Menemen ve Dersim olaylarının ardından idam edilenler dışında, aralarında 13 milletvekilinin de bulunduğu toplam 532 kişi hakkında verilen idam cezasını onaylamıştır. Türkiye’de 1984 yılında İlyas Has ve Hıdır Aslan adlı suçluların idam cezalarının infazının ardından, dosyası TBMM’de bekleyen hiçbir suçlunun idamının infazına karar verilmemiştir. Bundan sonra da verilmesi mümkün değildir.
Türkiye, rotasını Batı’dan, Avrupa Konseyi ve AİHM’den Ortadoğu’ya çevirmediği, otoriter veya totaliter bir rejime yönelmediği sürece, idam cezasının hortlaması mümkün değildir. Bu yöndeki söylemler, popülizm ve hamasetten öteye gitmez. 


Radikal
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.