MURİS MUVAZAASI KAVRAMI VE BU KONUYLA İLGİLİ VERİLMİŞ BULUNAN ÖNEMLİ YARGITAY KARARLARI
Bu nedenler toplumsal, ailevi olabileceği gibi; erkek çocukların kayırılması şeklinde ataerkil anlayışa ve bunun yanı sıra psikolojik birtakım nedenlere de dayanabilir. Sıkça rastlanan bu durumlara hukuki terminolojide muris muvazaası adı verilmektedir.[1] Bizde bu çalışmamız kapsamında öncelikle muris muvazaasının unsurlarına yer verip ardından da bu konuyla ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Daireleri tarafından verilen önemli kararları aktarmaya çalışacağız.
 
Muris muvazaası konusunda temel taşı sayılabilecek kararlardan birisi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.06.2010 tarih ve 2010/1-295 E, 2010/333 K. sayılı kararıdır. Bu karar  kapsamında, muris muvazaasının diğer nisbi muvazaalar gibi 4 unsurdan oluştuğu şu şekilde ifadeedilmiştir. 

Görünüşteki sözleşme: Miras bırakanın, mirasçısından mal kaçırma, onların bu yönde yapacakları itirazları, açacakları davaları önlemek, başka bir anlatımla onları aldatmak için karşı taraf ile anlaşarak gerçek iradesine uygun düşmeyecek ve hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacak biçimde düzenlediği sözleşmeye görünüşteki sözleşme denir. 

Üçüncü şahısları (mirasçıları) aldatmak amacı: Muris muvazaasında aldatmak isteyen, (muvazaalı işlem yapan) miras bırakan, aldatılmak istenen ise mirasçıdır. Oysa muris muvazaası dışında kalan mutlak ve nispi muvazaalarda aldatılmak istenen 3. kişinin mirasçı olması şart değildir. Miras bırakan sağlığında, mallarını mirasçılar arasında makul ölçüler içerisinde, dengeli bir biçimde paylaştırmışsa, artık mirasçıdan mal kaçırmak, onları aldatmak kastı ve iradesi bulunmadığından, muris muvazaasından söz edilemez. Miras bırakan sadece mirasçılarından birine veya birkaçına pay vermişse veya paylaştırmada makul ve hoşgörü sınırlarını aşan bir dengesizlik bulunuyorsa, paylaştırma değil, mirasçıdan mal kaçırma amacı üstün tutulmuş sayılacağından aldatma unsuru teşekkül eder.

Tarafların beyanları ile iradeleri arasında isteyerek meydana getirdikleri uyumsuzluğu açıklayan muvazaa anlaşması: Bu anlaşma, miras bırakan ile karşı taraf arasında görünüşte yapılan sözleşmenin niteliğini değiştiren sözleşme olup hiçbir şekil koşuluna bağlı değildir. Yazılı yapıldığı gibi, çok kez de sözlü yapılabilmektedir. Uygulamada muvazaa anlaşmasının çok zaman gizli sözleşme ile bir arada, hatta onunla iç içe yapıldığı görülmektedir. Gerek taraf gerekse muris muvazaasında, muvazaa anlaşmasının varlığı muvazaanın oluşması için şarttır.[2]

Gizli sözleşme: Muris muvazaasının son unsuru, tüm nispi muvazaalarda olduğu gibi gizli sözleşmedir. Miras bırakan malını bağış yoluyla devretmek istemekte, ne var ki bu sözleşmeyi gerçek iradesine uygun olmayan satış sözleşmesinin arkasına gizlemektedir.

Yukarıda yer alan unsurların içindeki “görünüşteki sözleşme” ve “gizli sözleşme” dışındaki “muvazaa anlaşmasını” 3. sözleşme olarak niteleyen görüşler de bulunmaktadır. [3]

Mirastan mal kaçırma iddiası ile açılan muris muvazaası davasında miras bırakanın gerçek iradesi araştırılır. Bu durumda hakim belirli ölçütlerden faydalanır. Bunlar: Miras bırakanın ve miras bıraktığı kişinin mali durumları (Taşınması gerçekten alabilecek mali gücünün olup olmadığı) Yörenin gelenek-görenekleri, örf ve adeti (örneğin kızların mirastan pay almayacaklarına veya daha düşük pay almalarına ilişkin görüşler) Satış bedeli ve gerçek bedel arası fark gibi ölçütlerdir. Mirasçılar sadece yazılı delillerle sınırlı olmayıp, her tür delile başvurabilirler. Tapu kayıtları, tanıklar, bilirkişi incelemeleri, banka hesapları, vergi makbuzları, elektrik, su, doğalgaz faturaları, ve bunlara benzer yukarıda da bahsedilen ölçütlere ilişkin başkaca deliller de gösterilebilir.[4]
 
Muris muvazaası ile ilgili genel bir giriş yapıktan sonra şimdi de aşağıda bu konunun çeşitli noktalarını saptamak adına Yüksek Mahkeme tarafından verilmiş bulunan kararları incelemek istiyoruz.

İlk olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 6.5.2015 tarih ve E.2013/1-2302, K. 2015/1313 sayılı kararı kapsamında “ Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda zamanaşımının söz konusu olmadığı, işlemin muvazaalı olması durumunda üzerinden bir zaman geçmesi halinde geçerli hale gelmeyeceği ve herhangi bir süreye bağlı olmaksızın her zaman açılabileceği kuşkusuzdur. Bu sebeple muris muvazaasına dayalı olarak dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca, tarafların toplanan ve toplanacak tüm delilleri değerlendirilmek suretiyle, miras bırakanın davalılara yaptığı temliklerin yasal ilkeler doğrultusunda mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığının tespiti ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, anılan husus göz ardı edilerek neticeye gidilmiş olması doğru değildir.” şeklinde bir sonuca varmak suretiyle bu tür davaların açılması bakımından herhangi bir zamanaşımı süresinin söz konusu olmayacağını belirtmiş bulunmaktadır.

Diğer bir kararında ise Yüksek Mahkeme Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Davacıların miras bırakanın kızları, davalının ise tek oğlu olduğu, taşınmazın temliki sırasında gösterilen bedel ile gerçek değeri arasında açık fark bulunduğu, özellikle tanık anlatımlarına göre, taşınmazın satışının çevrede duyulmadığı, öte yandan bedel ödendiğinin savunulmasına rağmen intifa hakkının miras bırakan üzerinde bırakılarak yalnızca çıplak mülkiyetin devrinin hayatın olağan akışına uygun bir davranış olmayacağı, davalının taşınmazın miras bırakan tarafından satın alınması sırasında bedelini kendisinin ödediği ve keza muristen devralırken davacılara bedel ödediği yönündeki savunmalarının herhangi bir belge ile desteklenmediği, miras bırakanın taşınmazı satması için ihtiyacı veya makul nedeninin bulunduğunun da kanıtlanamadığı gözetildiğinde, anılan temlikin gerçek bir satış olmayıp mal kaçırma amaçlı ve bağış niteliğinde olduğu sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.” demek suretiyle intifa hakkının miras bırakan üzerinde bırakılarak yalnızca çıplak mülkiyetin devrinin hayatın olağan akışına uygun bir davranış olamayacağı sonucuna varmıştır. (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E. 2012/8722 K. 2012/9790 T. 20.9.2012)

Yine Yargıtay muvazaayı gerçekleştiren tarafların alım gücü parametre olarak değerlendirdiği bir uyuşmazlık kapsamında verdiği bir kararda “Asıl dava çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım; birleştirilen dava tapu iptal tescil istemine ilişkindir. Taşınmazı temellük ettiği tarihte 19 yaşında olduğu ve alım gücünün bulunmadığı, mirasbırakanın yaptığı temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Esasen bu yön mahkemenin de kabulündedir. Hâl böyle olunca, birleştirilen tapu iptal tescil davasında tapunun iptali ile miras payı oranında tescile karar verilmesi, el atmanın önlenmesi konusunda da tarafların paydaş duruma geldikleri, TMK 683 vd. maddeleri gözetildiğinde tarafların taşınmazın bölümlerini kullandıkları saptandığından el atmadan söz edilemeyeceği gözetilerek elatmanın önlenmesi ve yıkım istemli asıl davanın bu gerekçe ile reddi gerekir.” diyerek önemli ve belirleyici bir tespitte daha bulunmuştur. (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E. 2016/131 K. 2016/5444 T. 3.5.2016)
 
2015 tarihli bir kararı kapsamında da Yargıtay bu tür temlikler bağlamında birlikte yaşam olgusunu bir ölçüt sayarak  “Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal-tescil ve bedelin tahsili davası iken ıslah ile yalnız bedel isteğine dönüştürülmüştür. Miras bırakanın alım gücü bulunmayan ve birlikte yaşadığı erkek evladı olan davalıya yapmış olduğu pay temlikinin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. Davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.” şeklinde bir karar vermiş bulunmaktadır. (YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ E. 2012/5462 K. 2012/5712 T. 16.5.2012)
 
Yine fikrimce çok önemli kararında muvazaalı devredilen taşınmazların birden fazla el değiştirmesi ile ilgili bir uyuşmazlıkta “Yüksek Mahkeme Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine, dayalı tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir. Taşınmaz önce murisin kızının iş arkadaşına, sonra kızına son olarak da miras bırakanın ölümünden sonra davalı olan eski eşine devrettiği saptanmıştır. Satmasına rağmen çekişme konusu taşınmazda ölünceye kadar miras bırakanın oturduğu sabittir. Kiracılık savunmasına karşı herhangi bir kira bedelinin ödendiği kanıtlanmış değildir. Ayrıca taşınmazın temlik tarihlerinde saptanan değerleri ile gerçek bedelleri arasındaki fark da temlikin gerçeği yansıtmadığının bir diğer görüntüsüdür. Davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.” şeklinde bir sonuca varmıştır. YARGITAY 1. HUKUK DAİRES İE. 2006/2257 K. 2006/4810 T. 26.4.2006

Önemli bulduğumuz Yüksek Mahkeme kararlarını aktardıktan sonra yazımızı neticelendirirken bu tür muvazaa biçimi bakımından tatbik edilmekte olan bir yargısal uygulamaya yönelik eleştiri getirmek istiyoruz. Böylesine muvazaalı kazandırmalar bakımından Yargıtay’ın şöylesine ilginç bir uygulaması bulunmaktadır : Yüksek Mahkeme bazı kararlarında, muvazaa davası açan mirasçının kendisine de muvazaalı veya açık bir bağışlama ile mirasbırakan tarafından kazandırmada bulunulduğu durumlarda, burada bir “paylaştırma” yapıldığı gerekçesiyle dava reddedilmektedir. Ancak yapılan kazandırmaların değerlerinin birbiriyle uyumlu olduğu durumlarda adalete ve usul ekonomisine uygun görünen bu çözümün sağlam bir yasal dayanağı bulunmamaktadır.[5] 

Ertuna Kara / hukukihaber.net

 
------------------------------------------------
[1]Bektaş, Esra: Muris Muvazaası, http://www.berktas.av.tr/file/pdf/Muris%20Muvazaas%C4%B1_1.pdf , Erişim Tarihi: 02.08.2017.
[2] Cura, Aykut : Muris Muvazaası, http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1893.htm , Erişim Tarihi: 03.08.2017. "Muris Muvazaası" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Aykut Cura'ya aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
[3] Barlas, Nami: Borçlar Hukuku Ders Notları, Yeditepe Üniversite Hukuk Fakültesi.fz
[4]Mıhcı ,Mustafa :Mirastan Mal Kaçırma,http://www.mihcihukuk.com/mirastan-mal-kacirma-muris-muvazaasi.html/ ,Erişim Tarihi :04.08.2017
[5] Dural, Mustafa, Öz, Turgut : Miras Hukuku, Cilt IV, Filiz Kitabevi, İstanbul, Kasım 2015, s.267.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.