TÜRKİYE'DE AVUKATLIK

Anıl EMRE / HT GAZETE

Dizimizin son gününde söz hakkı gençlerde. Türkiye’nin önde gelen hukuk fakültelerinin parlak öğrencilerine bırakıyoruz sözü: İstanbul Üniversitesi’nden Banu Atlı (22), Feray Fırıncıoğulları (21) ve Bayram Gönenç Başaran (22). Koç Üniversitesi’nden Hakan Kızılkum (23), Cem Tecimer (21) ve Ayşegül Kula (23) ile genç akademisyen Zeynep Elibol. Bilgi Üniversitesi’nden ise Aslınur Avgın (21), Hilal Temel (22) ve Sinan Erkan (21). Banu yeni mezun olmuş, Aslınur, Sinan ve Cem 3. sınıfta okuyor, diğerleri ise son sınıf öğrencileri. Neden hukuk seçtiklerini, fakülte deneyimlerini, kariyer planlarını, hayallerini ve hukuk öğrencisi olmayı anlattılar...

NEDEN HUKUKU SEÇİYORLAR?

Klişe ama önemli bir soruyla başlıyorum. Neden hukuk? Genelde aile etkisi göze çarpıyor. Banu’nun anne ve babası hâkim, “Adliyeler oyun alanımız gibiydi” diyor. Evde hep hukuki tartışmalar dinleyerek büyümüş. Gönenç’in babası ise avukat. İlkokuldan beri gittiği yazıhanesinde babasının hep insanların sorunlarını çözdüğüne, etrafındakilere yardımcı olduğuna şahit olmuş. Aslınur sosyal bilimlere yatkınlığı sebebiyle avukat olan babasının izinden gitmiş, benzer yatkınlıkları olan Cem de ailesindeki hukukçuların seçiminde rol oynadığını söylüyor. Ayşegül’ü ise ‘güçlü bir kadın figürü’ olan avukat teyzesi etkilemiş. Hilal’in ailesinde hukukçu yok, ancak seçiminde, sık sık hukuku bilmenin öneminden bahseden babasının etkili olduğunu anlatıyor. Hakan ve Feray sosyal bilimlere olan yatkınlıklarını mesleğe çevirmek amacıyla hukukta karar kılmış. Sinan’ı hukuka yönelten ise felsefeye olan merakı ve sorgulayıcı yapısı.

Feray Fırıncıoğulları - Bayram Gönenç Başaran - Banu Atlı

Gelecek planlarını soruyorum. Bu eğitimlerini hayatta nasıl kullanacaklar? Feray avukatlık istiyor. Alanını deniz ticareti hukuku olarak belirlemiş, uzmanlaşmanın onu daha öne çıkaracağını düşünüyor. Gönenç’in gönlünde ise akademisyenlik yatıyor: “Fakültede derse ilk girdiğim andan beri hocalarımızdan çok etkilendim. Öğrendiğim bir şeyi başkasına aktarabildiğim zaman, onlar da aydınlandıkları zaman çok mutlu oluyorum.” Banu ise ailesinin izinden gitmek istiyor. Tam bir idealist: “Bir ihtilafı çözmek, insanları orta yolda buluşturmak, adaleti tesis etmek benim için çok kutsal bir uğraş.” Ancak hayat, her genç bireye yaptığı gibi ona da idealizmini sorgulatmaya başlamış. “Hâkimlik mesleğindeki aksaklıklara aşina oldukça aslında saf bir idealist olduğumu fark ettim bu yüzden avukatlığa da kapıyı kapatmadım” diyor.

>> HUKUK FAKÜLTESİ ENFLASYONU!

‘MEZUNİYET YAKLAŞTIKÇA HAYALLER SORGULANIYOR’

Benzer sorgulamalardan Koç Üniversitesi öğrencileri de geçiyor. 3. sınıfa kadar akademisyenlik konusunda kararlı olan Ayşegül’ün sabit fikirleri esnemeye başlamış: “Mezuniyet yaklaşıp hayatınızı nasıl idame ettireceğinizi düşünmeye başladığınızda akademik hayata dair hayaller de sorgulanmaya başlıyor.” Hakan’ın hikâyesi de Ayşegül’e benzer: “Kamu hukukuna ilgi duyuyordum ve akademisyen olmak istiyordum. Ancak yazları staj yaptıkça iş yaşamına ısındım. Hayatımın bir noktasında kendi ofisimi kurmayı planlıyorum, kendi kendimin patronu olma hayalim var.” Cem ise akademisyenlikte kararlı: “Birinci sınıfın yazında katıldığım program, kariyerime bakışımdaki şekillenmede büyük rol oynadı. Özel hukuk ile uğraşmayacağımı o programda anladım. Birey ile devlet arasındaki ilişkiyi inceleyebileceğim bir hukukçulukla ilgileniyorum.”

Hakan Kızılkum - Zeynep Elibol- Cem Tecimer

‘ROBERT MEZUNUYUM’ ADLİYE KORİDORLARINDA NE İŞİM VAR?’

Son yıllarda hukuk fakültelerinin parlak öğrencileri çoğunlukla geleneksel anlamda dava avukatlığına değil, yazı dizimizde önde gelenleriyle konuştuğumuz, çokuluslu şirketlerle çalışan, şirket evlilikleri ve yüksek meblağlı projelerin sözleşmelerinin hazırlanmasında hukuki danışmanlık veren ve yoğun İngilizce kullanılan hukuk ofislerine yöneliyor. Bu alan maddi anlamda tatmin edici olduğu kadar uzun çalışma saatleriyle de oldukça yorucu. Bilgi Üniversitesi öğrencilerine bu alana sıcak bakıp bakmadıklarını sorduğumda, sınıflarının büyük çoğunluğunun bu alanı istediğini anlatıyorlar. Hilal, öğrencilerdeki değişen avukat algısını şu sözlerle açıklıyor: “Bizim idealize ettiğimiz avukat figürü elinde çantası adliyelerde koşturan avukat değil, iş dünyasından insanlarla müzakerelere giren, milyar dolarlık işlerde çalışan danışman avukat.” Bu tarz hukuk bürolarından birinde yaz stajı yaparken orada çalışan başarılı bir avukatın kendisine aktardığı şu sözlerden çok etkilendiğini belirtiyor: “Robert Kolej mezunuyum, bu kadar iyi İngilizcem var, bu liseden mezunsanız niye adliyelerde koşturursunuz ki?” Çok geç saatlere kadar çalışılan, sıklıkla sabahlanan bir iş temposunu kabulleniyor mu peki? “Hızlı düşünen, başarılı insanlarla çalışmaktan keyif alıyorum. Stres ve rekabet beni rahatsız değil motive ediyor.”

Hilal Temel - Sinan Erkan - Aslınur Avgın

Tüm arkadaşları Hilal gibi düşünmüyor. Aslınur, bu tarz ofislerden birine yapılan fakülte gezisinde gözlemlediği yaşam tarzını sorgulamadan edemiyor: “Ofiste uyuyoruz, ofiste duş alıyoruz, sürekli sabahlıyoruz sözleri gözümü korkuttu. İnsan hayatına, ailesine nasıl zaman ayıracak? Avukatlardan birinin masasında çocuğunun fotoğrafları vardı, peki çocuğunu gerçekte ne zaman görüyor?” Kendisi ‘insanların hayatına daha çok dokunabileceği’ bir alanda çalışmak istiyor ve akademisyenliğe avukatlıktan daha sıcak bakıyor. Sinan da şirketler hukuku alanına pek ısınamamış: “Bilimsel çalışmalarımı destekleyecek bir iş ortamı istiyorum. Makineleşmeye karşıyım.” Şimdilik kararsız olsa da avukatlıkla akademik araştırmalarını bir arada götürebileceği bir yaşam tarzına sıcak bakıyor. Üç öğrencinin de ortak hayali bir gün Türkiye’de hukuk politikası oluşturulmasına katkıda bulunabilecek hukukçular haline gelebilmek.

>> HUKUK DANIŞMANLARI KONUŞTU!

FARK YARATMAK İÇİN GEREKENLER

Bugün İstanbul Barosu’na kayıtlı yaklaşık 32 bin avukat var. Her yıl binlerce mezun havuza katılıyor. Böylesine yüksek bir rekabet öğrencilerin gözünü korkutuyor mu? Feray temkinli: “Bu bizi biraz umutsuzluğa sevk ediyor ama belli bir alanda uzmanlaşma düşünceniz varsa içiniz biraz daha rahatlıyor çünkü alan daralıyor.” Banu ise rekabetin düşünüldüğü kadar yüksek olmadığı görüşünde: “Mezun sayısı çok ancak her fakülteden nitelikli mezun verilip verilmediğini tartışırım. Nitelikli yetişen avukat yine öne geçebiliyor bence.”

 

Bu kadar kalabalık bir piyasada öne çıkabilmek önemli. Bir öğrencinin fark yaratmak için neler yapması gerektiğini soruyorum. “Çok iyi bir İngilizce” hepsinin ilk cevabı. Bunda yukarıda bahsettiğimiz hukuki danışmanlık şirketlerinin ileri derecede İngilizce’yi ön şart olarak koyması büyük bir etken. Öğrenciler belli bir alanda uzmanlaşmanın önemi konusunda da mutabık. Hakan, hukukun ‘kocaman bir dünya’ olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bir noktadan sonra uzmanlaşmak, belli bir konuyu en iyi bilen insanlardan biri olmak bence olmazsa olmaz artık.” Yüksek lisans yapıp seçilen uzmanlık alanında derinleşmek ve imkân varsa yurtdışında böyle bir deneyim edinmenin katacağı vizyon konusunda da hemfikirler.

Hukuk dışı eğitimin de çok önemli olduğu kanısındalar. Banu’ya göre hukuk hayatın tüm alanlarına temas ediyor: “Bir hukukçunun sadece hukuktan anlaması artık yeterli değil. Başarının formülü hukuku çok iyi bilmek, daha sonra da hukuk dışı konularda kendini geliştirebilmek.” Hilal de kendinden örnek veriyor: “Hukukla birlikte ekonomi de okuyorum, çift anadal yapıyorum. İnsanın kendine farklı alanlarda yatırım yapması çok önemli. Bir sözleşme müzakere ediyorsanız, hukuk formasyonunuz ne kadar güçlü olursa olsun işin ticari boyutundan bihaberseniz başarılı olamazsınız.”

Akademisyenlik isteyenler azımsanmayacak sayıda. Bu alanda başarılı olmanın sırrını Koç Üniversitesi’nin genç akademisyenlerinden, insan hakları ve uluslararası hukuk alanlarında çalışmalar yapan Zeynep Elibol’a sorduğumda, “Hiçbir zaman büyümemek” olarak yanıtlıyor: “Bir çocuk gibi her şeyi merak etmek, bu merakınızı sürekli canlı tutabilmektir. Öğrenci ruhunuzu kaybetmemeli, profesyonel öğrenci haline gelmelisiniz.”

>> TİCARET HUKUKÇULARI KONUŞTU!


‘BU MUYMUŞ AVUKATLIK DEMEMEK ELDE DEĞİL TÜRKİYE’DE’

En çok cevap almak istediğim sorulardan biri de Türkiye’de gördükleri çeşitli hukuksuzlukların mesleklerine olan şevklerini kırıp kırmadığı. Mesleklerini sorguluyorlar mı? Çoğunun cevabı “Evet”. Aslınur: “Birinci sınıfta anayasa dersi alıyorsunuz, bir olay oluyor, bakıyorsunuz ki anayasada yazılanlar tamamen ihlal edilmiş. Öğretilenle alakası yok. Bu noktada sorgulama, ‘Boşuna mı okuyorum.’ düşüncesi kaçınılmaz oluyor.”

Peki ya mesleğin saygınlığı? Müstakbel meslektaşları toplumda saygın bir konumdalar mı? Feray bu konuda çok tepkili: “Maalesef avukat olacağımı söylediğim anda mesleğimin yalancılıkla eşdeğer olduğu gibi olumsuz tepkilerle karşılaşıyorum. Bu algının oluşmasındaki etkenlerden biri de niteliksiz eğitim. Hiçbir hatırı sayılır hukuk eğitimi almadan mezun olanlar var. Bu da saygınlık sorunu yaratıyor. Niteliksizliğinin yanında art niyetle davranan da çok avukat var.” Bunun adliyelerde avukata bakışı da etkilediğini düşünüyor: “Maalesef mahkeme kalemlerinden icra dairelerine her yerde avukatı hesaba almama durumu söz konusu ve bu çok ciddi moral bozukluğuna yol açabiliyor. Bu muymuş avukatlık dememek elde değil Türkiye’de.”

‘HUKUK ADANMIŞLIK GEREKTİRİYOR’

Kendilerinin yolundan gidecek gençlere tavsiyelerini soruyorum. Hukuk seçecek olanlar neleri göze almalı? Hepsinin ortak görüşü, başarının sırrı hukuku sevmek ve çok çalışmayı göze almak. Ayşegül bunu ‘adanmışlık’ olarak tanımlıyor: “Yoğun çalışma gerektiren bir alan ve kendinizi adayabilecek kadar sevmeniz gerekiyor. Belki neyi istediğini anlamak bizim tercih yaptığımız yaşlarda pek mümkün değil ama zorla okunmamalı en azından.” Feray da katılıyor: “Sevmeden asla yapılabilecek bir iş değil. Zora gelemeyen, çalışmaktan hoşlanmayan, kendini disipline edemeyen insan için hukuk gerçekten keyif olmaktan çıkar, işkenceye dönüşür.” Banu ekliyor: “Hukuk ses kaydından, fotokopiden, arkadaş notundan çalışılmaz. Oturup o kalın kitapları okumayı göze almalılar.” Ayşegül, hukuk eğitiminin genel kanının aksine ezberletmek değil, sorgulatmak üzerine olduğunu önemle vurguluyor.

Tabii bir diğer tavsiyeleri de bu kadar yoğun çalışırken hayatı da es geçmemek. Peki bu tempoda mümkün mü? Feray: “Sosyal yaşama vakit ayırmak gayet mümkün. Sınav zamanları daha yoğun olabiliyor ama normalde belli bir çalışma düzeni oturttuktan sonra her şeye vakit bulabilirsiniz.”

>> "ÖZGÜRLÜKTEN MAHRUMİYETİN TELAFİSİ YOK"

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Av. Emre Burak Onat 3 yıl önce

teoride söylenenler doğru, hayaller güzel ama 1500 tl (ankara için) maaş ile bakalım ne kadar 12 saat mesai ye dayanabilecekler. ilk 5 yıl aile desteği olmadan yapılacak meslek değil.

Avatar
stj. avukat 3 yıl önce

hukuk fakültesinden mezun olmak üzereler fakat hiç biriside demiyor ki ben hak ve adaleti sağlamak hukuksuzlukların karşısında durmak istiyorum.Hepsinin aklinda para var.Hukuk fakülteleri ögrencilerine önce hukuk ahlakını öğretmesi lazım.Ne kadar ciddi bir iş yaptıklarının farkındalığını onlara aşılaması lazım.en büyük hukuksuzlukları hukukçular yapıyor deniliyor işte cevap

Avatar
anonim 3 yıl önce

anadoluda avukatlık yapmaktayım. 3-4 yıl sigorta prim borcu biriken arkadaşlarım var.
iş bu noktadayken bireyden idealist olmasını bekleyemezsiniz. bu zamanları mumla arayacağız.

Avatar
Birisi 3 yıl önce

bir anadolu ilçesinde avukatlık yapıyorum. sgk primlerini dahi ödeyemez durumdayız. sakın bu mesleğe bulaşmayın. amcanız avukatsa, dayınızın bürosu varsa girin. yoksa kpss girip memur olun daha refah yaşam standartınız olur.

Avatar
gb 3 yıl önce

Kaymak tabakayla konuşarak haber yapmak da neyin nesi? At gözlüğüyle bir yere varilmaz, hayatın gerçeklerini yansıtan bir yazı bekliyordum acikcasi; çıka çıka babam zengin, annem hakim, ozelde okuyorum, mezun olunca ayda 15000tl maasla da çalışırım tarzı birsey çıktı. Hayal kırıklığı. Yukarıdaki yorumlara bakınca ne demek istediğimi anlarsınız umarım. Biraz gerçekçilik, lütfen. Anadoluda yaşayan, hukuk seçmek isteyen bir sürü genç var, belli bir aile ve maddiyat altyapisina sahip olmadan asla yasayamayacaklari tozpembe bir yaşam göstermenin sorumluluğunu tasiyabileceksiniz umarım.

Avatar
iskender 3 yıl önce

Çok aydınlatıcı olmuş!!!