Avukatları sevmeyip eleştirenlere cevaplar
Fakülteyi kazandıktan sonra da mezun olabilmek için bunun çok daha fazlası emek ve mesai harcarsınız. Stajınızı bitirip avukatlık mesleğine başlarsınız…

Amacınız, gerek çevrenizdeki insanlara, gerekse ihtiyaç duyanlara, yıllarca almış olduğunuz eğitim sonucu edindiklerinizi kullanıp, haklarına kavuşabilmelerinde vesile olmaktır. Bu işi meslek olarak seçmiş olduğunuzdan, kazancınız da elbette ki bu meslekten olacaktır.

Kimisine hayrına hukuki bilginizi sunarsınız. Kimisinden ise hakettiğiniz vekalet ücreti karşılığında…

Meslekte itibar görmeyi beklerken, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuş, meslek hakkında en ufak bir fikri dahi olmayan, avukatlık mesleğinden beklediğini bulamayıp daha mesleğin başında meslekten soğumuş ya da geçmişte bir avukat nedeniyle hak kaybına uğradığı için avukatlardan nefret eden  büyük bir kitlenin, avukatları, avukatlık mesleğini cahilce eleştirdiğini görürsünüz.

Cahilce diyoruz çünkü aklı başında insanların yapacabileceği eleştiriler değildir bunlar. İnternet üzerinde de kısa bir araştırma yaptığınızda, avukatlık mesleğine, avukatlara yapılan eleştirilerin bir çoğunun, oldukça seviyesizce, bir o kadar da cahilce olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz.

“Avukat, suçluyu da savunur suçsuzu da. O yüzden en güvenilmez insan tipi avukatlardır” deyip sevmeyenler;

Adil yargılanma hakkı gereği, suçlu da, haksız olan da pekala savunulabilir. Yargılamanın asli amacı, cezada suçluyu, hukukta haklıyı ve buna uygulanacak yaptırımı belirlemektir.

Siz sanıyor musunuz ki bütün işverenler haksız? Bütün işçiler mağdur? Bütün sanıklar suçludur? Bir insana, hakettiğinden fazla ceza verilmesi, lehine hakkı olmayan bir alacağa hükmedilmesi de pekala adaletsizliktir.

Asılsız bir iftira nedeniyle hakkınızda cinsel istismardan dava açıldığında, suçsuzluğunuzun ortaya çıkabilmesi için fellik fellik nasıl avukat arıyorsanız, bir cinsel istismar suçunun sanık müdafiisine de “Gitmiş allahın sapığını savunuyor” diyemezsiniz.

Ya da, trafikte ailenizle seyir halindeyken, hem kural ihlali yapıp hem de size eşinizin yanında ana avrat küfreden biriyle, öfke kontrolünüzü kaybedip kavga ettiğinizde, ölüm gibi istenmeyen bir olaya sebep olduğunuzda, en azından haksız tahrik hükümlerinden faydalanabilmeniz için sizi savunacak avukata, “Utanmadan bir katilin avukatlığını” yapıyor diyemezsiniz…

Bazı durumlarda, salt haklı ve haksız ayırımı yapmak da mümkün değildir. Her iki taraf da haklı, her iki taraf da haksız olabilir. Avukatın adil yargıdaki rolü, herkesin hakettiği kadarını almasına vesile olmaktır.

“Para için ruhunu satan, profesyonel yalancılardır” diyerek sevmeyenler;

Nedense herkesin, avukatın kazandığı vekalet ücretinde gözü vardır. İnsanlar doğuştan avukat olarak doğmazlar. Belirli sınavlarda başarı gösterip bu ünvanı alırlar. Dolayısı ile avukat olabilmek için torpile ihtiyacınız yoktur. Hal böyleyken adama sormazlar mı “Sen de olsaydın kardeşim, olabiliyordun da ben mi engel oldum” diye…

Yalan konusuna gelince, genel kanının aksine, bize okulda yalan söylemeyi öğretmiyorlar. Ben nice insanlar tanırım, avukat olmadıkları halde hyüzü kızarmadan, oldukça da inandırıcı şekilde yalan söyleyebilen.
Bazen olayın inandırıcılığını arttırabilmek adına, etik sınırlar çerçevesinde mübalağa yaparız.

Bazen ise sır saklama yükümlülüğümüz gereği bildiğimiz şeyleri mahkemede olduğu gibi söylemeyiz. Özetle bizler, müvekkillerin yalancısıyız.

Bugün avukatlara yalancı diyenler, yarın ihtiyaç duyduklarında, kendileri için mahkemede yalan söylemelerini avukatlardan isterler. Avukatlar, karar makamı değil, talep makamıdır. Müvekkillerinin menfaatlerini, hukuki sınırlar çerçevesinde savunmakla yükümlüdürler. Dayanacakları hakkı uydurmaz, verilen hakka dayanırlar.

“Hakimlik savcılık sınavı kazanamayıp, avukatlık yapmak zorunda kalıyorlar” deyip sevmeyenler;

Hakim – savcı olmak bir tercih meselesidir. Bu meslekleri tercih edenler, sınava hazırlanır, başarılı olurlarsa staj sonrası hakim veya savcı olarak göreve başlarlar. Ancak hakim – savcılık, kimileri için çekilecek meslek değildir.

Sınava dahi girme ihtiyacı duymazlar.

Onların idealindeki meslek avukatlıktır. Devlet memuru olmak, maaşa talim etmek, tayin nedeniyle şehir değiştirmek istemezler. Uzmanlık sınavını kazanamayıp, pratisyen bir hekim için bunu söylemek mümkün olabilir.

Ancak tüm avukatlar için,  hakimlik – savcılık sınavını kazanamadıkları için avukat oluyorlar demek, cahillik ötesi bir yorumdur.

“Duruşmada 3 dakika dikilip dünyanın parasını aldı” deyip sevmeyenler;

Yazılı yargılama usulü nedir bilir misin? Bilmezsin. Dava dilekçesi, cevaba cevap dilekçesi, beyan dilekçesi, delil listesi, temyiz dilekçesi, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi vs vs…

Tüm bunlar, çoğu zaman senin haberin olmadan, saatlerce, hatta günlerce yapılan araştırmalar sonucu hazırlanıp mahkemeye sunulur. Hakimler, duruşma öncesi bu dilekçeleri inceler, talepler doğrultusunda ara karar oluştururlar. Duruşmaların 3 dakika sürmesi bu yüzdendir. Herşey evrak üzerinden yürür.

Öyle sandığın gibi 3 dakika ayakta dikilerek vekalet ücreti kazanıldığını düşünüp, kendi davasını kendisi açan ve eline yüzüne bulaştıran, haklı olduğu halde karşı tarafa vekalet ücreti ödemek zorunda kalan nice asiller biliriz…  

“Ekonomik krizle beraber işleri açılan tek meslek grubudur. Ülkede istikrar olmasın isterler” deyip sevmeyenler;

Ekonomik kriz, dava ve icra takibi sayısını arttırabilir, doğrudur. Lakin tahsil edemedikten sonra, avukat, binlerce icra takibi de başlatsa herhangi bir şey kazanamaz.

Dolayısı ile genel kanının aksine, ekonomik krizin avukatlara yaradığı külliyen yalandır. Ödeme gücü olmayan birine karşı dava kazanmanın da avukata hiç bir faydası yoktur.

Böyle zamanlarda avukatın iş yükü artar ancak kazanç azalır. Keşke ülke güllük gülistanlık olsa, herkes birbirinin haklarına irayet etse de avukatlara ihtiyaç kalmasa. Biz cübbelerimizi asıp başka mesleklerle uğraşmaya çoktan razıyız emin olun…

“Bin lira için insanların evine hacze giden duygusuz insanlardır” deyip sevilmeyenler;

Bu nasıl bir mantıktır ki, İcra müdürü haciz ve muhafaza kararı verdiğinde, icra memuru haciz için kapıya geldiğinde görevini yapıyor olur, avukat ise haciz yapacak kadar kalpsiz ve duygusuz olarak nitelendirilir. Avukatın yaptığı da müvekkiline karşı görevi değil midir? Sanmayın ki avukatlar eve gelip eşya haczetmeye meraklılar.

Alacaklısı olduğunuz bir dosyada, nasıl ki avukatınızdan alacağı tahsil etmesi için hacze gitmesini istiyorsanız, borçlu olduğunuz dosyada da kapıya gelen avukatı kalpsizlikle suçlayamazsınız.

“Kendilerini bir şey sanırlar, avukatlık kimliği takıntısı vardır “ deyip sevmeyenler;

Bunu diyenler, kuvvetle muhtemel ,avukatlık kimliğinin resmi kimlik yerine kullanılabileceğine ilişkin yasal düzenlemelerden bihaber bankacılardır. Yasalarda, çok az kimlik, resmi kimlik yerine geçmektedir. Avukatlık kimliği de bunlardan biridir.

Hal böyle olunca da, hem baro kimliğini, hem de nüfus cüzdanını birlikte taşımanın haklı olarak gereksiz olduğunu düşünen avukatlar, sadece baro kimliklerini yanlarında bulundururlar.Lakin bu çok bilmiş arkadaşlar, genelde banka iç yönetmelikleri gibi kanun karşısında hiç bir gücü bulunmayan dayanaklarla, avukatlardan, nüfus cüzdanı talep ederler.

Ancak “ Bir delille yüz alimi yendim, yüz delille bin cahili yenemedim “ lafını boşuna söylememişler. O yüzdendir ki biz, her ihtimale karşı, hem nüfus cüzdanımızı, hem de baro kimliğimizi yanımızda taşırız.

Aslında zorluk çıkaran o görevliyi, görevi kötüye kullanmaktan şikayet etmeyi de biliriz. Lakin işimiz başımızdan aşkındır, çoğu zaman boş verir geçeriz.

“Zaten olan hukuku hakim ve savcılar savunuyor bir de başımıza avukatları bu şekilde çıkartmasınlar” deyip sevmeyenler;

Hakim- savcı devlet memurudur. Senin hukukunu falan savunduğu yoktur. Onlar önlerine ne konulursa, ona göre karar verirler.Sen ya bizzat kendi hukukunu savunursun. Ya da bu işi bilen bir avukat vasıtası ile.

Bu zihniyette olanlar, avukat tutmaz, nasıl olsa hakim-savcı gerçeği görür deyip kendi davalarına kendileri bakar, avukata ödenecek vekalet ücretiniyse fuzuli masraf olarak görürler. Ancak ne zaman ki bilirkişi raporu aleyhe gelir, işler sarpa sarar, o zaman başlarlar fellik fellik avukat aramaya…

“Cümlelerine “ben avukatım” diye başlarlar” deyip sevmeyenler;

86 Bin avukat var. Bir ülkenin insanı neyse, avukatı da odur. Hukuk fakültesinden mezun olunca insanlar sınıf atlamazlar. Avukat kimliğini aldıktan sonra bunun içini doldurabilecek karaktere sahip olmayıp, mesleğin itibarını zedeleyenler elbette ki var.

Ancak bunu tüm meslek mensuplarına maledemezsiniz. İnsanlar hak yemeye öylesine alışmışlar ki, bazı durumlarda, haklarınızı bildiğinizi veya talebiniz için yetkili olduğunuzu gösterebilmek adına “Merhaba ben avukatım” diyerek söze başladığımız zamanlar olmuyor değil. Ancak karakterlerinden ziyade, ünvanları ile anılmak isteyen bazı görgüsüzlerin de olur olmaz yerde avukat olduklarını dile getirdiği de doğrudur.

Dolayısı ile cümleye “ben avukatım” diye başlamak, kimi zaman görgüsüzlük ise de, kimi zamansa zarurettendir…

“Avukatlar, hukuk sisteminin frenidir, adaleti geciktirir” deyip sevmeyenler;

Avukatın aldığı iş eline yapışır.Avukatlar,  yıllarca o iş için dilekçe yazmak, duruşmaya gitmek zorunda kalırlar. Hatta bazen, bir an önce ne olacaksa olsun, dosya sonuçlansın dahi derler.

Ülkemizde adalet geç tecelli ediyor ise, bunun sorumlusu avukatlar değil adalet sistemimizdir. Tabi her zamanki gibi fatura avukatlara kesilir.

Burada sorgulanması gereken şey, yargılamanın uzaması değil, adalete uygun kararlar çıkıp çıkmadığıdır. Önce adaletin doğru tecelli etmesi sağlanmalıdır ki ardından  hızlı tecellisini ve sorumlularını eleştirebilelim…

“Avukatlar, hukuk bilgisinin hukukçulara münhasır olduğunu sanıyorlar” deyip sevmeyenler;

Doğrudur, hukuk, avukatlara münhasır değildir. Elbette ki kendi davanı kendin açabilir, kendi icra takibini kendin başlatabilirsin. Lakin kanun açmakla dava kazanılsaydı, hukuk fakültelerinde yapılan onca zorlu sınavda kanun kitap açmak serbest olmazdı.

Anlar mısın özel kanun – genel kanun ilişkisinden? Atıflardan? Usulden? T

üketici mahkemesine dosya masrafı iadesi için dava açmaya benzemez her dava. Her mesleğin erbabı vardır.

Evde bir tesisat sorunu olduğunda, elimizden geliyor ise, pekala biz de onarabiliriz. Ancak boyumuzu aşıyor ise, çağırırız ustasını ilgilenir sorunla. Meslek grupları bunun için var. Nasıl ki ciddi bir sağlık problemin olduğunda, doktora gitme mecburiyeti hissediyorsa insan, hukuki bir problemin olduğunda da, avukata gideceksin. Bu işin kuralı budur.

Gitmiyorsan da bu senin tercihindir ve sonuçlarına katlanırsın. Avukatlar, işini yaparsa, karşı tarafça, işini yapmazsa, müvekkillerince suçlanırlar. Özetle günah keçisidirler, sevilmezler…

Ancak ne kadar eleştirilirlerse eleştirilsinler, dünyanın en saygın ve onurlu mesleklerinden birini yerine getirdikleri ortadadır.

Bu gerçeği değiştirmeye, hukukçu olmayan  kimselerin de gücü yetmez zaten…
hukukitavsiyeler.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
komze 2 yıl önce

hukuk fakülteleri 500-1000 kişi almaya devam ettikçe ve vakıf üniversiteleri türedikçe meslek çokda iyi yerlere gidemeyecek.