Özel Röportaj: HUKUKTA GEREKÇE
Gerekçenin önemi ve onu öne çıkaran nedenler nelerdir?


Gerekçelendirme felsefi, toplumsal, politik birçok disiplinin ilgi alanında olmayı başarmış, kökleri derinde kadim bir temellendirme vasıtası, ikna aracı, meşruiyet argümanıdır.

Gerekçe, birçok sosyal, politik ve ekonomik olgunun yazgısını belirlemekle yetinmemekte, eyledikleriyle insanların yaşam, mal ve özgürlüğün odağına oturarak ahkâm kesmektedir. 

Sıradan bir eylem söz ve davranışın muhataplarınca anlaşılır olması, benimsenerek içselleştirilmesi, onun makul, meşru ve ikna edici olma yeteneğine bağlıdır.

Hukukun, ilgi alanında kalan sorunları çözerken kendisini bir meşruluk nesnesine yaslama mecburiyeti vardır. Temellendirme bu ihtiyacın karşılanmasına adanan bir hukuki nesne ya da kimliğin adıdır. Her hukuk ve yargı paradigması, kendisini meşrulaştıracak bir gerekçe anlayışı edinmeyi ve ona yaslanarak yaşamayı varlık sebebi addetmiştir.

Öte yandan, savunma hakkı ve kanun yolunun etkin kullanılma, öznel ve nesnel yansızlığın sınanma, takdir, kötü niyet ve rasyonelliğin test edilme, meşru beklentileri karşılama, doğal adalet ve hakkaniyete uygun eyleme, kamuoyunun demokratik yargılamaya katılma, hukuki güvenin sağlanma ve kesin hükmün sınırlarını belirleme ihtiyacı temellendirmeyi öne çeken değerler olarak ifade edilebilir. 


Gerekçenin geçmişi hakkında okuyucuya neler söylemek istersiniz?


Tarihi kurcalandığımda, Sümerli yargıçların, bilinen en eski gerekçeli kararı verdiklerini saptadım. Hafızam yanıltmıyorsa bir tapınak görevlisi ile bahçıvanla işbirliği yapan bir kadının, bakım ve iaşesini sağlamaktan imtina eden eşini öldürtmesi üzerine yapılan yargılama sonucu, susarak savunma yapan kadının cezasız bırakılmasını tartışan tablet hükmü değerlendiren Pennsylavnia Hukuk Fakültesinden Profesör Roberts, çağdaş hakimlerin, kadim Sümerli meslektaşlarıyla hemfikir olduklarını ifade ederek, gerekçenin isabetine vurgu yapmıştır. 
Antik Yunan, Roma ve Aydınlanma dönemi gerekçenin hüküm sürdüğü, kaliye alındığı dönemler olarak telakki edilebilir. Sulu şarapların düşünceye eşlik ettiği devrin adamı Platon'un Retoriği- ki bu kitaba da adını verdi- bana göre, usul hukukçularının gözden kaçırdığı bir muhakeme yöntemi ve gerekçelendirme okumasıdır. Onca usul kitabının, Retoriği teğet geçmesi, yargılama yöntemini ihtisas sahası olarak seçen ve öğrenenlerin kaybı olarak düşünüyorum.

Usulün, gerçeğin güvenliğini sağlamaya özgülenmesi, ona alelade yöntemlerle erişilmesini yasaklamaktadır. Gerçeğin önerilen ve buyurulan kurallarla bulunma zorunluluğu, izlediği yöntem geçtiği güzergâh, tartışarak elde edilen bilginin/gerçeğin/hüküm veya hakikatin ondan etkilenen herkesle paylaşılmasını dayatmaktadır. Gerekçe bu süreci gözeten, yöneten ve disipline eden bir garantördür. Şüphe ile hüküm arasındaki ilişkinin meşruiyeti gerekçeden sorulur. Buradan bakıldığında gerekçe, retorikle örtüşen bir ikna aracı, meşruiyet nesnesidir. Hatta çağdaş usul hukuklarının, özellikle argümantasyonun atası olarak ifade edilebilir.

Neden, nasıl, nerede, ne ve kim,  sorularıyla yaşıt bir ömre sahiptir gerekçe. Bireyin adamdan sayılmadığı, devir ve devranlara ait olan gerekçe bir müddet gözden düşse de insanın özneleştiği, kutsala ilişildiği dönemlerle eş zamanlı olarak üzerindeki pas ve tozu silkinmeye başladı.

Aslına dönüşle birlikte hukuki metinlerde kendine hatırı sayılır bir mekân edindi. O gün bu gündür gerekçe iddia eden herkesin müracaat ettiği, iyi veya kötü desek aldığı, onsuz yapamayacağı bir kabul edilebilirlik ölçütüne dönüştü.
Tarihi yürüyüşü içinde birçok yerde soluklanan gerekçe, bir yandan tekâmül ederken diğer yandan da insanlığın başına bela olan birçok kıyım ve yıkımın, terşü talanın müsebbibi olmayı çok kere denedi. İnsanlığa kast edenlerle ittifak ve koalisyonların ardı arkası kesilmedi. İdeolojik, politik ve geleneksel anlayışlarla aynı kabdan yemeye, oturup kalkmakta beis görmeyen hesap kaçkınlığı fırsat bulduğu her yerde tehlike ve tuzaklara, fitne fesada zemin olmayı ihmal etmedi. 

Kötülerin elinde, yaman bir silaha dönüşen gerekçenin bu habis karakterinin uyurgezer olduğunu unutmamak gerekir. Habis gerekçelerin, kendini peçelemedeki maharetiyle hukukla dalga geçeceğine, onu askıya alacağına, bireysel ve toplumsal barışı tehdit edeceğine, dünün ders ve tecrübeleri kefalet ve delalet etmektedir. Totaliter, otoriter rejimlere altın çağlarını yaşatan, onları kurumsallaştıranın zıvanadan çıkan gerekçeler olduğunu anımsamak gerekir. Dünyayı kasan kavuran, insana yaşamı dar eden savaş ve çatışmaları besleyen, tetikleyen ve tahrik edenin toplumsal yararlarla inatlaşanın, çelişen, kılıf ve sudan gerekçeler olduğu bilinmektedir. Kuzu postuna bürünen gerekçeye karşı, birey ve toplumun geçmişin sesine kulak vermesi gerekmektedir. 


Hukukumuzun gerekçeye ilgisi hakkındaki düşüncenizi paylaşır mısınız? 
Sistemin gerekçe konusundaki referansları veya kaynakları üzerine neler söylenebilir. Mevcut kaynakların yeterli olduğunu ifade edebilir miyiz?
Yasama, bu denli yaşamsal olanın her türlü yargısal işlem, eylem ve kararın arkasında durarak, savunma hakkı ile kanun yolunun etkin ve verimli kullanılmasına aracı olmasını arzulamıştır. Hakkaniyete uygun yargılama, görünen adalet ve onun uzantısı niteliğindeki hukuki dinlenilme hakkının tekmili,  doğrudan ve dolaylı gerekçesizliklerin yaratacağı karanlığı önlemeye özgülenmişlerdir.
Gerekçesiz olanın,  inançla sınırlı kalmadığını, zamanı geldiğinde birey, toplum ve kamu nezdinde sürpriz etki ve sonuçlar yaratacağını öngören yasama, keyfiliğin yaratacağı tehlikelere karşı kürsüleri daima uyanık kalmaya zorlamıştır.

Karar Avrupa’dan ithal edilen ya da buradaki ilkelerin izdüşümüyle vücuda gelen usul yasaları hükmün temellendirilmesi anlayışına yakın durmayı yeğlemişlerdir. Anayasa’nın gerekçeye ilgisi, usul yasalarından sonradır.
1961 Anayasası gerekçe hakkını tanıyan ilk versiyondur. Gerekçenin anayasayla buluşması, mahkeme kararlarındaki gerekçesizlik veya gerekçe sapmalarına verilen tepkinin ürünüdür. Onu takip eden anayasaların bu anlayışı ısrarla sürdürdüklerini gözlüyoruz. 

Kara Avrupa’sı, yargıca hepten teslim olmayan ihtiyatlı bir hukuk anlayışının etkisindedir. Bu etki, hükmün ikna edici olması için kaideten temellendirilmesi gereğine vurgu yapar ve kendisini buradan beslemeyi tercih eder. Anglosakson hukuk anlayışı, yargıca itimadın zirve yaptığı bir bakışla dirsek temasındadır. Anılan temas gerekçelendirmeyi gerekli görmekle birlikte, temellendirmeden hatırı sayılır ödünler kopararak kırılmalara uğramaktadır. Dolayısıyla kırılmanın, gerekçeyi hepten reddeden dışlayan bir sonuç yarattığını söylemek mümkün değildir.

Bize gelince, onu var eden edenlerin etkisinde kalarak, yukarıdan aşağıya doğru hemen her yerde mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini benimsemiştir. Son değişikliklerle, mevcudu kuramsal açıdan konsolide etmeye niyetlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Yasamanın bu özleminin, yeri geldiğinde yasa yapıcılığa özenen, soyunan içtihat, söz ve deneyimlerle arzulanan yeri yakaladığından söz etmek mümkün değildir. Bozma mahkemelerinin istisnalar hariç herkesçe malum tutumu, onun kurumsallaşmış ya da birey ve toplumu memnun eden bir temellendirme anlayışına sahip olmadığını göstermektedir. Sapmaları denetlemekle ödevli bir mahkemenin, haşir neşir olduğu sapmalarla deneyimleri yoluna koyması olanaksızdır.

Gerekçe denetimi, bozma mahkemesini ayakta tutan iki nedenden biri, hatta önemlisidir. Fransa Yargıtay’ını model alan Yargıtay’ın dizgeye ihtiyacı olanı verdiğini ya da oynayan taşları sabitlediğini söylemek nesnel bir iddia olmaz. Hayatını gerekçe denetimine borçlu kurumun, gerekçesiz deneyimleri, gerekçe hakkını çiğneyen, ihlali kutsayan, hatta tutkuya dönüştüren pratiğiyle, kürsüye model olması ya da idollüğe yeltenmesi seraptır. Kürsüyü kuşatan ve yukarılara doğru hücum eden gerekçe sapmalarından kurtulmak; ayakları yerde, özge, özgü, özgül, insani öncüllere yaslanan, birey ve toplumsal yararları gözeten, yurttaşın feryadına kulak veren, söz dinleyen, barışın dili ve sesi olan bir temellendirme anlayışına sahip olmasını gerektirir.

Müçtehit olmak, umulanın ötesinde bir sorumluluk gerektirir. Özlenen gerekçe anlayışının hayat bulması, bozma mahkemelerinin niyet, alışkanlık ve reflekslerinin disipline edilmesine bağlıdır. Mevcut yaklaşım terk edilmedikçe, gerekçe adına bir şanstan söz etmek ne yazık ki mümkün görülmemektedir. Denetimle ödevli derece mahkemelerinin, uyuşmazlıkları duruşma salonlarına yeniden dönmeyecek şekilde sönümlemeleri, birey üzerinden kalıcı barışı egemen kılacak bir gerekçe anlayışına imza atmaları, birey, toplum ve kamunun beklentisidir.

AİHS'in 6. maddesini yorumlayan Strasbourg Mahkemesi, gerekçeli karar alma hakkını ima yoluyla sistemin istifadesine sunmaktadır. Kristalize olan bu anlayış, gerekçelendirmenin usul ve esaslarını bir araya getiren ve kurumsallaştıran bir akla, iradeye, söze, söyleme, arşiv ve müktesebata sahiptir.

Bu birikim, hükmün toplum ve kamuyu ikna edecek bir anlayışın arkasında durmakta ve üye devletlere bu anlayışı her dem önermektedir. 

Öneri içerisinde doğrudan ve dolaylı gerekçesizliği deşifre eden ve bundan şiddetle kaçınılması gereken ziyadesiyle ilkeyi, istisna, sapma ve deneyimle, onlardan paçayı kurtarmanın ipuçlarını içermektedir. Amaçsal, ilerletici, geliştirici ve sorumlu bir yorum, yurttaşa hesap vermeyi varlık sebebi sayan bir akıl, kibir ve korkularından sıyrılarak bu zenginlikten yararlanmaya odaklanmalıdır. Bu aynı zamanda ahde vefanın gereğidir. 

Bu önerinin psikolojik, ideolojik, tarihsel kaygıların tahrik ve itkisiyle reddedilmesi, gerekçe anlayışına ivme kazandıracak, zenginleştirecek rezervin yok yere ve hiç uğruna heba edilmesine yol açacaktır. Görevi, Çin-i Maçinde de olsa, uygulanacak hukuku bulup uygulamak olan yargıcın, ayağına gelen hukuku hafife almak, dışlamak yerine işini yapmalıdır.

Hükmün Meşruiyeti makul olanla temellendirilmesine bağlı olduğunu söyleyebilir miyiz? Gerekçenin benimsenebilmesi için yapması gerekenler nelerdir?


Hukuk, arınmış gerçeği, hüküm olarak tanımlar. Saflaşmak, temellendirmeyle olanaklıdır. Hükmün başarısı, sağlamlık standartlarına her koşulda sadık kalmayı gerektirir. Standartlar, yargıca hükme nasıl ve ne şekilde eriştiğini olgularla bağını kesmeden ve hukukla yolunu ayırmadan anlatmasını emretmektedir. Meşruiyet, toplumsal değerlerle barışık olmaklığı gerektiren bir benimsenebilirlik, duyarlılık ölçütüdür. Bu ölçütün gönlü, kanundan ziyade insanın olanaklarını çoğaltan, kolaylıkları destekleyen, özgürlükleri şımartan değerlerden yanadır. 

Bireysel, toplumsal, kamusal gerilimler kendisini çoğu kez dava olarak lanse eder. Yargılama, oluşan gerilimin önerilen veya buyurulan yöntem izlenerek giderilmesini hedefleyen bir yargısal diyalektiktir. Yargılama dediğiniz şey, dava kılığındaki şüphenin, yargı yönetiminin sevk ve idaresinde, ondan arınmakta yararı olan herkesin katılımıyla tartışılması, gerçeği örten perdenin olabildiğince aralanmasıdır. Aralanma, kuşkunun gerçeğe, gerçeğin hükme evrilmesi demektir.

Ceberut yargılama anlayışı, yargılama salonlarını mülkü addederek, hükmün/gerçeğin veya hakikatin tartışmayla biçimlenmesini önlemektedir. Hükmün gerçekle özdeşleşmesi, tabanının geniş ve sağlam tutulmasına, yargılanan öznenin kendisini ifade etme olanak ve kolaylığına sahip olmasına bağlıdır. Gerekçe, imeceyle var olmayı, her desenle örülmeyi, biçimlenmeyi seçer. Tabanı daraltılmış, hükümden beklentisi olanın tartışma masasına çağrılmamasıyla, duruşma salonundan dışlanmasıyla, seslerin kısılmasıyla oluşan hükmün güçlü, bağlayıcı olması, herkesi etkisine almasını beklemek beyhudedir. 

Usul yasası, yargılamanın belli bir düzen ve disiplin içinde yürümesine özgülenmiş kurallar koalisyonudur. Amacı yargılanan nesnenin gönlünce ve sağlıklı bir ortamda tartışılmasını garanti etmektir.

Bu güvence, yargılamaya tanıklık eden, bir anlamda kapalı kapılar ardında olup bitenleri kamu ve toplumla paylaşmayı erek edinen gerekçeyi de kapsamaktadır. Gerekçe bu yönüyle, yargılamanın seyrini not eden, ispat sahasındaki faaliyetleri markaja alan, tartışmaya nezaret eden ve gerçekle özdeşleşen hükmün ard alanı, dayanağı ve besi kaynağıdır. Gerekçeye zamanında erişmek, açık yargılama, hükmün açık tefhimi temellendirme sahasının berisinde kalan, savunma ve kanun yolunun etkin kullanılmasına destek veren güvencelerin bir kaçıdır. Oldukça geniş bir alanı egemenliğine alan gerekçenin, hükmün temellendirilmesine ya da esbab-ı mucibeye indirgenmesi yanılgıdır.

Gerekçe, kısa kararı ayakta tutan temeldir. Bu temel sağlamlığı, yasallığı, doğruluğu, hukukiliği, yeterliliği, doyuruculuğu, haklılığı ve meşruluğu ölçüsünde ikna edici, başarılı ve bağlayıcı, çürüklüğü ölçüsünde yıkıcı ve yok edicidir.

Sistem, “adan zeye” herkese yargısal her etkinliğini makul olanla temellendirmesini önermekte veya buyurmaktadır. Hukuk sistemi hiçbir özne veya süjeyi gerekçe etkinliği dışında tutmadığı gibi, ciddiye alınmayı, hükme dönüşmeyi isteyen her dava, savunma veya görüşün kendisini mutlaka, makul ve meşru olanla tahkim etmeye icbar etmektedir.

Gerekçesizlik, düşünceyi itibarsızlaştırır. Hüküm, itibarsız olanı referans almaz. Öznel olanın nesnelleşmesi, büyük ölçüde kendisini meşru, makul ve hukuki gerekçelerle desteklemesine tahkim etmesine bağlıdır. Bu kabul edilebilirlik için sahip olunması gerekenin en azıdır.


Aktüel gerekçe anlayışının bulunduğu yeri tanımlar mısınız? Sistemin bu yerle olan ilişkisini fotoğraflamak olanaklı mıdır?

Standartlar; gerekçenin kabul edilebilir öncüllerden beslenmesini, öncül, temel, güvence ve desteklerle donatılmasını, öncülün sonuçla bağdaşır olmasını, diyalojik ilkelerle aynı kabdan yenilmesini, toplumsal isterlere duyarlı olunmasını, gerçeklerle dost kalınmasını, hukukla oturulmasını sadakatin gereği sayar. 

Meşru gerekçe, evvel emirde hukukla dirsek teması olan gerekçedir. Hukuki gerekçe, kadim insani ilkelerle haşir neşir olan temellendirmedir. Bu bağlamda, sadece sınırların berisindeki argümanlardan değil, sınırların ötesinde de arayışlarını sürdüren, işine yarar ilkelerin izini süren gerekçedir. Hukuki gerekçe, bu yönüyle sınır tanımayan, ulaşabildiği her yerde insanın olanaklarının geliştirmesine katkı sunanı bulup gözeten ve değerlendiren akıllı mucibedir.

Meşruluk, toplumsal duyarlılık ve ihtiyaçlarla akrabadır. Gerçeklerle aynı soydan gelir. Dolayısıyla gerekçenin aynı zamanda kabul edilebilirlik debi ve niteliğine sahip olması kaçınılmazdır. Hakikatlere arkasını dönen, vurdumduymaz, gözü dışarıda ve desiseye yatkın, perdeleyen, karartan bir temellendirmenin dışlanması meşrudur.

Hukukun canlılığı, toplumsala kök salmasından neşet eder. Bu damarların kurumaması, sertleşmemesi kürsünün topluma dönük olması, buradaki refleksleri, hareket ve ihtiyaçları gözetmesi, özetle dipteki akıntıyı yakalamasını gerekli kılar. Akıntının hissedilmemesi, teğet geçilmesi ihtiyaç ve gereksinimlerin yeterince okunmaması, sensörlerin iş görememesi gerekçe-toplum-birey-kürsü  arasındaki ilişkide yozlaşmaya yol açar.

Kırılma ve kırgınlık, gerçeklere sırt çeviren bir gerekçe anlayışının filizlenerek güçlenmesine yataklık eder. Böyle bir tablonun dayattığı vaziyetin hukuk, demokrasi ve gelecek vaad etmesi olanaksızdır.

Duruşma salonu, minimal demokratik platformlardır. Sokağın özel bir formatı, türevi olarak da telakki edilebilir. Hukuki dinlenilme, adil yargılanma hakkı özü itibarıyla düşünce özgürlüğünün yargısal sürümünü güvenceye almaya kilitlenir. Savunma hakkının kısıtlayan fiili ve hukuki engellerin, hükme kaynak taşınmasını, hükmün yeterince beslenmesini önleyeceği, zayıflayan hükmün en küçük bir dirençle karşılaştığında tuz buz olacağının örnekleri çoktur.

Gerekçe doğru, güvenli, hukuki, meşru ve güvenli bir yarışmasından neşet etmek zorundadır. Bunu garanti edemeyen veya başaramayan bir yargının saygınlığı ve etkinliği tartışmalıdır. Günümüz yargı salonları, yapısal ve fiziki birçok nedenden ötürü bu imkânı sunmaktan uzaktır. Bu uzaklığı pekiştiren ziyadesiyle neden saymak olasıdır.
Bu iklimin yarattığı koşulların, önü sonu yargılama ve hüküm ikilisi üzerinden gerekçe adına nahoş sonuçlar yaratması kürsülerin gerçeğidir. İyi örnekler, istisnai uygulamalar bu imajı yok edecek çokluk ve nitelikte değildir.

Dördüncü paketin nispeten gerekçelendirmeye odaklanması, gerekçesizliğin ayyuka çıktığını, mızrakın çuvala sığmadığını, kusurların göze kıymık gibi battığını doğrulayan isabetli bir itiraftır.

Şablon, kavramların tekrarı, atıf, alıntılama, içselleştirme, yetersizlik, fazladan gerekçe, ideolojik, politik sığınaklar, sıfır gerekçe, hukuki ve meşru olmayan gerekçe ve gerekçeye zamanında erişememe kürsüyü gölge gibi izleyen temellendirme kusurlarıdır. Uzun soluklu bu çalışma, bize neredeyse kırka dayanan gerekçe kusurunun, deneyimleri rehin aldığını gösterdi. Kıt imkânların var ettiği bu deneme, kötü huylu motiflerin çıkardıkları ve zevkle izledikleri ateşin neye ve kime sirayet ettiğinin, edeceğinin fark edilmesi bakımından tarihi bir fırsat sunmaktadır.

Bu çalışma, Çetin Aşçoğlu ile bir avuç insanın, bin bir güçlükle tanımaya ve tanımlamaya çalıştıkları sapmalara çok şey borçlandı. Onları saygıyla, minnetle anıyor ve selamlıyorum. Sami Selçuk’un bizlerle paylaştığı gerekçesizlik motifleri, benzerlerin aranıp bulunmasını kolaylaştıran bir ufka sebep oldu. Berideki kusurların şaşırtıcı zenginliği, burada epeyce soluklanmamızı ve çokça düşünmemizi gerektirecektir.

Kürsüyü, onca kusurun yegane müsebbibi ilan etmek haksızlık olacaktır. Tartışanların, nesnel gerekçeye gereken desteği vermekten imtina etmeleri, ilk taşın kim tarafından atılması gerektiğini güçleştirmektedir. Oluşan sonuçtan bilim dünyasını hariç tutmak imkânsızdır.

Usul kürsülerinin, bu denli önemli ve yargı dünyasını kuşatan kusurlara ilgisiz kalması veya ilginin beklenenin gerisinde kalması, tekrar ve takiple iktifa olunması duyarsızlık ittifakının sınırlarını genişletmektedir. Dünya alem sitti senedir argümantasyon teorileriyle iştigal ederken, akademik dünyanın konuya duyarsız kalması, duyarlılığın yeni ve bir iki çeviriyle sınırlı kalması temellendirme açısından talihsizliktir.


Gerekçenin sakınması gereken habis huylar hakkında neler söylersiniz? Neyi sever, neden kaçınır gerekçe? Habis huylu gerekçelerin birey, toplum ve kamu nezdinde yaratacağı etki ve sonuçlar nelerdir
?
Gerekçe,  kendisini lekeleyecek, gözden düşürecek, zehirleyecek ve verimsiz kılacak davranışlarla arasına mesafe koyar, kodlarıyla gelişi güzel oynanmasını tehlike addeder. Özetle anılanlardan haz etmez.

Romantik, özlemli, ideolojik, politik ve sır olana temkinli yaklaşarak, fetişlerin genetiğine nüfuz etmesine yasaklar. Başka amaçlara hizmet etmeyi kesin bir söylemle reddeder, ısrarcı olanları bekleyen akıbeti dili döndüğünce ve iyilikle izaha çalışır. 

Kürsü, defolu gerekçelerle toplumsal ve kamusal alanı tahrip eden bir rol ve işlev üstlenmekten kesinlikle kaçınmalıdır. Hukuku, suya yazılmış içtihatlarla eğip bükmek, istisnaların meşrulaştırılmasında vasıta kullanmak, gerekçenin işi, alışkanlığı,  tutkusu addeden devir ve devranların geride kaldığını anlamak lazım. İdeolojik, romantik, nostaljik veya politik gerekçelerin duruşma salonundan kovulması, hükmün bu nevi temellendirmeye ilişmemesi gerekir. Eskiye rağbet, kişi, nesne veya değerleri ilahlaştırır.

Siyasetin gerekçelerle dizayn edilmesi, hukuki ve meşru olmadıkça olanaksızdır. Hükmün, toplumsal barışı zorlayan, günlük kaygı,dalgalanmalardan uzak ve heyecanla kalkıp oturan aklı ve mantığı askıya alan, hakikatle çelişen gerekçelere yakasını kaptırmaması gerekir. Gerekçe, tarihseldir ancak tarih yazamaz. Gerekçe, insanı haletlere ve duygulara direnmek zorundadır. 

Yargının, iç açıcı, övünülesi veya arkasında durulacak kusursuz ve kurumsal bir pratiğe sahip olmadığını söylemek gerekir. Gerekçeleri üzerinden eleştirilmeyen, tartışılmayan mahkeme, yargıç, iddia ve savunma yok gibidir. 

Her dönem, az veya çok, öyle  ya da böyle yargıyı etkisine alarak kendisini meşrulaştıracak, ayakta tutacak, kurumsallaştırarak yaşatacak gerekçeler bulmayı başarmıştır. Politik tercihlerin veya ideolojik eğilimlerin refakatçisi olmak, tutuculaşarak kişi, kurum ve düşünceleri ilişilmez kılmak, toplumsal dokuya nüfuz etmek, toplumu dönüştürmek başı dik, karnı tok, sırtı örtülü gerekçelerin rişi değildir.

Dil, din, ırk gibi öznel parametreler üzerinden hukuk üretmek, oluşan hukukla toplumu cendereye almak, kurumsallaşan sözde hukukla, toplumsal ve kamusal alanı sevk ve idare etmek, başka amaçlara hizmet eden anlayışların müptelası oldukları gerekçe anlayışıdır. Bu gerekçe anlayışı, kendisini kılıflamada, peçelemede mahirdir.

Bilinen örneklerin oluşturduğu müktesebat, demokrasinin, siyasetin, kamunun ve toplumun sırtında kambur olmayı sürdürmektedir. Bu yük, yargının saygınlığını her geçen gün tehdit etmekte, sınırların ötesinden verilen mahkûmiyetlerin şöhreti dillerde dolaşmaktadır. Adalet Bakanlığı'nın AİHM mahkemesi içtihatlarını terfi standardının odağına aldığına ilişkin duyumları tekzip etmemesi, işin vehametine dair önemli ipucu vermektedir.
Hukuk dışı kaynak veya parametrelerden nemalanan bir gerekçe zehir saçar. Acı verir.

Doz aşımlarıyla toplumsal damarlara zerk edilen gerekçenin umut, sürdürülebilir bir barış ve selamet vaad etmesini beklemek beyhudedir.

Toplumsal barışı inşa ve kurumsallaştırmaya yoğunlaşır. Aşkınlıkları, doğaya terk eden gerekçe, sapmaların yarattığı gerilim, çatışma ve çelişkileri setadif önlemlerle etkisiz kılmayı varlık sebebi sayar. 

Ayartıcı olmanın, kendi yaşamına mal olacağını bilir. Kurumların demokratik değerleri dışlayan, özgürlükleri hedefleyen çelişkilerini kaşımaktan uzaklaşmayı seçer. 

Toplumsal ve kamusal cinnetin şımartılarak, şiddetle buluşmasına asla fırsat vermez. Sahici olana odaklanarak; gerçekten hukuk, hukuktan meşru, meşru olandan adalet üretilmesini teşvik ederek, hızlı, verimli şeffaf etkin ve saygın bir yargıya erişime odaklanmaktan haz alır. 


Deneyimleri yakından görüntülemek ya da yargının yakasına yapışan sapmaları genel karakteriyle betimlemek mümkün mü?

Deneyimlerin, gerekçenin umarlarıyla barışık mutlu ve kıskandıran bir ilişki kurduğunu söylemek mümkün değildir. 
Politik ve popüler kimliklerin özgürlükleri mevzubahis olduğunda teferruat olmaktan çıkan gerekçe, yakıcı olmayı aktüel kalmanın çaresi olarak görür ya da hükmün arkasından çekilmeyi hatırlanmanın pahalı yöntemi olarak kullanır.

Yıllarca evlatlarını gerekçesiz kararlarla yaşamından, özgürlüğünden ve malından eden kürsüler karşısında dilini yutanların, frenkeyştana dönen gerekçesizliğin herkesi tehdit edere riske dönüşmesi, insan hakları açısından üzücü, gerekçe açısından hayra vesiledir. 

Tekrar ediyorum. Gerekçe, aktüel davalara çok şey borçludur. Düne kadar birçok yurttaşını sıfır gerekçe, defolu, ideolojik, politik ve etnik sebepleri giydiren gerekçelerle dar ağacına göndermekten, çürütmekten çekinmeyen, eşinden dostundan eden anlayış veya gerekçe, şimdilerde ateş topuna dönüşmüş önüne geleni yakmaktadır. Bu, yakıcı ve sarsıcı olsa da gerekçe hukuk ve kültürünün yeterli önlem alınmadığı takdirde deneyimlerin elinde ne hale geldiği veya gelebileceğine dair en az fikri vermeye muktedirdir. Gerekçeden neşet eden musibet, temellendirme adına söylenen bin nasihati kötü örnekler üzerinden ikame etmiştir.

On yılı aşkın tutukluluk sürelerinin kanuni deyim, kavram ve terimlerle desteklenerek yürütülmesi, güçlü demokrasi, gelişmiş hukuk sistemlerinde anlaşılması olanaksızdır. Kişi güvenliği ve özgürlüğüyle çelişen bu dalgalanmanın kanıksanması, şeffaf yaşamaya, eylemeye, yargılamaya niyet etmiş bir sistemin işi olamaz.

Böylelikle ülkemizde kürsü-taraf-demokrasi-toplumsal isterler arasındaki ilişkinin niteliği ve debisine ışık tutulmuş herkesin görmesine olanak sağlanmıştır. Gerekçenin yarattığı etki ve sonuçların varacağı yerin görülmesi sağlanmıştır. Yargıçlar aleyhine açılan davalar, gerekçenin önemine bir başka yerden durularak yapılan vurgulardır.
Gerekçelendirme ödevinden imtina edilmesi veya savsaklanmasının saydamlıkla ilgisi hayati düzeydedir.

Demokrasinin kurumsallaşması ile temellendirme arasındaki bağın kudreti, bu ödevden feragat edilmesi veya onun aşındırılmasını önleyecek davranışlardan vazgeçilmesini dayatmaktadır. Sistemin gözünü gerekçe hakkına odaklaması, kendisini her adımda bu hakkın güvenceye alınmasına adaması, bu iradenin yasama yoluyla zayıflatılmasını soğuk karşılamaktadır. Yasamanın, kanun ve madde gerekçelerini izahtan vareste tutması, mevcutların yetersizliği muhatabını ciddiye almadığına karine oluşturmaktadır. Gerekçeyi ödeve dönüştüren aklın, kendisiyle çelişen pratiğini hoş görmek güçtür.

Yasama, konjöktürel kaygılarla hareket ederek, bu sorumluluğu bertaraf edecek uygulama ve yaklaşımlara mesafe koymak durumundadır. Bu tavır, ülkemizde emeklemekte olan gerekçelendirme kültürünü akim kılacak, raydan çıkaracak bir anlayışın kök salarak, ibralaşmayı bir başka bahara bırakması muhtemeldir.

Gerekçe kültürünün yerleşmesi, kürsünün birey ve toplumla yanların, yekdiğeriyle hukukun önerileri doğrultusunda ibralaşmasına bağlıdır. İbralaşma, uyuşmazlıkları yeniden doğmamak üzere kaynağına gömer, kalıcı toplumsal barışı sağlayarak adlileşmeyi önler. Böylelikle Ülke,  külfetinden girilmez  adli mekânlar yerine, erişimi sağlayan yaralara merhem, sıcak ve sembolik saraylar edinme fırsatı bulur.

Yargıçların, artistler, ünlüler söz konusu olduğunda, gerekçeli kararı edebi yeteneklerin sergilendiği platforma çevirmeleri tanıdık gerekçesizlik sapmalarındandır. Gerekçe, olayla bağını sıkı tutan, şüpheyi önerilen yöntemlerle aşmaya çabalayan bir hukuki yeteneğin sergilenmesine odaklamayı yeğlemelidir. Şiirlerle, atasözü, deyiş, anekdot, kıssalarla, hadislerle görücüye çıkma huyunu terk etmelidir.

Berrak, sade, samimi olmak gerekçelendirmenin özlemidir. Bu özlem bir miktar dikey dil kullanmayı hoş karşılamakla birlikte, dil ve anlam bilgisini elinin tersiyle kenara atan bir yaklaşımı hepten reddeder. Makul olan, gerçeğe nasıl ve ne şekilde erişildiği, kendisini dava olarak karakterize eden şüphenin hangi değerler, usul ve süreçler üzerinden hükme dönüştürüldüğünün açık, yalın ve doyurucu şekilde izahından ibarettir.

Özellikle Anayasa Mahkemesi kararları üzerinde yaptığım küçük bir tur, bu kararların oylumuyla müsemma bir temellendirmeye sahip olmadığını saptadım. Öteki deyişle gerekçe daha ziyade kim ne demişle sınırlandırılan ya da tartışılan argümanların betimlendiği, diyalogların aktarıldığı gerekçe fakiri  metinler olduğu görülmektedir. Oysa gerekçelendirme mesaisinin yüzde doksanını, kimin ne dediğinden ziyade yargıçları böyle bir hükmü vermeye zorlayan sebeplerin tartışılmasına, argümantasyonun cereyan şekli ya da olgunun gerçek ve doğruluğuyla hukuki tanının deşifresine özgülenmesi burada yoğunlaşması beklenmektedir.

Duruşmada olup bitenlerin nakletmek tutanakların işidir. Tutanağın işlevi, gerekçeye ve hükme kaynak aktarmak, ihtiyacı ölçüsünde hafıza tazelemektir. Tutanakların yaptığını yapmak, söylediğini harfiyen yinelemek temellendirme değildir.

Seçim hukuku, demokrasinin aynasıdır. Samimiyetin turnusolüdür. Sokağın parlamentoya taşınarak disipline edilmesi, seçim hukukunu uygulayarak buradan gerçek, doğru ve meşru bir temsilin sağlanmasına aracılık edecek olan hiç kuşkusuz gerekçelerdir.

Toplum ve kamuoyu her seçim arifesinde ve sonrasında gözlerini seçim yargısına dikmekte, nefesler tutulmakta, kulaklar pür dikkat buradan gelecek sese kesilmektedir. 

Demokrasinin hukuk aracılığıyla kurumsallaşması, adil ve güvenli bir temsilin sağlanması deneyimlerin kendisini temellendirmesiyle gerçeklik şansı yakalar. Deneyimler işlerin burada da mükemmel şekilde yürümediğine tanıklık etmektedir. Kurulun kompozisyonu çoğu kere ceza yargısından beslenen uyuşmazlıkların çözümüne elverişli olmaması, hukuk, demokrasi ve gerekçe ilişkisi adına yerinde sayıldığına işaret etmektedir.

Son dönemlerde oluşan, herkesi meşgul eden ve huzurdan yiyen uyuşmazlıklar, gerekçenin yeterli olmaması, hukuki olmaktan uzaklığından kaynaklanmaktadır. Seçim yargısı kendisine yönelen onarıcı bu eleştirileri muhakkak görmesi ve değerlendirmesi gerekmektedir.




Toplum siyaset ve gerekçe bağlantısı üzerine neler söylenebilir?

Yineleyelim. Hafife alınmayı fırsat bilen gerekçesizlik siyasal, toplumsal, hukuki ve kamusal alanı olmadık anda ve en zayıf yerinden yakalayarak, toplumsal uzlaşmanın kanallarını tıkar.

Özgün, öznel ve özerk bir argümantasyonu dünyası yaratmayı ihmal edenler, irtifası düşük, açısı dar, tutucu, yarını olmayan içtihat ve körelmiş algaçlarla gelecek vaat edemezler.


Sistemin gerekçe anlayışı, beklentileri karşılar nitelikte midir? Değilse temellendirme sapmalarını mayalayan ortam ve edenler hakkında özet bir okuma yapmak mümkün mü?

Oldukça kapsamlı bir konuyu özetlemek, burada ağırlamak güç olmakla birlikte, dizgenin gerekçe konusundaki bakışının çağdaş anlayışın epey gerisinde kaldığını söylemek mümkün değildir. Sorun, deneyimlerin sistem ve köklerinden gelen sese kulak vermemelerinden kaynaklanmaktadır. Ağacın kurdu, ağaçtan olmazsa, ağaç zeval olmaz deyişi,  gerekçesizlik etrafındaki ittifakın yarattığı tahribat ve güven bunalımını özetler mahiyettedir. Ortalama ve iyi örneklerin istisna oluşu, bu düşünceyi değiştirecek mahiyette değil. 

Güncel gerekçe anlayışı, çoğulcu, açık ve gerçekleri kutsayan bir yargıdan yana olmayı seçmekte, açıklığın sınırlarını genişleterek derinleşmeyi tekâmülün koşulu varsaymaktadır.

Değişimin tahakkuku, kendisini kamuya açan, her türlü denetim olanak ve kolaylığı içselleştiren, diyalogu yaşamsal addeden, meşru ilgililer ve toplumla yüzleşme cesaretine sahip yargıyla mümkündür. 

Çoğulcu demokratik değerlerden ve ibralaşma kültürüyle yollarını ayıran veya insancıl mirasa yaslanmayan bir gerekçe anlayışının var ettiği hükmün, gerçekleri hukuka, hukuku adalete dönüştüremediği içim reddedilmektedir. Hükmün özgürlükler gömütüne dönüşmemesi, özgürlüklere can veren, yaşam fırsatı veren gerekçelerle mümkündür. Bu olanaklılık, gerekçelerin etkilerini duruşma salonuyla sınırlamayı yoksamakta, işin içine hemen herkesi ve her yerden fışkıran müdahilleri, özne ve değerleri katmaktadır. 

Dolayısıyla orada cereyan eden bir sapmanın yaratacağı etki ve sonuçların duruşma salonunu aşarak sokağa ve kamusal alana yayılacağını unutmamak gerekir. Bu bağlam, toplum, devlet ve siyasetin demokratikleşmesi ile gerekçe arasında yoğun bir ilişki kurmakta, yargının demokratik denetimi meşru, makul, haklı doğru, yasal ve hukuki gerekçelerle sağlanmaktadır. Umarlarla inatlaşan bir gerekçe anlayışının toplumsal barışa katkı sunması, devlet ve siyaseti hukuk aracılığıyla demokratikleştirmesi imkânsızdır. Bu saptama günümüz gerekçe anlayışının ana temasını, rotasını, rol ve işlevini ortaya koymak bakımından önemlidir. Projektörü biraz da mevzuata tutarsak:

Usul yasalarının tümü, dilekçelerin kendisini temellendirmesinden yanadır. Hukuk yargısında, iddianın davalaşması, davanın görülebilmesi için gerekçeli olması zorunludur. Gerekçelendirmenin iddia, savunma, tartışma, ispat sahası üzerinden okunması halinde, gerekçesiz bir iddianın tartışma kapasitesine eriştiğini, davanın görülebilirliğine olanak sağladığını, olgunlaştığını söylemek olanaksızdır. Hukuki dinlenilme hakkının, hukuk yargısında başköşeye oturması, gerekçenin mahkeme yanında yanlarında gerçekleştirdiği usul işlemlerine refakat etmesini ihtiyaca dönüştürmektedir. Adil yargılanma hakkının hukuk alanındaki türevi niteliğindeki hukuki dinlenilme hakkının önemli ve vazgeçilmez boyutlarından biri, mahkeme kararlarının gerekçeli olmasıdır. 

Hukuk yargılama usulü, dibacesine oturttuğu bu paradigmayla yetinmemekte, fırsat bulduğu her yerde usul işlemlerinin temellendirilmesini tavsiye etmekte çoğu yerde bu öneriyi buyruğa dönüştürmektedir. Denetimlerin başarısı, gerekçelendirmenin debi ve niteliğiyle bağlantılıdır. Bu bağlantı usul yasasını da egemenliğine almıştır. Gerekçelendirme saltık bir denetim koşulu olmasa bile gerekçesizliğin yaygın ve derinliğine bir denetimin gerçekleşmesinde önemli ve etkili bir paya sahip olduğunu teslime etmek gerekir. Bu bağlamda yanlar ve vekillerinin hukuki görüş, işlem ve isteklerini mutlaka temellendirmeleri, bir müddet sonra başlayacak denetimin yazgısını belirleyeceği muhakkaktır. Girift uyuşmazlıklarda sağlıklı bir denetim, denetimi yönlendiren makul gerekçelerle işbirliğine bağlıdır. Yasama, çoğu kere yargılama diyalektiğine koşut bir anlayışı gerekçe üzerinden de sürdürerek, gerekçelerin yarışmalarını buyurmuş/önermiş, onları bir ölçüde gerçeği birlikte ve ortaklaşa aramaya zorlamaktadır.

Öte yandan gerekçeli kararın şekli ve içeriği konusunda optimum bilgiyi veren yasama, kendince ideal bir gerekçenin hangi verilerden/unsurlardan oluşması gerektiğinin bilgisini esirgememiştir. Uyuşmazlıkların kendisini peçeleyerek veya klonlayarak yeniden yargılanmayı denemesini önlemek, çelişir kararların alınmasını engellemek, gerekçe aracılığıyla yargılanan özne ve nesnenin etraflıca tanınmasına yarayacak şekilde betimlenmesini gerektirir. Yeniden yargılama yasağı, çelişmezlik ilkesinin işlerliği veya hükmün özne ve nesne bağlamlı sınırlarının duraksamasız belirlenmesi, uyuşmazlığı ve tartışmaları hakkıyla okuyan, tanıyan bir göz ve temellendirmeyle olanaklıdır. 

Onca sapma ve yetersizliğe rağmen deneyimlerin bu yaklaşımı cılız da olsa desteklendiğini ifade edebiliriz. Bu iki kaynağın doğru bir yerden durarak değerlendirilmesi, gerekçe adına umulanın gerçekleşmesini kolaylaştıracaktır.

Kamusal kaygıların ön planda olduğu ve kendiliğinden araştırma ilkesinin desteklediği bir yargılama anlayışında gerekçelendirme belirleyici olmaktadır. Kamu hukukuna göre biçimlenen bir hükmün gerekçeden imtina etmesi veya istisnalara geçit vermesine müsamaha gösterilmemektedir. Bu bağlamda ceza yargılama yöntemi, genel ve özel birçok hüküm aracılığıyla yargıcı ve yargılama süjelerini, mütemadiyen ve hasretten gerekçeli eylemeye ve söylemeye zorlarken, yargıca da özellikle hükmünü gerekçelendirerek inşa etmesini buyurmaktadır. Özellikle 34 .maddeyle bu konudaki sözünü peşinen söyleyen yasama, müteakip maddelerle gerekçe için gereken minimum yapı ve mimariyi ayrıca betimlemektedir.

Ceza yargılamasına katılan ve burayı yaşam alanı addeden süjelerin gerekçe adına söyleyecek çok sözleri, yapmaları gereken çok işleri olması gerekir. Özellikle ceza yargılamasının selameti için alınan tedbirlerin yakıcılığı, hukuksuzlukların yıkımlara dönüşmesinin gerekçelerle önlenmesini gerektirmektedir. Sinir uçlarının, yalazlardan korunması ehil gerekçelerin görevidir. 

Bu açıdan iddia makamının oldukça hassas çalışması, tedbirin gerekli ve zorunluluğunu meşru, makul, hukuki ve doyurucu temellere yaslaması vicdani mesuliyetidir. Bu anlayışa uygun her işleme karşı oluşacak direncin aşılması kolaylaşacak, tedbirin özgürlüğe, yaşama ve mala vereceği zarar, hukuki olanla dengelenecektir. Gerekçe, acıyı dindirecek, göze batan diken olmaktan çıkacaktır. Yasama burada çalışan süjelerin, özenli olmalarını, özensizliğin yaratacağı etki ve sonuçların  birey, toplum ve kamu nezdinde yaratacağı talan ve tahribi önlemek için, evvela dibace hükümler aracılığıyla kelam etmiş, bilahare de her önlem için bu hassasiyetini ve beklentisini tekrarlayarak, otoritelerin gerekçe aracılığıyla hukukun içinde kalmaları için payına düşeni  saymıştır.

Yeri gelmişken geçilmemesi gereken bir diğer husus, sır-giz ve gerekçe arasındaki ilişkinin yarattığı savunma ve gerekçe yetmezliğinin aşılmasına yardım edecek bir (B) planından yoksunluktur. Özellikle özel yetkili mahkemelerin ilgi alanına giren suçların takip ve yargılamasında devlet sırrına dönüşen veya öyle addedilen bir nesnenin duruşma salonuna veya tartışma masasına getirilememesinden kaynaklı savunma yoksunluğunun nasıl aşılacağı izahtan vareste tutulmaktadır. Sırrın ve ya gizin belirlenmesi demokratik hukuk devletlerinde hüküm ve gerekçe ikilisiyle olan çelişkisi çözülerek düzenlenmiştir. Sır addedilerek hükümden saklanan veya tartışılmasına imkan verilmeyen nesnenin gerçeğe erişimi engellemesi, sır düzenini oluşturan iradenin, hukukla yoğun bir mesai yapmasını  ihtiyaca dönüştürmüştür. 

Yargıcın, sırrın yarattığı krizi nasıl aşacağını öneren Strasbourg formülünden bihaber olması, malum davalar üzerinden gerçekleşen buhranlarla sabittir. Hrant Dink davasında, birçok nesnenin tartışma masasına konulamaması, tezimizi destekleyen meşhur numunelerden biridir. Emsal deneyimlerin, arterleri tıkanan savunmayı baypasla rahatlatacak veya oluşan irtifa kaybını telafi edecek stratejisinin algılanması, anlaşılması, bellenme zamanıdır. Aksi halde oluşan gerilimin gerçeği askıya alarak hükmü hiçleştireceğini unutmamak gerekir. Politik kaygı, tercih ve isterlerin hukuku boşa çıkarmaması yargıcın sır siyaseti karşısında yalnız ve aciz bırakılmaması koşuluna bağlıdır. Sırrın frenlenmesi denge ve kontrol mekanizmasının iyi işlemesi, aksamamasıyla mümkündür. Disipline edilemeyen bir giz ve sırrın, kendini tutamayarak, özgürlükleri talan, tasfiye ve tahrip edeceği ispat ve izahtan varestedir.

Askeri yargının, gerekçe anlayışını umumiyetle ceza yargılamasına borçlu olması ya da 50. madde üzerinden buradaki hükümleri ithal etmesi, gerekçe adına sevindirici bir gelişmedir. 

İdare hukukunda gerekçenin çok daha önemli bir rol ve işleve imza attığını ifade edebiliriz. Gerekçesizliğe tahammülsüz bu sistem, gerekçesiz iddiaların hükme dönüşmememesi konusunda oldukça hassastır.

Bu bahsi kapamadan özetlersek, yasama ufak tefek eksiklere rağmen gerekçe konusunda söylenebilecek olanı söylemiştir. AİHS ve onu yorumlayan mahkeme kararlarının iç hukuktaki tesirleri, yerel noksanlıkları tamamlayan bir rezerv sunmaktadır. Bu rezervin, etkin ve verimli kullanılması, gerekçe birikiminin sağlıklı bir tasnife tabi tutularak el mesafesinde tutulmasına bağlıdır. Bu konudaki çalışmaların başta Osman Doğru, Sibel İnceoğlu ile bu mahkemede görev yapan yargıçların ya da Anadolu Üniversitesi’nin değerli çabalarına terk edilmesi, kurumsallaşma adına üzücüdür. Onlar olmasaydı, mahkemenin gerekçe söylemini anlamak yorumlamak neredeyse mümkün olmayacaktı. Onlara, sizin aracılığınızla teşekkür ediyorum. Bu denli zor ve kısıtlı çevirilerle bir anlayışı kavramak gerçekten zor ve zahmetliydi. Çeviri çabaları kurumsallaşmadan, entegrasyonun bu kanadından umulan desteği almak mümkün görünmemektedir.

Bu bakımdan politik irade ve yargı bürokrasisinin gerekçe adına en azını söyleyen bu yapıta beklediği ilgiyi göstermelerini bekliyorum. Özellikle yargıç eğitiminde gerekçenin payına düşeni alması ve müfredatın bu açıdan takviyesi, ideal bir gerekçe anlayışının inşası için bu ilgi elzemdir.

İstisna hukuku, özgürlükleri umumiyetle kırılmaya, kesintiye ve büzmeye odaklanır. Amalar, fakatlarla yaşamayı tarz olarak belleyen hukuk sisteminde, hak ve özgürlüklerin daralan alanda hayata tutunabilmeleri, onlara nefes aldıracak gerekçelerle mümkündür. Daha çok gerekçe, makul ve doyurucu ve meşru gerekçeler, hakların içine düştüğü darboğazın aşılması bakımından elzemdir. İstisna habis karakterli olduğunda onu aşmakta gerekli olan gerekçe, iyi huylu ayrıksılıklar mevzubahis olduğunda ondan yararlanmaya vesile olacaklarını unutmamak gerekir.


Kitap neyi amaçladı?

Bu çalışma, 2004 yılında başlayan bir merakın itkisiyle vücuda geldi. Temellendirme üzerine yazılan bir deneme büyük bir özveri ve sabırla 1594 sayfalık bir kelama dönüştü. Bu merak, muhtemelen gerekçe aşkına dönüşecek. Gerekçe üzerine söylenenlerin azlığı, akademinin gerekçeye ilgisizliği, çeviri yoksunluğu sınırların berisinde erişilecek kaynakları epey azalttı, çalışma sahasını iyice büzdü. Son derece kıt kaynaklar üzerinden yapılan ciddi ve dikkatli okuma, gerekçe adına söylenebileceğin en azını söyledi. Bundan ötesi, diğer merakların konusu olacaktır. 

Minimum bu yapı, sokak üzerinden kürsüye sirayet eden gerekçesizlik kültürünün yargının çatlaklarında yeterince mayalandığını düşünerek, ondan kurtulmanın yolları üzerinde kafa yorulmasını, etkili ve verimli yöntemlerle bu sorunun alt edilmesine göz dikti. Tabi bunu yaparken ilk işin, neyin ibralaşmayı önlediğini belirlemeye çalıştı. Gerekçe kaçaklarını yerinde inceledi,  neler olduğunu teşhis ederek, sızmaya yol açan geçitleri tutmayı, kendince kapamayı düşündü. Bir nevi tanıma, teşhisi sapmaların çevrelenmesi için yapılacak işlerin başına aldı. Model tespitinden sonra, sistemi tarayarak, gerekçesizlik kusuruyla uyumlu tecrübeleri belirledi. Bunlar üzerinden çözüm üreterek bir takım önerilerde bulunma çabasını öne çıkardı.

Sınırların ötesindeki gerekçe/gerekçesizlik modellerinin izlerini sürerek, sistemlerin gerekçe algısını okumaya çalıştı. Yerelle, elalemin gerekçe anlayışını karşılaştırarak, kimde ne olduğunu belirleyerek, kod farkının alınması için eteğindekini dökmeye çalıştı.
Yapıcı ve onarıcı eleştirilerle, zirveyi zorlayan gerekçesizlik kültürüne dur demeyi erek edinen bu söylem, sinesindekilerle gerekçeli karar alma hakkının yarınlarında zerre olmayı denedi. Uzun süre ilgisiz kalan, birkaç kapıdan dönen bu çalışma, Av. Celal Ülgen’in önerisiyle nihayet yayımlanma şansı yakaladı. Kitabı fark eden Ceza Hukuku Derneği onu geride bıraktığımız yıl “Dönmezer Ödülü” ile onurlandırıldı.

Mesaisinin çoğunu gerekçe- hukuk, toplum, siyaset ilişkisine adayan uğraşımızın, beklentilere küçük de olsa bir katkı sunmasını umuyorum.


Okuyucuya mesajınız ne olabilir?

Gerekçe, kullandığı makul ve meşru dille bireyleri, toplumu, halkları, dilleri, dinleri, ırkları kaynaştırabileceği gibi, zehir saçan, kışkırtan, acı ve hileli diliyle kin, nefret ve düşmanlık tohumları saçarak, toplumu kaynayan bir kazana da dönüştürebilir. Duruşma salonunu ilgi ve yaşam alanı addeden, hukuka ilgi duyan ve hukuku meslek edinen herkesin bu söyleme işaret eden bu çalışmaya masasında küçük bir yer ayırması, gerekçe kültürünün pekişmesine verilecek eşsiz bir katkı olacaktır.

Hukuki Haber Net’e bu vesileyle kitabı fark ettiği ve kitap üzerinden, gerekçesizlik sorununa gösterdiği ilgiden ötürü teşekkür ediyorum. 



Hukukihaber.net / Ömer Tanrıöver

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Erdem 6 yıl önce

roirtajlarinizi ilgiyle takip ediyorum. yeni başladınız ana dolu dolu. teşekkür ederim. hilmi beyi ve kitabını tanımış olmak büyük bir zevk oldu benim icin. en yakın zamanda kitabı alacağım.