TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

AYŞEGÜL BOZOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/12125)

 

Karar Tarihi: 14/2/2024

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

 

 

M. Emin KUZ

 

 

Rıdvan GÜLEÇ

 

 

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucu

:

Ayşegül BOZOĞLU

Vekili

:

Av. İlknur ALTINOLUK ÇALIŞKAN

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan aylıkların geri istenmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/4/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Komisyonca oybirliği sağlanamadığı için başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. İş Mahkemesindeki Yargılamaya İlişkin Süreç

7. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), başvurucunun murisi (annesi) S.Ç. aleyhine Ankara 3. İş Mahkemesinde (Mahkeme) açtığı davada; davalının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının tespit edilmesi nedeniyle müteveffa babasından bağlanan aylıkların iptal edilerek yapılan yersiz ödemelerin tahsili talebiyle Ankara 16. İcra Müdürlüğü nezdinde takibe geçildiğini, itiraz nedeniyle takibin durduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkâr tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

8. Mahkeme 15/7/2015 tarihli kararla davanın kısmen kabulüne, 20.600,59 TL asıl alacak, 3.613,08 TL takip tarihine kadar işlemiş yasal faizi yönünden yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, fazlaya ilişkin talebin ve icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar vermiştir. Mahkeme, SGK'nın yersiz ödeme belgeleri ve denetim raporlarını getirtmiştir. Kararın gerekçesinde; denetim raporuna göre, evin kapısını S.Ç.nin boşandığı eşinin açtığı, komşu daire sakinlerinden sorulduğunda bir arada yaşadıklarının beyan edildiği, oy kullandıkları yerlere ilişkin seçim kayıtları, tespit edilebilen diğer belgeler getirtilerek zabıta marifetiyle yapılan araştırma sonucuna göre de S.Ç.nin boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince beraat kararı verildiğini, bağlanan aylıkların iptali yönündeki tespit işlemine karşı dava açılmadığını, yapılan araştırmanın sonucuna göre S.Ç.nin savunmalarının aksine boşandığı eşi ile daha eski tarihlerden beri aynı evde yaşadıklarını, boşanılan eşle birlikte yaşamaya devam edilmesi karşısında 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na göre ilgililere aylık bağlanmaması gerektiğini, yersiz ödeme yapılması hâlinde söz konusu ödemelerin kurumca geri istenebileceğini belirterek itirazın kısmen iptaline karar vermiştir.

9. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 17/10/2018 tarihinde, alacağın likit nitelikte olduğunu, bu nedenle icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirtmek suretiyle düzelterek onama kararı vermiştir.

10. Nihai karar 24/3/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.

11. Yargılama sırasında S.Ç.nin (davalının) vefatı üzerine mirasçısı olan başvurucu 18/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Ağır Ceza Mahkemesindeki Yargılamaya İlişkin Süreç

12. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca S.Ç. (İş Mahkemesindeki davalı) ve eski eşi S.A.B. aleyhine "Bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık" suçundan kamu davası açılmıştır.

13. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesindeki (Ceza Mahkemesi) yargılama sonunda 16/4/2012 tarihinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bandi gereğince beraat kararı verilmiştir. Mahkeme gerekçesinde; sanıkların SGK'yı dolandırma kastının olayda sübuta ermediği, sanıkların boşandığı, bu hususun aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan kesin mahkeme kararı ile hüküm altına alındığı, nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı, uyuşmazlığın hukuki nitelikte olduğu, SGK'nın haksız bir ödeme yapıldığı düşüncesinde olup aylığı kesme ve geri alma gibi hukuki yollara her zaman başvurabileceği, zaruret sebebiyle sanıkların kızları olan başvurucunun yanında kaldıkları belirtilmiştir.

14. Hüküm, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 19/12/2013 tarihli kararıyla onanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 5510 sayılı Kanun'un "Gelir ve aylık bağlanmayacak haller" kenar başlıklı 56. maddesi şöyledir:

"(Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/36 md.) Ölen sigortalının hak sahiplerinden;

a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hale veya malûl duruma getirdiği,

b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları,

hususunda kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.

Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır."

16. 5510 sayılı Kanun'un "Yersiz ödemelerin geri alınması" kenar başlıklı 96. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır....''

17. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "I. Ceza hukuku ile ilişkisinde" kenar başlıklı 74. maddesi şöyledir:

"Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz."

B. Uluslararası Hukuk

18. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Uğur Ziyaretli, B. No: 2014/5724, 15/2/2017, §§ 30, 31.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Anayasa Mahkemesinin 14/2/2024 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu; aleyhine açılan davada ceza davasındaki beraat kararından farklı bir sonuca ulaşıldığını, boşanmış olan anne ve babasının kanser hastası olması nedeniyle Ankara'da kendi yanında kaldıklarını, annesinin 75, babasının 86 yaşında olduğunu, bakıma muhtaç oldukları için Ankara'da aynı evde yaşadıklarını, karı koca gibi fiilen yaşamanın söz konusu olmadığını, kaldıkları evin annesi tarafından ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile kendisine bırakılan ev olduğunu bildirmiştir. Başvurucu ayrıca dosya kapsamında iki bilirkişi raporu alındığını, raporların çelişkili olmasına rağmen yeni bir rapor alınarak çelişkinin giderilmesi yerine ikinci bilirkişi heyetinden ek rapor alınıp bu rapora dayalı hüküm kurulduğunu, itirazlarına rağmen bu rapora göre karar verildiğini, Yargıtay tarafından da itirazlarının değerlendirilmediğini iddia etmiştir. Yine, anne ve babasının 27/6/1994 tarihinde boşandığını, muvazaalı boşanmanın söz konusu olmadığını, ortada hileli ve suç teşkil eden bir durum bulunmadığını, ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağladığını ifade etmiştir. Başvurucu, tüm bu nedenlerle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

21. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

22. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

 “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

 “Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

24. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 “Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

25. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri ile kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda incelenemeyeceği ve bu çerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam. Paz. Yay. San. Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).

26. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).

27. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013).

28. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK], B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

29. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biriyle doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai durumlarda aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).

30. Somut olayda başvurucunun 1939 doğumlu annesi S.Ç. ile 1928 doğumlu babası S.A.B. 27/6/1994 tarihinde boşanmıştır. S.Ç. boşanma sonrasında, vefat eden babasından dolayı aylık almaya başlamıştır. S.A.B. 29/12/2013 tarihinde, S.Ç. 27/8/2016 tarihinde vefat etmiştir. Mirasçıları olarak başvurucu ile iki kardeşi kalmıştır.

31. Başvurucunun annesi S.Ç.nin boşanmasına rağmen eski eşi S.A.B. ile birlikte yaşadığı gerekçesiyle birlikte yaşadığı 1/1/2008 ile 30/4/2011 tarihleri arasındaki dönemde ödenen tutarları SGK'ya ödemediği için aleyhine icra takibi başlatılmıştır. Başvurucunun annesi S.Ç.nin itirazı üzerine takip durmuş, daha sonra SGK tarafından itirazın iptali davası açılmıştır.

32. Mahkeme, iki ayrı bilirkişi raporu ve ek rapor almıştır. Mahkeme gerekçesinde belirtilen SGK denetim raporuna göre denetmen adrese gittiğinde kapıyı davalının boşandığı eşinin açtığı, komşu daire sakinlerinden sorulduğunda bir arada yaşadıklarının beyan edildiği anlaşılmıştır. Seçmen kayıtları, tespit edilebilen diğer belgeler getirtilmiş, zabıta marifeti ile yapılan araştırmada başvurucunun annesi ile boşandığı eşinin birlikte yaşadığı belirtilmiştir. Ayrıca Mahkemece yapılan araştırmanın sonucuna göre daha eski tarihlerde aynı evde yaşamaya devam ettikleri belirlenmiştir. Mahkeme tüm bu nedenlerle 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesine göre boşanılan eşle birlikte yaşamaya devam edilmesi karşısında ilgililere gelir/aylık bağlanmaması gerektiği, yersiz ödeme yapılması nedeniyle SGK'ca ödemelerin geri istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın iptaline karar vermiştir (bkz. § 8). Yargıtay tarafından temyiz incelemesi üzerine mahkeme kararına atıf yapılarak, icra inkâr tazminatı yönünden düzeltilerek onama kararı verilmiştir.

33. Öte yandan başvurucunun annesi ve babası aleyhine açılan ceza davasında Ceza Mahkemesi, SGK'yı dolandırma kastının olayda sübuta ermediği, 5510 sayılı Kanun'a göre bu şekilde davranışların hukuki olarak yaptırıma bağlandığı, esasen uyuşmazlığın hukuki nitelikte görüldüğü, SGK'nın haksız bir ödeme yapıldığı düşüncesinde olup aylığı kesme ve geri alma gibi hukuki yollara her zaman başvurabileceği, zaruret sebebiyle sanıkların kızları Ayşegül Bozoğlu'nun (başvurucu) yanında kaldıkları gerekçeleriyle beraat kararı vermiştir (bkz. § 13).

34. Belirtmek gerekir ki aynı somut olaya ilişkin ceza mahkemeleri ile hukuk mahkemeleri tarafından yapılan yargılamanın sonucunda verilen kararların birbiri yönünden mutlak surette bağlayıcı olduğunu söylemek mümkün değildir. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 74. maddesine göre de beraat kararının hukuk hâkimini bağlamayacağı açıkça belirtilmiştir. Zira bu durumda derece mahkemeleri önlerine gelen uyuşmazlığı kendi açılarından ele almakta, ilgili mevzuat kapsamında farklı değerlendirme ve nitelendirmelere tabi tutmaktadır. Somut olayda Ağır Ceza Mahkemesi dolandırıcılık kastının oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı vermişse de SGK tarafından yersiz ödendiği iddia edilen aylıkların iadesi için dolandırma suçunun unsurlarının oluşması gerekmediği gibi ceza soruşturmasının da gerekmediği dikkatten kaçmamalıdır. Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı Mahkeme tarafından incelenmiş ancak yapılan araştırma ve değerlendirmeler sonucu davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu hâliyle Ceza Mahkemesince verilen beraat kararına rağmen Mahkeme tarafından verilen kısmen kabul kararının yargılamanın hakkaniyetini zedelediği düşünülemez.

35. Mahkemenin 5510 sayılı Kanun hükümleri uyarınca başvurucunun annesi S.Ç.ye bağlanan aylıkların geri istenmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı kanaatine ulaşırken belirttiği gerekçe ve başvurucunun iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün Mahkeme tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığı ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu, Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin hukuk kurallarının olay ve olgulara uygulanması sırasındaki takdirine müdahale etmesinin ve kendisini onların yerine koyarak değerlendirme yapmasının mümkün olmadığı, bu açıdan başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların Anayasa Mahkemesinin değerlendirme yetkisi dışında kalan hususlara ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak başvurucunun iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, mahkeme kararının açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası da içermediği kanaatine varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Emel Kavas, B. No: 2013/8032, 9/9/2015).

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; aleyhine haksız takip yapılarak kendisinden geriye dönük ödeme yapılmasının istendiğini, annesinin sosyal güvencesi kesildiği için ilaç masraflarını karşılayamadığını, bu şekilde sosyal güvenlik hakkından mahrum bırakıldığını belirterek sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucu, SGK tarafından ödenen aylıkların geriye dönük olarak istenmesi nedeniyle sosyal güvenlik hakkının ihlal edildiğini iddia etmişse de anılan ihlal iddialarının mülkiyet hakkı yönünden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

39. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

40. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir." denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

41. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı bireylere bir tür sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 36).

42. Somut olayda başvurucunun annesine bağlanan ve ödenmiş bulunan 20.600,59 TL'nin iadesi istenmektedir. Yetim aylığı, ödenmek suretiyle başvurucunun murisinin mevcut mal varlığı hâline gelmiştir. Bu nedenle bunların geri istenmesine yönelik işlemin de Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiğinin kabulü gerekir.

43. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı veren bir haktır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

44. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin kontrolü, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi toplum yararı gözetilerek belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

45. Başvurucunun murisine ödenen yetim aylıklarının iadesi yolunda işlem tesis edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

46. Başvurucunun murisine geçmişte ödenen aylıkların iadesi yolunda işlem tesis edilmesi sosyal güvenlik sisteminin devamlılığının ve kontrolünün sağlanması amacına yöneliktir. Dolayısıyla olayda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

47. Mülkiyet hakkı mutlak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

48. Başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden işlem 5510 sayılı Kanun'un 56. ve 96. maddelerine dayalı olarak tesis edilmiştir. Anılan maddelere göre, SGK tarafından sigortalılara veya aylık almakta olanlara fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödeme geri alınır. Bunlar ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler istenebilir. Ayrıca bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren hesaplanacak olan kanuni faiz de ilgililerden tahsil edilir.

49. Olayda başvurucunun murisine 1/1/2008 ile 30/4/2011 tarihleri arasında ödenen 20.600,59 TL'nin tahsili amacıyla icra takibine yapılan itirazın iptali talebiyle dava açılmıştır. SGK müfettişince hazırlanan 1/2/2011 tarihli raporda; başvurucunun murisinin, boşandığı eşiyle muvazaalı olarak birlikte yaşadığı tespiti yapılarak yetim aylığı kesilmiş ve ödenmiş aylıkların iadesi istenmiştir. Başvurucunun murisi aylıkların kesilmesine karşı dava açmamıştır. Anılan işlemlerin 5510 sayılı Kanun'un 56. ve 96. maddelerine dayalı olarak gerçekleştirildiği dikkate alındığında mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.

50. Başvurucunun murisine ödenen yetim aylıklarının iadesinin istenmesinin temelinde yatan amaç, sosyal güvenlik sisteminin korunması ve devamlılığının sağlanmasıdır. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu açıktır. Bu nedenle müdahalenin sosyal güvenlik sisteminin devamlılığını ve sınırlı kamusal kaynakların doğru şekilde harcanmasını gözeten meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

51. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

52. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilebilmesi için başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca tarafların katkı derecelerine de bakılması gerekmektedir. Bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmal gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da gözönünde tutulmalıdır (Uğur Ziyaretli, § 65).

53. Öte yandan idarenin iyi yönetişim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetişim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir durum söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).

54. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arz etmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016, § 71).

55. İdarenin tesis ettiği hatalı işlemi sosyal adaletin gereği olarak somut olayın şartlarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemden kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerin sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir. Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74).

56. Müdahalenin ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınacak öncelikli öge tarafların kusur durumlarıdır. Olayda başvurucunun murisinin boşandığı eşi ile birlikte yaşamaya devam ettiği gerekçesiyle ödenmiş olan aylıkların iadesi istenmiştir. Başvurucunun murisinin taksitlendirme yapılması gerektiği yönünde yargılama aşamasında bir iddiası olmadığı gibi başvurucunun da bireysel başvuru aşamasında böyle bir iddiasının bulunmadığı dikkatten kaçmamalıdır. Bu nedenlerle Mahkemenin değerlendirmesi ile ulaştığı kanaatin keyfî ve temelsiz olmadığı değerlendirilmiştir.

57. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında da vurgulandığı üzere idarece yersiz ödendiği tespit edilen sosyal güvenlik ödemesinin iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır (Musa Baylan [GK], B. No: 2016/4384, 12/12/2019, §§ 51, 71; Tevfik Baltacı, § 79; Uğur Ziyaretli, § 76; Yusuf Serdar Batmanoğlu, B. No: 2014/15723, 25/10/2017, § 41).

58. Buna karşın alacağın başvurucudan tahsilindeki yöntem de önem arz etmektedir. Anayasa Mahkemesi, daha önce benzer konuda verdiği Tevfik Baltacı, Uğur Ziyaretli ve Yusuf Serdar Batmanoğlu kararlarında başvurucuların anaparanın yanında faiz ödemekle de yükümlü kılınmış olmalarının kusurlu davranışlarıyla orantısız bir külfet yüklenmeleri sonucunu doğurduğunu belirterek müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatine ulaşmıştır (Tevfik Baltacı, § 79; Uğur Ziyaretli, § 76; Yusuf Serdar Batmanoğlu, § 41). Yine Fatma Ülker Akkaya kararında, başvurucudan tahsili istenen tutarın faiz içermemesine rağmen tahsil yöntemi gözetilerek ihlal sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu başvuruya konu olayda başvurucunun murisinden ödenmiş aylıkların iadesi istenmiş, ödeme yapılmadığı için icra takibi başlatılmıştır. SGK tarafından faiz istenip istenmediği ve taksit imkânı sağlanıp sağlanmadığı anlaşılamamışsa da başvurucunun faize ve taksitlendirmeye yönelik hiçbir iddiası bulunmadığı için bu yönden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

59. Somut olayda başvurucunun murisi aleyhine yapılan icra takibine konu tutar ve mahkemenin gerekçesi dikkate alındığında borçluya aşırı bir külfet yüklenmediği sonucuna varılmıştır.

60. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

61. Bu durumda başvurucunun murisine ödenen aylıkların iadesinin istenmesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalede bir ihlal bulunmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

64. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a 25/7/2018 tarihinde eklenen geçici ikinci maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

65. Bu defa, 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile 6384 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin birinci fıkrasında yer alan tarih 9/3/2023 olarak değiştirilmiş ve 9/3/2023 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat üzerine Tazminat Komisyonu tarafından inceleneceği düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi Veysi Ado ([GK] B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönünden inceleyerek Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna varmış; başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar vermiştir.

66. Mevcut başvuruda da söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 14/2/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.