TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

MUSTAFA DEMİRKOL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2019/24253)

 

Karar Tarihi: 8/2/2024

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

 

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

 

 

Selahaddin MENTEŞ

 

 

İrfan FİDAN

 

 

Muhterem İNCE

Raportör

:

Eren Can BENAKAY

Başvurucu

:

Mustafa DEMİRKOL

Vekili

:

Av. Yiğit TÜMER

 

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru, güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlandığı gerekçesiyle uzman erbaşlık sözleşmesinin feshedilmesi işlemine karşı açılan iptal davasında, kesin bir mahkûmiyet hükmü ile sonuçlanmayan ceza yargılamasının esas alınması ve gerekçeli kararda suçluluğu ima eden bazı ifadeler kullanılması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Başvurucu Safranbolu 125. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığı bünyesinde uzman erbaş sıfatıyla kursiyer olarak eğitimini tamamladıktan sonra atanmıştır. Atandıktan sonra hakkında 12/4/2000 tarihli ve 24018 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 12. maddesi uyarınca güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yaptırılmıştır. Yönetmelik'in 15. maddesi uyarınca yapılan değerlendirme sonucunda başvurucunun güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğu sonucuna varılmıştır. Buna bağlı olarak başvurucunun sözleşmesi feshedilmiştir.

3. Başvurucu söz konusu işlemin iptali istemiyle 5/4/2018 tarihinde dava açmıştır.

4. Kastamonu İdare Mahkemesi (Mahkeme) 10/5/2018 tarihinde dava konusu işlemi iptal etmiştir. Kararda, başvurucunun 2015 yılında işlediği iddia edilen hakaret, tehdit ve şantaj suçlarına ilişkin yargılama sonucunda her birinden ayrı ayrı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verildiği belirtilmiştir. Başvurucuya isnat edilen hakaret, tehdit ve şantaj suçlarının Yönetmelik'te yer alan katalog suçlar arasında sayılmadığı ifade edilmiştir. Kursiyerlik görevine alınma sürecinde hakkında herhangi bir olumsuzluk bulunmayan ve eğitimini başarıyla tamamlayan başvurucunun göreve devam edeceği hususunda haklı beklentiye gireceği aktarılmıştır.

5. Karara karşı davalı idare 5/6/2018 tarihinde istinaf yoluna başvurmuştur.

6. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 9/10/2018 tarihinde istinaf başvurusunu kabul ederek Mahkeme kararını kaldırmış ve davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda, Ceza Mahkemesince davacının durumunun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi kapsamında değerlendirilerek ve maddede aranılan koşulların gerçekleşmiş olduğu sonucuna ulaşılarak hükmün açıklamasının geri bırakılmasına hükmedildiği, anılan maddede ise hükmün açıklamasının geri bırakılması halinde hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmayacağı, bir başka ifade ile davacı hakkında verilmiş mahkumiyetten söz edilemeyeceği açık ise de, davacının işlediği ve ceza almasına sebep olan suçların vasfı, mahiyeti ve birden fazla olması hususları ile yerine getirmesi gereken kamu görevinin önemi ve gerektirdiği nitelikleri dikkate alındığında, davacının Uzman Erbaş Yönetmeliği'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ve ikinci fıkrasında belirtilen koşulları taşımadığı açık olduğundan, güvenlik ve arşiv araştırmasının olumsuz kabul edilerek sözleşmesinin feshine ilişkin dava konusu işlemde ve bu işlemin iptaline dair İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir."

7. Başvurucu karara karşı 31/12/2018 tarihinde temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde hakkında yürütülen ceza yargılamalarının HAGB ile sonuçlandığını, yüz kızartıcı bir suçtan dolayı hürriyeti bağlayıcı bir ceza almadığını, tehdit, hakaret ve şantaj suçlarının katalog suçlar arasında yer almadığını ileri sürmüştür.

8. Danıştay Onikinci Dairesi (Danıştay) 28/5/2019 tarihinde temyiz talebini reddederek Bölge İdare Mahkemesi kararını onamıştır. Kararın 11/7/2019 tarihinde öğrenilmesi üzerine 18/7/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım isteminde bulunmuştur.

II. DEĞERLENDİRME

9. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

10. Başvurucu; tehdit, hakaret ve şantaj suçlarının yüz kızartıcı suçlar arasında olmadığını ve bu suçlardan herhangi bir mahkûmiyet kararı almadığını ifade etmiştir. HAGB'nin mahkûmiyet hükmü olmadığını, denetim süresinin iyi hâlli olarak geçirilmesi sonucunda hakkındaki kamu davalarının düşeceğini belirtmiştir. Bu nedenle HAGB'nin sözleşmenin feshine dayanak olarak alınmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Bölge İdare Mahkemesince dava konusu maddi olay ve olguların, delillerin değerlendirmesinin, hukuk kurallarının yorumlanmasının ve uygulanmasının, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucun ve kullandığı takdir yetkisinin sebeplerinin gerekçelendirildiği, bu nedenle başvurucunun iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olup olmadığının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca başvurucu hakkında verilen kararın olağanüstü hâl döneminde çıkarılan bir düzenlemeye istinaden alınması nedeniyle yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

12. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyan dilekçesinde daha önceki iddialarını tekrarlamakla birlikte mağduriyet yaşadığını vurgulamıştır.

13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder Başvurucunun iddiasının özü HAGB'nin Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından değerlendirilmesine yöneliktir. Her ne kadar başvurucu bireysel başvuru formunda doğrudan masumiyet karinesi ibaresini kullanmamışsa da şikâyet konusu olarak dile getirdiği olguların masumiyet karinesinin ihlali iddiası kapsamında ileri sürülebilecek olgular olduğu görüldüğünden başvurunun masumiyet karinesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

15. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26). Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, §§ 39-40).

16. HAGB, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır (Enez Ersöz, B. No: 2018/19673, 31/3/2022, § 35). Hüküm, açıklanması hâlinde kanun yolu denetimine tabi olacağından mahkemenin sanığın suçlu olduğuna dair söz konusu kanaatinin kanun yolu mercilerinde bozulması ve buna bağlı olarak kişinin isnat edilen suçtan beraat etmesinin de mümkün olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle denetim sürecinde kişinin suçluluğunun sabit olmadığı, dolayısıyla suçlu sayılamayacağı, masum olduğu açıktır (Enez Ersöz, § 36).

17. Diğer taraftan idari uyuşmazlığın çözümüne esas teşkil etmesi bakımından salt kişinin yargılanmış olmasından ve HAGB'ye dair karardan söz edilmesi masumiyet karinesinin ihlal edildiğinden bahsedebilmek için yeterli değildir. Bunun için kararın gerekçesinin bütün hâlinde dikkate alınması ve nihai kararın münhasıran HAGB'ye karar verilen fiillere dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerekir (Hüseyin Şahin [GK], B. No: 2013/1728, 12/11/2014, § 40).

18. Somut olayda uzman erbaş eğitimini tamamladıktan sonra atanan başvurucu hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak neticelenmesi üzerine başvurucunun sözleşmesi feshedilmiştir. Mahkeme tarafından başvurucu hakkındaki ceza yargılamalarının HAGB ile sonuçlandığı belirtilerek mevcut bir mahkûmiyet hükmü bulunmaması, yargılamaya dayanak olan hakaret, tehdit ve şantaj suçlarının katalog suçlar arasında olmaması nedeniyle işlemin iptaline karar verilmiştir. Buna karşılık Bölge İdare Mahkemesi ise başvurucu hakkında HAGB kararı verilmiş olduğunu belirtse de başvurucunun işlediği ve ceza almasına sebep olan suçların vasfı, mahiyeti ve birden fazla olması nedeniyle davayı reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararı Danıştay tarafından onanmıştır.

19. Başvurucunun masumiyeti devam ettiğinden anılan ceza davasından sonraki süreçte idari ve yargısal makamların başvurucunun masumiyetine halel veren bir yaklaşım sergileyip sergilemediklerinin incelenmesi gerekir. Bu bağlamda yukarıda yer verilen ilkeler uyarınca masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği incelenirken yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği, ceza yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığı ve münhasıran, ceza yargılaması sonucunda verilen HAGB kararına dayanıp dayanmadığı değerlendirilmelidir.

20. Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde yer verilen "davacının işlediği ve ceza almasına sebep olan suçların vasfı, mahiyeti ve birden fazla olması hususları ile yerine getirmesi gereken kamu görevin önemi ve gerektirdiği nitelikleri dikkate alındığında" ifadeleriyle başvurucunun üzerine atılı suçları işlediği izleniminin oluşmasına sebebiyet verilmiş, bu suretle başvurucunun masumiyetine gölge düşürülmüştür.

21. Bu itibarla Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde kullanılan ifadeler nedeniyle başvurucunun ceza yargılanmasına konu eylemleri işlediği ve suçlu olduğu inancının yansıtıldığı anlaşıldığından Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

22. Diğer yandan başvurucu; haksız bir şekilde sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle parasal ve özlük haklardan mahrum kalmasına bağlı olarak mülkiyet hakkının, eşitlik ilkesinin, eğitim hakkının ve çalışma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verildiğinden başvurucunun diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

III. GİDERİM

23. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucunun tazminat talebi bulunmamaktadır.

24. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği mahkemece yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

IV. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA,

E. Kararın bir örneğinin masumiyet karinesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesine (E.2018/2604, K.2018/2596) iletilmek üzere Kastamonu İdare Mahkemesine (E.2018/486, K.2018/529) GÖNDERİLMESİNE,

F. 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/2/2024 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.