Türk Hukuku’nda mahkemeye dava açmak suretiyle başvuran taraflara, dava konusu uyuşmazlığın çözümüne yönelik mahkemeye bildirecekleri iddia ve savunmalar için kanunda belirli bir sınırlama getirilmiştir.

Bu sınırlama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141. Maddesinde ve basit yargılamaya tabi davalar için bu kanunun 319. Maddesinde düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 141. Maddesi:

(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.

(2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” Şeklindedir.

Yine 6100 sayılı HMK’nın 319. Maddesi ise:

“(1) İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar.” Hükmüne havidir.

Kanun maddelerinin düzenlenme amacı mahkemenin dava konusu uyuşmazlığı kısa sürede çözüme kavuşturması için bir an önce dava konusu uyuşmazlık hakkında davanın esasına girerek yargılamaya başlamadan önce her türlü iddia, vakıa ve delillerin sunulmasını sağlamaktır.

Bu şekilde istisnai durumlar dışında yeni delil ve vakıalar ileri sürülemeyeceğinden hâkim dava konusu uyuşmazlığı külli olarak ele alabilecek ve kısa sürede çözüme ulaştırabilecektir.

Yargılamanın sonucunda hâkim iddia ve savunmalar doğrultusunda dava konusu uyuşmazlığın çözümüne yönelik karar vermektedir. Ancak yerel mahkemelerde yapılan yargılamalarda verilen kararların tamamı hüküm niteliğinde değildir.

Yargılama sırasında hâkimin verebileceği kararlar; ara karar ve nihai karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Ara karar; yargılamayı sona erdirmeyen aksine hâkimin davadan elini çekmeyerek davaya devam etmesini sağlayan ve davayı yürütmeyi, ilerletmeyi sağlayan kararlara denilmektedir.

Nihai karar; yargılamayı sona erdiren kararlara denilmektedir. Hâkim verdiği nihai karardan dönememekte ve bu kararı değiştirememektedir. Hâkim verdiği nihai kararla birlikte davadan elini çekmek zorundadır.

Yargılama sonucunda hâkimin dava konusu uyuşmazlığı esastan çözen ve uyuşmazlığı sona erdiren nihai kararlarına ise hüküm denilmektedir.

Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi” üst başlıklı 294. Maddesinde:

(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.

(2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. …

(6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır.” Şeklinde düzenlenmiştir.

Aynı zamanda yerel mahkemede yapılan yargılama sonucunda dava konusu uyuşmazlık hakkında verilen nihai karar gerekçeli olarak açıklanmak da zorundadır. Mahkemelerin gerekçeli karar verme zorunluluğu 6100 sayılı HMK’nın 297. Maddesinde ve Anayasa madde 141/III’de özel olarak düzenlenmiştir.

Dava konusu hakkında yargılamayı yapacak yerel mahkemelerin hüküm verirken hukuka aykırı davranma ihtimalleri bulunmaktadır. Neticede yargı teşkilatında dava konusu uyuşmazlık hakkında çözüme yönelik kararı verecek olan makamı, insan ya da insanlar temsil etmektedir. ‘Errare humanum est’ latin atasözünde de belirtildiği gibi; ‘insanlar yanılabilir, hata yapabilir’.

Bu nedenle yerel mahkemelerde verilen kararların daha yüksek (üst dereceli) mahkeme tarafından denetlenmesi gerekmektedir. Kanun yolları da tam olarak bu amaçla düzenlenmiştir ve davanın taraflarına süresi içinde bu kanun yollarına başvurma imkânı bir hak olarak verilmiştir. Kanun yollarına başvuru hakkı, başta Anayasa olmak üzere birçok ilgili kanunda ve Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır.

Kanun yollarına başvuru hiç kuşkusuz bir haktır ve bu hak ile davanın taraflarına, yanlış veya hukuka aykırı olarak verilmiş olma ihtimali bulunan kararların yeniden denetlenmesi için yüksek mahkemelere başvuru imkânı verilerek, hukukun güvenilirliğinin sağlanması amaçlanmıştır.

Önemle belirtmek isteriz ki, kanun yoluna başvuru sadece nihai kararlara karşı düzenlenen bir kurumdur. Türk hukukunda ara kararlara karşı başvurulabilecek herhangi bir genel kanun yolu düzenlenmemiştir. Ara kararlar ancak nihai karar ile birlikte kanun yoluna başvuru konusu yapılabilmektedir.

Türk doktrininde kanun yolları olağan ve olağanüstü olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Olağan kanun yolları; istinaf ve temyiz, olağanüstü kanun yolları ise; yargılamanın iadesi ve kanun yararına temyizdir.

Olağan kanun yollarından birine başvuru konusu olabilecek yerel mahkeme kararları kanunda özel olarak düzenlenmiştir. Eş deyişle, her karar için olağan kanun yollarına başvuru imkânı düzenlenmemiştir.

Yargılama sonucunda dava konusu uyuşmazlık hakkında verilen hüküm, kanunda özel olarak düzenlenen durumlar dışında süresi içinde olağan kanun yoluna gidilmezse veya gidilir de verilen karar onanır ve bu karar için başka bir kanun yolu da düzenlenmemişse kesinleşmiş olur.

Nitekim 6100 sayılı HMK’nın “İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar” üst başlıklı 341. Maddesinde:

(1) İlk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.

(2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını* geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. … “ şeklinde düzenlenmiştir.

Yine 6100 sayılı HMK’nın “Temyiz edilebilen kararlar” üst başlıklı 361. Maddesi:

(1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

(2) Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir.” Hükmüne havidir.

Aynı kanunda düzenlenen “Temyiz edilemeyen kararlar” üst başlıklı 362. Maddesi ise:

“(1) Bölge adliye mahkemelerinin aşağıdaki kararları hakkında temyiz yoluna başvurulamaz:

a) Miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını *(bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar.

… ” şeklindedir.

Kanunda ayrıntılı olarak hangi mahkeme kararlarının istinaf ya da temyiz kanun yoluna başvuru konusu yapılabileceği, hangi kararların derhal kesinleştiği düzenlenmiştir.

Aynı zamanda davanın değerine göre olağan kanun yollarına başvuru için parasal sınırın ne olduğu da belirlenmiştir. Bu düzenlemeyle istinaf ve temyiz yoluna gereksiz başvuruların önüne geçmek ve başvuruları inceleyecek mercilerin iş yükünü azaltmak amaçlanmıştır.

6100 sayılı HMK’da kesinleşmiş kararlar için ise; olağanüstü kanun yollarına gidilerek hukuka uygunluk denetimi yapılabileceği de özel olarak düzenlenmiştir.

Olağan kanun yollarından istinaf kurumu 20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle Türk Hukuku’nda uygulanmaya başlanan, oldukça yeni bir kanun yoludur.

Türk Hukuku’nda istinaf kanun yolunun düzenlenmesi ile birlikte bu kanun yoluna başvuruları inceleyecek Bölge Adliye/İdari Mahkemeleri kurulmuştur.

5236 sayılı Kanun ile kabul edilen ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri içine alınan istinaf kanun yolu, dar anlamda istinaf kanun yoludur. Dar anlamda istinaf yolunda, ilk derece mahkemesinde tamamlanan yargılama, istinaf mahkemesi önünde tekrar edilmeyerek maddi vakıalar sınırlı olarak yeniden incelenerek karara bağlanmaktadır.

İstinaf kanun yolunda yerel mahkemelerin kararları incelenirken temyiz kanun yolundan farklı olarak sadece hukuki denetim yapılmamakta aynı zamanda maddi denetim de yapılmaktadır. Yani temyiz kanun yolunda ilk derece mahkemelerinin kararları usul yönünden hukuka uygunluk denetimine tabii tutulurken, istinaf kanun yolunda davanın esasına girilerek yeniden karar verilebilmektedir.

Bu durumda ise istinaf kanun yoluna başvurularda dava konusu uyuşmazlığın çözümüne yönelik ilk derece mahkemesinde sunulmamış yeni delillerin sunulup sunulamayacağı sorusu gündeme gelmektedir.

Bu konu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun istinaf kanun yolunda ‘yapılamayacak işlemler’ üst başlığı altında 357. Maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 357. Maddesi:

“(1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinde karşı dava açılamaz, davaya müdahale talebinde bulunulamaz, davanın ıslahı ve 166 ncı maddenin birinci fıkrası hükmü saklı kalmak üzere davaların birleştirilmesi istenemez, bölge adliye mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.

(2) Bölge adliye mahkemeleri için yetki sözleşmesi yapılamaz.

(3) İlk derece mahkemesinde usulüne uygun olarak gösterildiği hâlde incelenmeden reddedilen veya mücbir bir sebeple gösterilmesine olanak bulunmayan deliller bölge adliye mahkemesince incelenebilir.” Hükmüne havidir.

Kanunda açıkça düzenlendiği üzere istinaf kanun yoluna başvurularda üst mahkeme, ilk derece mahkemesinde ileri sürülen delil, iddia ve savunmalar ile bağlıdır. Ancak aynı kanun maddesinde bu durumun istisnaları da düzenlenmiştir.

Buna göre:

Kural: İstinaf kanun yoluna başvurularda yeni delil ileri sürülemez.

İstisna:

1. İlk derece mahkemesinde usulüne uygun şekilde gösterildiği halde incelenmeyen deliller ileri sürebilir.

2. Mücbir sebeple gösterilemeyen deliller ileri sürebilir.

3. Kamu düzenine ilişkin hallerde yeni delil ileri sürülebilir.

4. Kendiliğinden araştırmaya ilişkin hallerde yeni delil ileri sürülebilir.

Nitekim istinaf kanun yoluna başvuru sebeplerinden biri de ilk derece mahkemesinde taraflardan birinin sunduğu delillerin usulüne uygun olarak incelenmemesi olabilir. Bu nedenle istisnai hallerde istinaf kanun yolunda taraflara yeni delilleri sunulabilme imkânının verilmiş olması oldukça önemlidir.

Öte yandan istinaf kanun yoluna başvuracak tarafın, yeni delil bildirme hakkı olmasına rağmen bunu bilmemesi ya da bu hakkını kullanmaması, başvuran tarafın ciddi bir hak kaybı yaşamasına da sebebiyet verebilecektir.

Av. Begüm GÜREL (L.L.M)

(Stj. Av. Sümeyye GÜL)

(Bu köşe yazısı, sayın Av. Begüm GÜREL tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısının tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısının bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)


* 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Parasal sınırların belirlenmesi” üst başlıklı Ek Madde 1 uyarınca, kanunun 341. Ve 362. maddelerindeki parasal sınırlar her takvim yılı başında geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanmaktadır. Aynı zamanda kanunun 341. Ve 362. maddelerindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınmaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.