2918 SAYILI KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA 6704 SAYILI KANUNLA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİN TAZMİNAT DAVALARINA ETKİSİ
Bilindiği üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 tarihli kararı sonrasında sigorta şirketleri, Karayolları Trafik Kanunu ile Trafik sigortası genel şartlarında değişiklik yapılması taleplerini gündeme getirmişlerdir. (1)
 
YHGK mezkur kararı ile, tam kusurlu eylemi sonrasında vefat eden araç sürücüsünün mirasçıları tarafından ZMMS’na karşı açılan bir davada,  sürücünün desteğinden yoksun kalanların poliçe kapsamında üçüncü kişi olduğunu kabul ederek, desteğin kusurunun mirasçılarına yansıtılamayacağı ilkesinden hareketle zorunlu mali sorumluluk sigortacısının tazminat ödemesi gerektiğini içtihat etmiş idi.
 
Karar sonrasında sigorta şirketleri, genel şartlarda yer almayan bu sonucun kendilerine ek maliyet getirdiğinden bahisle genel şartlarda değişiklik yapılmasını talep etmişler; bu talepler neticesinde Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, 01.06.2015 tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarında önemli değişiklikler yapmış idi.
 
Genel şartlarda değişiklik yapılması sonrasında Yargıtay 17. HD., KTK’ da yer almayan bir konu hakkında genel şartlarda sigortalı aleyhine değişiklik yapılamayacağını belirterek,  kanuna aykırı hükümleri bünyesinde barındıran genel şartların uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiş idi. Yine bu aşamada TBB tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarında yapılan değişikliklerin iptali için yürütmeyi durdurma talepli olarak Danıştay’da iptal davası açılmış idi.
 
Gerek TBB tarafından açılan iptal davası ve gerekse trafik kazalarına dayalı tazminat davalarının temyiz mercii olan Yargıtay 17. HD.’nin genel şartlarda yapılan değişikliklerin hukuka aykırı olduğuna yönelik istikrarlı uygulaması karşısında, bu defa 2918 sayılı KTK’da değişiklik yapılması yoluna gidildi.  
 
26 Nisan 2016 tarihli ve 29695 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6704 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile birlikte 2918 sayılı KTK’nın dört maddesinde önemli değişiklilere gidilmiştir.
 
Önemle ifade edelim ki burada önemli olan husus, kabul edilen değişikliklerin hak sahibi ile sigortalıların haklarını nasıl etkileyeceğidir. Bu soruya yönelik cevabımızı ise mezkûr kanun ile getirilen değişiklikleri madde madde irdelemek suretiyle ortaya koymaya çalışacağız:
 
1) KTK m. 90’da yapılan değişikliğin irdelenmesi;
 
6704 sayılı Kanunun 3. maddesi ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 90 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
 
"MADDE 90- Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır."
 
Bu maddenin en önemli sonucu, 01.06.2015 tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigortası Genel Şartlarında yapılan değişikliklerin uygulanmasının önünü açmış olmasıdır. Öyle ki kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen trafik kazalarına dayalı olarak açılan tazminat davalarında, tazminatın tayin, kapsam ve hesabına yönelik istikrar kazanmış Yargıtay uygulaması bir kenara bırakılacak; genel şatlarda yer alan ilkeler çerçevesinde tazminatın hesaplanması yoluna gidilecektir. 
 
Bizce buradaki temel sorun, idari bir organ olan Başbakanlık Hazine Müsteşarlığına genel şartlarda istediği değişikliği yapma yönünde sınırsız bir yetki verilmiş olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında mezkûr madde ile öngörülen düzenleme keyfi uygulamaların önünü açabilecek nitelikte olduğunu düşünmekteyiz.
 
Yeri gelmişken zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların KTK çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabi olmasının uygulamada neleri değiştireceğinin üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
 
Bu bağlamda 90. maddede yapılan değişiklik ile uygulamasının önü açılan genel şartlar şu yenilikleri de beraberinde getirmektedir:  
 
a)Yeni genel şartlar bakıcı giderlerini sağlık gideri teminatı kapsamından çıkarmıştır;
 
Düzenleme öncesindeki uygulamaya baktığımızda Yargıtay 17. HD. İstikrar kazanmış kararlarında, bakıcı giderlerinin 6111 sayılı yasa kapsamında bulunan tedavi giderlerinden olmadığını; (2)  bu giderin sağlık giderleri teminatı kapsamında olduğunu içtihat etmekte idi. (3)
 
Hal böyle iken değişiklik sonrasında genel şartların 5/b maddesine düzenlenen “ Sağlık Giderleri Teminatı” bölümünde;  kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderlerin sağlık gideri teminatı kapsamında olduğu açıklandıktan sonra; sağlık giderleri teminatının Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu, ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğunun 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98 inci maddesi hükmü gereğince sona erdiği kabul edilmiştir.
 
Yine genel şartların 5/c maddesinde düzenlenen  “ Sürekli Sakatlık Teminatı” bölümünde ise,  bu teminatın üçüncü kişinin sürekli sakatlığı dolayısıyla ileride ekonomik olarak uğrayacağı maddi zararları karşılamak üzere, bu genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecek teminat olduğu açıklandıktan sonra;  kaza nedeniyle mağdurun tedavisinin tamamlanması sonrasında yetkili bir hastaneden alınacak özürlü sağlık kurulu raporu ile sürekli sakatlık oranının belirlenmesinden sonra ortaya çıkan bakıcı giderlerinin ise bu teminat limitleri ile sınırlı olmak koşuluyla sürekli sakatlık teminatı kapsamında olduğu vurgulanmıştır.
 
Görüldüğü üzere bakıcı gideri, önceleri sağlık gideri teminatı kapsamında ayrı bir kalem olarak ödenmekte iken, düzenleme ile birlikte bu gider sağlık gideri teminatı kapsamından çıkarılarak, sürekli sakatlık teminatı içerisine dâhil edilmiştir. Bir örnek vermek gerekirse, geçirdiği trafik kazası sonrasında hem sürekli iş gücü kaydına uğrayan hem de sürekli bakıma muhtaç hale gelen bir kişinin düzenleme öncesinde sürekli iş gücü kaybı sebebiyle “sürekli sakatlık teminatı”ndan; buna karşılık bakıma muhtaç olması sebebiyle ise “sağlık gideri teminatı”ndan ayrı ayrı ödeme alması mümkün iken; düzenleme sonrasında her iki zarar kalemi yönünden sadece “sürekli sakatlık teminatı” kapsamından ödeme alması söz konusu olacaktır.
 
Genel şartlarda yapılan değişiklikle birlikte getirilen bu düzenlemenin sigorta şirketleri bakımından daha az tazminat ödenmesini; buna karşılık zarar gören hak sahibi açısından ise daha az tazminata ulaşılmasını sonuçladığı görülmektedir.
 
b)Yeni genel şartlar uyarınca destekten yoksun kalma tazminatı ile sürekli sakatlık tazminatı hesaplamaları Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre değil, genel şart ekinde yer alan esaslara göre belirlenecektir.
 
Genel şartların EK-2 ve EK-3 başlıklı maddelerinde, gerek destekten yoksun kalma tazminatı hesaplaması ve gerekse sürekli sakatlık tazminatı hesaplaması sırasında; THR 2010 yaşam tablosunun dikkate alınacağı, hesaplamalarda iskonto oranının (teknik faizin) 1,8 olarak kabul edileceği, hesaplamalarda ölen kişinin vergilendirilmiş gelirinin belgelenmiş olması halinde dikkate alınabileceği, belge sunulamaması durumunda ise asgari ücretin dikkate alınacağı, yine tazminat hesaplanırken “ devre başı ödemeli belirli süreli rant” formülünün uygulanacağı nihayetinde hesaplamaya ilişkin standartların hazine müsteşarlığı tarafından belirleneceği düzenlenmiştir.
 
Genel şartlar ile getirilen bu düzenlemenin, Yargıtay’ın uzun yıllar boyunca istikrarlı bir şekilde uygulayageldiği yerleşik içtihatlarını bir çırpıda ortadan kaldıracak nitelikte olduğu görülmektedir. Gerçekten de 17. HD.’nin de içerisinde bulunduğu Yargıtay’ın birçok dairesinin tazminat hesabında PMF 1931 yaşam tablosunun uygulanması gerektiği hususunda görüş birliği içerisinde olduğu görülmektedir. (4)  Hal böyle iken değişiklik sonrası tazminat hesabına esas yaşam süresinin belirlenmesinde THR 2010 yaşam tablosu kullanılacaktır.
 
Yine yerleşik Yargıtay uygulamasında gerek ölümler nedeniyle destek kaybı zararı, gerekse yaralanma sebebiyle beden gücü kaybı zararının hesaplanmasında, rapor tanzim tarihine kadar gerçekleşen zararın bilinen veriler nazara alınarak ve iskontoya tabi tutulmadan somut olarak, rapor tanzim tarihinden sonraki zarar da bilinen son gelir nazara alınıp her yıl %10 oranında artırılmak ve iskonto edilmek suretiyle hesaplanmakta idi. (5)
 
Kanun değişikliği sonrasında uygulama alanı bulan genel şartlardaki bu düzenleme ile birlikte tazminatın hesaplanma yöntemi olarak kullanılan iskonto uygulaması ortadan kaldırılmış olup, daha karmaşık bir hesaplama usulünü benimseyen teknik faiz uygulaması kabul edilmiştir. Uygulamada sigorta şirketlerinin kullandığı teknik faiz uygulaması sonucunda hesaplanan maddi tazminat tutarının, iskonto uygulamasına göre hesaplanan maddi tazminat tutarından daha düşük kaldığı gözlemlenmektedir.
 
Öte yandan genel şartlarda yapılan değişiklikle birlikte tazminatın hesaplanması sırasında esas alınacak gelir ve kazancın tespiti hususunda farklı bir uygulamanın benimsendiği görülmektedir. Buna göre tazminat hesabı yapılır iken ölen ya da yaralanan kişinin vergilendirilmiş geliri belgelenmiş olması halinde dikkate alınabilecek; belge sunulamaması durumunda ise asgari ücrete göre hesaplama yapılacaktır.
 
Oysaki zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının tazminatının hesaplanmasında gerçek ücretin esas alınmasının koşul olduğu, bu kapsamda gerçek ücretin ise, zarar görenin kıdemi, yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre kendisine ödenmesi gereken ücret olduğu, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı, ücret hususunda tereddüt doğması halinde zarar gören kişinin almakta olduğu emsal ücretin ilgili oda veya kuruluştan sorulmak suretiyle tespiti gerektiği Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. (6)
 
Bu durumu örneklemek gerekir ise; değişiklik öncesinde maaş bordrosunda geliri asgari ücret üzerinden gösterilen bir kalıpçı ustasının trafik kazası sonucunda sürekli iş göremez hale gelmesi durumunda, tazminata esas geliri bordroda görünen ücrete göre değil; emsal ücret araştırmasına göre belirlenecek ücrete göre hesaplanmakta idi. Zira Yargıtay vasıflı işçilerin asgari ücretle çalıştırılmasının hayatın olağan akışına aykırı düştüğünü kabul etmekte idi. Diğer bir anlatımla tazminat hukukunun önemli bir ilkesi olan  “ gerçek belli iken varsayımlara dayanılamaz” ilkesi gereğince kişinin gerçek gelirinin tespiti ile bu gelire göre hesaplama yapılması kabul edilmekte; üstelik tespit edilen bu gelirin vergilendirilmiş olup olmamasının tazminat hukuku açısından önemi bulunmamakta idi.
 
Hal böyle iken değişiklikle birlikte başkaca yazılı delille belgelendirilmediği sürece kişinin maaş bordosunda görünen ücreti üzerinden hesaplama yapılacak; bu durumda artık kişinin mesleki kıdem ve tecrübesi vs hususlar dikkate alınamayacaktır. 
 
Kanun değişikliği ile birlikte getirilen en önemli yeniliklerden birisi de tazminatın hesaplanmasına ilişkin standartları belirleme yetkisinin münhasıran Hazine Müsteşarlığına bırakılmış olmasıdır. Bu düzenleme ile birlikte hesaplamaya esas kıstasların ucu açık bir şekilde hazine müsteşarlığının tekeline bırakılmasının önü açılmıştır. Sorumluluk hukukuna ilişkin yerleşik Yargıtay uygulamasının bir kenara bırakılarak, idari bir organ olan hazine müsteşarlığının bu konuda öncü rol almasının sakıncalı sonuçlar doğurabileceğini ifade etmekle yetiniyoruz.
 
Bir önemli değişiklik de destek süresi ile aktif ve pasif çalışma süresinin hazine müsteşarlığı tarafından belirlenecek esaslara göre hesaplanacak olmasıdır.
 
Bilindiği üzere destek süresi, aktif ve pasif çalışma süresine dair Yargıtay uygulamasında, aktif çalışma yaşı 60 olarak kabul edilmekte, PMF yaşam tablosu ile bakiye ömür tespiti yapıldıktan sonra arada kalan süre pasif dönem olarak adlandırılmakta idi. Destek süreleri ise desteğin yaşı, evlenme ihtimali, çocuk yapma durumlarına göre belirlenmekte idi. Kanun değişikliği ile birlikte destek süreleri ile aktif ve pasif çalışma yaşının hazine müsteşarlığınca belirlenmesi söz konusu olacaktır. Temennimiz bu yaşların belirlenmesi aşamasında ülke gerçeklerinin de göz önünde bulundurulmasıdır.
 
c)Yeni genel şartlar uyarınca sürekli sakatlık teminatına konu sürekli sakatlık oranı yetkili bir hastaneden alınacak özürlü sağlık kurulu raporu ile tespit edilecektir.
 
Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, meslekte kazanma gücü kayıp oranına ilişkin raporlar İstanbul ATK 3. İhtisas Kurulu ya da Üniversite hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlıklarından alınmakta idi. (7) Bu raporlar tanzim edilirken “Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü” ya da “Çalışma Gücü Kaybı Ya da Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Yönetmeliği” hükümleri dikkate alınmakta idi. Değişiklik ile birlikte çalışma gücü kayıp oranlarının, belirlenecek hastanelerden alınacak özürlü sağlık kurulu raporları ile tespit edilmesi söz konusu olacaktır.
 
d) Yeni genel şartlar uyarınca tazminatı gerektiren olay, trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali sonucunda meydana gelmiş ise sigortacı ödenen tazminat nispetinde sigortalıya rücu edilebilecektir.
 
Mülga 12/8/2003 tarihli ve 25197 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının “Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve Sigortacının İşletene Rücu Hakkı “ başlıklı B.4. maddesinin (c) bendinde, tazminatı gerektiren olayın, aracın Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine göre gereken ehliyetnameye sahip olmayan kimseler tarafından sevk edilmesi sonucunda meydana gelmesi halinde sigortacının sigortalıya rücü hakkının olduğunu düzenlemekte idi.
 
Hal böy iken 01.06.2015 tarihinde yürülüğe giren genel şartların  “Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması Ve Sigortacının Sigortalıya Rücu Hakkı” başlıklı b.4. maddesinin (b) bendinde ise, tazminatı gerektiren olayın, trafik kurallarının ağır kusur ile ihlali sonucunda meydana gelmesi halinde de sigortacının sigortalıya rücu hakkının olduğu kabul edilmiştir.
 
Bir örnek vermek gerekir ise, düzenleme öncesinde kırmızı ışık ihlali yaparak kazaya sebebiyet veren bir sürücünün üçüncü kişi yada kişilere verdiği cismani zarara yönelik tazminat talepleri sigortacı tarafından poliçe teminat limitleri dahilinde ödenmekte ve ödenen tazminat tutarı ile ilgili olarak sigortacının rücu hakkının bulunmadığı kabul edilmekte idi. .Düzenleme sonrasında ise sigortacı, ağır kusurlu eylemi ile zarara sebebiyet veren sürücüye ödenen tazminat nispetinde rücu edebilecektir.
 
2) KTK m. 92 ‘de yapılan değişikliğin irdelenmesi;
 
6704 sayılı Kanunun 4. maddesi ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Kanunun 92 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.
 
"g) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri,
h) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri,
i) Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler."
 
Bizce sigortalı araç sahiplerinin haklarını etkileyecek en önemli değişikliklerden birisi de bu madde ile getirilmiştir. Maddeye (i) bendi ile eklenen düzenleme ile birlikte teminat dışında kalan haller kapsamına, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler de dâhil edilmiştir. 
 
Bu düzenleme ile birlikte 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren genel şartların “Teminat dışında kalan haller” başlıklı A.6. maddesine eklenen (d) fıkrasına uyarınca “Destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan destek tazminatı talepleri ile destekten yoksun kalan hak sahibinin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmakla beraber destek şahsının kusuruna denk gelen destek tazminatı talepleri ” de artık poliçe teminatı kapsamı dışında kalacaktır.
 
Bilindiği üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2011 gün ve 2011/17-142 E, 2011/411 K sayılı ilamı ile sürücünün tam kusurlu eylemi ile meydana gelen kazada vefat etmiş olması halinde, sürücünün eşi ve çocuklarının zorunlu mali mesuliyet sigortacısından destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceğine hükmetmiş idi.
 
YHGK bu kararına gerekçe olarak da, desteğin tam kusurlu eylemi ile vefatı sonrasında destekten yoksun kalma tazminatı davası açan davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıklarını, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağını, dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, bu durumun desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğini, zira 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısının, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığını, bu kapsamda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacıların zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, zorunlu mali mesuliyet sigorta şirketinin tazminattan sorumlu olacağını vurgulamıştır. (8)
 
YHGK.’nun milat olarak kabul edilen iş bu kararı sonrasında, trafik kazalarına yönelik açılan davaların temyiz incelemesini yapan Yargıtay 17 HD. de, mezkur YHGK kararına paralel olarak içtihat geliştirmiş idi. Bu bağlamda daire, istikrar kazanmış kararlarında; tek taraflı trafik kazalarında araç sürücüsü murisin, ister kendi kusuru ister bir başkasının kusuru ile olsun salt ölmüş olmasının, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğuracağını; bu zararın gerek Kanun gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olduğunu,  bu sebeple desteğin kusurunun davacıların haklarını engelleyen bir unsur olarak kabul edilmeyeceğini, nihayetinde destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilmesinin olanaklı olduğunu içtihat etmiş idi. (9)
 
YHGK kararı sonrasında oluşan bu uygulama, sigorta şirketlerinin sızlanmalarına yol açmış idi. Zira sigorta şirketleri önceden öngörmedikleri ve fakat yargı kararları ile oluşan bu durumun ciddi ek maliyet getirdiği savunmuşlar idi. Sigorta şirketlerinden gelen yoğun talepler sonucunda 2918 sayılı kanunun 92/1. maddesine eklenen (i) bendi uyarınca genel şartların A.6. maddesinin (d) bendi uygulama alanı bulmuş; bu bağlamda tam kusurlu eylemi ile gerçekleşen kaza sonrasında vefat eden sürücü veya işletenin yakınlarının zorunlu mali mesuliyet sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmelerinin önü kapatılmış oldu.
 
Yine önemle ifade edelim ki, sigorta uygulamasında zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar KTK.’nın 92. maddesinde tahdidi  (sınırlı) olarak sayılmış idi. Kanun gereğince bu hallerin sigortalılar aleyhine genişletilmesi söz konusu olamamakta idi. (10)
 
Mezkûr kanun değişikliği ile birlikte 92. maddeye eklenen (i) bendi uyarınca Başbakanlık Hazine Müsteşarlığına bu hususları istediği şekilde belirleme yetkisi verilmiş oldu. İş bu düzenleme ile birlikte ileride zorunlu mali mesuliyet sigortası dışında kalan hususlara yeni maddeler eklenmek suretiyle bir kısım tazminat taleplerinin sigorta kapsamı dışında bırakılması söz konusu olabilecektir. Bu şekilde hazine müsteşarlığına ucu açık bir şekilde sınırsız bir yetki verilmesinin keyfi uygulamalarının önünü açabileceği mülahazasıyla değişikliğin hukuk devleti ilkesine aykırı sonuçlar doğurabileceğini düşünmekteyiz.
 
3) KTK m. 97’de yapılan değişikliğin irdelenmesi;
 
6704 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 97 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
 
 “MADDE 97- Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.”
 
Değişiklik öncesinde trafik kazası sonucunda zarar gören kişilerin, zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi kapsamında kalan tazminat talepleri için ilgili sigorta kuruluşuna başvuru yapmak ya da doğrudan ilgili mahkemede tazminat davası açmak yönünde seçimlik hakları söz konusu idi. 97. Madde ile getirilen bu değişiklikle birlikte, artık ilgili mahkemede dava açılmadan önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı olarak başvuru yapılması zorunlu hale gelmiştir.
 
Burada ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılmaksızın dava açılması halinde ne olacaktır sorusunun cevaplanması gerekmektedir. Kanımızca HMK’nın “dava şartlarını” düzenleyen 114/2. maddesinde yer alan “Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır. “ şeklindeki düzenleme gereğince, ilgili sigorta kuruluşuna  yazılı başvuru yapılması bir dava şartı olarak kabul edilmeli; mahkemece bu dava şartının yerine getirilmeksizin dava açıldığının tespiti halinde, HMK’nın 115/2. maddesi gereğince sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapmak üzere davacıya kesin süre verilmeli, bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmelidir.
 
4)KTK m. 99’da yapılan değişikliğin irdelenmesi;
 
6704 sayılı Kanunun 5. maddesi ile 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Kanunun 99 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan "kaza veya zarara ilişkin tespit tutanağını veya bilirkişi raporunu" ibaresi "zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri" şeklinde değiştirilmiştir.
 
99 maddenin değişiklik öncesi halinde hak sahibinin kaza veya zarara ilişkin tespit tutanağını veya bilirkişi raporunu, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde sigortacının zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorunda olduğu düzenlenmiş idi. Sigorta şirketlerinin temerrüde düşürebilmesi için kaza veya zarar tespit tutanağı ile bilirkişi raporu yeterli iken; değişiklik sonrasında başvurusu sırasında zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgelerin sunulması zorunluluğu getirilmiştir.
 
Son olarak işbu makale konumuzu yakından ilgilendirmesi sebebiyle 6704 sayılı Kanun’un 17. Maddesi ile 4925 sayılı Karayolları Taşıma Kanunu’nda yapılan değişikliği kısaca irdeleyeceğiz. 6704 sayılı Kanunun 17. Maddesi ile birlikte 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan “Sorumluluk sigortası” tanımı “2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda belirtilen zorunlu mali sorumluluk sigortası” şeklinde değiştirilmiş ve aynı Kanunun 17 nci, 18 inci, 19 uncu, 20 nci, 21 inci, 22 nci, 23 üncü, 24 üncü ve 25 inci maddeleri ile 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının (ı) ve (i) bentleri yürürlükten kaldırılmıştır.
 
Bilindiği üzere 4925 sayılı kanun gereğince şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapan tüm araçlar, zorunlu trafik sigortasının yanında ayrıca olası kazada yolcuların uğrayacakları bedeni zararları karşılamak üzere Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası  yaptırmak zorunda idiler.
 
Bu kapsamda Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın "Tazminat Ödemesinde Öncelikli Sigorta" başlığını taşıyan B.8. maddesinde ; "Meydana gelen zarar öncelikle bu sigortadan karşılanır. Sigorta sözleşmesinin hiç yapılmamış olması, yapılmış fakat geçersiz hale gelmiş olması, süresinin bitmiş olması veya meydana gelen zararın bu sigorta teminatlarının üzerinde bulunması halinde teminatların üzerinde kalan kısım için; sırasıyla 13/10/1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre yapılması zorunlu olan mali sorumluluk sigortasına ve varsa ihtiyari mali sorumluluk sigortasına başvurulur. " denilerek;  taşıma ilişkisinde, taşımacılık mali sorumluluk sigortası, zorunlu mali sorumluluk sigortası ve ihtiyari mali sorumluluk sigortası arasında sıralı sorumluluk ilişkisi kabul edilmiş idi.
 
Yargıtay da, sıralı sorumluluk esasını kabul etmekte, yolcunun uğradığı bedeni zararların, öncelikle taşımayı yapan aracın zorunlu karayolu taşımacılık sigortasından, bu poliçenin limitleri aşan zararların ise sırasıyla trafik poliçesinden ve nihayetinde ihtiyari mali mesuliyet sigortacısından talep edilebileceğine hükmetmekte idi. (11) 6704 sayılı Kanunun 17. maddesi ile birlikte Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası  yürürlükten kaldırılmış, bu poliçe kapsamına giren talepler karayolu zorunlu mali mesuliyet sigorta poliçesi kapsamına dâhil edilmiştir.
 
Görüldüğü üzere değişiklik öncesinde,  taşımacılık ilişkisinde zarar gören yolcunun zararını  sıralı sorumluluk esasına dayalı olarak üç ayrı sigorta poliçesinden talep etme imkânı var iken; değişiklik sonrasında ise zararını sadece ZMMS dan talep edebilmesi söz konusu olacaktır. Bu düzenlemenin de sigortacının sorumluluk alanını daraltan bir niteliği haiz olduğu görülmektedir.06.07.2016
 

Av. Musa ADIYAMAN / hukukihaber.net
 
-------------------
1)Yargıtay  Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 gün ve 2011/17-142 E, 2011/411 K sayılı kararı.
2)Yargıtay 17. HD.’nin 11.01.2016 tarih ve    2015/7819 E.  -  2016/83 K.
sayılı ilamı; yine aynı dairenin 08.10.2015 tarih ve    2015/636 E.  - 2015/10292 K. sayılı ilamı.
3)Yargıtay 17. HD.’nin 27.01.2016 tarih ve   2015/11538 E. - 2016/1049 K. ; yine aynı dairenin 27.10.2015 tarih ve  2015/8566 E. - 2015/11316 K. sayılı ilamı.
4)Yargıtay 17. HD.’nin 14.12.2015 tarih ve    2015/13569 E.  - 2015/14073 K. sayılı ilamı ile yine aynı dairenin 29.09.2015 tarih ve  2014/3559 E.  - 2015/9844 K. sayılı ilamı.
5) YHGK.’nun 28.06.1995 tarih ve 1994/9-628 E. - 1995/694 K. sayılı ilamı; yine Yargıtay 17. HD.’nin  26.11.2015 tarih ve  2014/5207 E.  -  2015/12812 K. sayılı ilamı.
(6)Yargıtay 17. HD.’nin 23.11.2015 tarih ve 2015/12100 E. - 2015/12605 K. sayılı ilamı; yine aynı dairenin 22.10.2015 tarih ve  2013/17954 E.  -  2015/11122 K. sayılı ilamı.
(7)Yargıtay 17. HD.’nin 09.11.2015 tarih ve   2014/3773 E.  -  2015/11791 K. sayılı ilamı
8) YHGK.'nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 E.  -2012/92 K. sayılı ilamı ile yine YHGK.'nun 16.01.2013 gün ve 2012/17-1491 E- 2013/74 K. sayılı ilamı.
9)Yargıtay 17. HD.’nin 24.12.2015 tarih ve 2015/8900 E. - 2015/15047 K. sayılı ilamı.
10)YHGK.’nun 22.02.2012 tarih ve 2011/17-787 E. -2012/92 K. sayılı ilamı; yine Yargıtay 17. HD.’nin 24.06.2013 tarih ve 2013/9824 E. - 2013/9890 K. sayılı ilamı.
11) Yargıtay 17. H.D.’nin    22.12.2015 tarih ve     2013/21455 E.   - 2015/14791 K.
sayılı ilamı.

 
"2918 SAYILI KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA 6704 SAYILI KANUNLA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİN TAZMİNAT DAVALARINA ETKİSİ" başlıklı  makalenin tüm hakları yazarı Av. Musa ADIYAMAN'a ait olup, yazı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında korunmaktadır.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bülent Karabulut 5 ay önce

Bir kaza mağduru olarak değişiklik öncesi dahi sigorta şirketlerinin aymaz tavrı karşısında zaten yeterince bunalmış iken ve süreç içerisinde sigorta şirketlerinin aymaz tavrını Hazine Müsteşarığı Sigortacılık Genel Müdürlüğüne şikayet ettiğimde karşılaştığım tavırları görmüşken düzenleme sonrası kazazedelerinin vay haline diyorum. Adeta sigorta şirketlerinin hamiliğine soyunmuş bu idari birime bu düzenlemeyle verilen yetkinin kurda emanet edilen kuzudan farkı olmayacağı kanatini taşımaktayım. Bir türk dünyaya bedeldir şiarlarıyla yetiştiğimiz memleketimizde sigorto güvence bedellerinin karşılaştırılması yapıldığında 6 türkün 1 bulgar vatandaşı etmediği yine 253 türk vatandaşının traji komik ama 1 belçika vatandaşı etmediği sigorta güvence bedeli gerçeği varken nasıl oluyorda sigorta şirketlerinin tazmin sorumluluğu hemde mağdur aleyhine azaltılıyor anlaşılır ve hatta hayatın olağan akışıyla uyuşur bir hali yoktur. Sigortacılık kavramında değişiklik yapılmadan yani sigorta kavramını bay pas eden bu düzenlemeyle kimler rant elde edecektir çok merak etmekteyim. Bu değişiklikten sonra umarım bu kararın altına imzasını koyanlar böyle bir mağduriyet yaşar ve anyayı konyayı görürler dilerim. Böyle söylenmez diye düşünenlere yaşadığım sıkıntıları anlatmak için randevu verebilirim. Meclis tarihinin arştmetiğine bakıldığında bu denli hukuk adamı olan başka bir dönem var mıdır bilmiyorum ama mecliste bulunan şu anki hukuk adamcıkları bu değişiklikliğin sonuçkarını bile bile bu durumu nereleriyle hazmetmişlerdir ayrıca merak ediyorum. Hukuğun herkese bir gün lazım olacağı gerçeği ile...

Avatar
Armağan 5 ay önce

Yargitayin bu değişikliklere uyacagini sanmam. Oldu olacak sigorta tazminat ödemez diye bir nadde koysunlar genel şartlar, hiç tazminat odemesinler. Anayasa mhksi de iptal eder.

Avatar
Beşir 5 ay önce

VAllaha saray ne derse o gerisi boş. Aym ya da yargıtay RTE nin ağzına bakıyorlar mecburen ve korkudan. Güvenilecek hiç bir şey kalmadı hukuki anlamda ne yazık ki.

Avatar
Bülent Karabulut 5 ay önce

Geçirdiğim trafik kazası sonrası avukatım aracılığı ile açtığım davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesinin garipliğini anlamaya çalışırken dava sürecindeki celselerde heleki atk raporuna yapılan itirazları duyduğumda normal bir vatandaş olarak duyduğum utanç ve öfkenin açıklaması çok güç. Kazada ağır yaralar almış olmamın 3 kez ameliyat geçirmiş olmamın 375 gün raporlu olarak tedavi edilmek zorunda kalmamın benden ve avukatımdan başka kimseyi ilgilendirmeyişi adeta ticari bir alacak verecek anlayışı ile sürdürülen davada davalıların avukatlarının herşeye anlamsızca sırf hakkı var diye itiraz edebilmelerinin bende huhuk sistemine karşı açtığı tarifi güç hayal kırıklığının ezikliği içerisindeyim. Empati yapmayı bilmeyen davalı avukatlarının ve yine empati yapmadığı açıkça belli olan mahkemenin veteceği karar bir ticari karar niteliği taşıyacak benim ailemin ve yakınlarımın çektiği ızdırap ve üzüntülerin karşılığı karşıma dikilen böylesine sonuçları olan bir davada haksız bir şekilde algılanmış haksız zenginleşme saçmalığıyla karşılaşmamın saçmalığı kadar hukukun ve adaletin ne denli saptırılabildiğinin açık ve acınası bir gerçeği olarak tecellisi gerçekten çok üzüntü ve acı verici bir durum. Haksız zenginleşmenin karşılık bulacağı hakaret davaları olabilir ama hak etmediği halde sakat kalmış bir kazazedenin talep ettiği tazminata bu olguyu yapıştırmak bir hukuk garebetidir kanısındayım... ve acilen trafik kazalarının ticaret mahkemeleri uhtesinden alınması gerektiğini düşünüyorum...

Avatar
İSMAİL 5 ay önce

Güzel bir yazı olmuş. Bizleri net bir şekilde bilgilendirmiş oldunuz. Teşekkürler...