Yeni HSYK ve yargı bağımsızlığı
Rıza Türmen

17 Aralık'ta somut delillerle desteklenen ve ucu hükümet üyelerine dokunan büyük bir yolsuzluk iddiası ortaya çıktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu iddiaların soruşturulmasına ve şüphelilerin yargılanmasına müdahale etmeyip, hatta yargıyla işbirliği yapıp kendini temize çıkarmaya çalışacağına tersini yapıyor.

Erdoğan, ortada bir yolsuzluk iddiası yokmuş, sadece kendisini devirmek isteyen güçler varmış gibi bir algı yaratmaya çalışarak karşı saldırıya geçiyor. Öte yandan yolsuzlukla ilgili soruşturmanın ve yargının önünü kapatıyor. Bunu gerçekleştirmek için yargıda, poliste görülmemiş boyutlarda bir tasfiye yapıyor. Ayrıca, bir dizi yasal değişiklikle kendisini güvenceye almaya çalışıyor. Bu yasal değişiklikler Türkiye'de hukuk devletini ortadan kaldırıyor. İktidar kendi hukukunu yaratıyor. Bunun en son örneği Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kanununda yapılan değişiklikler.

2010'da yapılan anayasa değişiklikleriyle yeni bir HSYK kuruldu. Yeni HSYK ile ilgili olarak, Türkiye'nin de kurucu üyelerinden biri sayıldığı Avrupa Konseyi'nin anayasa hukuku danışma organı Venedik Komisyonu'nun 29 Mart 2011 tarihli raporunda iki temel eleştiri vardı: Adalet Bakanı'nın HSYK Başkanı ve Müsteşarı'nın otomatik üye olmaları ve disiplin konularında Adalet Bakanı'nın geniş yetkilere sahip olması. Bu eleştirilere karşı Adalet Bakanı'nın savunması, yeni yapılan düzenlemelerde Bakan'ın yetkilerinin sembolik olduğu, bu yetkilerin HSYK'nın bağımsızlığını etkilemeyeceği yolundaydı. (raporun İngilizce tam metni)

Şimdi yapılan değişikliklerle ise HSYK'nın yetkileri Adalet Bakanı'na devredilmekte ve özellikle yargı ve HSYK üyeleri üzerinde denetimin dizginleri Bakan'ın eline geçmekte. 15 Şubat'ta TBMM'de AKP'nin oyları ile kabul edilen değişikliklerle şu hususlar gerçekleştiriliyor:

1. Disiplin konuları:

Teftiş Kurulu HSYK'dan alınarak Adalet Bakanı'na bağlanıyor. Teftiş Kurulu Başkanı'nı ve yardımcılarını Adalet Bakanı atayacak. Teftiş Kurulu, Bakan'a karşı sorumlu olacak, Bakan'ın verdiği görevleri yerine getirecek.

Hakim ve savcılar hakkındaki şikayetlerle ilgili olarak soruşturma izni verme ya da vermeme yetkisi Bakan'a ait olacak.

HSYK üyelerine ilişkin soruşturma izni verme ya da vermeme yetkisi de münhasıran Bakan'a ait olacak. Disiplin soruşturması Bakan tarafından yapılacak.

Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi'nin 23 Kasım 2007 tarihli raporunda şöyle diyor: "Yargıcın, verdiği kararlarla ilgili olarak hukuki ya da disiplin yaptırımına maruz kalması durumunda yargı bağımsızlığından ya da demokratik bir güçler dengesinden söz edilemez. Yargıçlara disiplin yaptırımı, siyasal etkiden uzak bir organ tarafından ve açıkça tanımlanmış disiplin suçları bakımından uygulanmalıdır. Devlet Başkanı, Adalet Bakanı ya da siyasal makamların temsilcileri, disiplinle ilgili organlarda yer almamalıdır."

Venedik Komisyonu da 2011 raporunda, disiplin konularının yargının kendisine bırakılması gerektiğini, 2010 değişikliğinin bunu gerçekleştirmekte yetersiz olduğunu belirtiyor. 2011'de bu görüşü belirten Venedik Komisyon'nun şimdi ne diyeceğini tahmin etmek güç değil.

2. HSYK'nın yeniden yapılandırılması:

Yapılan değişikliğe göre, kanunun yürülüğe girmesiyle birlikte HSYK Genel Sekreteri ve yardımcıları, Teftiş Kurulu Başkanı ve yardımcıları, Kurul müfettişleri, tetkik hakimleri ve idari personelin Kurul'daki görevleri sona erecek ve 10 gün içinde Adalet Bakanı yerlerine yenilerini atayacak. Başka bir değişle, tasfiye ve yeniden yapılandırma aynı anda gerçekleştiriliyor. Görevden alınanların bu karara karşı itiraz hakları yok.

Oysa anayasanın 159. maddesinde Kurul müfettişleri ile Kurul'da çalıştırılacak yargıç ve savcıları atama yetkisinin Kurul'a ait olması öngörülüyor.

Bu maddeyi Anayasa Mahkemesi iptal ederse bile bir şey değişmeyecek. Eski kanun yürürlükten kalktığı için uygulanamayacak. Yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar mevcut kanun hükmü yürürlükte kalacak.

3. Dairelerin oluşumu:

Anayasanın 159. maddesi HSYK üyelerinin 4 yıl için seçildiğini öngördüğünden hükümet, HSYK üyelerinin görevine son veremiyor. Onun yerine yeni kanun Bakan'a hangi üyelerin hangi dairede görev yapacaklarını ve daireleri arasında iş bölümünü kararlaştırma yetkisi veriyor. Böylelikle Adalet Bakanı, Kurul içindeki dengeleri kendi lehine değiştirme olanağını buluyor. Şöyle ki, Hükümet bir ve ikinci dairelere asıl önemli işleri verdikten sonra, kendi görüşlerine yakın üyeleri bu dairelere atıyor. Üçüncü dairenin ise büyük ölçüde içi boşaltılıyor. Buraya hükümet destekçisi olmayan üyeler atanıyor.

4. Çalışma düzeni:

Toplantı günlerinin saptanması yetkisi Genel Kurul'dan alınarak Adalet Bakanı'na veriliyor. Böylece, HSYK, Bakan istediği zaman toplanacak, istemediği zaman toplanamayacak. Genel Kurul gündemi de Bakan tarafından saptanacak. Bunun dışında, Adalet Bakanı'na naklen atamalar yapmak gibi başka yetkiler de veriliyor.

Yargı bağımsızlığının anahtarı HSYK

Anayasanın 159. maddesi HSYK'nın bağımsızlık ilkesine göre görev yapmasını belirtir. Venedik Komisyonu, Avrupa Yargıçlar Konseyi raporlarında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin 17 Kasım 2010 tarihli tavsiye kararlarında HSYK gibi kurumların bağımsız olması gerektiği üzerinde önemle duruluyor.

HSYK kanununda yapılan son değişikliklerin zamanlaması, değişikliklerin gerçek amacını da gösterir nitelikte. 17 Aralık 2013'de savcıların, ucu hükümet üyelerine uzanan yolsuzluk operasyonu başlatmaları neticesinde hükümetin buna tepkisi, adli kollukla ilgili yönetmeliği değiştirmek oldu. HSYK'nın bunu onaylamayan bir karar alarak kamuya açıklaması Başbakan'ı kızdırdı. "Yetkim olsa HSYK'yı anında yargılardım" dedi. Arkasından da HSYK'yı değiştiren kanun teklifi geldi.

Yapılan değişikliklerle HSYK Adalet Bakanlığı'nın bir uzantısı haline geliyor. HSYK'nın yetkileri ya Adalet Bakanı'na devrediliyor ya da yetkilerini Bakan'ın denetimi altında kullanması öngörülüyor.

AKP genel olarak kendi icraati üzerinde her türlü denetimi önlemeye çalışıyor. Nasıl ki, mali konular üzerinde Sayıştay denetimi kaldırıldı, idari tasarruflar üzerinde idari denetim etkisizleştirildi, yargı denetimi de halk iradesinin sınırlaması olarak görülüyor ve bundan kurtulmaya çalışılıyor. Örneğin, Başbakan "Biz hem yasamayız, hem yürütmeyiz. Ben şuna inanıyorum egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Egemenlik kayıtsız şartsız yargının değildir" diyor.

Şimdi ise, HSYK'da yapılan değişikliklerin amacı, bir de zamanlamasından da anlaşılacağı gibi, yolsuzlukla ilgili iddiaların üstünü örtmek. HSYK, Adalet Bakanlığı'nın denetimi altına konularak, yolsuzluk iddialarını soruşturacak savcıların ve yargılayacak yargıçların hükümetin çıkarlarına uygun davranacak kişiler olması sağlanmak isteniyor.

Bu, Türkiye'de hukuk devletinin sonu demek.

Rıza Türmen, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı. Dışişleri Bakanlığı bünyesinde görev yaptığı dönemde Türkiye'nin en genç büyükelçilerinden birisi olan Türmen, bir dönem Avrupa Konseyi daimi temsilcisi olarak görev yaptı.


aljazeera.com.tr
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.