Devlet 'öldürdük' dedi, Cemil’in davası hâlâ açılmadı
“Oğlum Cemil 8 Ekim 1980 günü Eğitim Enstitüsü’ne götürülmüştür. Burada yapılan işkence sırasında öldürülmüş, ölüsü yakılmak suretiyle ortadan kaldırılmıştır. Üç beş polis mesuliyetten kurtulsun diye benim çocuğumun ölüsünün dahi kaybolmasına göz yummaya hiçbir görevlinin hakkı yoktur. Mutlaka bu cinayet aydınlatılmalı. Ben çocuğumu Kıbrıs’a gitmiş de vatan için ölmüş sayabilirdim. Yine de böyle düşünmeye hazırım. Devlet de kendi kadrosuna sızmış bulunan katilleri adalet önüne çıkarsın. Hiç değilse mahkeme etmelerini saygılarımla arz ederim.”

Ardahan’ın Göle ilçesinden İsmail Kırbayır, 30 Temmuz 1981’de Erzurum-Ağrı-Kars ve Artvin Sıkıyönetim Komutanlığı’na gönderdiği dilekçesinde, on aydır haber alamadığı oğlu Cemil’in akıbetini sormaktaydı. 26 yaşındaki oğlunu en son 12 Eylül sabahında götürülürken görmüştü. 
Cemil Kırbayır, “Devrimci Yol” adlı sol örgütün üyesi olduğu gerekçesiyle gözaltına alınmıştı. İlkin Kars Gözetim Evi’ne, 8 Ekim’de ise işkenceli sorgu merkezine dönüştürülen Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’ne götürüldü. Cemil, son sınıf öğrencisi olduğu okuluna, elleri kelepçeli ve gözleri bağlı şekilde getirildi. Sorguda, Zeki Tunçkollu ve Taner Alpan adlı iki MİT’çi, Seyfi Kesici ve Selçuk Akyıldız adlı iki polis görevliydi.

ELLERİ KELEPÇELİ 'İRAN'A KAÇTI'

Elektrik vermekten kum torbalarıyla dövmeye, üzerlerine tenekelerle su dökmekten ağızlarına işemeye varıncaya kadar her türlü işkence denendi. 
Arkadaşı Çetin Aşula, Cemil’in son sözlerini yan odadan işitiyordu. Sorgucu “Çok mu masumsunuz!” dediğinde Cemil, “Biz gazyağını, sigarayı ve şekeri karaborsa yapmıyoruz. Biz Göle’yi geneleve çevirmedik. Biz tefecilik yapmıyoruz” diye karşılık vermişti. Bu sözler bittiği an sorgu odasından “Dank!” diye bir ses duyuldu. Cemil’in kafası duvara vurulmuştu. Ardından Cemil’den, “Ölüyorum” sözleri işitildi.

İddiaya göre, öldürüldükten sonra Cemil’in cesedi yakılarak, yok edildi. Ardından, çıplak ve elleri kelepçeli haldeki Cemil’in, binanın ikinci katından atlayıp İran’a kaçtığı yönünde tutanak hazırlandı. Aynı anda, kardeşini arayan Mikail Kırbayır “solcu ve bölücü” olduğu iddiasıyla Karaman’a sürüldü. 1984’te açılan soruşturma iki yıl içinde kapandı ve işkenceciler aklandı. Baba İsmail Kırbayır, oğlunun cesedini bile göremeden 1991’de hayatını kaybetti. Adalet mücadelesine, eşi Berfo devraldı. Duydular ki, 12 Eylül’de ve 90’lar boyunca sosyalist veya Kürt oldukları için katledilenler ve kaybedilenlerin aileleri, İstanbul’daki Galatasaray Meydanı’nda toplanmaktaydı. Adları, Arjantin’deki ‘Mayıs Meydanı Anneleri’nden esinle ‘Cumartesi Anneleri’ konulan aileler, 27 Mayıs 1995’teki ilk buluşmadan sonra Galatasaray’ı mesken tuttu. Ak yazmalılar içinde Berfo Ana da vardı.

ORUÇ, CEMİL, MAHMUT, TURAN...

Türkiye, 2011 yılında genel seçimlere hazırlanırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu tarihe kadar miting meydanlarında “Onlar kim, arkalarında kim var, biliyor musunuz?” dediği Cumartesi Anneleri’ni Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisi’ne davet etti. Ofiste, 5 Şubat 2011’da gerçekleşen toplatıya, Berfo Ana’nın da aralarında olduğu 12 aile geldi. Görüşmede sonunda Berfo Ana, “Ben Cemil Kırbayır’ın annesiyim. Ben ölüsünü istiyorum, cenazemi verin. Yeter! Bu kadar olamaz. Buraya kadar gelmişim. Siz de evlat büyüttünüz” dedi.

Görüşmeden sonra TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Cemil Kırbayır’ın akıbetini araştırmak üzere alt komisyon kurdu. Bu araştırmalarda anlaşıldı ki Kars’ta, Cemil’den önce, Ocak 1980’de Oruç Korkmaz adlı genç işkencede öldürülmüştü. Oruç’u öldüren Mehmet Haytan adlı polis, Cemil’in kaybedilmesinde de sanıktı. Cemil’den iki ay sonra, Aralık 1980’de, “Kahramanmaraş katliamının hesabını soracağız” yazılı pankart açtığı için gözaltına alınan Mahmut Kaya da işkencede öldürüldü. Cesedi, Cemil’inki gibi kaybedildi. Aynı ay Turan Sağlam’ın canına kıyıldı. Sağlam, “Annemi özledim” demişti, ölmeden biraz önce...

TBMM komisyonu, Cemil’i kaybedenleri sorguladı. Komisyon başkanının “Cemil’i dövmenin kantarı biraz fazla kaçmış olabilir mi?” sorusu üzerine, dönemin Kars MİT Şube Müdürü Engin Yenilmez, “Eğer öldüyse mutlaka bu nedenden ölmüştür. Başka nedenle ölmesi mümkün değil ki sorgudaki bir kişinin. Elleri bağlı, nasıl kaçıyor ki bu?” dedi.

Heyetle Yenilmez’in diyalogu ürkütücüydü:

Başkan: Böyle bir durumda sizce nasıl davranır polis? Diyelim sorgu sırasında elektrik fazla verildi, sorgulanan kişi öldü.
Yenilmez: Bu misalde olduğu gibi, “Kaçtı” denir.
Başkan: Cesedi ne yaparlar?
Yenilmez: Onu da bir şekilde yok ederler.
Başkan: Yakılabilir mi mesela? Bir yere gömülse mutlaka bir şekilde çıkma ihtimali var.
Yenilmez: Bu bir vahşet!
Başkan: Yani öldürmekten daha mı vahşet?”

Galatasaray’da 600. hafta

Hazırlanan raporda, Kırbayır’ın kamu görevlileri tarafından kaba dayak ve falaka atılıp elektrik verilerek öldürüldüğü ve cesedinin yok edildiği ifade edildi. TSK, MİT ve Emniyet’in ortak suçlu olduğunu saptayan komisyon, Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’nda şikayet oldu. Tarih, 2011’di. 
103 yaşındaki Berfo Ana, en azından oğlunun kemiklerine kavuşabileceğini umuyordu. Fakat savcılık, “Ceset yok, nasıl dava açalım” demekteydi. Bekleyiş, Berfo Ana’yı yorgun düşürmüştü. Takati kalmadı ve 21 Şubat 2013’te yorgun gözlerini ilelebet kapattı. Bu dava halen açılmadı.
Berfo Ana’yı Göle’de toprağa veren yol arkadaşları, dün 600. kez Cumartesi Meydanı’nda bir araya geldi. Ellerinde, katledilenlerin ve kaybedilenlerin fotoğrafları vardı. Baba İsmail Kırbayır’ın 1981’de yazdığı gibi, “Devlet kendi kadrosuna sızmış bulunan katilleri adalet önüne çıkarsın” dediler. Berfo Ana gibi, evlatlarının kemiklerini istediler.


HABER: İSMAİL SAYMAZ/HÜRRİYET
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.