'Eğitim dilinin Kürtçe olmasını doğru bulmuyoruz'
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ana dilde eğitim konusuna ilişkin olarak, "Herkes dilini özgürce kullanabilmelidir. Öğrenebilmeli, yazabilmeli, sineması, tiyatrosu, bir sorunumuz yok. Kültürel farklılıkları zenginlik olarak görmek, o kültürleri de yaşatmamız gerekiyor. Biz, anadilin öğrenilmesini, devletin bu konuda katkı yapmasını arzu ediyoruz. Ama eğitim dilinin Kürtçe olmasını doğru bulmuyoruz" dedi.

Kılıçdaroğlu, Türkiye Finans Yöneticileri Vakfı tarafından dün akşam düzenlenen "Küresel Ekonomik Gelişmeler Işığında Türkiye Ekonomisi" konulu toplantıda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir şansızlığı olduğunu, bunun da CHP denildiğinde iş dünyasına uzak, iş dünyasını dışlayan ve önerilerine kulak tıkayan bir parti algısı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, oysa tam tersine iş dünyası ile daha fazla beraber olmak, onların sorunlarını dinlemek ve sorunlara yönelik çözümleri dillendirmek isteyen bir parti olduklarını söyledi. Demekrosi ile ekonominin bir arada düşünülmesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, "Durumunuz çok iyi olabilir, çok iyi gelir de elde etmiş olabilirsiniz. Ancak özgürlük alanlarınız kısıtlıysa, ciddi baskılar varsa, her gün sabah aldığınız gazetede umut veren bir ışığı göremiyorsanız istediğiniz kadar kazanın mutlu olamazsınız. Demokrasiyi bu açıdan mutlaka ama mutlaka geliştirmemiz gerekiyor" dedi.

-DEMOKRASİ SORUNUMUZ VAR-
 
Bir işveren toplantısında konuşurken iki soru sorduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, "Sorulardan biri şuydu: İşveren arkadaşlara sormuştum, "Şöyle bir düşünün, ben Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştirirsem, başıma bir şey gelir mi?' Bu kaygıyı duyuyor musunuz, duymuyor musunuz? İkinci sorum da şuydu: "Ben telefonda konuşurken acaba dinleniyor muyum, dinlenmiyor muyum?' Eğer bu kaygıları taşıyorsanız o zaman ülkede demokrasi sorunumuz vardır. Bu kaygıyı ülkenin gündeminden çıkarmamız gerekiyor" diye konuştu.

-"AKP, ANAYASADA ÖNERİLERİMİZE BAZI TEMEL NOKTALARDA KARŞI ÇIKIYOR"-
 
Kılıçdaroğlu, gündemde bir anayasa olduğunu, CHP olarak çağdaş, özgürlükçü, baskıcı olmayan, bireysel hak ve özgürlüklerin genişlediği ve basının özgürlüğünü güvence altına alan bir anayasa istediklerini vurguladı. Anayasa değişikliklerine çok ciddi ve samimi katkı verdiklerinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "Her gelen bize soruyor. Anayasa değişikliklerinde ne yapacaksınız? Eğer, bireyin hak ve özgürlüklerini genişleten bir anayasa ile buna evet diyoruz. Önerilerimiz var. Bizim önerilerimize, anayasa değişikliğini sürekli gündeme getiren AKP'nin insan hakları anlamındaki önerilerimize bazı temel noktalarda karşı çıktığını bilgilerinize sunmak istiyorum. İkinci nokta, hak ve özgürlükler elbette çok önemli. Ancak önce demokrasi kültürünü oluşturmamız gerekiyor. Bunu içselleştirmemiz gerekiyor. Yasalar ne kadar kötü olursa olsun, demokrasiyi içselleştirmiş, vicdanıyla karar veren bir yargıcın elinde o yasaların hiçbir önemi yoktur" ifadelerini kullandı.

-"ELMALI HAZİNESİ'NDE AMERİKALI YARGICIN VERDİĞİ KARAR ÇOK ÖNEMLİ"-
 
Bu noktada tipik bir örnek vermek istediğini belirten Kılıçdaroğlu, "Sayın Özgen Acar, Karun Hazineleri'nin Türkiye'ye gelmesiyle ilgili, büyük mücadeleler verdi. Gazetesinde uzun süre yazılar yazdı ve bu hazinenin Türkiye'ye gelmesinde büyük katkılarda bulundu. Elmalı hazinesiyle ilgili olarak Metropolitan Müzesi'ne dava açıldı. Açılan davada, müzenin avukatları "dava zamanında açılmadı, dava zaman aşımına uğramıştır, zaman aşımına uğrayan bir olay hakkında dava açılamaz' diye karşı savunmalarını yaptılar. Amerikalı yargıcın verdiği karar çok önemlidir. "Tarihi eserlerin, bulundukları topraklarda sergilenmesi gerekir, kaçırılan mallarda zaman aşımı olmaz' demiştir" diye anlattı.

-"YARGIÇ TOPLUMUN VİCDANI DEMEKTİR"-
 
Kılıçdaroğlu, benzer bir kararı Türkiye'de Danıştay'ın hayali ihracat dolayısıyla verdiğini vurguladı. Bu noktada hayali ihracatta zaman aşımı iddiasında bulunulduğunu, Danıştay'ın, "hayali ihracatta zaman aşımı olmaz" diye karar verdiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, "Yargıç budur. Yargıç, aslında toplumun vicdanı demektir. Kararı böyle verir. Bu açıdan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı çok önemli bir subjedir. Bir ülkede yargıyı siyasetçiler yönetirse, kimse kusura bakmasın önce iş adamlarının gelecek güvencesi olmaz. Her zaman mal varlığınıza el konulabilir iki tane yargıç bulunduğu zaman. Hukuk farklı birşeydir. Verilen kararların toplum vicdanında kabul edilmesi gerekir" diye konuştu.

-"BİR ÜLKENİN BAŞBAKANI KALKAR, GÜÇLER AYRIĞI İLKESİNİ AYAK BAĞI GÖRÜR VE BUNU SESLENDİRİR"-
 
Demokraside güçler ayrılığı ilkesinin, bu sistemin can damarı olduğunu, gücün tek kişide toplanmaması gerektiğini ve birbirini denetleyen yasama, yürütme, yargı gücü ile birlikte çağdaş demokrasilerde medyanın da dördüncü güç olarak ortaya çıktığını kaydeden Kılıçdaroğlu, "Şunu düşündünüz mu? Bir ülkenin Başbakanı kalkar, televizyonların önünde canlı yayın yapılırken, demokrasinin en temel kuralı olan güçler ayrılığı ilkesini ayak bağı olarak görür ve bunu seslendirir. Korkunun egemen olduğu bir toplumda demokrasiyi geliştiremeyiz" diye konuştu.

-"BİR KİTAP YAZDI, FİLM ÇEVİRDİ, KARİKATÜR ÇİZDİ DİYE HAPİSLERDE TUTARSAK OLMAZ"-
 
Demokrasinin geliştirilmesi konusunda aydınlara, üniversite hocalarına, gazetecilere görevler düştüğünün altını çizen Kılıçdaroğlu, "Benim sorumluluğum varsa bir siyasetçi olarak, iş adamının da sorumluluğu var. Hele sanatçılar, dünyayı şekillendiren insanlardır. Biz eğer sanatçılarımızı ve bu güce sahip olanları ödüllendirmezsek, onları zindanlarda çürütürsek, bir film çevirdi, bir kitap yazdı, bir öykü yazdı, bir karikatür çizdi diye hapislerde tutarsak o zaman olmaz. Ne biz siyasetçi olarak rahat ederiz, ne iş dünyası olarak siz rahat edersiniz. O nedenle bizim sorumluluğumuz kadar sizlerin de sorumluluğu var. Herke, işi bir ucundan yakalamak zorundadır" çağrısında bulundu.

-"SAYIŞTAY RAPORLARI OLMADAN KESİN HESAP KANUNU GEÇTİ, BU BÜTÇE GAYRİMEŞRUDUR"-
 
Demokrasinin özünün haksızlığa itiraz etme yöntemi ve ödenen vergilerin de nereye harcandığının sorma hakkı olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, "Siz hiç bu sorunun sorulduğunu duydunuz mu?" diye sordu. Vergi verenin, ödediği vergilerin nerelere harcandığını öğrenemiyorsa, burada bir sorunun olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
 "Bakınız 2013 bütçesi görüşüldü parlamentoda. En önemli eleştiriyi yaptım ve sadece bu eleştiriye 15 dakikamı ayırdım. Bütçe görüşülürken, kamu harcamalarını Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) adına Sayıştay denetliyor. Sayıştay raporlarının, TBMM gelmesi zorunludur. Yasalara göre. Çünkü parlamenterler bakacaklar. Vergiler neye harcanmış? Harcamalar nereye gitmiş. Bakacaklar ve kesin hesap yasasını onaylayacaklar. Bizim tarihimizde ilk kez, Sayıştay raporları olmadan, kesin hesap kanunu parlamentodan geçti. Bu bütçe gayrimeşrudur. Meşru değildir. CHP dışında itiraz eden oldu mu? Hayır. Bir gazete hariç, hiçbir gazete manşete taşımadı. O zaman bir sorun var ve bunu çözmek zorundayız."
 
-4+4+4'LE MÜCADELEDE TOPLUMDAN YETERİ KADAR DESTEK ALMADIK"-

Eğitim konusuna da değinen Kemal Kılıçdaroğlu, "Bizim eğitim sistemimiz, acaba gerçekten nitelikli eleman yetiştirmeyi sağlıyor mu?" diye sordu. Kılıçdaroğlu, 4+4+4 sisteminin parlamentoya geldiğini, dünyanın bütün çağdaş demokrasilerinde en temel stratejik alanın eğitim olduğunu vurguladı. Bir toplumu şekillendirmek ve onu çağdaş uygarlığa taşımanın yolunun eğitimden geçtiğine dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Toplumu geriletmenin yolu da eğitimle olur. Çağ dışı eğitim verirseniz toplum geriler. Şu soruyu hiçbir zaman kendimize sormadık. Eğitim sistemini 4+4+4 sistemine getiren bu çalışma, kalkınma planlarında var mıydı? Milli Eğitim Bakanlığı'nın stratejik planlarında var mıydı? Hayır yoktu. Hükümet programında var mıydı? Hayır yoktu. Bir yasa tasarısı olarak mı geldi, Bakanlar Kurulu'nun imzası mı vardı? Hayır o da yoktu. Ne oldu? Beş AKP milletvekilinin teklifiyle verildi. Hiç birisi eğitimci değil. Kim itiraz etti? Kim bu yasa, yasalaşmasın bu Türkiye'yi geriye götürür diye mücadele etti. Cumhuriyet Halk Partisi. Biz bu mücadeleyi yaparken, toplumdan yeteri kadar destek aldık mı? Kimse kusura bakmasın ama toplumdan yeteri kadar destek almadık" diye konuştu.

-"BUNLAR GERÇEKTEN ÜNİVERSİTE Mİ? YOKSA MEDRESE Mİ?"-

Kılıçdaroğlu, 20'nci yüzyılın sonu ile 21'inci yüzyılın başını artık bilgi çağı olduğunu, çoğu zaman orta gelir tuzağından bahsedildiğini, bunun da bilgi toplumu olmak ve katma değeri yüksek ürünler üretilerek aşılabileceğini kaydetti. Bu konuda üniversitelere önemli rollerin düştüğünün altını çizen Kılıçdaroğlu, Türkiye'de 150'nin üzerinde üniversite olduğunu, ancak dünyada ilk 500'e giren üniversite sayının bir veya iki olduğunu, bu rakamın en az 15-20 olması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:
 "Anayasa değişiklikleri yapılıyor pat diye ortadan bir teklif geldi. "Başkanlık sistemini getiriyoruz' diye. Hiçbir üniversitenin "Ya bu başkanlık sistemi tartışılmadı, bunun önce toplumda tartışılması gerekir' diye bir görüş beyan ettiğini gördünüz mü? Hayır. O zaman dönüp sormamız gerekiyor. Bunlar gerçekten üniversite mi? Yoksa Medrese mi? Buralarda bizim çocuklarımız okuyor. Bunlar bizim çocuklarımızı yetiştirecekler."
 
-"DARBE HUKUKUNUN ARKASINA SAKLANAN BİR SİYASAL İKTİDARIN SÖYLEMİNİ İNANDIRICI BULMUYORUZ"-
 
Basın özgürlüğü konusundan da bahseden Kılıçdaroğlu, anayasada basının özgür olduğu ve sansür edilemeyeceğinin yer aldığına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Anayasa'nın bu hükmüne rağmen Türkiye'de basın özgürdür diyebilen var mı? Yok. O zaman şunu sormamız lazım. Basın özgürlüğünü kısıtlayan yasalar neler? 12 Eylül cuntasının çıkardığı yasalar. Bizi hükümeti şunu önerdik. Gerçekten sivil bir toplum mu istiyorsunuz? O Zaman gelin, darbe hukukunu da değiştirelim. Yasaları değiştirmek çok daha kolay. Başlayalım yüzde 10 seçim barajı ucubesinden, siyasi partiler yasasından. "Hayır biz bunları değiştirmeyeceğiz'dediler. Darbe hukukun arkasına saklanan bir siyasal iktidarın sivil söylem, özgürlük söyleminde bulunmasını biz inandırıcı bulmuyoruz. Gelmiyorlar. Kimseden ses çıkmıyor" dedi.

-"İKTİDAR, PARA HARCAMA YETKİSİNİ NASIL KULLANDIĞINI GELİP MUHALEFETE HESAP VERMELİ"-
 
Kılıçdaroğlu, parlamentoda bulunan Plan Bütçe Komisyonu'nda ekonomiyi ilgilendiren bütün yasaların ve bütçelerin de burada görüşüldüğünü söyledi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, parlamentoda Kesin Hesap Komisyonu kurulmasını önerdiklerini, bu komisyonun başkanının da muhalefet partisinden olması gerektiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, "Böylece iktidar, bütçe yasası ile parlamentodan aldığı yetkileri, para harcama yetkisini nasıl kullandı, nasıl harcadı, gelip muhalefete hesap vermelidir. Ancak bu kabul görmedi. Siyasal iktidar, halkın parasıyla ilgili olarak parlamentoya gelip hesap vermesi gerekiyor" dedi.

-"EKONOMİ ÇOK İYİ GİDİYORSA NEDEN 6 KEZ MALİ AF ÇIKARTILDI?"-
 
Türkiye'de "ekonomi çok iyi gidiyor" algısı olduğunu, ancak altı kere mali af çıkartıldığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, "Ekonomi çok iyi gidiyorsa 6 kez niye af yasası çıkartıyoruz? Biz 6 kez mali af çıkardık. Çünkü insanlar vergilerini, sosyal güvenlik primlerini ödeyemiyorlar. Bunu neyi besliyor. "Ödemenize gerek yok. Nasıl olsa bir af daha çıkacak.' Sonuçta, vergi vermemeyi özendiren bir algının toplumda yerleşmesini sağlıyor" değerlendirmesinde bulundu. Kılıçdaroğlu, Türkiye ve Güney Kore'nin otomobile beraber başladığını, bugün Güney Kore'nin iki markası olduğunu belirterek, "Biz arkadan nal topluyoruz. Övünüyoruz, biz büyüyoruz geliştik diye. Ancak bir bir adım atarken, benim rakibim üç adım atıyorsa, orada oturup düşünmemiz gerekiyor" dedi.

-"AKARYAKIT İSTASYONLARINI VERGİ DAİRESİNE DÖNÜŞTÜRDÜK"-
 
Vergi politikasının da sağlıklı olmadığını savunan Kılıçdaroğlu, "En son geldiğimiz nokta şu. Bütün akaryakıt istasyonlarını vergi dairesine dönüştürdük. Meseleyi de bitirdik. Vergi politikanızı eğer siz, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesine, istihdama göre ayarlamıyorsanız başarılı olamazsınız" dedi. Ekonomi politikasının bir bütün olduğunu ve ekonomi yönetiminde eş güdüm bulunması gerektiğine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, "Bu eşgüdüm de maalesef yok" ifadelerini kullandı.

-"NABUCCO'YU ÖLDÜRDÜK, ÇÜNKÜ İKİ HAFTALIK DOĞALGAZIMIZ KALMIŞTI!"-

Enerji konusuna da değinen Kılıçdaroğlu, bütün ülkelerin stratejik olarak bir ülkeye enerjide bağımlı hale gelmek istemediğine dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
 "Oysa biz Rusya'ya bağılı hale geldik. Kışın ortasında, doğalgazımızı kesse hepimiz donacağız. Başka yerden almıyoruz. Enerjide eğer bir ülkeye yüzde 60 bağımlıysanız sizin ekonomik özgürlüğünüz yok demektir. Çok önemli bir şey, Putin'in yılbaşı hediyesi olarak adlandırdığı bir olay gerçekleşti. Rusya öteden beri, Karadeniz üzerinden Güney hattını alıp, doğalgazını Avrupa'ya götürmek istiyordu. Türkiye buna izin vermiyordu. Nabucco ölmesin diye. Birgün bizim bakanımız, alelacele gitti Rusya'ya. Güney Akım projesine izin verdiler. Karadeniz'den yukarıya, Avrupa'ya doğru gidiyor ve Putin, hayatının en güzel müjdesini aldı. Bizden bir tepki geldi mi? Hayır. İş dünyasından tepki geldi mi? Hayır. Nabucco'yu öldürdük. Rusya'nın öteden beri istediği bir avantajı, kendi ellerimizde altın tabakta Rusya'ya sunduk. Çünkü iki haftalık doğal gazımız kalmıştı O ödülü verdiler!. Bana sorar mısınız veya kendinize sorar mısınız, bir ülkeyi yöneten bir siyasal iktidar, bu ülkeni çıkarlarını bu kadar kolay, bu kadar ucuz harcayabilir mi? Ve nasıl oluyor da bu sorgulanmıyor"

-"DIŞARIDAN ADAM GETİRİYORSUN TERÖRİST"-
 
Suriye konusundan da bahseden Kılıçdaroğlu, bu ülke ile neden çatışma noktasına gelindiğini sordu. Suriye'de gelişen olayların, Türkiye Cumhuriyeti'nin saygınlığına gölge düşürdüğünü dile getiren Kılıçdaroğlu, "Dışarıdan adam getiriyorsun terörist. Katar'dan para getiriyorsun, Suudi Arabistan'dan da silah getiriyorsun. Cebine parayı koyuyorsun, sınırlar yol geçen hanı gibi. Suriye'ye gönderiyorsun, "Git orada çatış, canın sıkılırsa tekrar ülkeye gel' diyorsun. Türkiye'ye yakışır mı bu" diye sordu.

-"İKİ KİŞİ TÜRKİYE'YE KAÇMIŞ, NASIL KAÇAR GÜMRÜK KAPISI BURASI"-
 
Cilvegözü sınır kapısındaki patlamadan bahseden Kılıçdaroğlu, "En son bir patlama oldu Cilvegözü'nde. Araç Suriye'den geliyormuş. Güzel. İki kişi Türkiye'ye kaçmış. Nasıl kaçar? Gümrük kapısı burası. İki mi bir mi sayı belli değil. O zaman anlıyoruz ki bu sınır kapısı bizim anladığımız türden değil. Kontrol yok. Çünkü. Kontrol yapsalar, Türkiye'den Suriye'ye gidenler de ortaya çıkacak. Eli silahlı insanlar, onların kimlikleri ortaya çıkacak. Onlar ortaya çıkmasın diye, serbest istediğiniz kadar gidin gelin. Geldiğimiz nokta üzüntü verici" dedi.

-"SURİYE KONUSUNDA YALNIZ KALINDIĞINI BAŞKAN'IN KENDİSİ İTİRAF EDİYOR"-
 
Türkiye'nin Suriye politikasında ise yalnız kaldığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Sayın Başbakan'ın bir açıklaması oldu. Onu okumak isterim, şöyle diyor Sayın Erdoğan: "Şu ana kadar uluslar arası camia, maalesef Suriye konusuna kendisinden beklenen tepkiyi kodu diyemeyiz. Bu kenarda, kıyıdaki iki üç ülkenin sırtına kalmış durumda.' Kıyıda kenarda kalmış dediği ülke Türkiye, Suudi Arabistan, Katar. Kendisi itiraf ediyor. Suriye politikasında konusunda nasıl yalnızlaştığını. Yazık günah değil mi bu ülkeye? Bu ülkeyi biz, Türkiye bu duruma düşsün diye mi kurduk" dedi.

-"CHP OLARAK HEDEFİMİZ HER YIL 10 BİN KİŞİYİ YURT DIŞINA DOKTORAYA GÖNDERMEK"-
 
Kılıçdaroğlu, CHP olarak Türkiye'yi bilgi toplumuna taşımak için kararlılıkla mücadele vereceklerini söyledi. Türkiye'nin başka çıkış alanının olmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, bunun için kendilerinin bir hedefi olduğunu belirterek, bu hedefi şöyle açıkladı:
 "Bizim seçim bildirgesinde bir hedefimiz vardı. Her yıl en az 10 bin üniversite mezununu yurt dışına doktoraya gönderecektik. Hedefimiz buydu. Müthiş bir hedef.Beş yılda yurt dışında her alanda doktora yapmış 50 bin insanın Türkiye'de olduğunu düşünün. Sanattan, tıptan, fizikten, kimyadan, hayatın her alanıyla ilgili. Türkiye ciddi bir sıçrama yapacaktı. Bilgi toplumunu yakalamak için. Bu bizim hedefimiz, ilkemiz. Türkiye, bilime ve teknolojiye büyük ağırlık vermek zorundadır."

 Ancak Türkiye'de bazı üniversitelerde fizik bölümünün kapandığını açıklayan Kılıçdaroğlu, kaç kişinin bunun farkında olduğunu bilmediğini, ancak bilgi toplumunu hedefleyen bir ülkede fizik bölümlerinin kapatılmasının düşünülmesi gereken bir durum olduğunun altını çizdi.

-"BALEYİ YASAKLAYACAK NEREDEYSE"-
 
Kılıçdaroğlu, aynı zamanda Türkiye'nin sanata ve sanatçıya da ağırlık vermesi gerektiğini, ancak AKP iktidarının sanatı ve sanatçıyı dışladığını bildiklerini belirterek, "Sanata ve sanatçıya değer vermeyen bir ülkenin çağdaşlaşma şansı sıfırdır. Tiyatroları kapatmaya kalktı. Baleyi neredeyse yasaklayacağız. Bilim, kültürle, sanatla beraber gitmek zorundadır. YÖK'süz bir üniversiteyi, sanatçıları hepimiz özlemeliyiz ve onlar için mücadele etmeliyiz " dedi.

-SICAK PARAYA VERGİ-
 
Soruları da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin "Reel sektör çok borçlu. 140 milyar dolar bir sıcak para var. Bu eninde sonunda çıkıp gidecek. Böyle bir para çıkışında acil eylem planı nedir? Kalıcı olarak işi terse çevirmenin yolu nedir?" şeklindeki bir soru üzerine, şu karşılığı verdi:
 "Eğer sıcak para yatırıma dönüşüyorsa bizim ülkemizde, yani reel sektör bundan yararlanıyorsa, özellikle yeni teknolojiler getiriyorsa bize, bu bizim için büyük bir avantaj. Bunu özendirmek gerekiyor. Ancak borsada oynayıp para götürüyorsa veya yüksek faiz elde edip götürüyorsa ki 1 milyon doları Londra'da bilgisayarın tuşuna basıp buraya gönderdiğinizde, 6 ya da 9 ayda yüzde 40-45 civarında net gelir elde edebiliyorsunuz. Sonunda bunu biz ödüyoruz. Parayı ürkütmek ve bu konuda "Ben iktidar oldum, ertesi gün bunun önlemini alırım' demek doğru değil. Samimi olmamız gerekiyor. Bu uygulayacağınız vergi politikaları ile zaman içinde çözülmesi gereken bir sorundur. Brezilya, sıcak paranın kendi ülkesinde kalacağı süreye bağlı vergi getirmiştir. Beş yıldan uzun kalıyorsa ya düşük ya da vergi almıyor. Daha kısa kalıyorsa yüksek vergi alıyor. Böylece paranın daha uzun süre ülkesinde kalmasını özendiriyor. Tutarlı politikalarla bu çözülmeli."
 
-"BATI KULÜBÜNDEN KOPMAYI DOĞRU BULMUYORUZ, ANCAK ŞANGHAY ÖRGÜTÜ İLE İLİŞKİLERİ GELİŞTİRMELİYİZ"-
 
Kılıçdaroğlu, Şanghay Beşlisine ilişkin bir soru üzerine, "Batı kulübünde yer alan bir ülkeyiz. OECD'de varız, IMF'nin ortağıyız. Batı kulübünden çekilmek yada kopmayı doğru bulmuyoruz.Bu bizim temel görüşümüz. Şanghay İşbirliği Örgütü önemlidir ama bu şu anlama gelmesin. "Biz tümüyle yüzümüzü Batı'ya, sırtımızı Doğu'ya, dolayısı ile Doğu'daki gelişmeleri görmeyeceğiz.' Hayır. Çin'i, Hindistan'ı biliyoruz, Bilgi, teknoloji açısından oralarda olağanüstü gelişmeler yaşanıyor. Biz Şanghay İşbirliği Örgütü ile ticari, siyasal ilişkileri geliştirmeliyiz. Oradaki gelişmelere asla ve asla gözümüzü kapatamayız. Bunu sadece Çin, Hindistan açısında söylemiyor İran, Irak ve bütün komşularımızla da çok iyi ilişkiler kurmalıyız. CHP olarak bu tür ilişkilerin gelişmesini isteriz" karşılığını verdi.

-"EKONOMİ İYİYE GİDİYOR ALGISI VAR, ANCAK SAMAN İTHAL EDER HALE GELDİK"-
 
Türkiye'nin Avupa Birliği ile ilişkilerini son derece kötü olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, AB'yi verdiği sözü tutmamakla suçladı. Avrupa'da Türklere bakış açısının pek o kadar samimi olmadığına dikkati çeken Kılıçdaroğlu, "Bunu da görmemiz gerekiyor. Ancak bu şu anlama gelmemeli. Biz AB mahkumuz. Hayır öyle bir şey söz konusu değil" dedi. Kılıçdaroğlu, bir başka soru üzerine, Türkiye'de bugün ekonominin çok iyiye gittiği yönünde bir algı olduğunu, ancak Türkiye'nin bugün saman ithal eden bir duruma geldiğini vurguladı. Türkiye'de bir mutlu, bir de mutsuz kesim olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, "Biz o mutlu kesime itirazımız yok. Mutsuz kesim mutlu olabilir mi?Biz bu konuda olabildiğince Anadolu'yu gezmeye, onların sorunlarını dinlemeye çalışıyoruz" dedi.

-"EĞİTİM DİLİNİN KÜTÇE OLMASINI DOĞRU BULMUYORUZ"-
 
Kılıçdaroğlu, "Anadildeki eğitim temelde Türkçe mi, resmi dil olmanın yanı sıra, Kürtçe eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz?" yönündeki bir başka soruya şu karşılığı verdi:
 "Kişiyi kendi bulunduğu kültürden koparmamız mümkün değil. O kültürü bizim bir zenginlik olarak görmemiz lazım. Nasıl halk oyunlarını bir zenginlik olarak görüyorsak, Karadeniz'in horonu ile Urfa'nın hoyratı ikisini de rahatça dinliyoruz. Veya Ege müziği ile Orta Anadolu'un bozlağını dinliyoruz pekala. Diller farklı bile olsa aynı duygularla o türküleri dinleyebiliyoruz. Halay çekebiliyoruz, ağlayabiliyoruz, sevinebiliyoruz. Dil konusunda ana dil yasağı vardı bir dönem. Bunu kaldırılması konusunda ilk yasa teklifini veren CHP'dir. Herkes dilini özgürce kullanabilmelidir. Öğrenebilmeli, yazabilmeli, sineması, tiyatrosu, bir sorunumuz yok. O açıdan kültürel farklılıkları zenginlik olarak görmek, o kültürleri de yaşatmamız gerekiyor. Anadil eğitim konusunda, biz anadilin öğrenilmesini, devletin bu konuda katkı yapmasını arzu ediyoruz. Ama eğitim dilinin Kürtçe olmasını doğru bulmuyoruz. Parti olarak bizim görüşümüz bu." (ANKA)
 (HMD/OE)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.