TERÖR OLAYLARI SEBEBİYLE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNE YÖNELİK TOPLUMDA GERGİNLİĞE VE SİYASİ POLEMİĞE YOL AÇAN AÇIKLAMALAR İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KAPSAMINA GİRER Mİ?
 
Ülkemizde son aylarda artan terör olayları sebebiyle, özellikle bazı siyasetçiler tarafından gerginliği tırmandırıcı açıklamalar yapılmakta, hatta terör eylemlerine destek veren beyanatlarda bulunulmaktadır. Bu beyanatlar karşısında, yargı mercileri tarafından başlatılan soruşturmalar akabinde, bu beyanatların ifade özgürlüğü kapsamına girdiği yönünde bazı basın organlarında yazılar kaleme alınmaktadır. Acaba bu tip beyanatlar ifade özgürlüğü kapsamına girer mi? Bu sorunun cevabını bulmak için naçizane genel bir çerçeve ile ifade özgürlüğü anlatılacak, liberal teorisyenlerin bakış açısına değinilecek, daha sonra da bir değerlendirme yapılacaktır.

GENEL OLARAK İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN AÇIKLAMASI

AİHS’NİN başlangıç kısmında da yer alan ifade özgürlüğü gerçek demokrasi ve insan haklarına saygı noktasında merkezi bir anlam taşımaktadır. İfade özgürlüğünün garanti altına alınmadığı bir ülkede diğer hakların dile aktarılması zorlaşacak ve özgür toplum idesinden uzaklaşılacaktır. Demokratik bir sürecin işletilmesi ve bireyin gelişimi için ifade özgürlüğü hayati bir öenem sahiptir. Çoğunlukçu değil çoğulcu toplumlarda bireyin ve toplumun  tartışmacı ve müzakere ortamında aktif olarak bulunması kamusal politikalara yön vermesi, ifade özgürlüğünün kanallarının açılmasına bağlıdır.

İfade özgürlüğü, “Düşünceyi söz, yazı ya da başka vasıtalarla başkalarına aktarabilme, anlatabilme, yayabilme ve onları kendi düşünce ve inançlarının doğruluğuna ikna edebilme, inandırabilme, tercihleri doğrultusunda tutum ve davranışlarda bulunabilme hakkı”[1]nı ifade eder. Her ülkede ifade özgürlüğünün yansımaları ve etkileri farklılık teşkil eder. Bu ülkelerin demokraside aldıkları yol ile doğru orantılıdır. “İfade özgürlüğü, özgür bir birey olmanın ve özgür bir topluma sahip bulunmanın en önemli öğelerinden biridir. Baskıcı rejimlere göre demokratik ülkelerde daha çok ifade özgürlüğü vardır. Ama özgür ülkelerde bile bütün ifadeler özgür değildir.”[2]

Liberalizmin aktörü olan J. Locke’a göre düşünce özgürlüğü doğal ve devredilemez bir haktır. Nitekim bireyin ve toplumun zahiri olarak dışsal hareketlerini yöneten devlet veya siyasi iktidar kişilerin düşüncelerini yönlendiremez ve biçimlendiremez. Gerçeğe ulaşmada düşüncenin ve bunun ifade edilmesinin değeri oldukça büyüktür. J. S. Mill  bireysel gelişmenin ve düşünsel mutluluğun başlangıç noktasını düşünce ve ifade özgürlüğü olarak görmüştür.[3] Mill, insan zihnine verdiği değerden oldukça bahseder. Ona göre toplumun kurucu gücü ve değişim anahtarı insan zihnidir. Zihnin ürünü olan düşüncelerin serbestçe müzakere edilmesi toplumsal düşünsel zenginliklerin faydalı bir çıktıya dönüştürülmesi gerekir. Mill, “tüm insanlık bir araya gelse bile onların tek bir kişiyi susturma hakkına sahip olmadığına inanır.”[4]

Orwell’in 1984 adlı kitabında da kişilerin serbest düşünme iradesine dışardan cebir yoluyla müdahale edilmesi ve iki artı ikinin beş ettiği durumunun kabul ettirilme sürecini belli meteforlar kullanılarak ifade edildiğini görmekteyiz. Elbette kitapta yer alan bu küçük olay büyük işaretleri içerisinde barındırmaktadır.[5]

İnsan hakları alanındaki en önemli temel metinlerden biri olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin kişisel ve siyasal haklar kategorisinde yer alan ifade özgürlüğü, mezkur sözleşmede belirlenen hakların kullanılabilmesi yönünden oldukça önemlidir. Çünkü bir hakkın kullanımı için o hakkın belli başlı ifadelerle dile getirilmesi veya yazılıp çizilmesi gerekmektedir. Bu sebeple, ifade özgürlüğü esasen diğer özgürlüklerin de temel taşı olarak tanımlanabilir. İfade özgürlüğünün, diğer temel hakların kullanılması açısından en önemli temel bir unsur olduğunu anlamak için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin özelikle 1980’li yılların sonunda verdiği kararlarına göz atılması yararlı olacaktır.[6]
                                                                                                
1. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN HUKUKÎ MAHİYETİ VE KAPSAMI

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ifade özgürlüğü 10. maddede şu şekilde düzenlemiştir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, maddenin 1. fıkrasında ifade özgürlüğünün hukuki açısından mahiyeti ortaya konulmuş, 2. fıkrasında ise ifade özgürlüğün kapsamı ve sınırları belirlenmiştir. Maddede düzenlenen iki önemli ve hayati kavram bulunmaktadır. Bunlardan ilk olarak açıklanması gereken düşünce ve kanaatlerini açıklama özgürlüğüdür. İnsanoğlu açısından diğer temel haklara ulaşabilmek, hayatını idame ettirebilmek, günlük siyasi ve sosyal unsurlara ulaşabilmesi, tercihlerinden dolayı oluşturduğu düşünce ve kanaatlerinden dolayı herhangi bir müeyyideye tabi tutulmaması anlamını taşımaktadır.[7]

İkincisi ve bir o kadar bağlantılı olanı ise kişinin düşünce ve kanaatlerini, yayma ve başkalarına açıklamasıdır. İşte bu da ifade özgürlüğüdür. Düşünce ve kanaat oluşturma özgürlüğünün ifade özgürlüğünden bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. Çünkü, bir düşüncenin rahatça oluşturulabilmesi aynı zamanda insanoğlunun doğası gereği onu ifade edebilmeyi de kapsamaktadır. Böylelikle bu iki korunan unsur kişinin ve bağlı olduğu topluluğun hem bilgi birikimi hem de demokratik açıdan gelişmesini sağlar.[8]

2. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SINIRLANDIRILMASININ DAYANAĞI VE KAPSAMI

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/2 maddesinde ifade özgürlüğünün sınırlarının nasıl ve ne şekilde çizilebileceği hüküm altına alınmıştır. Madde metnindeki ifade şu şekildedir;

 “10/2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

Madde metnini yorumlarken görev ve sorumluluk yükleyen ifade özgürlüğünün ne olduğunu kısaca tarif etmek gerekmektedir. Muasır medeniyet seviyesinde bulunan bir toplumda, ifade özgürlüğüne sahip ve bunu kullanan kişilerden istenilen husus, kullanma aşamasında, kişilik ve seviyelerinden, insan olmanın verdiği yapılardan biri olan sorumluluk duygusu çerçevesinde karşısındaki kişinin moral ve iç dünyasını zedelemeyecek şekilde saygılı davranmaları ve karşısındaki kişinin hak ve özgürlüklerine tecavüz etmemesidir.

Üstelik bu ideal davranış salt hukuki ve cezai müeyyideden kaçmak için değil insan olmanın gerektirdiği tutum ve davranışlardan olmalıdır.  Bu sebeple sürekli empati çerçevesinde hareket edilmelidir.[9]

Bu madde yorumunun bir göstergesi olarak, siyasilerin, yargı mensubu kişiler olan hakim, savcı ve avukatların, sivil ve askeri kamu görevlilerinin, ifade özgürlüğü bakımından diğer vatandaşlara göre daha temkinli ve sınırlı olarak yararlanması örnek verilebilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de aynı görüştedir. Divanın kararlarında benimsediği yorumlarına göre; Devlet memurları, avukatlar gibi bazı meslek mensuplarının ifade özgürlüklerinin, bu kişilerin yaptığı mesleğin gerektiği birtakım yükümlülükler ve disiplin hukuku çerçevesinde sınırlandırılmasını sözleşmenin 10. maddesinin ihlali olarak görmemiştir.[10]

2.1 Sınırlama Mutlak Suretle Anayasal Dayanağı Olan Bir Kanun İle Olmalı ve Meşru Gerekçeler Kullanılmalıdır.

Dünyada tüm demokratik toplumlarda Anayasal güvence altına alınmış olan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması yine Anayasal dayanağı olan hukuk devleti çerçevesinde düzenlenmiş olan ve Anayasal sınırlar içerisinde kalan bir kanun ile yapılmalıdır. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinde de aynen ifade edilmiştir. 

Hatta sözleşme ile net bir şekilde belirlenen bu kriter yanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de içtihadları ile bu kriterleri oldukça güzel seviyelere getirmiştir. Divana göre devletler tarafından düzenlenecek bu tip sınırlamaları içerir kanunların, ülke düzeyinde bütün vatandaşlar tarafından erişilebilir olmalı ve kişilerin yapacakları fiillerin hukuk dünyasına ortaya çıkacak sonuçlarını açıkça belirlenmiş olması gerekmektedir.

Divana göre, sınırlamayı içerecek olan Kanunun yazılı olması zorunlu değildir. Bu görüşün sebebi, Kıta Avrupası Hukuk Sistemi yerine Anglo-Sakson Hukuk Sistemini benimseyen (Common Law) ülkelerde yazılı hukuk kurallarına ek olarak yazılı olmayan hukuk kuralları da bulunmasıdır. Bu hususa örnek olarak; Observer&Guardian-Birleşik Krallık uyuşmazlığında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sınırlamanın sadece yasama organının işlemi ile ortaya çıkan yazılı hukuk sisteminin temel taşı kanunlarla değil, toplumun geneli itibariyle kabul gören ve büyük kesimince benimsenip uygulanan örf, adet ve teamül kuralları ile de gerçekleşebileceğini ifade etmiştir.[11]

Devletlerin yasama organları tarafından kabul edilen kanunlarda söz konusu sınırlandırma sebepleri Sözleşmenin 10. maddesi dikkate alınarak yapılmalıdır. Burada belirtilmesi gereken en önemli husus ise söz konusu 10. maddede belirtilen meşru gerekçelerin tahdidi olduğu ve asla genişletilemeyeceğidir.[12] Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre meşru gerekçeler; “milli güvenlik, ülke birlik ve bütünlüğü, kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin sağlanması, suçun önlenmesi, sağlığın, ahlakın, başkalarının şeref, haysiyet ve kişilik haklarının korunması, devlet sırrı ve gizli kalması gereken haberlerin açıklanmasının engellenmesi, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması” olarak yer almıştır.

Bu sebeple, siyasetçilerin ifade özgürlüğü kavramına dayanarak herhangi bir terör örgütü lehine beyanat vermesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemektedir.  Zana-Türkiye[13] uyuşmazlığında bir ilin eski bir belediye başkanının basın mensupları ile yaptığı bir mülakatta, bir terör örgütü tarafından yapılan eylemlerin ulusal bağımsızlık mücadelesi niteliğinde olduğunu, kendisinin de bunu desteklediğini ancak söz konusu eylemlerin katliam şeklinde olmaması gerektiğini söylemiş olup bu ifadelerin yazılı ve görsel basında yer alması neticesinde söz konusu kişinin yargılanması akabinde mahkumiyetine karar verilmiştir.

Bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine ifade özgürlüğünün ihlali gerekçesi ile başvurulması sonucu önüne gelen uyuşmazlıkta Divan, gerek yazılı gerekse de görsel basında yer alan bu beyanatın terör örgütünün sivillere karşı düzenlediği eylemlere karşı cesaret vereceğini, böyle hassas bir ortamda terör eylemlerinin bağımsızlık mücadelesi olarak anlam verilmesinin ülke bütünlüğünün tehdit edeceğini ifade ederek Türk Mahkemesi tarafından verilen cezanın toplumsal bir sebepten, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasından kaynaklandığını, bu sebeple ifade özgürlüğünün ihlalinin söz konusu olmadığını karara bağlamıştır.

AİHM’ne taşınan farkllık arzeden bir karar  da Incal /Türkiye davasıdır.[14] Incal  davasında ulusal otoriteler ifade özgürlüğünü “kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle kısıtlamışlardı. Türk vatandaşı olan INCAL, AYM tarafından kapatılan Halkın Emek Partisi (HEP) üyesi olarak, Türk Hükümeti’nin politikası konusunda sert eleştiriler içeren ve Kürt kökenli halkı bir olmaya, belirli talepleri yükseltmeye çağıran bir bildiri dağıtmıştı. Bildiri halkı, jandarmanın ve belediyelerin başlatmış olduğu “Kürtleri sürme” kampanyasına karı mücadeleye çağırıyor, bu kampanyayı “ülkede Kürtlere karşı verilmekte olan özel savaşın bir boyutu” olarak niteliyordu. Bildiri aynı zamanda devletin icraatını “Türk ve Kürt proleterlerine karşı devlet terörü” olarak adlandırıyordu. Ancak bildiride şiddete ve düşmanlığa çağrı bulunmamaktaydı. Jandarma bildirinin bölücü propaganda olarak görülebileceği sonucuna ulaştı. Incal ulusal mahkemeler tarafından suç işlemeye teşvik suçu dolayısıyla altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra konu Aihm’ne götürüldü. AİHM konuyu değerlendirirken 10. Maddeyi başta göz önünde tuttu ve yapılan tutumları düşünce özgürlüğüne yönelik müdahaleyi meşru ve kamu düzenini koruyan bir durum olarak gördü.

Aynı zamanda ulusal mahkeme tarafından kişinin kamu hizmetinde çalışması ve siyasi örgütlerin, derneklerin ve sendikaların bazı faaliyetlerine katılması yasaklanıyordu. AİHM’de Türk Hükümeti, bildirinin dilinin saldırgan ve kışkırtıcı olduğunu ve Kürt kökenli halkı kendilerinin bir “özel savaşın kurbanı olduklarına inandırarak öz-savunma komiteleri kurmaya teşvik edebilecek nitelik taşıdığının iddia ederek, davacının mahkûmiyetinin kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet aynı zamanda şunu savunmuştur:

“bildirideki ifadeden anlaşılmaktadır ki...amaç bir etnik grubun Devlet otoritelerine karı ayaklanmasını kışkırtmaktır ve demokratik bir toplumda terörizmle mücadele ve terörü ezmek öncelik taşır.”

AİHM Hükümet’in bu görüşlerine katılmamış, “Hükümet’in yaptıklarının ve yapmadıklarının” “sadece yasama ve yargının değil, aynı zamanda kamuoyunun da yakın denetimine tâbi olması” gerekliliğine işaret etmiştir. Mahkeme, davacının mahkûm edilmesinin ve cezalandırılmasının “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının değerlendirilmesi açısından “ifade özgürlüğünün herkes için değerli olmakla birlikte, siyasi partiler ve faal üyeleri için özel bir önem taşıdığını” vurgulamıştır. Mahkeme şunu belirtmiştir: “Incal’ın Türkiye’deki terörizm sorunu konusunda herhangi bir sorumluluk taşıdığı sonucuna ulaşmayı haklı kılacak herhangi bir kanıt bulunamamıştır. Sonuç olarak, Incal’ın mahkûmiyeti izlenen amaçla orantısal değildir; dolayısıyla, demokratik bir toplumda gereksizdir.”

Yukarıda incelenen kararlarda AİHM farklı görünümlerde sonuçlara ulaşmıştır.kamu düzeni algısı muğlaklığını devam ettirmektedir. Acaba kamu düzeni kavramının farklı olaylarda farklı neticeler doğurması nasıl anlaşılmalıdır. Mahkeme INCAL davasında kişinin imzasını koyduğu bildiri ile terör arasında bağlantı olmadığını savunmuş, ZANA davasında olayların terör faaliyetlerini arttırıcı nitelikte olduğuna vurgu yapmıştır.

Şunu söylemek gerekir ki ülkedeki insanları kin ve düşmanlığa sevk eden faaliyetlerin içeriği, eylemlerin gücü, sanığın kimliği ve söylenen sözlerin hedef kitlesi AİHM kararına yansımıştır. Burada ince bir çizgi vardır. Bu ince çizginin gerçekten düşünce özgürlüğü olup olmadığı tartışmalı olsa da Divan kararlarını her somut olayın şartlarını göz önünde tutarak vermekte olduğunu söylemek gerekir.



Serdar TÜNEY

Cennet Ceyda BOĞA



KAYNAKLAR
AK Gökhan, JOHN STUART MILL DÜŞÜNÜNDE BĐREYĐN ÖZGÜRLÜĞÜ, EUL Journal of Social Sciences (VI-I) LAÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 2015 Haziran.
BIÇAK Vahit, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında İfade Özgürlüğü, Liberal Düşünce, Yıl 6, Sayı 24.
DİNÇ Güney, AİHM Kararlarının Türkiyenin Anlatım ve Örgütlenme Özgürlükleri Üzerine Etkileri,İnsan Hakları Gündemi Derneği, Sorularlaİnsan Hakları,
< http://www.rightsagenda.org/index.php?option=com_content&view=article&id=188:takmaavrupa-nsan-haklar-mahkemesi-kararlarnn-tuerkiyenin-anlatm-ve-oerguetlenme-oezguerluekleri-uezerindeki-etkileri&catid=63:takmaorgutlenme&Itemid=85> Erişim Tarihi: 02.01.2015
Durmuş Tezcan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İstanbul 2002.
GÖZÜBÜYÜK Şeref, A. Feyyaz Gölcüklü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması 3.Baskı ,Ankara 2002.
Reisoğlu Safa Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları, Beta Yayınevi 2001.
KOCASAKAL Ümit,AKSOY, E.Eylem, MEMİŞ, İfade Özgürlüğü ve Türk Ceza Hukuku, Ceza Hukuku Derneği Yayınları.
ÖZBEY Özcan, AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ IŞIĞINDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLAMALARI, TBB Dergisi 2013 (106).
TANÖR Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İstanbul 1994.
TANÖR Bülent, ‘‘Siyasi Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası’’, Öncü Kitabevi, İstanbul, 1969, s. 27.
Zana v. Turkey, (Applicaiton No. 18954/91), Judgement of 25 November 1997.  http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-58115 (erişim tarihi: 2/1/2016)
------------------------
[1] TANÖR Bülent, ‘‘Siyasi Düşünce Hürriyeti ve 1961 Türk Anayasası’’, Öncü Kitabevi, İstanbul, 1969, s. 27.
[2] ÖZBEY Özcan, AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ IŞIĞINDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ KISITLAMALARI, TBB Dergisi 2013 (106), s.43.
[3]  AK Gökhan, JOHN STUART MILL DÜŞÜNÜNDE BĐREYĐN ÖZGÜRLÜĞÜ, EUL Journal of Social Sciences (VI-I) LAÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 2015 Haziran, s.56.
[4] AK, s.48.
[5] V for Vendetta filminde de fikirler ve fikirlerin kalıcı tesirinden söz edilmiştir.” Fikirler kanamaz, acı çekmez ve sevmezler.”
[6] BIÇAK Vahit, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında İfade Özgürlüğü, Liberal Düşünce, Yıl 6, Sayı 24, sayfa 56.
[7] TANÖR Bülent, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İstanbul 1994, sayfa 59.
[8]TEZCAN Durmuş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İstanbul 2002, sayfa 306.
[9] REİSOĞLU Safa, Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları, Beta Yayınevi 2001, sayfa 73.
[10] GÖZÜBÜYÜK Şeref, GÖLCÜKLÜ Feyyaz, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması 3.Baskı ,Ankara 2002, sayfa 357
[11] KOCASAKAL Ümit, AKSOY, E.Eylem, MEMİŞ, İfade Özgürlüğü ve Türk Ceza Hukuku, Ceza Hukuku Derneği Yayınları No:1, sayfa 31.
[12]GÖZÜBÜYÜK, GÖLCÜKLÜ, sayfa 374.
[13] Zana v. Turkey, (Applicaiton No. 18954/91), Judgement of 25 November 1997.  http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-58115 (erişim tarihi: 2/1/2016)
[14] DİNÇ Güney, AİHM Kararlarının Türkiyenin Anlatım ve Örgütlenme Özgürlükleri Üzerine Etkileri,İnsan Hakları Gündemi Derneği, Sorularlaİnsan Hakları,
< http://www.rightsagenda.org/index.php?option=com_content&view=article&id=188:takmaavrupa-nsan-haklar-mahkemesi-kararlarnn-tuerkiyenin-anlatm-ve-oerguetlenme-oezguerluekleri-uezerindeki-etkileri&catid=63:takmaorgutlenme&Itemid=85> Erişim Tarihi: 02.01.2015.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.