12. YARGI PAKETİ İLE IBAN KULLANDIRANLARA CEZA İNDİRİMİ DÜZENLEMESİ: KAPSAMI, ŞARTLARI VE UYGULAMADAKİ MUHTEMEL SORUNLAR

Abone Ol

Giriş

Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte dolandırıcılık suçlarının işleniş yöntemleri de önemli ölçüde değişmiştir. Özellikle internet üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık olaylarında suçtan elde edilen paralar, çoğu zaman doğrudan faillerin hesaplarına değil, üçüncü kişilere ait banka hesaplarına aktarılmaktadır. Böylece suç gelirinin izinin kaybettirilmesi ve gerçek faillerin tespitinin güçleştirilmesi amaçlanmaktadır.

Bu yöntem, uygulamada yeni bir hukuki tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Dolandırıcılık organizasyonunu kuran, mağdurlarla iletişim kuran ve suçtan asıl menfaati sağlayan kişiler ile yalnızca banka hesabını veya IBAN bilgisini kullandıran kişilerin aynı suç kapsamında benzer yaptırımlarla karşı karşıya kalması, ceza adaleti bakımından eleştirilere neden olmuştur.

Bu eleştiriler doğrultusunda, kamuoyunda "IBAN düzenlemesi" olarak bilinen değişiklik 12. Yargı Paketi ile kabul edilmiş ve Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine yeni bir hüküm eklenmiştir. Düzenleme, belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde, suça katkısı yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişiler bakımından cezanın yarı oranında indirilmesini öngörmektedir.

Ancak bu değişiklik, kamuoyunda zaman zaman ifade edildiği gibi hesabını kullandıran herkes için otomatik bir ceza indirimi veya fiilî bir af anlamına gelmemektedir. Aksine, uygulanabilmesi belirli şartlara bağlı olan özel bir ceza hukuku düzenlemesidir.

Bu makalede; yeni hükmün amacı, kapsamı, uygulanma şartları, devam eden ve kesinleşmiş davalara etkisi ile uygulamada ortaya çıkabilecek hukuki sorunlar ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde incelenecektir.

I. Düzenlemeyi Gerekli Kılan Uygulama Sorunu

Dolandırıcılık suçlarında banka hesaplarının üçüncü kişiler adına açılması veya mevcut hesapların çeşitli vaatlerle kullanılması yeni bir olgu değildir. Ancak özellikle son yıllarda internet bankacılığı ve elektronik para sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte bu yöntem çok daha sık kullanılmaya başlanmıştır.

Suç örgütleri; iş vaadi, komisyon karşılığı hesap kiralama, yatırım ortaklığı, e-ticaret hesabı açılması, şirket hesabı kullanılması gibi gerekçelerle kişileri banka hesaplarını kullandırmaya ikna edebilmektedir.

Dolandırıcılık sonucunda elde edilen paranın ilk ulaştığı kişi ise çoğu zaman hesabın sahibi olmaktadır. Bu nedenle soruşturmalarda ilk şüpheli de çoğunlukla hesap sahibi olmaktadır. Buna karşılık dolandırıcılık suçunun ana figürü/figürleri ise kendilerini suçtan kurtarabilmektedir. Uygulamada çoğunlukla bu kişilere ulaşılamamaktadır.

İşte tartışma tam bu noktada başlamaktadır.

Hesabına para gelen herkes, gerçekten dolandırıcılık suçunun faili veya iştirakçisi midir? Yoksa bazı kişiler yalnızca suç örgütleri tarafından kullanılan araç konumunda mıdır? 12.Yargı Paketi ile yapılan değişiklik, esasen bu soruya verilen kanuni cevaptır.

II. Yeni Düzenleme Ne Getirdi?

12.Yargı Paketi ile TCK'nın 158. maddesine eklenen hüküm, dolandırıcılık suçuna iştirak eden herkes için değil; suça katkısı yalnızca banka hesabını, ödeme aracını veya bunlara ilişkin bilgileri kullandırmakla sınırlı kalan kişiler bakımından özel bir ceza indirimi öngörmektedir.

Düzenlemenin temel amacı, ceza sorumluluğunu failin suç içindeki rolüyle daha uyumlu hâle getirmektir.

Başka bir ifadeyle, suç organizasyonunu kuran ve yöneten kişi ile yalnızca hesabını kullandıran kişinin aynı ölçüde cezalandırılmasının önüne geçilmek istenmiştir.

Bu yaklaşım, ceza hukukunun kusur, orantılılık ve cezanın şahsiliği ilkeleriyle de uyumludur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta bulunmaktadır. Kanun, hesabını kullandıran herkes hakkında cezanın otomatik olarak indirileceğini kabul etmemektedir.

Mahkemenin öncelikle; sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediğini, iştirakinin yalnızca hesabını kullandırmaktan ibaret olup olmadığını, bunun karşılığında haksız menfaat sağlayıp sağlamadığını somut delillerle belirlemesi gerekmektedir.

Dolayısıyla yeni hüküm, her olayda kendiliğinden uygulanacak genel bir indirim nedeni değildir.

III. Ceza İndirimi Kimler Hakkında Uygulanacaktır?

12.Yargı Paketi ile getirilen düzenlemenin en çok tartışılacak yönü, hangi kişilerin bu hükümden yararlanabileceğinin belirlenmesidir.

Kanun metni ilk bakışta açık görünmekle birlikte, uygulamada her dosyanın özelliklerine göre farklı değerlendirmeler yapılması kaçınılmazdır. Çünkü ceza indiriminin uygulanabilmesi yalnızca banka hesabının kullanılmış olmasına değil, sanığın suç içerisindeki rolüne bağlıdır. Bu nedenle yeni hükmün uygulanabilmesi için öncelikle sanığın dolandırıcılık suçundaki katkısının doğru tespit edilmesi gerekir.

A. İndirimin Uygulanabileceği Hâller

Kanunun korumayı amaçladığı kişi profili, suç organizasyonunun asli faili olmayan; katkısı yalnızca banka hesabını, IBAN bilgisini veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişidir.

Örneğin; banka hesabını başkasının kullanımına bırakan, banka kartını teslim eden, IBAN bilgisini para karşılığında paylaşan, ödeme hesabının kullanılmasına izin veren ancak bunun dışında dolandırıcılık planının hazırlanmasına veya icrasına katılmayan kişi hakkında diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde ceza yarı oranında indirilebilecektir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, kişinin eyleminin yalnızca hesap kullandırmakla sınırlı olmasıdır.

B. İndirimin Uygulanamayacağı Hâller

Buna karşılık sanığın suç organizasyonu içerisinde daha aktif bir rol üstlenmesi durumunda artık bu hükümden yararlanması mümkün olmayacaktır. Örneğin sanık, mağdurlarla doğrudan iletişim kurmuşsa, sahte internet sitesi veya sosyal medya hesabı oluşturmuşsa, dolandırıcılık görüşmelerini yürütmüşse, suçtan elde edilen paraları farklı hesaplara aktarmışsa, ATM'den paraları çekmişse, başka kişilere ait banka hesaplarını temin etmişse, suç gelirinin paylaşılmasını organize etmişse, artık katkısının yalnızca banka hesabını kullandırmakla sınırlı olduğu söylenemez.

Bu durumda yeni düzenleme uygulanmayacak, genel iştirak hükümleri çerçevesinde ceza belirlenecektir.

C. Ceza İndirimi ile Beraat Birbirine Karıştırılmamalıdır

Kanaatimce yeni düzenleme bakımından en önemli husus budur.

Uygulamada birçok dosyada savunmanın doğrudan ceza indirimi üzerine kurulması düşünülebilir. Oysa bu yaklaşım her zaman doğru değildir. Çünkü bazı dosyalarda tartışılması gereken husus, cezanın ne kadar indirileceği değil, dolandırıcılık suçunun sanık bakımından oluşup oluşmadığıdır.

Örneğin; hesabını iş vaadiyle paylaşan, hesabının dolandırıcılıkta kullanılacağını bilmeyen, banka kartını aldatılarak teslim eden, hesabını geçici bir ticari işlem için kullandırdığını düşünen kişinin suç işleme kastı bulunmayabilir.

Bu durumda hukuki tartışma, TCK'nın 158. maddesindeki ceza indirimi değil, suçun manevi unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği olmalıdır. Başka bir ifadeyle, beraat edilmesi gereken bir dosyada ceza indirimi talep edilmesi, savunmanın hukuki eksenini yanlış belirlemek anlamına gelebilir.

Bu nedenle savunma sıralaması kanaatimce şu şekilde olmalıdır:

1. Öncelikle sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediği değerlendirilmelidir.

2. İştirak ettiği sonucuna varılırsa, bu iştirakin yalnızca banka hesabını kullandırmakla sınırlı olup olmadığı incelenmelidir.

3. Bu şartlar gerçekleşiyorsa yeni düzenleme kapsamında ceza indirimi uygulanmalıdır.

Bu yaklaşım hem ceza hukukunun sistematiğine hem de yeni düzenlemenin amacına daha uygun görünmektedir.

D. Mahkeme Hangi Ölçütleri Esas Alacaktır?

Yeni düzenlemenin uygulanmasında belirleyici olacak husus, hesap sahibinin gerçek rolünün dosya kapsamındaki delillerle ortaya konulmasıdır.

Bu kapsamda mahkeme, banka hesap hareketlerini, para transfer zincirini, HTS ve baz kayıtlarını, dijital materyalleri, mesajlaşma içeriklerini, kamera görüntülerini, tanık beyanlarını, sanığın elde ettiği ekonomik menfaati birlikte değerlendirerek sanığın yalnızca hesap kullandıran kişi mi, yoksa dolandırıcılık organizasyonunun aktif bir üyesi mi olduğuna karar verecektir.

Bu nedenle aynı suç isnadıyla yargılanan iki sanık hakkında farklı sonuçlara ulaşılması mümkündür. Bir sanık yeni düzenlemeden yararlanabilirken, diğerinin suç içindeki aktif rolü nedeniyle bu imkândan yararlanamaması tamamen dosyadaki delillerin değerlendirilmesine bağlı olacaktır.

IV. Yeni Düzenlemenin Devam Eden Davalara ve Kesinleşmiş Hükümlere Etkisi

Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri, sanık lehine olan kanunun geçmişe uygulanmasıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesinde de bu ilke açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, suçun işlendiği tarihten sonra yürürlüğe giren kanun fail lehine hükümler içeriyorsa, lehe olan hükmün uygulanması gerekir. Bu nedenle 12. Yargı Paketi ile getirilen düzenleme yalnızca yürürlüğe girdikten sonra açılacak davaları değil, belirli şartlar altında devam eden yargılamaları ve kesinleşmiş mahkûmiyetleri de etkileyebilecektir.

A. Soruşturma ve Kovuşturma Aşamasındaki Dosyalar

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz kesin hükümle sonuçlanmamış dosyalarda mahkemelerin yeni düzenlemeyi resen dikkate alması gerekir. Ancak burada önemli olan husus, yeni hükmün otomatik olarak uygulanacak olması değil, öncelikle somut olayın bu hükmün kapsamına girip girmediğinin belirlenmesidir.

Mahkeme, sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediğini, iştirakinin yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı olup olmadığını, bunun karşılığında haksız menfaat elde edip etmediğini, dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde değerlendirecektir.

Dolayısıyla yeni düzenleme, delil değerlendirmesini ortadan kaldıran değil, delil değerlendirmesinden sonra uygulanabilecek özel bir indirim sebebidir.

B. İstinaf ve Temyiz İncelemesindeki Dosyalar

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay incelemesinde bulunması da yeni düzenlemenin uygulanmasına engel değildir.

7589 Sayılı Yasanın Geçici 1.Maddesinin 6.fıkrasına göre; Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.

C. Kesinleşmiş Mahkûmiyetler

Uygulamada en çok sorulan sorulardan biri de şudur: "Cezam kesinleşti. Bu düzenlemeden yine de yararlanabilir miyim?"

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.

Eğer kesinleşen mahkûmiyet, yeni düzenleme kapsamına giriyorsa, hükümlü lehine olan kanun değişikliği nedeniyle uyarlama yargılaması yapılması gündeme gelebilir.

Ancak bu değerlendirme otomatik olarak yapılmayacaktır. Mahkeme öncelikle önceki mahkûmiyet kararındaki maddi vakıaları inceleyecek ve hükümlünün suç içindeki rolünün gerçekten yalnızca banka hesabını kullandırmaktan ibaret olup olmadığını değerlendirecektir. Dolayısıyla her kesinleşmiş mahkûmiyet bakımından aynı sonuca ulaşılması mümkün değildir.

D. Uyarlama Yargılamasında İncelenecek Hususlar

Uyarlama yargılamasında mahkemenin inceleyeceği temel konu, hükümlünün suç organizasyonundaki gerçek konumudur.

Bu kapsamda özellikle şu hususlar önem kazanacaktır: Hükümlü mağdurlarla doğrudan iletişim kurmuş mudur? Suç planının hazırlanmasına katılmış mıdır? Paraların çekilmesi veya aktarılmasında görev almış mıdır? Suçtan düzenli bir kazanç elde etmiş midir? Yoksa eylemi yalnızca hesabını kullandırmaktan mı ibarettir?

Bu soruların cevabı, yeni hükmün uygulanıp uygulanmayacağını belirleyecektir.

E. İnfaz Aşamasındaki Hükümlüler Bakımından

12.Yargı Paketi yalnızca ceza indirimi düzenlemesi getirmemiş; infaz aşamasındaki bazı hükümlüler bakımından da önemli bir imkân tanımıştır.

7589 Sayılı Yasanın Geçici 1.Maddesinin 7.fıkrasına göre Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.

Bu düzenleme, özellikle infaz aşamasında bulunan kişiler açısından önemli sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Ancak burada da her hükümlünün otomatik olarak bu imkândan yararlanacağı düşünülmemelidir. Kanunda öngörülen şartların eksiksiz şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir.

Değerlendirme

Yeni düzenlemenin yürürlüğe girmiş olması tek başına hiçbir dosyanın sonucunu değiştirmez. Asıl belirleyici olan, somut olayın yeni hükmün kapsamına girip girmediğidir. Bu nedenle gerek devam eden davalarda gerekse kesinleşmiş mahkûmiyetlerde yapılması gereken ilk iş, dosyanın yeni düzenleme açısından ayrıntılı biçimde analiz edilmesidir.

Kanaatimce uygulamada en önemli hata, yalnızca kanun değişikliğine güvenilerek bütün dosyaların aynı sonuca ulaşacağının düşünülmesidir. Oysa ceza hukukunda belirleyici olan, kanun metninden önce somut olayın özellikleri ve dosyadaki delillerdir.

F-Savunma Bakımından Doğru Yaklaşım

Kanaatimizce bu düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonra savunma stratejisinde yapılması gereken en önemli değişiklik, dosyanın hukuki niteliğinin doğru belirlenmesidir.

Savunma, yalnızca "hesabını kullandırdı" olgusuna dayanılarak kurulamaz. Öncelikle şu hususlar ayrıntılı biçimde incelenmelidir: Sanığın kastı var mıdır? Suçtan haberdar mıdır? Suçtan ekonomik menfaat elde etmiş midir? Dolandırıcılık organizasyonuyla organik bir bağlantısı bulunmakta mıdır? Eylemi gerçekten yalnızca hesap kullandırmakla mı sınırlıdır?

Bu soruların cevabı verilmeden yapılacak her savunma eksik kalacaktır.

Kanaatimizce yeni düzenlemenin başarılı uygulanabilmesi de ancak bu sistematik yaklaşımın benimsenmesiyle mümkündür.

V. Sonuç ve Değerlendirme

12.Yargı Paketi ile Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinde yapılan değişiklik, son yıllarda dolandırıcılık suçlarında uygulamada yaşanan önemli bir soruna çözüm üretmeyi amaçlamaktadır. Özellikle suç organizasyonunu kuran ve yöneten kişiler ile suça katkısı yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalan kişilerin aynı ölçüde cezalandırılmasının önüne geçilmek istenmiştir.

Bu yönüyle düzenlemenin, ceza hukukunun kusur ilkesi, cezanın şahsiliği ve orantılılık ilkeleriyle uyumlu bir yaklaşım benimsediği söylenebilir.

Bununla birlikte, düzenlemenin uygulamadaki başarısı kanun metninden çok, mahkemelerin somut olay değerlendirmesine bağlı olacaktır. Çünkü yeni hüküm, hesabını kullandıran herkes hakkında otomatik olarak uygulanabilecek genel bir ceza indirimi getirmemektedir. Her olayda öncelikle sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak edip etmediği, iştirak etmişse bunun kapsamı ve suç içindeki gerçek rolü ortaya konulmalıdır.

Kanaatimizce uygulamada özellikle şu iki husus büyük önem taşıyacaktır.

İlki, hesap sahipliği ile suç ortaklığının birbirine karıştırılmamasıdır. Bir banka hesabının suçta kullanılmış olması, tek başına hesap sahibinin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini göstermez. Mahkûmiyet kararı verilebilmesi için, sanığın suç kastı ve suça katkısı her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulmalıdır.

İkincisi ise, ceza indirimi ile beraat sebeplerinin birbirinden ayrılmasıdır. Eğer dosya kapsamındaki deliller sanığın dolandırıcılık suçuna iştirak kastının bulunmadığını gösteriyorsa, artık tartışılması gereken konu ceza indirimi değil, beraat kararı verilmesidir. Buna karşılık iştirakin varlığı sabit olmakla birlikte eylem yalnızca banka hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı kalıyorsa, bu durumda yeni düzenleme kapsamında ceza indirimi gündeme gelebilecektir.

Sonuç olarak, 12. Yargı Paketi ile getirilen düzenleme ne bir af niteliğindedir ne de hesabını kullandıran herkes için otomatik bir ceza indirimi öngörmektedir. Kanun gerekçesine bakıldığında düzenlemenin amacı, ceza sorumluluğunu failin suç içindeki gerçek katkısıyla orantılı hâle getirmektir. Bu amaca ulaşılabilmesi ise ancak her dosyanın kendi maddi vakıaları ve delilleri çerçevesinde, ceza muhakemesinin temel ilkelerine bağlı kalınarak değerlendirilmesiyle mümkün olacaktır.