<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 19 May 2026 13:45:18 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[CEZA MUHAKEMESİ KANUNU BAĞLAMINDA ÇAPRAZ SORGU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-kanunu-baglaminda-capraz-sorgu-yaman</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-kanunu-baglaminda-capraz-sorgu-yaman" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>- 5271 sayılı CMK’nın 201. maddesine göre;</p>

<p>(1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.<br />
(2) Heyet halinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler, birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.</p>

<p>- Buna göre;</p>

<p>Cumhuriyet savcısı, müdafii (avukat) ve vekil, sanığa, tanığa, bilirkişiye ve diğer kişilere doğrudan soru sorabilir. Sadece hakimin soru sormasından ayrılan bir sistemdir.</p>

<p>Hâkim, yalnızca hukuka aykırı, konuyla ilgisiz veya yönlendirici-baskı içeren soruları engelleyebilir. Silahların eşitliği ilkesi gereği taraflara bu hak tanınmıştır.</p>

<p>Çapraz sorgu, özellikle tanık beyanının güvenilirliğini ölçmede, çelişkileri ortaya çıkarmada kritik rol oynar.</p>

<p><strong>- CMK’ya göre;</strong></p>

<p>Şüpheli-sanığın sorgusu CMK 147’ye göre,<br />
Tanıkların dinlenmesi usulü CMK 52’ye göre,<br />
Tanığın korunması CMK 58’e göre yerine getirilir.</p>

<p><strong>- Türkiye’de sistem:</strong></p>

<p>Tam anlamıyla Anglo-Sakson tarzı “sert çapraz sorgu” değildir.<br />
Hâkim hâlâ aktif rol sahibidir.<br />
Ancak m.201 ile tarafların doğrudan soru sorma yetkisi genişletilmiştir</p>

<p>- Sanık-müdafiin tanığa soru sorma hakkı engellenmişse savunma hakkı kısıtlanır. CMK m.201 kapsamındaki doğrudan soru sorma hakkı, adil yargılanmanın parçasıdır.</p>

<p>- Tanık beyanının test edilemeden, silahların eşitliği, çelişmeli yargılama ilkesi gereği çapraz sorgu imkânı tanınmadan hüküm kurulması bozma nedenidir.</p>

<p>- Müdafiin tanığa soru sormasının engellenmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>- Tanığın beyanı hükme esas alınıyorsa, mutlaka çapraz sorgu imkânı sağlanmalıdır.</p>

<p>- Hâkim sadece ilgisiz, hakaret içeren, yönlendirici soruları engelleyebilir. Bunun dışındaki sınırlamalar savunma hakkını ihlal eder.</p>

<p>- Sanığın bizzat soru sorma hakkı da vardır.<br />
Bu hak engellenirse adil yargılanma ihlali söz konusudur.</p>

<p>- Anayasa Mahkemesi<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6’ya göre sanığın aleyhine olan tanıkları sorgulama hakkı olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>- Yargıtay ve AYM’ye göre eğer tanık beyanı hükme esas alınıyorsa, savunma o tanığı çapraz sorguya tabi tutamamışsa hüküm hukuka aykırı olur.</p>

<p>- Uygulamada,</p>

<p>“Soru sorma hakkı var, ama hâkim izin vermedi” ise tutanaklara geçirilmelidir.</p>

<p>“Tanık SEGBİS ile dinlendi, ama soru sorulamadı” ise bu da bozma sebebi olabilir.</p>

<p>Çapraz sorgu sınırlanabilir, ama tamamen ortadan kaldırılamaz.</p>

<p></p>

<h3><strong>- Çapraz sorgu nasıl yapılır?</strong></h3>

<p>Soru sorulmalı, tartışma yapılmamalı, kısa, kapalı ve yönlendirici sorular sorulmalıdır.</p>

<p><strong>- Etkili çapraz sorgu teknikleri:</strong></p>

<p>1. Kapalı soru sorulmalı, muhatap Evet-Hayır’a zorlanmalı, böylelikle tanık kontrol altına alınmalıdır.</p>

<p>“Olay saatinde orada değildiniz, doğru mu?</p>

<p>“Sanığı daha önce tanıyordunuz, değil mi?”</p>

<p>2. Çelişki yakalanarak tanığın güvenirliği ortaya çıkarılmalıdır.</p>

<p>“İfadenizde saat 19:00 dediniz, şimdi 20:00 diyorsunuz, hangisi doğru?”</p>

<p>3. Detaylandırma yapılarak mantık hatası ortaya çıkarılmalıdır.</p>

<p>“Sokak karanlıktı dediniz, aydınlatma yoktu, değil mi?”</p>

<p>“Peki sanığın siyah tişörtünü nasıl seçtiniz?”</p>

<p>4. Hafıza testi yapılarak beyanın zayıflığı ortaya konulmalıdır.</p>

<p>“Aradan 3 yıl geçti, bu olayı tüm ayrıntılarıyla nasıl hatırlıyorsunuz?”</p>

<p>5. Tanığın taraflılığının ortaya çıkarılması sağlanabilir.</p>

<p>“Sanık ile akrabalığınız var mı?”</p>

<p>“Aranızda önceye dayalı husumet var mı?”</p>

<p>- Hâkim müdahale eder ve çapraz soru sorma hakkı ihlal edilirse, mahkemeden CMK m.201 uyarınca doğrudan soru sorma hakkının kısıtlandığı, bu hususun tutanağa geçirilmesi talep edilmeli, talebin duruşma tutanağına aynen geçirilmesi sağlanmalıdır.</p>

<p>- İstinaf ve Yargıtay incelemesinde dikkate alınabilmesi için;</p>

<p>“Müdafi olarak tanığa yöneltmek istediğimiz soruların mahkemece engellenmesine itiraz ediyoruz. Bu durumun CMK m.201’e aykırı olduğunu ve savunma hakkını kısıtladığını beyan ederiz.” ibaresinin duruşma tutanağına yazılması sağlanmalı, mümkünse sorulan sorunun da aynen duruşma tutanağında yer almasına çalışılmalıdır.</p>

<p>- Bunun yanı sıra gizli tanığa kimliği sorulamaz, ancak olayı nasıl gördüğü sorgulanabilir.</p>

<p>- SEGBİS ile tanık dinlenirken ses kesilmiş ve soru sorulamamışsa bu husus mutlaka tutanağa geçirilmelidir.</p>

<p>- Sadece avukatı değil, sanığın da soru sorma hakkı vardır, sorabilir, engellenirse bozma sebebi olabilir.</p>

<p>- Çapraz sorguda;</p>

<p>1-Kısa, yönlendirici, “evet-hayır” cevaplı,</p>

<p>2-Tanığın görme–bilme kapasitesi, çelişkisi ve taraflılığı hedef alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin;</p>

<p><strong>Cinsel saldırı suçunda;</strong></p>

<p>Müştekiye:</p>

<p>“Olaydan hemen sonra şikâyette bulunmadınız, doğru mu?”</p>

<p>“Sanıkla olaydan sonra iletişiminiz devam etti, değil mi?”</p>

<p>“Olay yerinde bağırdığınıza dair bir tanık yok, doğru mu?”</p>

<p>“Darp-cebir izine dair kesin bir rapor yok, değil mi?”</p>

<p><strong>Hırsızlık suçunda tanığa;</strong></p>

<p>“Olay geceydi ve ortam yeterince aydınlık değildi, doğru mu?”</p>

<p>“Sanığı daha önce tanımıyordunuz, değil mi?”</p>

<p>“Yüzünü net seçtiğinizi söylemeniz zor, değil mi?”</p>

<p>“Kaç saniye gördünüz? 10 saniyeden azdı, doğru mu?”</p>

<p>Kamera varsa:</p>

<p>“Görüntüdeki kişinin yüzü net seçilemiyor, doğru mu?”</p>

<p><strong>Kasten Yaralama suçunda;</strong></p>

<p>Tanığa:</p>

<p>“İlk fiziksel teması kimin başlattığını net görmediniz, doğru mu?”</p>

<p>“Taraflar arasında önceden husumet vardı, değil mi?”</p>

<p>“Olay çok kısa sürdü, detayları seçemediniz, doğru mu?”</p>

<p><strong>Yağma suçunda;</strong></p>

<p>Müştekiye:</p>

<p>“Size yönelik açık bir tehdit cümlesi kurulmadı, doğru mu?”</p>

<p>“Eşyanızı kendi rızanızla verdiniz, değil mi?”</p>

<p>“Sanığın elinde silah yoktu, doğru mu?”</p>

<p><strong>Hakaret suçunda;</strong></p>

<p>Tanığa:</p>

<p>“Sözler tartışma sırasında söylendi, doğru mu?”</p>

<p>“Karşılıklı konuşma vardı, tek taraflı değil, doğru mu?”</p>

<p>“Tam olarak hangi kelimenin kullanıldığını hatırlamıyorsunuz, doğru mu?”</p>

<p><strong>Dolandırıcılık suçunda;</strong></p>

<p>Müştekiye:</p>

<p>“Sanık size açıkça yalan bir bilgi vermedi, doğru mu?”</p>

<p>“Bu işlem bir ticari ilişki kapsamında yapıldı, değil mi?”</p>

<p>“Parayı kendi rızanızla gönderdiniz, doğru mu?”</p>

<p>şeklinde kapalı uçlu sorular yöneltilmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" /></a></p>

<p><strong>Önder YAMAN<br />
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesi-kanunu-baglaminda-capraz-sorgu-yaman</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 10:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="81550"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[MURİS MUVAZAASI ÇERÇEVESİNDE KIZ ÇOCUKLARININ MİRASTAN DIŞLANMASI SORUNU: ERKEK ÇOCUK LEHİNE YAPILAN DEVİRLERİN HUKUKİ SONUÇLARI, SAKLI PAY VE DAVA STRATEJİLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/muris-muvazaasi-cercevesinde-kiz-cocuklarinin-mirastan-dislanmasi-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/muris-muvazaasi-cercevesinde-kiz-cocuklarinin-mirastan-dislanmasi-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Türk toplumunda miras paylaşımına ilişkin uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, mirasbırakanın sağlığında malvarlığını erkek çocukları lehine devretmesi ve kız çocuklarını fiilen mirastan dışlaması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu işlemler çoğu zaman tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümü altında gerçekleştirilmekte; gerçekte ise bağış iradesi gizlenmektedir. Türk hukukunda bu durum “muris muvazaası” olarak nitelendirilmektedir. Çalışmada muris muvazaasının hukuki niteliği, erkek çocuk lehine yapılan devirlerde Yargıtay’ın geliştirdiği değerlendirme kriterleri, saklı paya etkisi, tenkis ve denkleştirme kurumlarıyla ilişkisi, zamanaşımı meselesi ve uygulamada izlenmesi gereken dava stratejileri incelenmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Miras hukukunun temel amacı, mirasbırakanın ölümü sonrasında malvarlığının kanunda öngörülen sistem çerçevesinde adil şekilde intikalini sağlamaktır. Bununla birlikte uygulamada, özellikle geleneksel aile yapısının etkili olduğu bölgelerde, mirasbırakanların kız çocuklarının mirastan pay almasını önlemek amacıyla sağlığında çeşitli tasarruflarda bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>Bu tasarruflar çoğu zaman görünüşte bir satış işlemi şeklinde düzenlenmektedir. Tapuda erkek çocuk lehine satış yapılmış gibi görünmekte; ancak işlem gerçekte karşılıksız kazandırma niteliği taşımaktadır. Amaç çoğu kez belirli mirasçıları mirastan mahrum bırakmak ve tereke dışında fiili bir paylaşım gerçekleştirmektir.</p>

<p>Bu tür uyuşmazlıklarda temel sorun, mirasbırakanın gerçek iradesinin tespiti ve yapılan işlemin hukuki niteliğinin belirlenmesidir. Çünkü işlemin muvazaalı kabul edilmesi halinde tapu iptali ve tescil gündeme gelirken, gerçek bir bağışın varlığı halinde hukuki koruma tenkis ile sınırlı kalabilmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>I. MURİS MUVAZAASI KAVRAMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Muris muvazaası, mirasbırakanın gerçek iradesini gizleyerek üçüncü kişiler önünde farklı bir işlem yapmış gibi görünmesidir.</p>

<p>Klasik örnek:</p>

<p>Mirasbırakanın erkek çocuğuna taşınmazını tapuda “satış” göstererek devretmesi; ancak gerçekte herhangi bir bedel almamış olmasıdır.</p>

<p>Bu durumda iki ayrı işlem bulunmaktadır:</p>

<p><strong>Görünürdeki işlem:</strong></p>

<p>Satış sözleşmesi</p>

<p><strong>Gizli işlem:</strong></p>

<p>Bağışlama</p>

<p>Bu işlem öğretide ve Yargıtay uygulamasında “nispi muvazaa” olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>İki aşamalı bir geçersizlik söz konusudur:</p>

<p>İlk olarak görünürdeki satış işlemi gerçek iradeye aykırı olduğundan geçersizdir.</p>

<p>İkinci olarak gizlenen bağış işlemi taşınmaz devrinde resmi şekil şartlarına uyulmadığı için geçersiz kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle taşınmaz hukuken terekeden çıkmamış sayılmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>II. 01.04.1974 TARİHLİ 1/2 SAYILI İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI VE KAPSAMI</strong></p>

<p>Muris muvazaası alanında temel kaynak, 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır.</p>

<p>Karara göre:</p>

<p>Miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar, saklı pay sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın dava açabilir.</p>

<p>Bu yönüyle muris muvazaası, yalnızca saklı payı koruyan bir kurum değildir.</p>

<p>İşlem tamamen hükümsüz kabul edildiği için:</p>

<p>taşınmaz yeniden terekeye döner.</p>

<p>Bu nedenle dava sonucunda mirasçı yalnızca saklı payını değil, yasal miras payının tamamını talep edebilir.</p>

<p>Bu nokta özellikle tenkis davasından ayrılmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>III. ERKEK ÇOCUK LEHİNE YAPILAN DEVİRLERDE “MAL KAÇIRMA” KASTI</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkların büyük kısmı erkek çocuk lehine yapılan devirlerden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Özellikle şu düşünce uygulamada sıklıkla görülmektedir:</p>

<p>“Kız çocuk evlenmiştir; artık eşinin ailesine gitmiştir; taşınmaz erkek çocukta kalmalıdır.”</p>

<p>Bu yaklaşım sosyal bir gerçeklik olmakla birlikte hukuk bakımından doğrudan sonuç doğurmamaktadır.</p>

<p>Ancak Yargıtay kararlarında bu tür toplumsal eğilimler dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Mahkemeler şu kriterleri araştırmaktadır:</p>

<p><strong>1. Davalı erkek çocuğun ekonomik gücü</strong></p>

<p>Taşınmazı satın alabilecek mali yeterliliği var mı?</p>

<p><strong>2. Satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark</strong></p>

<p>Taşınmaz milyonlar değerindeyken çok düşük bedel gösterilmiş mi?</p>

<p><strong>3. Murisin satış ihtiyacı</strong></p>

<p>Gerçekten paraya ihtiyacı var mıydı?</p>

<p><strong>4. Aile içi ilişkiler</strong></p>

<p>Mirasbırakan kız çocuklarıyla sorun yaşıyor muydu?</p>

<p><strong>5. Yöresel gelenekler</strong></p>

<p>Kız çocuklarını mirastan uzaklaştırma eğilimi var mı?</p>

<p>Bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle murisin gerçek iradesi ortaya çıkarılmaya çalışılır.</p>

<p></p>

<p><strong>IV. KIZ ÇOCUKLARI HANGİ DAVALARI AÇABİLİR?</strong></p>

<p><strong>A. Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası</strong></p>

<p>Eğer işlem görünüşte satış ancak gerçekte bağış niteliğindeyse açılması gereken temel dava budur.</p>

<p>Sonuç:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>işlem tamamen geçersiz olur</li>
 <li>taşınmaz terekeye döner</li>
 <li>davacı yalnız saklı payını değil tam miras payını alabilir</li>
</ul>

<p>En önemli avantajı:</p>

<p>zamanaşımına tabi olmamasıdır.</p>

<p><strong>B. Tenkis Davası</strong></p>

<p>İşlem gerçek bir bağış ise muvazaa iddiası ileri sürülemeyebilir.</p>

<p>Bu durumda saklı pay ihlal edilmişse tenkis gündeme gelir.</p>

<p>Ancak burada önemli sınırlamalar vardır:</p>

<p>Davacı yalnız saklı payını alabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşlem tamamen ortadan kalkmaz.</p>

<p><strong>C. Denkleştirme</strong></p>

<p>Mirasbırakanın çocuklarına sağlığında yaptığı bazı kazandırmalar, aksi belirtilmedikçe miras payına mahsup edilir.</p>

<p>Bu kurum özellikle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>ev verilmesi</li>
 <li>iş yeri devri</li>
 <li>yüksek miktarlı para transferleri</li>
</ul>

<p>bakımından önemlidir.</p>

<p></p>

<p><strong>V. SAKLI PAY VE ERKEK ÇOCUK LEHİNE DEVRİN ETKİSİ</strong></p>

<p>Saklı pay, mirasbırakanın tamamen ortadan kaldıramayacağı miras payıdır.</p>

<p>Ancak uygulamada önemli bir yanlış düşünce vardır:</p>

<p>“Babam malını sağlığında istediğine verir; kimse karışamaz.”</p>

<p>Bu ifade mutlak doğru değildir.</p>

<p>Mirasbırakan tasarruf özgürlüğüne sahip olmakla birlikte;</p>

<p>mirasçıları etkisiz bırakmak amacıyla muvazaalı işlem yapamaz.</p>

<p>Özellikle saklı payı bertaraf etmeye yönelik işlemler yargısal denetime tabidir.</p>

<p></p>

<p><strong>VI. ZAMANAŞIMI VE HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELER</strong></p>

<p>Burada kritik ayrım vardır:</p>

<p><strong>Muris muvazaası:</strong></p>

<p>Zamanaşımına tabi değildir.</p>

<p>Çünkü dava yolsuz tescile dayanır.</p>

<p>Yıllar sonra dahi açılabilir.</p>

<p><strong>Tenkis:</strong></p>

<p>Hak düşürücü süreye tabidir.</p>

<p>Mirasçı;</p>

<p>tasarrufu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde,</p>

<p>her durumda ölümden itibaren on yıl içinde dava açmalıdır.</p>

<p>Bu ayrım uygulamada çoğu davanın kaderini belirlemektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>VII. UYGULAMADA EN GÜVENLİ DAVA STRATEJİSİ</strong></p>

<p>Uygulamada en doğru yöntem:</p>

<p><strong>terditli dava açılmasıdır.</strong></p>

<p>Talep sırası:</p>

<p>Birinci talep:</p>

<p>Muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil</p>

<p>İkinci talep:</p>

<p>Tenkis</p>

<p>Bu yöntem davanın tamamen reddedilmesi riskini azaltmaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kız çocuklarının mirastan dışlanması amacıyla erkek çocuk lehine yapılan görünüşte satış işlemleri, Türk hukukunda yalnızca aile içi tercih veya gelenek meselesi değildir. Bu işlemler miras hukukunun temel ilkeleri, saklı pay sistemi ve dürüstlük kuralı çerçevesinde yargısal denetime tabidir.</p>

<p>Özellikle muris muvazaası kurumu, görünürde satış gibi yapılan ancak gerçekte bağış niteliği taşıyan işlemlere karşı güçlü bir koruma mekanizması oluşturmaktadır. Bununla birlikte her olayın kendi şartları içinde değerlendirilmesi; murisin gerçek iradesi, aile ilişkileri, ekonomik olgular ve toplumsal koşulların birlikte incelenmesi gerekir.</p>

<p>Kanaatimizce güncel uygulamada mirasçıların en etkili hukuki koruması, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil talebinin terditli tenkis istemiyle birlikte ileri sürülmesidir.</p>

<p><img alt="Emrah Golgi̇yaz" height="220" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="200" /></p>

<p><strong>Av. Emrah GOLGİYAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/muris-muvazaasi-cercevesinde-kiz-cocuklarinin-mirastan-dislanmasi-sorunu</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis-1.jpg" type="image/jpeg" length="56801"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikiyatrik Tanı Almış Müvekkille Çalışmak: Avukatın Tanı Koymadan Gözlemleme, Damgalamadan Somutlaştırma Görevi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/psikiyatrik-tani-almis-muvekkille-calismak-avukatin-tani-koymadan-gozlemleme-damgalamadan-somutlastirma-gorevi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/psikiyatrik-tani-almis-muvekkille-calismak-avukatin-tani-koymadan-gozlemleme-damgalamadan-somutlastirma-gorevi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu makale, psikiyatrik tanı almış veya ruhsal kırılganlık gösteren müvekkille çalışan avukatın mesleki konumunu, etik sınırlarını ve hukuki sorumluluğunu incelemektedir. Avukatın görevi psikiyatrik tanı koymak değildir; ancak müvekkilin anlatısında, karar alma kapasitesinde, gerçeklik değerlendirmesinde ve avukatla kurduğu ilişkide hukuki temsil bakımından önem taşıyan işaretleri gözlemlemesi gerekir. Psikiyatrik tanı, hak arama faaliyetini değersizleştiren bir damga olarak görülmemeli; aksine savunma ilişkisinin daha dikkatli, kayıtlı, somut ve insanî biçimde kurulmasını gerektiren bir veri olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda makale, “zor müvekkil” ile psikiyatrik kırılganlık arasındaki ayrımı; anlatı testi, gerçeklik testi ve karar kapasitesi testi üzerinden ele almakta; gerçek mağduriyet ile psikiyatrik anlatının birbirine karıştığı durumlarda avukatın hukuki çekirdeği nasıl ayıklaması gerektiğini tartışmaktadır. Ayrıca ceza yargılamasında psikiyatrik durumun ceza sorumluluğu, savunma kapasitesi ve adli psikiyatri değerlendirmesi bakımından taşıdığı önem vurgulanmaktadır. Makalenin temel sonucu şudur: Avukat, tanı koymadan gözlemlemeli; müvekkili damgalamadan somutlaştırmalı; onun acısını ciddiye alırken dosyaya yalnızca hukuken taşınabilir çekirdeği koymalıdır.</p>

<p><strong>Giriş: Tanı Değil, Savunma İlişkisi</strong></p>

<p>Avukatlık pratiğinde bazı müvekkiller yalnızca hukuki sorunlarıyla gelmezler. Beraberlerinde ağır bir öfke, derin bir güvensizlik, dağılmış bir anlatı, yoğun bir mağduriyet duygusu, psikiyatrik tedavi geçmişi veya ruhsal kırılganlık da getirirler. Bu durum, avukat bakımından basit bir “zor müvekkil” meselesi değildir. Çünkü burada aynı anda birkaç alan kesişir: savunma hakkı, insan onuru, mesleki etik, hukuki gerçeklik testi, psikiyatrik kırılganlık ve avukatın kendi mesleki sınırları.</p>

<p>Psikiyatrik tanı almış bir kişiyle çalışırken avukatın ilk yanılgısı, müvekkilin bütün anlatısını tanısına indirgemektir. “Bu kişi zaten psikiyatrik hasta, o halde anlattıkları güvenilir değildir” yaklaşımı, savunma hakkı bakımından son derece tehlikelidir. Çünkü psikiyatrik tanı almış olmak, kişinin mutlaka gerçek dışı konuştuğu, hukuki taleplerinin dayanaksız olduğu veya uğradığı haksızlığı ifade edemeyeceği anlamına gelmez.</p>

<p>İkinci yanılgı ise bunun tam tersidir: Müvekkilin anlattığı her şeyi, hiçbir hukuki süzgeçten geçirmeden olduğu gibi dosyaya taşımak. Bu da başka bir tehlikedir. Çünkü bazı müvekkiller gerçekten ağır bir haksızlık yaşamış olabilir; fakat bu haksızlığı anlatma biçimi psikolojik olarak dağılmış, abartılı, komplocu, öfkeli veya tutarsız hale gelmiş olabilir. Avukatın görevi bu anlatıyı ne küçümsemek ne de bütünüyle sahiplenmektir. Avukatın görevi, anlatının içindeki <strong>hukuki çekirdeği</strong> bulmaktır.</p>

<p>Bu yazının temel tezi şudur: <strong>Avukat psikiyatrik tanı koymaz; fakat savunma ilişkisini etkileyen işaretleri gözlemlemek, müvekkili damgalamadan anlatının hukuki çekirdeğini somutlaştırmak ve gerektiğinde uzman değerlendirmesini sürece dahil etmek zorundadır.</strong></p>

<p><strong>I. Avukat Hekim Değildir; Fakat Gözlemci Olmak Zorundadır</strong></p>

<p>Avukatın görevi psikiyatrik teşhis koymak değildir. Avukat, müvekkiline “paranoid”, “bipolar”, “kişilik bozukluğu var”, “hezeyan içinde” gibi etiketler yapıştıramaz. Bu hem mesleki sınırın aşılmasıdır hem de müvekkilin onurunu zedeleyebilir. Fakat avukatın teşhis koymaması, hiçbir gözlem yapmayacağı anlamına gelmez. Aksine, avukat savunma ilişkisini sağlıklı kurabilmek için bazı işaretleri dikkatle izlemelidir.</p>

<p>Müvekkil olayları zaman, kişi, yer ve sebep-sonuç ilişkisi içinde anlatabiliyor mu? Aynı olay her görüşmede bütünüyle değişiyor mu? Avukata güvenebiliyor mu? Avukatı kısa süre içinde “tek kurtarıcı” veya “ihanet eden kişi” konumuna yerleştiriyor mu? Hukuki talep ile kişisel öfke birbirine karışmış mı? Delile dayalı iddia ile kuşku, sezgi ve komplo anlatısı ayrışabiliyor mu?</p>

<p>Bu sorular teşhis koymak için değil, savunma ilişkisini yönetmek için önemlidir. Çünkü avukatın mesleki sorumluluğu, müvekkilin anlattığı her şeyi psikolojik bir metin olarak değil, hukuki bir dosya malzemesi olarak değerlendirmektir. Olayın hangi kısmı ispatlanabilir? Hangi kısmı tanıkla desteklenebilir? Hangi kısmı belgeye bağlanabilir? Hangi kısmı yalnızca müvekkilin öznel yorumu olarak kalmaktadır? Hangi iddia hukuken sonuç doğurabilir? Hangi iddia dosyayı dağıtma riski taşır?</p>

<p>Bu ayrım yapılmadığında savunma iki uçtan birine savrulur: Ya müvekkil tanısı nedeniyle baştan değersizleştirilir ya da müvekkilin dağınık anlatısı dosyanın merkezine yerleştirilerek hukuki strateji zayıflatılır.</p>

<p><strong>II. Zor Müvekkil ile Psikiyatrik Kırılganlık Arasındaki Fark</strong></p>

<p>Her ısrarcı, kuşkucu, öfkeli veya çok konuşan müvekkil psikiyatrik vaka değildir. Hukuk pratiği doğası gereği kriz alanıdır. Müvekkil çoğu zaman avukata hayatının en gergin dönemlerinden birinde gelir. Boşanma, tutuklama, ceza soruşturması, miras kavgası, işten çıkarılma, aile içi şiddet, haksız suçlama veya malvarlığı kaybı gibi olaylar kişiyi duygusal olarak sarsabilir.</p>

<p>Bu nedenle avukat ilk aşamada aceleci davranmamalıdır. Müvekkilin öfkeli olması, ağlaması, tekrar tekrar aynı olayı anlatması, karşı tarafa güvenmemesi veya adalet sistemine öfke duyması tek başına psikiyatrik kırılganlık göstergesi değildir. Bazen bu tepkiler, yaşanan haksızlığın doğal sonucudur.</p>

<p>Ancak bazı durumlarda anlatı sıradan öfke veya kaygı sınırını aşar. Müvekkil olayları kronolojik olarak kuramıyorsa, her görüşmede temel anlatı değişiyorsa, delil yerine yalnızca sezgi ve komplo anlatısı sunuyorsa, herkesin kendisine karşı birleştiğini söylüyorsa, avukatı kısa sürede ya mutlak kurtarıcı ya da ihanet eden kişi olarak görüyorsa, hukuken imkânsız taleplerde ısrar ediyorsa, burada avukatın dikkatini artırması gerekir.</p>

<p>Buradaki mesele “bu kişi hasta mı?” sorusu değildir. Daha doğru soru şudur: <strong>Bu müvekkille olağan vekâlet ilişkisi yeterli olacak mı, yoksa özel dikkat, yazılı teyit, uzman değerlendirmesi veya daha sınırlı bir stratejik çalışma mı gerekecek?</strong></p>

<p><strong>III. Psikiyatrik Tanı, Hak Arama Faaliyetini Değersizleştirmez</strong></p>

<p>Hukuk pratiğinde çok sinsi bir eğilim vardır: Psikiyatrik geçmişi olan kişinin şikâyeti, talebi veya savunması çoğu zaman sessizce değersizleştirilir. Kollukta, savcılıkta, mahkemede, hatta bazen avukatlık görüşmesinde bile “bu kişi zaten sorunlu” şeklinde görünmez bir kanaat oluşabilir.</p>

<p>Oysa bu yaklaşım, hak arama özgürlüğü bakımından ciddi bir risktir. Psikiyatrik tanı almış bir kişi de haksızlığa uğrayabilir. Dolandırılabilir, tehdit edilebilir, darp edilebilir, mirastan dışlanabilir, aile içinde kötü muamele görebilir, işyerinde mobbinge uğrayabilir, kolluk veya yargı süreçlerinde örselenebilir. Hatta kimi zaman ruhsal kırılganlığı, onu haksızlıklara karşı daha korunmasız hale getirir. Bu nedenle avukatın temel ilkesi şu olmalıdır: <strong>Psikiyatrik tanı, hak arama faaliyetini lekeleyen bir unsur değildir; yalnızca avukatın daha dikkatli, daha kayıtlı, daha sabırlı ve daha sınırları belirgin çalışmasını gerektiren bir veridir.</strong></p>

<p>Burada “damgalanma” tehlikesi özellikle önemlidir. Müvekkilin psikiyatrik tanısı, onun her sözünü şüpheli hale getiren bir damgaya dönüşmemelidir. Hukuk, kişinin ruhsal kırılganlığını ona karşı kullanılan bir değersizleştirme aracına dönüştürdüğü anda, adalet fikrinden uzaklaşır. Fakat bunun karşısında başka bir dikkat de gereklidir. Avukat, müvekkilin psikiyatrik kırılganlığını hiç yokmuş gibi de davranamaz. Çünkü bazı durumlarda müvekkilin karar alma kapasitesi, olayları değerlendirme biçimi, risk algısı, karşı tarafa ilişkin kanaatleri veya avukattan beklentileri sağlıklı bir savunma ilişkisini zorlayabilir. Burada mesele müvekkili dışlamak değil, savunma hakkını daha güvenli bir zeminde kurmaktır.</p>

<p><strong>IV. Üçlü Ayırt Etme Ölçütü: Anlatı, Gerçeklik, Karar Kapasitesi</strong></p>

<p>Avukatın psikiyatrik kırılganlığı ayırt etmesinde pratik bir üçlü ölçüt kullanılabilir: <strong>anlatı testi, gerçeklik testi ve karar kapasitesi testi.</strong></p>

<p><strong>1. Anlatı Testi</strong></p>

<p>Anlatı testi, müvekkilin olayı hukuki olarak işlenebilir biçimde anlatıp anlatamadığıyla ilgilidir. Avukat için temel sorular basittir: Ne oldu? Ne zaman oldu? Kim yaptı? Nerede oldu? Hangi delil var? Kim gördü? Hangi belge mevcut? Daha önce nereye başvuruldu?</p>

<p>Müvekkil bu sorulara dağınık ama zamanla toparlanabilir cevaplar veriyorsa, bu olağan bir kriz anlatısı olabilir. Fakat her cevap başka bir komplo anlatısına, eski husumetlere, ilgisiz kişilere, delilsiz kesin hükümlere ve sürekli genişleyen bir düşman listesine dönüşüyorsa, anlatının psikiyatrik yükü artmış olabilir. Burada avukatın yapacağı şey müvekkili susturmak değildir. Avukat, anlatıyı hukuki forma sokmalıdır. Uzun, dağınık ve duygusal anlatının içinden delillendirilebilir, dava konusu yapılabilir ve hukuki sonuç doğurabilir kısımlar ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>2. Gerçeklik Testi</strong></p>

<p>Gerçeklik testi, müvekkilin ihtimal ile kesinliği ayırıp ayıramadığıyla ilgilidir. Müvekkilin “bana haksızlık yapıldığını düşünüyorum” demesi ile “bütün hâkimler, savcılar, doktorlar, komşular ve akrabalar bana karşı örgüt kurdu” demesi aynı şey değildir. Elbette hayatta sistematik haksızlıklar, kurumsal ihmaller, organize baskılar ve gerçek komplolar da olabilir. Avukat bunları peşinen imkânsız sayamaz. Ancak böyle ağır iddialar mutlaka somut veriyle desteklenmelidir. Ağır iddia, ağır delil ihtiyacı doğurur. Bu nedenle avukatın sorusu şu olmalıdır: Bu iddia hangi belgeyle, hangi tanıkla, hangi kamera kaydıyla, hangi raporla, hangi resmi işlemle, hangi yazışmayla desteklenebilir? Müvekkilin anlatısı delile yaklaştıkça hukuki iddiaya dönüşür. Delilden uzaklaştıkça psikolojik yorum alanında kalır. Avukat bu ayrımı incelikle yapmalıdır.</p>

<p><strong>3. Karar Kapasitesi Testi</strong></p>

<p>Karar kapasitesi testi, müvekkilin hukuki sürece anlamlı biçimde katılıp katılamadığıyla ilgilidir. Müvekkil avukatın açıklamasını anlayabiliyor mu? Seçenekleri karşılaştırabiliyor mu? Hukuki riskleri kavrayabiliyor mu? Bugün verdiği kararı yarın makul biçimde açıklayabiliyor mu? Dava açmanın, şikâyette bulunmanın, sulh olmanın, susmanın, ifade vermenin veya feragatin sonuçlarını değerlendirebiliyor mu?</p>

<p>Bu noktada önemli bir ayrım vardır: Kişinin avukata göre yanlış karar vermesi, onun karar kapasitesinin bulunmadığını göstermez. İnsanlar yanlış, riskli veya duygusal kararlar verebilir. Ancak müvekkil kararın anlamını hiç kavrayamıyor, sürekli radikal biçimde fikir değiştiriyor, açıklanan riskleri anlayamıyor veya kendisini koruyamayacak ölçüde dağılmış görünüyorsa, avukat özel dikkat göstermelidir. Bu özel dikkat bazen daha yavaş ilerlemeyi, bazen yazılı teyit almayı, bazen yakın destek istemeyi, bazen de adli psikiyatri değerlendirmesi talep etmeyi gerektirebilir.</p>

<p><strong>V. Gerçek Mağduriyet ile Psikiyatrik Anlatıyı Ayırmak</strong></p>

<p>Psikiyatrik tanı almış müvekkille çalışmanın en zor yanı, gerçek mağduriyet ile psikiyatrik anlatının birbirine karıştığı alanlarda ortaya çıkar. Bazı müvekkiller gerçekten haksızlığa uğramıştır; fakat bunu öyle dağınık, öfkeli, kuşkucu veya abartılı anlatır ki, olayın hukuki özü görünmez hale gelir. Bazıları ise hukuken karşılığı zayıf olan kişisel çatışmaları büyük bir komplo, sistematik saldırı veya mutlak kötülük anlatısı içinde sunabilir. Avukatın işi bu noktada çok inceliklidir.</p>

<p>Avukat, müvekkilin acısını inkâr etmeden, anlatının hukukileştirilebilir kısmını ayırmalıdır. Bu ayrım soğuk bir teknik işlem değildir. Tam tersine, savunma hakkının en insanî noktalarından biridir. Çünkü avukat, müvekkilin dağılmış anlatısından hukuki bir omurga çıkararak aslında onun sesini duyulabilir hale getirir.</p>

<p>Bu nedenle görüşmede şu dört soru önemlidir:</p>

<p>Birincisi, müvekkilin anlattığı olayın somut karşılığı nedir?</p>

<p>İkincisi, bu olay hangi belge, tanık, kayıt, rapor veya maddi olgu ile desteklenebilir?</p>

<p>Üçüncüsü, müvekkilin anlatısında hukuken anlamlı olan kısım ile kişisel yorum olan kısım nasıl ayrılabilir?</p>

<p>Dördüncüsü, dosyaya taşınacak iddia müvekkilin onurunu korurken aynı zamanda hukuki inandırıcılığı zedelemeyecek şekilde nasıl kurulabilir?</p>

<p>Avukatın başarısı çoğu zaman burada ortaya çıkar. Dağınık anlatıyı küçümsemek kolaydır. Müvekkilin her dediğini dilekçeye koymak da kolaydır. Zor olan, anlatının içindeki hukuki çekirdeği bulup onu dosyanın taşıyabileceği bir dile dönüştürmektir.</p>

<p><strong>VI. Psikiyatrik Anlatının Bazı Görünümleri</strong></p>

<p>Avukatın pratikte karşılaşabileceği bazı anlatı biçimleri vardır. Bunlar tanı koymak için değil, çalışma biçimini düzenlemek için dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>1. Paranoid veya Komplocu Anlatı</strong></p>

<p>Bazı müvekkiller neredeyse bütün hayat olaylarını kendilerine karşı kurulmuş geniş bir planın parçası olarak yorumlar. Komşular, eski eş, akrabalar, kolluk, savcı, hâkim, doktor, bilirkişi, banka görevlisi, işveren veya devlet kurumları aynı anlatı içinde birleşir. Müvekkil, delil sorulduğunda “zaten belli”, “herkes biliyor”, “bakışlarından anlaşılıyor”, “telefonumu dinliyorlar”, “bana işaret gönderiyorlar” gibi ifadeler kullanabilir. Bu durumda avukatın en büyük hatası, müvekkille komplo anlatısı içinde sürüklenmektir. İkinci hata ise müvekkili küçümseyip ilişkiyi koparmaktır.</p>

<p>Doğru yöntem şudur: İddia somutlaştırılır.</p>

<p>“Hangi olaydan söz ediyoruz?”<br />
“Hangi tarihte oldu?”<br />
“Bunu kim gördü?”<br />
“Elimizde hangi belge var?”<br />
“Bu iddiayı mahkemeye sunduğumuzda hangi delille destekleyeceğiz?”</p>

<p>Bu sorular müvekkile “sana inanmıyorum” demek değildir. Tam tersine, anlatıyı hukuk alanına taşıma çabasıdır.</p>

<p><strong>2. Taşkın, Dürtüsel veya Aşırı Genişleyen Anlatı</strong></p>

<p>Bazı müvekkiller çok hızlı konuşur, konudan konuya atlar, aynı anda çok sayıda dava açmak ister, herkesi şikâyet etmek ister, basına çıkmayı, sosyal medyada kampanya yapmayı, çok yüksek tazminatlar istemeyi, bütün kurumları harekete geçirmeyi talep eder. Gerçekçi olmayan beklentilerle gelir. Bazen “hemen bugün dava açalım”, “herkesi tutuklatsınlar”, “şu kadar milyon tazminat alırız” gibi ifadeler kullanır.</p>

<p>Bu durumda avukat acele karar almamalıdır. Müvekkilin anlık taşkınlığı ile hukuki strateji birbirine karıştırılmamalıdır. Stratejik kararlar mümkünse yazılı teyide bağlanmalı, müvekkile hukuki yolların sınırları açıkça anlatılmalı, dosya bir anda gereksiz yere genişletilmemelidir.</p>

<p>Avukat burada sakinleştirici ama sınır koyan bir dil kullanmalıdır: “Bu taleplerinizin hepsini not ediyorum. Ancak hukuken sonuç alabileceğimiz alanı belirlemek için önce delili, süreyi, görevli makamı ve talebin dayanağını ayrı ayrı değerlendirmemiz gerekir.”</p>

<p><strong>3. Depresif ve Çökkün Anlatı</strong></p>

<p>Bazı müvekkiller ise aşırı çökkün, umutsuz, kendisini değersiz gören, karar veremeyen, konuşmakta zorlanan, sürekli suçluluk duyan bir halde olabilir. “Artık hiçbir şeyin anlamı yok”, “ben bittim”, “yaşamak istemiyorum”, “her şey mahvoldu” gibi ifadeler ciddiye alınmalıdır. Bu durumda avukatın görevi terapistlik yapmak değildir. Ancak kendine zarar verme riski ima ediliyorsa, bu durum asla sıradan bir duygusal tepki gibi geçiştirilmemelidir. Avukat, insanî bir dille profesyonel destek alınmasını önermeli; acil risk varsa gerekli yakınlara veya ilgili sağlık birimlerine yönlendirme yapılmasını sağlamalıdır.</p>

<p>Burada kullanılacak dil damgalayıcı olmamalıdır: “Bu süreç sizi çok ağır etkilemiş görünüyor. Hukuki süreci birlikte yürütürüz; fakat bu ağırlığı tek başınıza taşımanız gerekmiyor. Profesyonel destek almanız hem sizin iyiliğiniz hem de süreci daha sağlıklı yürütebilmemiz için önemli olabilir.”</p>

<p><strong>4. Travmatik Anlatı</strong></p>

<p>Bazı müvekkiller yaşadıkları olayı parçalı, kopuk, düzensiz ve bedensel tepkilerle anlatır. Ağlama, donma, titreme, öfke patlaması, hatırlayamama, görüşmeyi sürdürememe veya belirli ayrıntılarda aşırı yoğunlaşma görülebilir. Bu durum her zaman yalan, çelişki veya güvenilmezlik olarak değerlendirilmemelidir. Travmatik yaşantılar bazen anlatıyı böler. Avukatın burada aceleci çapraz sorgucu gibi davranması, müvekkilin daha fazla kapanmasına yol açabilir.</p>

<p>Bu tür durumlarda kısa görüşmeler, güvenli ortam, açık sorular, zamana yayılmış anlatı alma ve gerektiğinde uzman desteği önemlidir. Avukatın amacı müvekkili zorlayarak “tam ve kusursuz anlatı” üretmek değil, hukuki dosya için gerekli bilgileri insanî sınırlar içinde toplamaktır.</p>

<p><strong>VII. Görüşme Yönetimi: Sakinlik, Sınır ve Somutlaştırma</strong></p>

<p>Psikiyatrik tanı almış veya ruhsal olarak kırılgan müvekkillerle görüşmede avukatın dili belirleyicidir. Küçümseyici, alaycı, buyurgan veya sabırsız dil, müvekkilin güvensizliğini artırabilir. Fakat sınırsız onaylayıcı dil de avukatı müvekkilin psikolojik anlatısının içine çekebilir. Bu nedenle en doğru dil, hem saygılı hem sınır koyan dildir.</p>

<p>Avukat şunu söyleyebilmelidir: “Size inanmıyorum demiyorum. Benim görevim anlattıklarınızı hukuk dosyasına çevirmek. Bunun için olayları tarih, kişi, belge, tanık ve somut veri üzerinden ayırmamız gerekir.” Bu cümle, psikiyatrik tanı almış müvekkille çalışmanın temel cümlelerinden biridir. Çünkü hem müvekkilin onurunu korur hem de avukatın mesleki sınırını belirler.</p>

<p>Görüşme pratiğinde bazı yöntemler özellikle yararlıdır. Görüşmeler mümkün olduğunca başlıklara ayrılmalıdır. Müvekkilin uzun ve dağınık anlatısı keskin biçimde bastırılmadan, hukuki kategorilere yönlendirilmelidir: “Bu anlattığınız olay hangi tarihte oldu?”, “Bunu gören biri var mı?”, “Elinizde belge var mı?”, “Bu konuda daha önce dilekçe verdiniz mi?”, “Bu iddiayı dosyada hangi delille gösterebiliriz?”</p>

<p>Her görüşmenin sonunda kısa bir özet yapılması da önemlidir. “Bugün şu üç konu üzerinde konuştuk; dosyada şu iki talebi ileri süreceğiz; şu iddiayı ise delil olmadığı için şimdilik dilekçeye koymayacağız.” Bu özet, hem müvekkilin beklentisini düzenler hem de ileride çıkabilecek yanlış anlamaları azaltır. Bazı durumlarda görüşme notlarının yazılı teyidi gerekebilir. Özellikle müvekkilin sık strateji değiştirdiği, avukata yönelik güveninin dalgalandığı veya sonradan “ben böyle demedim” deme ihtimalinin bulunduğu durumlarda bu yöntem avukatı da müvekkili de korur.</p>

<p><strong>VIII. Hukukî Strateji: Her İddia Dosyaya Taşınmamalıdır</strong></p>

<p>Psikiyatrik tanı almış müvekkillerin bazıları çok sayıda iddia, şikâyet, talep ve kuşku ile avukata gelir. Bazen bir olay dosyası, kısa sürede onlarca kişiye, kuruma, komploya, eski husumete, aile içi çatışmaya, devlet görevlilerine, sağlık personeline veya komşulara kadar genişleyen bir anlatıya dönüşebilir.</p>

<p>Avukat burada dosyayı büyütme baskısına karşı dikkatli olmalıdır. Her anlatı hukuki iddia değildir. Her kuşku delil değildir. Her öfke dava konusu yapılamaz. Her kişisel kırgınlık ceza hukuku veya tazminat hukuku bakımından sonuç doğurmaz. Bu nedenle avukatın stratejik görevi bazen müvekkilin söylemek istediği her şeyi söylemek değil, dosyanın taşıyabileceği en güçlü iddiayı seçmektir.</p>

<p>Bu seçim müvekkile açıkça anlatılmalıdır: “Bu anlattıklarınızın sizin için önemli olduğunu görüyorum. Ancak mahkeme önünde güçlü kalabilmemiz için delillendirebildiğimiz ve hukuken sonuç doğurabilecek iddialara odaklanmamız gerekir.” Böyle bir yaklaşım, müvekkilin anlatısını susturmaz; aksine onu hukuken etkili hale getirir. Çünkü dağınık, aşırı geniş ve delilsiz iddialar, bazen gerçek haksızlığın de görünmez hale gelmesine yol açar.</p>

<p><strong>IX. Ceza Dosyalarında Özel Dikkat: Sorumluluk ve Savunma Kapasitesi</strong></p>

<p>Ceza dosyalarında psikiyatrik kırılganlık ayrıca önemlidir. Çünkü burada yalnızca müvekkilin anlatısının düzenlenmesi değil, ceza sorumluluğu ve savunma hakkının etkin kullanımı da gündeme gelir.</p>

<p>Avukat özellikle şu soruları sormalıdır:</p>

<p>Fiil tarihinde müvekkilin ruhsal durumu nasıldı?<br />
Fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabiliyor muydu?<br />
Davranışlarını yönlendirme yeteneği etkilenmiş miydi?<br />
Bugün yargılamayı takip edebiliyor mu?<br />
Müdafiiyle anlamlı iletişim kurabiliyor mu?<br />
İfade verirken ne söylediğini ve bunun sonuçlarını kavrayabiliyor mu?<br />
Adli psikiyatri değerlendirmesi gerekli mi?</p>

<p>Bu sorular müvekkili damgalamak için değil, savunma hakkını güvenceye almak için sorulur. Özellikle ceza sorumluluğu, kusur yeteneği, ifade güvenilirliği, tutuklama değerlendirmesi, duruşmaya katılma kapasitesi ve savunma stratejisi bakımından psikiyatrik durumun uzman raporuyla değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<p>Dilekçe dili burada son derece önemlidir. “Müvekkil akıl hastasıdır” gibi kaba ve damgalayıcı ifadeler yerine şu tür bir dil tercih edilmelidir: “Sanığın psikiyatrik tedavi geçmişi ve dosyaya yansıyan ruhsal durumu dikkate alındığında, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin uzman raporuyla değerlendirilmesi gerekmektedir.” Ya da: “Sanığın yargılama sürecine etkin biçimde katılıp katılamadığı, müdafiiyle anlamlı savunma ilişkisi kurup kuramadığı ve beyanlarının sağlıklı biçimde alınabilirliği bakımından adli psikiyatri değerlendirmesi yapılması savunma hakkının etkin kullanımı için zorunludur.” Bu dil, meseleyi damgalama alanından çıkarıp adil yargılanma ve savunma hakkı alanına taşır.</p>

<p><strong>X. Avukatın Sınırı: Kurtarıcı, Hekim veya Aile Üyesi Olmamak</strong></p>

<p>Psikiyatrik kırılganlığı olan bazı müvekkiller, avukatı yalnızca hukuki temsilci olarak görmeyebilir. Avukat zamanla müvekkilin gözünde kurtarıcı, sırdaş, terapist, aile üyesi, düşman, komplonun parçası veya mutlak güven figürü haline gelebilir. Bu durum savunma ilişkisini bozar.</p>

<p>Avukat, müvekkilin yaşadığı sıkıntıya duyarsız kalmamalıdır. Ancak avukat, psikolojik bakım rolünü de üstlenemez. Avukatın görevi müvekkili tedavi etmek, duygusal olarak sürekli yatıştırmak, hayatının bütün krizlerini yönetmek veya her saat ulaşılabilir olmak değildir.</p>

<p>Bu nedenle mesleki sınırlar baştan konulmalıdır. Görüşme saatleri belirlenmeli, acil olmayan konuların yazılı iletilmesi istenmeli, aynı konuda tekrar eden başvurular makul şekilde sınırlandırılmalı, avukatın hangi konuda hukuki yardım sunacağı açıkça anlatılmalıdır.</p>

<p>Bu sınır koyma, müvekkile karşı ilgisizlik değildir. Aksine sağlıklı bir savunma ilişkisinin şartıdır. Sınırları olmayan ilişki bir süre sonra hem avukatı tüketir hem müvekkilin beklentilerini gerçek dışı hale getirir hem de dosyanın hukuki seyrini bozar.</p>

<p>Avukat gerektiğinde müvekkile psikiyatrik veya psikolojik destek almasını da önerebilir. Fakat bu öneri damgalayıcı bir dille yapılmamalıdır. “Siz hastasınız, önce tedavi olun” dili yıkıcıdır. Bunun yerine şöyle bir dil daha doğrudur: “Bu süreç sizin için çok ağır ilerliyor. Profesyonel destek almanız hem kişisel olarak sizi güçlendirebilir hem de hukuki süreci daha sağlıklı yürütmemize yardımcı olabilir.” Bu dil, müvekkili dışlamaz; sürecin ağırlığını kabul eder.</p>

<p><strong>XI. Dilekçe Dili: Damgalamadan Görünür Kılmak</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Psikiyatrik tanı almış müvekkille ilgili dilekçe yazarken dil çok önemlidir. Dilekçe, müvekkili incitici, küçültücü veya damgalayıcı ifadeler içermemelidir. “Akıl hastası”, “dengesiz”, “sağlıksız beyanlar veren”, “gerçeklikten kopuk” gibi ifadeler, hem etik hem stratejik bakımdan sorunludur. Bunun yerine daha ölçülü ve hukuki ifadeler tercih edilmelidir:</p>

<p>“Psikiyatrik tedavi geçmişi bulunmaktadır.”</p>

<p>“Ruhsal durumu nedeniyle olayları değerlendirme ve yargılama sürecine etkin katılma kapasitesinin uzman raporuyla belirlenmesi gerekmektedir.”</p>

<p>“Savunma hakkının etkin kullanılabilmesi için adli psikiyatri değerlendirmesi yapılmalıdır.”</p>

<p>“Beyanlarının sağlıklı biçimde alınabilmesi için görüşme ve ifade süreçlerinde özel dikkat gösterilmesi gerekmektedir.”</p>

<p>Bu dil, müvekkilin tanısını onun aleyhine bir damgaya dönüştürmez. Meseleyi usul güvencesi, savunma hakkı ve adil yargılanma bağlamında kurar.</p>

<p><strong>XII. Avukat İçin Pratik Kontrol Listesi</strong></p>

<p>Psikiyatrik kırılganlık ihtimalinde avukat kendi içinde şu kontrol listesini kullanabilir:</p>

<p>Müvekkil olayı kronolojik anlatabiliyor mu?</p>

<p>Yer, zaman, kişi ve eylem ilişkisi kurulabiliyor mu?</p>

<p>Somut delil gösterebiliyor mu?</p>

<p>İhtimal ile kesinliği ayırabiliyor mu?</p>

<p>Avukatın hukuki açıklamalarını anlayabiliyor mu?</p>

<p>Riskleri kavrayabiliyor mu?</p>

<p>Kararlarında süreklilik var mı?</p>

<p>Dilekçeye konulamayacak kadar ağır ama delilsiz iddialarda ısrar ediyor mu?</p>

<p>Avukatı aşırı idealize ediyor veya aniden düşmanlaştırıyor mu?</p>

<p>Kendine ya da başkasına zarar verme iması var mı?</p>

<p>Görüşme makul mesleki sınırlar içinde sürdürülebiliyor mu?</p>

<p>Adli psikiyatri değerlendirmesi gerekli olabilir mi?</p>

<p>Bu sorulardan birkaçına ciddi olumsuz cevap veriliyorsa, avukat artık olağan çalışma biçimiyle yetinmemelidir. <strong>Daha kayıtlı, daha sınırlı, daha somut, daha yavaş ve gerektiğinde uzman desteğine açık bir çalışma düzenine geçmelidir.</strong></p>

<p><strong>Sonuç: Tanı Koyma, Gözlemle; Damgalama, Somutlaştır</strong></p>

<p>Psikiyatrik tanı almış müvekkille çalışmak, avukatın en zor mesleki sınavlarından biridir. Çünkü burada avukat, aynı anda iki hatadan kaçınmak zorundadır. Birinci hata, müvekkilin tanısını onun bütün anlatısını değersizleştiren bir damgaya dönüştürmektir. İkinci hata ise müvekkilin dağınık, kuşkucu veya delilsiz anlatısını hiçbir süzgeçten geçirmeden hukuki strateji haline getirmektir.</p>

<p>İyi avukat bu iki uç arasında durur. Müvekkilin acısını ciddiye alır; fakat dosyanın gerçeklik testini terk etmez. Müvekkilin onurunu korur; fakat hukuki stratejiyi psikolojik dalgalanmaya teslim etmez. Müvekkile saygılı davranır; fakat kendi mesleki sınırını kaybetmez. Psikiyatrik tanıyı hak arama faaliyetini lekeleyen bir unsur olarak değil, daha özenli bir savunma ilişkisi kurulmasını gerektiren bir veri olarak görür.</p>

<p>Sonuçta mesele şudur: Psikiyatrik tanı almış müvekkil, hukuk düzeninin kenarına itilecek bir kişi değildir. Tam tersine, savunma hakkının en dikkatli, en özenli ve en insanî biçimde işletilmesi gereken kişilerden biridir. Avukatın görevi onu tedavi etmek değildir. Fakat onu damgalamadan dinlemek, anlattıklarını hukuki zemine taşımak, delillendirilebilir olanı ayırmak, savunma hakkını korumak ve gerektiğinde uzman desteğini sürece dahil etmektir. Çünkü adalet, yalnızca güçlü, tutarlı, kendini iyi ifade eden ve psikolojik olarak dengeli kişilerin hakkı değildir. Adalet, kırılgan olanın da, dağılmış olanın da, kendini ifade etmekte zorlanan kişinin de hakkıdır. Belki de avukatlığın en soylu tarafı tam burada ortaya çıkar:</p>

<p><strong>Hukukun gürültüde kaybolan insan sesini, incitmeden, abartmadan, küçümsemeden ve hukuki biçimini vererek duyulabilir hale getirmek.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/psikiyatrik-tani-almis-muvekkille-calismak-avukatin-tani-koymadan-gozlemleme-damgalamadan-somutlastirma-gorevi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/psikiyatrik-ilac.jpg" type="image/jpeg" length="37898"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ecrimisil: Haksız İşgal Tazminatının Hukuki Niteliği, Kamu Kurumlarında Uygulaması ve Yargısal Görünümü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ecrimisil-haksiz-isgal-tazminatinin-hukuki-niteligi-kamu-kurumlarinda-uygulamasi-ve-yargisal-gorunumu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ecrimisil-haksiz-isgal-tazminatinin-hukuki-niteligi-kamu-kurumlarinda-uygulamasi-ve-yargisal-gorunumu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ecrimisil, Türk hukukunda taşınmazın <strong>haksız ve yetkisiz kullanımı</strong> nedeniyle doğan, uygulama alanı özellikle kamu taşınmazlarında yoğunlaşan önemli bir hukuki kurumdur. Günlük kullanımda çoğu zaman “işgal tazminatı” veya “haksız kullanım bedeli” şeklinde ifade edilse de, ecrimisil klasik anlamda bir kira alacağı değildir. Taraflar arasında geçerli bir kira sözleşmesinin bulunmadığı, taşınmazın malikinin veya yetkili idarenin rızası dışında kullanıldığı durumlarda gündeme gelir.</p>

<p>Kamu kurumları açısından ecrimisil, kamu taşınmazlarının korunması, izinsiz kullanımın önlenmesi ve kamu malının ekonomik değerinin güvence altına alınması bakımından son derece önemlidir. Özellikle Hazine taşınmazları, belediye taşınmazları, özel bütçeli idarelere ait taşınmazlar ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile mazbut vakıflara ait taşınmazlar bakımından ecrimisil, idarenin elindeki güçlü hukuki araçlardan biridir.</p>

<p>Bu makalede ecrimisilin tanımı, hukuki niteliği, mevzuattaki dayanakları, kamu kurumları bakımından uygulama şekli, hesaplanma esasları, yargısal yaklaşım ve uygulamadaki temel sorunlar ayrıntılı olarak ele alınacaktır.</p>

<p><strong>Ecrimisilin Tanımı</strong></p>

<p>Ecrimisil, en genel ifadeyle, bir taşınmazın <strong>haksız biçimde kullanılması nedeniyle ödenen tazminat</strong>tır. Bu yönüyle ecrimisil, taşınmazı kullanan kişinin o taşınmazdan elde ettiği menfaatin veya taşınmazdan mahrum bırakılan malikin uğradığı kaybın parasal karşılığıdır. Ecrimisil, taşınmaz üzerinde geçerli bir sözleşmeye dayanmayan, izinsiz ya da haksız kullanım durumlarında talep edilir.</p>

<p>Yargı kararlarında ecrimisil, açıkça <strong>haksız işgal tazminatı</strong> olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, kurumun temelini doğru biçimde ortaya koyar. Zira burada amaç, taraflar arasında kurulan bir kira ilişkisinin bedelini almak değil; taşınmazın hukuka aykırı kullanımından doğan zararın veya mahrum kalınan kullanım değerinin karşılanmasıdır.</p>

<p>Kamu taşınmazlarında ecrimisilin önemi daha da artar. Çünkü kamuya ait taşınmazların işgali yalnızca malvarlığına zarar vermekle kalmaz; aynı zamanda kamu hizmetinin yürütülmesini, idarenin tasarruf yetkisini ve kamu düzenini de etkiler. Bu nedenle kanun koyucu, kamu taşınmazlarını özel koruma altına almıştır.</p>

<p><strong>Ecrimisilin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Ecrimisilin hukuki niteliği, onun kira, tazminat veya sebepsiz zenginleşme hükümleriyle ilişkisini belirlemek açısından önemlidir. Öğreti ve yargı uygulamasında ecrimisil genel olarak <strong>haksız fiil benzeri bir tazminat</strong> niteliğinde kabul edilmektedir. Bununla birlikte ecrimisilin kapsamı ve uygulanma biçimi, taşınmazın kamuya veya özel kişiye ait olmasına göre değişiklik gösterebilir.</p>

<p>Ecrimisilin temel özellikleri şunlardır:</p>

<p>• Tazminat niteliği taşır.</p>

<p>• Kira değildir.</p>

<p>• Haksız işgalin parasal sonucudur.</p>

<p>• Kamu taşınmazlarında çoğu durumda kusur ve zarar aranmaz.</p>

<p>• Hesaplamasında rayiç kira, taşınmazın konumu, kullanım şekli ve elde edilen gelir dikkate alınır.</p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı, ecrimisilin kiraya benzetilemeyeceği yönündedir. Çünkü kirada tarafların karşılıklı ve serbest iradesiyle kurulmuş bir sözleşme ilişkisi vardır. Ecrimisilde ise taşınmazın izinsiz kullanımı söz konusudur. Bu nedenle ecrimisil, sözleşmesel değil, haksız işgalden doğan bir mali sonuçtur.</p>

<p><strong>Ecrimisilin Mevzuattaki Dayanakları</strong></p>

<p><strong>Devlet İhale Kanunu m. 75</strong></p>

<p>Kamu taşınmazları bakımından temel dayanak, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 75. maddesidir. Bu madde, Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz mallar ile özel bütçeli idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile mazbut vakıflara ait taşınmazlar hakkında ecrimisil uygulanacağını düzenler.</p>

<p><strong>DEVLET İHALE KANUNU</strong></p>

<p>Madde 75 – Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları , özel bütçeli idarelerin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz malların, gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9 uncu maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli veya uzmanı üç kişiden oluşan komisyonca tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve takdir edilecek ecrimisil istenir. Ecrimisil talep edilebilmesi için, idarelerin işgalden dolayı bir zarara uğramış olması gerekmez ve fuzuli şagilin kusuru aranmaz.</p>

<p>Bu hüküm, kamu kurumları açısından ecrimisilin kapsamını son derece açık biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle iki unsur dikkat çekicidir: idarenin zararının ispatı aranmaz ve işgalcinin kusurlu olup olmadığına bakılmaz. Bu, kamu taşınmazlarının korunmasında idare lehine güçlü bir mekanizma oluşturur.</p>

<p><strong>Türk Medeni Kanunu m. 995</strong></p>

<p>Özel hukuk bakımından ecrimisilin temel dayanaklarından biri Türk Medeni Kanunu’nun 995. maddesidir. Bu madde, iyiniyetli olmayan zilyedin, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoyması nedeniyle hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği ya da elde etmeyi ihmal ettiği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğunu düzenler.</p>

<p><strong>TÜRK MEDENİ KANUNU</strong></p>

<p>İyiniyetli olmayan zilyet bakımından Madde 995- İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır. İyiniyetli olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir. İyiniyetli olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur.</p>

<p>Bu madde, ecrimisilin özel hukuk yönünü açıklar. Burada amaç, taşınmazı haksız kullanan kişinin, hak sahibini uğrattığı kayıp ile elde ettiği menfaat nedeniyle tazminat ödemesidir.</p>

<p><strong>Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik</strong></p>

<p>Yönetmelik, Hazine taşınmazları bakımından ecrimisilin nasıl tespit ve takdir edileceğini ayrıntılı biçimde düzenler. Özellikle emsal kira bedelleri, taşınmazın konumu, kullanım şekli, işgalin fiili ve hukuki durumu ve elde edilen gelir gibi kriterler üzerinde durur.</p>

<p><strong>HAZİNE TAŞINMAZLARININ İDARESİ HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p>Ecrimisilin tespit ve takdir edilmesi</p>

<p>Madde 85 :<br />
(2) (Değişik:RG-10/4/2011-27901) Ecrimisilin tespit ve takdirinde; İdarenin zarara uğrayıp uğramadığına ve işgalcinin kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, taşınmazın işgalci tarafından kullanım şekli, fiili ve hukuki durumu ile işgalden dolayı varsa elde ettiği gelir, aynı yer ve mahalde bulunan emsal nitelikteki taşınmazlar için oluşmuş kira bedelleri veya ecrimisiller, varsa bunlara ilişkin kesinleşmiş yargı kararları, ilgisine göre belediye, ticaret odası, sanayi odası, ziraat odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden soruşturulmak suretiyle edinilecek bilgiler ile taşınmazın değerini etkileyecek tüm unsurlar göz önünde bulundurulur. İşgalin şekli, Hazine taşınmazının konumu ve taşınmazdan elde edilen gelir gibi unsurlar itibariyle asgari ecrimisil tutarlarını belirlemeye Bakanlık yetkilidir.</p>

<p>(3) Kiraya verilen, irtifak hakkı kurulan veya kullanma izni verilen taşınmazlarda sözleşmenin bitiminden sonra kullanımın devam etmesi hâlinde, varsa sözleşme veya resmî senetteki hükme göre işlem yapılır. Aksi takdirde işgalciler hakkında ecrimisil tespit, takdir ve tahsilatı yapılır.</p>

<p><strong>Ecrimisil ile Kira Arasındaki Fark</strong></p>

<p>Ecrimisil ile kira uygulamada zaman zaman karıştırılır. Oysa aralarında temel ve önemli farklar vardır.</p>

<p>Kira, tarafların iradesiyle kurulmuş sözleşmeye dayanır. Ecrimisil ise, sözleşme bulunmaksızın veya sözleşme sona erdikten sonra taşınmazın izinsiz kullanılmasından doğar. Kira ilişkisi hukuken geçerli ve rızaya dayalı iken, ecrimisil haksız kullanımın tazminidir.</p>

<p>Bu fark, özellikle kamu taşınmazlarında daha da belirgindir. Bir taşınmaz kiraya verilmiş olabilir; ancak kira süresi sona ermesine rağmen taşınmaz boşaltılmamışsa artık kira alacağı değil, ecrimisil gündeme gelir.</p>

<p>Yargıtay da ecrimisilin kira ile karıştırılamayacağını açıkça ifade etmiştir. Ecrimisil, taşınmazdan yararlanmanın haksız işgalden kaynaklanan parasal karşılığıdır.</p>

<p><strong>Kamu Kurumları Açısından Ecrimisil</strong></p>

<p>Ecrimisil, kamu kurumları bakımından taşınmaz yönetiminin vazgeçilmez araçlarından biridir. Özellikle şu kurumlar açısından uygulama alanı bulur:</p>

<p>• Hazine taşınmazları</p>

<p>• Belediyelere ait taşınmazlar</p>

<p>• Özel bütçeli idarelerin taşınmazları</p>

<p>• Vakıflar Genel Müdürlüğü ve mazbut vakıflara ait taşınmazlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Kiraya verilmiş, irtifak hakkı kurulmuş veya kullanım izni verilmiş taşınmazlar</p>

<p>• Kurum paydaşlığı bulunan taşınmazlar</p>

<p>Kamu taşınmazlarının izinsiz kullanılması halinde idare, taşınmazın tespitini yapar, işgalin süresini ve alanını belirler, bedel takdir eder ve ecrimisil ihbarnamesi düzenler. Bu süreç çoğu zaman idari işlem niteliği taşır ve kamu alacağı tahsili rejimi içinde değerlendirilir.</p>

<p><strong>Hazine Taşınmazları</strong></p>

<p>Hazine taşınmazları, ecrimisilin en yaygın uygulandığı alanlardan biridir. Taşınmazın izinsiz olarak kullanılması, işgal edilmesi, üzerinde yapı kurulması veya fiilen tasarrufta bulunulması halinde idare ecrimisil isteyebilir.</p>

<p><strong>Belediyeler</strong></p>

<p>Belediye taşınmazları bakımından da ecrimisil uygulanır. Belediyeye ait arsa, bina, yol terk alanı, park alanı veya fiilen kullanılan başka bir taşınmazın izinsiz kullanımında belediye ecrimisil talep edebilir. Belediye taşınmazlarında da 2886 sayılı Kanun’un ecrimisile ilişkin hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Vakıf Taşınmazları</strong></p>

<p>Vakıflar Genel Müdürlüğü ve mazbut vakıflara ait taşınmazlar da kanun kapsamında korunur. Bu taşınmazların izinsiz kullanımı ecrimisil doğurur.</p>

<p><strong>Özel Bütçeli İdareler</strong></p>

<p>Kanun değişiklikleriyle özel bütçeli idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar da açık biçimde düzenleme kapsamına alınmıştır. Böylece sadece Hazine değil, diğer kamu kurumlarının taşınmazları için de ecrimisil hükümleri geçerlidir.</p>

<p><strong>Ecrimisilin Şartları</strong></p>

<p>Ecrimisil talebinin doğması için bazı unsurlar aranır. Bu unsurlar, olayın türüne göre değişmekle birlikte genel olarak şöyle özetlenebilir:</p>

<p>1. Taşınmazın varlığı</p>

<p>2. Taşınmazın malikinin veya tasarruf yetkilisinin bulunması</p>

<p>3. Haksız veya izinsiz kullanımın mevcut olması</p>

<p>4. Kullanımın hukuki dayanağını yitirmiş olması</p>

<p>5. İşgalin fiilen devam etmesi</p>

<p>6. Gerekli ise tespit ve takdir işlemlerinin yapılması</p>

<p>Kamu taşınmazlarında ayrıca zarar ve kusur aranmayabilir. Bu husus Devlet İhale Kanunu’nda açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla kamu idaresi, taşınmazın izinsiz kullanıldığını ispat ettiğinde, ayrıca işgal nedeniyle zararını ya da işgalcinin kusurunu ispat etmek zorunda kalmayabilir.</p>

<p><strong>Ecrimisilin Hesaplanması</strong></p>

<p>Ecrimisil hesabı, uygulamanın en önemli ve en tartışmalı yönlerinden biridir. Ecrimisil, keyfi biçimde belirlenmez; taşınmazın ekonomik değerini etkileyen objektif kriterler esas alınır.</p>

<p>Hesaplamada dikkate alınan başlıca unsurlar şunlardır:</p>

<p>• Taşınmazın konumu</p>

<p>• İmar durumu</p>

<p>• Yüzölçümü</p>

<p>• Niteliği</p>

<p>• Kullanım şekli</p>

<p>• Fiili işgal durumu</p>

<p>• Elde edilen gelir</p>

<p>• Aynı yer ve mahaldeki emsal kira bedelleri</p>

<p>• Emsal ecrimisil bedelleri</p>

<p>• Bilirkişi görüşleri</p>

<p>• Belediye, ticaret odası, sanayi odası, ziraat odası ve borsa gibi kuruluşlardan alınan bilgiler</p>

<p>Danıştay’ın yaklaşımına göre ecrimisil, taşınmazın işgal nedeniyle rayiç kira değeri esas alınarak belirlenmelidir. Başka bir deyişle, taşınmaz serbest piyasada kiralanmış olsaydı ne kadar gelir sağlayacak idiyse, bu değer ecrimisil hesabında dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>Ecrimisilin Geriye Dönük Süresi</strong></p>

<p>2886 sayılı Devlet İhale Kanunu m. 75’e göre ecrimisil, tespit tarihinden geriye doğru <strong>beş yılı geçmemek üzere</strong> istenebilir. Bu düzenleme, kamu idaresine geçmişe dönük talep imkânı tanırken aynı zamanda hukuki güvenliği de gözetir.</p>

<p>Dolayısıyla taşınmazın işgali uzun zamandır devam etse bile, idare geriye dönük olarak en fazla beş yıllık ecrimisil isteyebilir. Bu süre, ecrimisil hesaplamasında ve uyuşmazlıkların çözümünde son derece önemlidir.</p>

<p><strong>Rıza ve İyiniyet Meselesi</strong></p>

<p>Ecrimisilde en çok tartışılan konulardan biri, taşınmazı kullanan kişinin rıza veya iyiniyet savunmasıdır. Uygulamada taşınmazı kullanan kişi, kullanımın bir hakka veya rızaya dayandığını ileri sürebilir. Ancak bu savunma her zaman ecrimisil sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Eğer taşınmazın kullanımı:</p>

<p>• açık bir sözleşmeye dayanıyorsa,</p>

<p>• idarenin veya malikin rızası mevcutsa,</p>

<p>• bir izin veya tahsis ilişkisi sürüyorsa,</p>

<p>ecrimisil sorumluluğu doğmayabilir ya da tartışmalı hale gelebilir. Buna karşılık rıza sona erdiğinde ya da hukuki dayanak ortadan kalktığında kullanım haksız hale gelir.</p>

<p>Yargıtay’ın bir kararında, rızaya dayalı kullanımın haksız ve kötü niyetli kullanım olarak kabul edilmeyeceği; rızanın ortadan kalkmasıyla birlikte ecrimisil sorumluluğunun gündeme gelebileceği vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>Kamulaştırmasız El Atma ile Ecrimisil İlişkisi</strong></p>

<p>Kamulaştırmasız el atma, idarenin kamulaştırma işlemlerini tamamlamadan taşınmaza fiilen el koymasıdır. Bu durumda idare, taşınmazı hukuka aykırı biçimde kullanmış olur. Yargıtay uygulamasına göre, kamulaştırmasız el atma halinde malik, yalnızca taşınmaz bedelini değil, belirli koşullarda ecrimisil de talep edebilir.</p>

<p>Bu husus, kamu idarelerinin taşınmazlara müdahale ederken kamulaştırma prosedürüne uymalarının zorunluluğunu ortaya koyar. Aksi halde hem taşınmaz bedeli hem de haksız kullanım karşılığı tazminat gündeme gelir.</p>

<p><strong>Ecrimisilin Tahsili</strong></p>

<p>Kamu kurumları bakımından ecrimisil, çoğu zaman idari tahakkuk işlemiyle belirlenir ve ilgilisine ihbarname ile tebliğ edilir. Ecrimisil bedeli rızaen ödenmezse, kamu alacağı olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilebilir.</p>

<p>Bu yönüyle ecrimisil, sıradan bir özel hukuk alacağından farklıdır. İdare, kamu gücünü kullanarak tahsil sürecini ilerletebilir. Bu durum özellikle kamu taşınmazlarının korunmasında önemli bir avantaj sağlar.</p>

<p><strong>Yargısal Görünüm</strong></p>

<p>Yargıtay ve Danıştay kararları, ecrimisilin niteliğini ve kapsamını netleştirmiştir. Yargı uygulaması genel olarak şu ilkeleri kabul etmektedir:</p>

<p>• Ecrimisil kira değildir.</p>

<p>• Ecrimisil, haksız işgal tazminatıdır.</p>

<p>• Kamu taşınmazlarında zarar ve kusur aranmayabilir.</p>

<p>• Ecrimisil hesabında rayiç kira ve kullanım yararı dikkate alınmalıdır.</p>

<p>• Rızaya dayalı kullanım ile haksız kullanım ayrıdır.</p>

<p>• Kamulaştırmasız el atma durumunda ecrimisil talep edilebilir.</p>

<p>Bu ilkeler, uygulamada idarelerin ve taşınmaz maliklerinin talep haklarını güçlendirmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Ecrimisil, taşınmazın haksız ve yetkisiz kullanımı nedeniyle doğan önemli bir hukuki kurumdur. Özel hukukta Türk Medeni Kanunu’nun 995. maddesi ile iyiniyetli olmayan zilyedin sorumluluğu çerçevesinde, kamu hukukunda ise 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 75. maddesi ile daha güçlü bir koruma aracı olarak karşımıza çıkar.</p>

<p>Kamu kurumları açısından ecrimisil özellikle Hazine, belediyeler, özel bütçeli idareler ve vakıf taşınmazlarında uygulanır. Bu uygulamada zarar ve kusur aranmayabilir; tespit, takdir ve tahsil süreçleri idari usullerle yürütülebilir. Ecrimisil hesabında taşınmazın konumu, niteliği, kullanım şekli, emsal kira bedelleri ve elde edilen gelir gibi unsurlar dikkate alınır.</p>

<p>Sonuç olarak ecrimisil, kamu mallarının korunması, haksız işgalin önlenmesi ve taşınmazın ekonomik değerinin güvence altına alınması bakımından Türk hukukunun temel mekanizmalarından biridir.</p>

<p><strong>Sonuç / Özet</strong></p>

<p>Ecrimisil, <strong>haksız işgal tazminatıdır</strong> ve kira ile karıştırılmamalıdır. Kamu kurumları bakımından özellikle Hazine, belediye, özel bütçeli idareler ve vakıf taşınmazlarında uygulanır. <strong>Devlet İhale Kanunu m. 75 uyarınca kamu taşınmazlarında zarar ve kusur aranmaz.</strong> Ecrimisil, taşınmazın rayiç kullanım değerine göre belirlenir ve geriye dönük en fazla beş yıllık süre için istenebilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu m. 75</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.mevzuat.gov.tr/</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 995</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.mevzuat.gov.tr/</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik m. 85</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.mevzuat.gov.tr/</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>İçtihatlar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• (Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/8684 E. , 2006/10197 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• 1. Hukuk Dairesi 2014/21289 E. , 2015/7260 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• 3. Hukuk Dairesi 2021/8430 E. , 2022/341 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/1334 E. , 2024/7702 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ecrimisil-haksiz-isgal-tazminatinin-hukuki-niteligi-kamu-kurumlarinda-uygulamasi-ve-yargisal-gorunumu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitapladas.jpg" type="image/jpeg" length="25099"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 345)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milli-emlak-genel-tebligi-sira-no-345nde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milli-emlak-genel-tebligi-sira-no-345nde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 345)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 425), 19 Mayıs 2026 Tarihli ve 33258 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MİLLİ EMLAK GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 345)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(SIRA NO: 425)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/7/2012 tarihli ve 28343 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Emlak Genel Tebliği (Sıra No: 345)’nin 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(3) Hak sahipliği kesinleşen ancak satışı mümkün olmayan taşınmazlara karşılık olmak üzere hak sahipleri tarafından talep edilmesi halinde, genel hükümlere göre değerlendirilecek 2/B taşınmazlarından öncelikle aynı il sınırları içinde bulunanlardan bedeli hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç bedeline eşdeğer başka bir taşınmazın doğrudan satılabileceği örneği bu Genel Tebliğin ekinde (EK-8/A) yer alan yazıyla bildirilecektir. Aynı il sınırları içinde değerlendirilebilecek eşdeğer taşınmaz bulunmaması durumunda farklı il sınırları içerisinde bulunan taşınmazların eşdeğer olarak değerlendirilmesine ilişkin hususlar Bakanlıkça belirlenecektir. Satışa konu edilemeyen taşınmazın üzerinde kişiye ait muhdesat bulunması durumunda, bu Genel Tebliğin 17 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında belirlenecek muhdesat bedeli zemin bedeline eklenecektir. Ancak bu bedel eşdeğer taşınmaz satışında taşınmazın rayiç bedelinden düşülecektir. Satışa konu edilemeyen taşınmaz ile önerilen taşınmazın rayiç bedelleri arasında en fazla yüzde yirmi fark olabilecektir. Bu orana kadar Hazine lehine olan farklar indirim uygulanmaksızın defaten ve nakden tapu işlemleri öncesinde ilgilisi tarafından ödenecektir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milli-emlak-genel-tebligi-sira-no-345nde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="81266"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Danıştay 4. Daire'nin 2024/1334 E., 2024/7702 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 4. Daire'nin 23/12/2024 tarihli, 2024/1334 E., 2024/7702 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
DÖRDÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No : 2024/1334<br />
Karar No : 2024/7702</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong><br />
Dava konusu istem: İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkiinde bulunan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki gölden dolma alan vasıflı taşınmazın 4.350,00 m²'si üzerine "Restaurant - Çay Bahçesi" yapılmak suretiyle 14/01/2017-21/01/2020 tarihleri arasında fuzulen işgal edildiğinden bahisle 4.177.713,60 TL ecrimisil tahakkuk ettirilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ihbarnameye karşı yapılan itirazın reddine dair ... tarih ve ... sayılı ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dosyadaki bilgi ve belgeler ile yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonrasında düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesi neticesinde, söz konusu taşınmazın işgal edilen döneme ilişkin olarak toplam 635.993,84 TL ecrimisil tahakkuk ettirilebileceği görülmekle; dava konusu 4.177.713,60 TL tutarlı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ecrimisil ihbarnamesine yapılan itirazın reddine ilişkin ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin 635.993,84 TL'lik kısmında hukuka aykırılık, bu tutarı aşan ve fahiş ecrimisil tespitinden ve endeks uygulamasından kaynaklanan toplam 3.541.719,76 TL’lik kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin 3.541.719,76-TL'lik kısmının iptaline, 635.993,84-TL'lik kısım yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğu, davacının ticari kazanç elde ettiği, taşınmazın kullanım durumu dikkate alınarak emlak vergi değerinin yüzde beşine göre hesaplama yapıldığı, sunulan emsallerin incelenmediği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir.</p>

<p>TETKİK HÂKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :</strong></p>

<p>2886 sayılı Devlet Ihale Kanunu'nun 75. maddesinin işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan halinde, Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmaz malların, gerçek ve tüzel kişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden, bu Kanunun 9. maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, 13. maddesinde gösterilen komisyonca takdir ve tespit edilecek ecrimisilln isteneceği; ecrimisil talep edilmesi için, Hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olmasının gerekmeyeceği ve fuzuli şagilin kusurunun aranmayacağı; ecrimisil fuzuf şagil tarafından rızaen ödenmez ise, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsilolunacağı, kuralı getirilmiştir.</p>

<p>Anılan Kanun'un 74. maddesine dayanılarak çıkarılan Hazine Taşınmazlarının Idaresi Hakkında Yönetmeliğin işlem tarihinde yürürlükte bulunan 4. maddesinde, "ecrimisil", Hazine taşınmazının, idarenin izni dışında gerçek veya tüzel kişilerce işgal veya tasarruf edilmesi sebebiyle, idarenin bir zarara uğrayıp uğramadığına veya işgalcinin kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, taşınmazdan elde edilebilecek gelir esas alınarak idarece talep edilen tazminat; "fuzuli şagil" ise, kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, Hazine taşınmazının zilyetliğini, yetkili idarenin izni dışında eline geçiren, elinde tutan veya her ne şekilde olursa olsun bu malı kullanan veya tasarrufunda bulunduran gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmış olup anılan Yönetmeliğin 85. maddesinde de; ecrimisilin tespitinde, aynı yer ve mahalde bulunan emsal nitelikteki taşınmazlar için oluşmuş kira bedelleri veya ecrimisiller, varsa bunlara ilişkin kesinleşmiş yargı kararları, gerektiğinde ilgisine göre belediye, ticaret odası, sanayi odası, ziraat odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden soruşturulmak suretiyle edinilecek bilgiler ile taşınmazın değerini etkileyecek tüm unsurların göz önünde bulundurulacağı kuralı yer almıştır.</p>

<p>Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerine göre ecrimisil; taşınmazı izinsiz olarak kullanan fuzuli şagilden işgal nedeniyle rayiç kira bedeli tutarında alınması gereken bir tazminat niteliğindedir.</p>

<p>Ecrimisilin; taşınmazın işgali nedeniyle mevkii, kullanım şekli, elde edilen gelir, altyapı, ulaşım kolaylığı gibi tüm faktörlere göre rayiç kira değeri tutarında alınan bir tazminat niteliğinde olduğu dikkate alındığında, ecrimisil bedeli hesaplanırken, taşınmaza en yakın özellikleri taşıyan emsal nitelikteki bir yerin işgalci tarafından serbest piyasada kiralanması halinde rayiç kiranın ne olacağının belirlenmesi ve işgal edenin elde ettiği yararın göz önünde tutulması gerekmektedir. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki Küçükçekmece İlçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, gölden dolma alan vasıflı taşınmazın 4.350,00 m²'lik bölümünü davacının restaurant-çay bahçesi yapmak suretiyle işgalinden bahisle, 14/01/2017-21/01/2020 dönemi için, 4.177.713,60-TL ecrimisil tahakkuk ettirilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı ecrimisil ihbarnamesi ile bu ihbarnameye karşı yapılan itirazın reddine dair ... tarih ve ... sayılı ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından, ecrimisilin fahiş olarak takdir edildiği ileri sürülerek işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>İstanbul ili, Küçükçekmece ilçesi, ... mevkii, ... ve ... parseller önüne isabet eden gölden dolma vasıflı 9.500,00 m² yüzölçümlü Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazın otopark ve wc olarak işgali nedeniyle düzenlenen ecrimisil ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan dava sonucunda; 2017 yılı 60,00 TL/m² birim bedel üzerinden, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava konusu işlemin 56.285,96-TL'lik kısmı yönünden iptal,133.592,44-TL yönünden ise davanın reddine karar verildiği, istinaf incelemesi neticesinde davalı idarenin istinaf başvurusu kısmen kabul edilerek dava konusu işlemin 33.066,00 TL'lik ecrimisile ait kısmının iptaline, davanın 156.812,00 TL ecrimisile ait kısmının ise reddine karar verildiği, tarafların temyiz isteminin ise Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/12/2024 tarih ve E:2023/5155, K:2024/6864 sayılı kararıyla reddedilerek kesinleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdare Mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davaya konu taşınmazın önceki dönemine ait ihbarnamenin iptali istemiyle açılan davada verilen karar üzerine oluşan birim bedel ile emsal taşınmazlardan, ne amaçlı olarak kullanıldığından bahsedilmiş ise de, bilgi amaçlı yararlanılan emsalin taşınmaza yaklaşık olarak kuş uçuşu beş kilometre uzaklıkta bulunduğu oysa ki, dava konusu taşınmazın bulunduğu Yarımburgaz Mahallesinde dava konusu edilmiş ve sonuçlanmış taşınmazın bulunduğu, bu taşınmazın bilirkişilerce irtibatlandırması sonrasında en yakın özellikleri taşıyan, benzer amaçla kullanılan, emsal oluşturabilecek yerlerin kira bedeli ve varsa önceki dönem ecrimisil bedelleri dikkate alınarak, somut dayanak ortaya konularak, ecrimisil hesaplanması gerekirken, uyuşmazlığa konu olayda bilirkişi raporunda benzer durumdaki taşınmazlara ait hukuki durumlar dikkate alınmadan takdiri olarak ecrimisil hesaplandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu duruma göre, dava konusu taşınmaza en yakın özellikleri taşıyan, benzer amaçla kullanılan, emsal oluşturabilecek yerlerin kira bedeli ve varsa önceki dönem ecrimisil bedelleri dikkate alınarak, ticari sirkülasyon, kullanımın amacı, şekli ve niteliği itibariyle civardaki emsalleri, taşınmazın konumu, mevkii, metrekare değeri, çevre koşulları ve davacının taşınmazın işgali ile elde ettiği gelirler gözetilmek suretiyle, düzenlenecek ek bilirkişi raporu ya da gerektiğinde aralarında en az bir gayrimenkul değerleme uzmanının bulunduğu bilirkişilerce yeniden yapılacak keşif ve bilirkişi incelenmesi sonucu alınacak rapor dikkate alınarak ve söz konusu hususlar açıklığa kavuşturulmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden temyiz konusu kararın iptale ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 23/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-4-dairenin-20241334-e-20247702-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="71439"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021/8430 E., 2022/341 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 24/01/2022 tarihli, 2021/8430 E., 2022/341 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/8430 E., 2022/341 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ<br />
İLK DERECE<br />
MAHKEMESİ : FETHİYE 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde karşılıklı görülen alacak davalarının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; taraf vekillerinin istinaf başvurularının reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı; 347 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan ...Otel isimli yeri 05/10/2007 tarihinde bar, restaurant ve havuzdan oluşan müştemilatı ile 20/09/2008 tarihli tahliye taahhüdüne göre 48 oda olarak kiraladığını, daha sonra kiraya verenin muvafakatı ile otelin bulunduğu alana 8 odalı ek bina, restaurant, mutfak ve resepsiyon inşa ettiğini, mahkeme aracılığıyla yaptığı inşaat işleri ile bunlara ilişkin giderlerin ve maliyetlerin tespit edildiğini, bilirkişi raporlarına göre yapılan inşaat işlerinin değerinin tespit tarihi itibariyle 261.250 TL olduğunu, ilave binaları kira sözleşmesine dayanarak yaptığını, yapılan iş kadar davalı tarafın zenginleştiğini, davalı kiraya verenin yapılan işleri benimsediğini ve tahliyeden sonra başka kişilere kiraya verdiğini, buralardan gelir elde ettiğini, masrafları sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında isteme hakkı doğduğunu iddia ederek; 261.250 TL’nin tespit tarihi olan 09/11/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı davacı şirketin tacir olduğunu, talebin kira sözleşmesi kapsamında olmadığını, davacının kira sözleşmesinin kapsamında olmayan alana izinsiz olarak müştemilat yapıldığını, sebepsiz zenginleşmeye ilişkin talebin zamanaşımına uğradığını, karşı tarafın binayı 2008 yılında yaptığını, 2008 yılında kaçak kaydı tutulduğunu ve bunun tutanakla sabit olduğunu, kira sözleşmesinin (g) bendinde de; "kiracının kiralananda kiralayanın yazılı muvafakatını almadan tadilat ve değişiklik yapamayacağının, izinsiz yapılan tadilatlar için kiralayandan hiçbir masraf talep edemeyeceğinin kararlaştırıldığını, kiracının kiralanana yönelik değer arttırıcı masraf ve harcamaları sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebilmesi için sözleşmede hüküm bulunması gerektiğini, tadilatlara rızasının bulunmadığını, tacirin basiretli davranma yükümlülüğü olduğunu, devamlı olarak yaptığı işlerle ilgili mevzuatı ve ne yapması gerektiğini tacir olmayanlardan daha iyi bilmesi gerektiğini, yazılı muvafakat almadan masraflarının bedelini istemeyeceğini bildiği halde bina inşa ettiğini, davacının inşa ettiğini belirttiği ve bedelini istediği yapı için belediyeden alınmış ruhsat bulunmadığını, kaçak yapı olduğunu, yapının her an belediyece yıkılmasının mümkün olduğunu, davacıya 48 oda, havuz, havuz başı restorant ve barı kiraya verdiğini, davacının ise taşınmazınının diğer kısımlarını otopark olarak kullandığını, davaya konu ettiği kaçak binayı yaptığını, binanın önüne alakart restoran yaptığını ve kira sözleşmesine konu olmayan yerler için kullanım bedeli ödemediğini savunarak davanın reddini istemiş; karşı davasında ise; sözleşme kapsamı alanı dışında kalıp davacı tarafından işgal edilen alan için şimdilik 10.000 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davacı, karşı davanın, zamanaşımına uğradığını savunarak, reddini istemiştir.<br />
İlk derece mahkemesince; kira sözleşmesinde kiracının kiraya verenin yazılı muvafakatini almadan tadilat ve değişiklik yapamayacağının ve izinsiz yaptığı tadilatlar için kiraya verenden bedel talep edemeyeceği hususunun düzenlendiği, davacının davalıdan yazılı muvafakat aldığını ispatlayamadığı gerekçesiyle; asıl davanın reddine, davalı-karşı davacının kiralananın kullanımı süresince karşı davalının tadilatlarına ve bu yerlerin kullanımına ses çıkarmadığı, taşınmaza yapılan eklentiler neticesinde zenginleştiği ve taşınmazı bu haliyle dava dışı kişiye kiralayarak tasarrufta bulunduğu, davalı karşı davacının ecrimisil talebinin TMK madde 2'de düzenlenen iyi niyet ile bağdaşmayacağı gerekçesiyle, karşı davanın reddine karar verilmiş; karara karşı taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince; asıl davaya konu imalatlar kira sözleşmesine konu otel ile birlikte kullanılmak üzere inşa edildiğinden bunların kira sözleşmesi hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, eklentilerin yapı kullanma izini bulunmayan kaçak yapı niteliğinde olduğu, sözleşme hükmüne göre davalının yazılı izninin alındığının da kanıtlanamadığı, sözleşme ile ilgili olmayan bir imalat yapıldığı konusunda somut bir iddia ve delil bulunmadığından asıl davanın reddinin doğru olduğu; karşı davacı kiraya verenin taşınmazın kira ilişkisi içinde kullanıldığı süreçte, yapılan tadilatlara ve bu yerlerin kullanımına ses çıkarmadığı, kira sözleşmesinin feshi veya uyarlanması talebinde bulunmadığı, taşınmazı yapılan eklentiler ile birlikte teslim aldıktan sonra bu haliyle dava dışı kişiye kiralayarak tasarrufta bulunduğu, aralarındaki sözleşmenin devamı sırasında bir istekte bulunmadan sözleşmenin sona ermesinden sonra ve karşı dava yolu ile geriye dönük olarak bu taşınmazlardan ecrimisil istemesinin talep hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, sözleşmeye aykırı olarak yaptığı iddia edilen imalatlar nedeniyle geçmişe dönük talepte bulunmasını gerektiren başkaca haklı bir neden bulunmadığından karşı davanın reddinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karar, taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "hukukun uygulanması" başlıklı 33. maddesi uyarınca, hakim, Türk hukukunu resen uygular. Buna göre bir davada maddi vakıaları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hâkime ait bir görevdir. Hakim, tarafların iddia ve savunmalarında ileri sürdükleri maddi vakıa ve deliller ile bağlı iken, hukuk, nitelendirmeleri ile bağlı değildir.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 684. maddesi uyarınca bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Aynı Kanun'un taşınmaz mülkiyetinin kapsamını düzenleyen 718. maddesi "Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer." düzenlemesini içerir. Kural olarak üst arza tabidir. Bu kuralın bir yansıması olarak TMK'nın 722 maddesi uyarınca bir kimse, başkasının arazisindeki yapıda kendisinin malzemesini kullanırsa, bu malzeme arazinin bütünleyici parçası olur. Görülmektedir ki kanun koyucu, böyle bir durumda taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu duruma özel olarak TMK 722-724 arasında ayrıca düzenlemiştir. TMK m. 723 uyarınca "Malzeme sökülüp alınmazsa arazi maliki, malzeme sahibine uygun bir tazminat ödemekle yükümlüdür.<br />
Yapıyı yaptıran arazi maliki iyiniyetli değilse hâkim, malzeme sahibinin uğradığı zararın tamamının tazmin edilmesine karar verebilir.</p>

<p>Yapıyı yaptıran malzeme sahibi iyiniyetli değilse, hâkimin hükmedeceği miktar bu malzemenin arazi maliki için taşıdığı en az değeri geçmeyebilir."</p>

<p>Somut olayda, taraflar arasında 30/11/2008 başlangıç- 30/11/2012 bitiş tarihli kira sözleşmesi imzalanmıştır. Kira sözleşmesinde kiralanan, "boş temiz otel bar restaurant ve havuzdan oluşan müştemilat" olarak tanımlanmıştır. Asıl dava davacısı, kiralananın üzerinde bulunduğu taşınmaz üzerine kiralananla birlikte kullanmak üzere inşa ettiği birtakım yapılar nedeniyle davalı tarafın zenginleştiğini iddia ederek, inşa ettiği bu yapıların bedelini talep etmektedir. Kira sözleşmesi ile ana taşınmaz kiraya verilmemiş olup davacının talebine konu yapılar kira sözleşmesi kapsamında yer almayan alana yapılmıştır. Bu durumda uyuşmazlık konusu yapıların kira sözleşmesi kapsamı dışında olduğu ve kira sözleşmesi kapsamında çözümlenemeyeceği anlaşılmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle işgal tazminatı, hak sahibinin, taşınmazı kullanması nedeniyle kötü niyetli zilyetten isteyebileceği bir bedeldir. Uygulamada taşınmazı kullanan kişi, haklı bir sebebe dayandığına inanarak veya bir edim karşılığı ya da davacının rızası dahilinde kullandığından bahisle yararlanmayı sürdürüyorsa bu gibi hallerde, rızanın ortadan kalkması veya tarafların aldıklarını iade etmesine kadar taşınmazı elinde bulundurma haksız ve kötü niyetli kullanım kabul edilmemektedir. Rızaya dayalı kullanım, haksız ve kötü niyetli bulunmadığından tazminat ile sorumluluk da söz konusu olmamaktadır.</p>

<p>Somut olayda; karşı davalının, karşı davacının arazisine kendi malzemesiyle yapı yaptığı ve kira sözleşmesine konu kiralananın tahliye edildiği, kiralanan tahliyesi ile dava konusu yapıların zilyetliğinin de karşı davacıya bırakıldığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık; söz konusu yapının yapımı hususunda taraflar arasında bir irade uyuşması olup olmadığı, karşı davacının yapı inşasına ve kullanımına rıza gösterip göstermediği ve bu doğrultuda karşı davalının karşı davacı arazi sahibinin yapıyı kullandığı süreye yönelik ecrimisil talebinden sorumlu olup olmadığı hususundadır. Karşı davalı süresi içinde zamanaşımı definde de bulunmuştur.</p>

<p>Buna göre ilk derece mahkemesince; davacı-karşı davalının, kira sözleşmesi kapsamında yer almayan alana inşa ettiği yapıların davalı-karşı davacının muvafakatiyle yapıldığı iddiasının incelenmesi bu bağlamda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler aşığında tarafların gösterdikleri delillerin değerlendirilmesi, ulaşılacak sonuca göre asıl ve karşı davanın esası hakkında (davacı-karşı davalının karşı davanın zamanaşımına uğradığı yönündeki savunması da dikkate alınmak suretiyle) bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle asıl ve karşı dava hakkında yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin kararının taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 24/01/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20218430-e-2022341-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="59784"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2014/21289 E., 2015/7260 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 14.05.2015 tarihli, 2014/21289 E., 2015/7260 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/21289 E., 2015/7260 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : MERZİFON ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 10/12/2013<br />
NUMARASI : 2013/219-2013/687</p>

<p>Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi 'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği dava değeri yönünden reddedilerek gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.<br />
Davacılar, kayden paydaşı oldukları 265 ada 18 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle bedel tespiti ve tescile karar verilmesi için davalı tarafından 2007 yılından bu yana 2 ayrı dava açıldığını, ilk davanın reddedildiğini, 10.10.2011 tarihinde açılan ikinci dava sonucunda 29.3.2013 tarihinde davanın kabulüne karar verildiğini, 2007 yılından bu yana taşınmazdan fiilen ve hukuken yararlanamadıklarını ileri sürerek 29.3.2013-29.3.2008 tarihleri arasındaki dönem için ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.</p>

<p>Davalı, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, ecrimisil istenilen sürede davalının taşınmaza fiili bir müdahalesinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, “arsa” vasfındaki çekişme konusu 265 ada 18 parsel sayılı taşınmazın müştereken davacılar Mahmure, Fahri, Abdurrahman, Bahadır, Onur ve Armağan ile davacılar Recep ve Münevver'in mirasbırakanı Makbule adına kayıtlı iken, Merzifon Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.3.2013 tarih, 2011/480 E-2013/242 K sayılı kararı ile, kamulaştırma nedeniyle tapunun iptaline, davalı Belediye Başkanlığı adına tesciline karar verildiği, davalı Belediye tarafından aynı taşınmaza ilişkin olarak 12.4.2007 tarihinde açılan kamulaştırma nedeniyle bedel tespiti ve tescil davasının, idarece bedel depo edilmediğinden reddine karar verildiği, davacıların 2007 yılından bu yana taşınmazdan faydalanamadıklarını ileri sürerek 15.4.2013 tarihinde eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, ecrimisil, kötüniyetli zilyedin geri vermekle yükümlü olduğu bir şeyi haksız olarak alıkoyması nedeniyle hak sahibine ödemek zorunda kaldığı bir tür haksız fiil tazminatıdır. Kamulaştırma kararı alınmadan veya kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan taşınmaza el koymuş bulunan idare, haksız işgalci konumundadır. Taşınmaz mal malikinin, idarenin bu fiili durumuna razı olup, bedeli mukabilinde taşınmazın mülkiyetini idareye devretme iradesini ortaya koyduğu, eş söyleyişle kamulaştırmasız el koyma karşılığının tahsili talebiyle dava açtığı tarihe kadar davalının taşınmaza elatması haksız fiil niteliğindedir. Sonuç olarak kamulaştırmasız elatma nedeniyle mal sahibi, taşınmazın dava tarihindeki değerini isteyebileceği gibi, ecrimisil de isteyebilir. Ancak yerin kamulaştırılması istendikten sonra, dava gününde bu yerin mülkiyetini idareye devretmeye razı olduğundan dava gününden sonraki zaman için hem ecrimisil hem de faiz isteyemez.<br />
Öte yandan, 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.</p>

<p>Somut olayda, 12.4.2007 tarihinden bu yana devam etmekte olan yargılama sürecinde çekişme konusu taşınmazın etrafı çevrilerek ve içerisine kum, taş koyulmak suretiyle davalının tasarrufu altında bulunduğu, tapu kaydına konulan şerhler ve sözü edilen müdahale nedeniyle davacıların taşınmazdan fiilen ve hukuken yararlanamadıkları tüm dosya kapsamı ile sabittir. Ancak, davacıların kamulaştırma nedeniyle bedel tespiti ve tescil davasının dava tarihine kadar ecrimisil isteyebilecekleri kuşkusuzdur.</p>

<p>Hal böyle olunca, 15.4.2008 tarihinden 10.10.2011 tarihine kadar belirlenecek ecrimisile (davacıların payları oranında) hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davalının taşınmaza müdahalesi bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201421289-e-20157260-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="38995"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2006/8684 E., 2006/10197 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 02.10.2006 tarihli, 2006/8684 E., 2006/10197 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2006/8684 E., 2006/10197 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.07.2004 gününde verilen dilekçe ile men'i müdahale, kal ve ecrimisil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; men'i müdahale ve kal isteminin kabulüne, ecrimisil isteminin reddine dair verilen 22.05.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı ... davalının davacı Bakanlığa tahsisli hazineye ait tapulu yere vaki müdahalesinin men'i, üzerindeki muhdesatın kal'i ve ecrimisil istemiyle dava açmış, davalı davanın reddini savunmuş, yerel mahkemece men'i müdahale ve kal talebinin kabulüne, ecrimisil isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmü taraf vekilleri temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, tahsis şerhine dayalı olarak açılan tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil isteğine ilişkindir.</p>

<p>I- Toplanan delillere, dosya içeriğine ve mahkemenin değerlendirmesine göre davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.</p>

<p>II.Davacının temyiz itirazlarına gelince;</p>

<p>Nizalı taşınmaz tapuda 21.6.2004 tarihi itibariyle ifraz suretiyle Maliye Hazinesi adına kayıtlı olup, beyanlar hanesinde 30.4.2004 tarihi itibariyle davacı bakanlığa tahsisli olduğuna dair şerh vardır. Ayrıca taşınmaza ait hak ve mükellefiyetler sütünunda da 24.1.1952 tarihli "M.İstimal İntifai Milli Savunma Bakanlığına muhassastır" şerhi mevcuttur.</p>

<p>Mahkeme davacının men'i müdahale talebini kabul etmiş, ecrimisil istemini ise 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75.maddesi ile ecrimisilalacağı için Hazineye tanınan özel tesbit, tahsil ve tahliye imkanından söz ederek reddetmiştir.</p>

<p>Oysa, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda hak sahibinin kötü niyetli zilyedden haksız işgali nedeniyle isteyebileceği özel bir tazminat olarak tanımlanan ecrimisil, zilyedin faydalanmasından doğan bir istem olup kiraya benzetilemez. Ancak en azı kira karşılığı zarardır. A) Haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklindeki olumlu zarar, b) Kullanmadan doğan olumlu zarar, c) Malik ya da zilyedin yoksun kaldığı payda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirtir. Haksız işgal haksız eylem niteliğindedir. Buna göre haksız işgalle karşılaşan malikin ecrimisil istemek için genel mahkemelerde, genel hükümlere göre dava açabileceği kuşkusuzdur.</p>

<p>Ecrimisil talebinde bulunan Hazinenin ise seçimlik iki hakkı vardır. Dilerse 2886 sayılı Devlet İhale Kanunun 75.maddesi uyarınca tesbit ettiği ecrimisili ihtarname veya ihbarname ile fuzuli şagile tebliğ edip, rızaen ödenmemesi halinde 6183 Sayılı Kanunun hükümlerine göre tahsil edebilir. Taşınmazın bulunduğu yer mülki amiri vasıtasıyla fuzuli şagili tahliye ettirebilir. Ancak bu durumda, ortada idari bir işlem söz konusu olacağından, idari işlemin iptali davası idari yargıda görülür.<br />
İkinci olarak, Hazine dilerse 2886 Sayılı Kanunun 75.maddesinde sözü edilen komisyonu oluşturmadan, ihbarname veya ihtarname düzenlemeden ve bunu şagile tebliğ etmeden, yani idari bir işlem yapmadan doğrudan doğruya genel mahkemede, genel hükümlere göre elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istemine ilişkin dava açabilir.</p>

<p>Somut olayda hazine seçimlik hakkını kullanarak genel mahkemede, genel hükümlere göre dava açmış olduğuna ve istem doğrultusunda bir kısım inceleme de yapılmış olduğuna göre ecrimisil talebi hakkında da hüküm kurulması gerekirken Yazılı gerekçe ile ecrimisil isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda I.bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,<br />
II. bentte yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 2.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20068684-e-200610197-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="51896"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/1852 E., 2023/4139 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2023 tarihli, 2022/1852 E., 2023/4139 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2022/1852 E., 2023/4139 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/45 Esas, 2021/647 Karar<br />
HÜKÜM : Asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı ... Turizm Ticaret ve Nakliyat Ltd. Şti. vekili, duruşma istemi olmaksızın davalı Euroka Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 04.07.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı Euroka Sigorta A.Ş. vekili ....., davalı ... Turizm Ltd. Şti. vekili Av..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. arasında Nakliyat Abonman Sigorta Poliçesi bulunduğunu, sigortalının Fransa'dan aldığı emtiaların Hatay'a taşınması işleminin davalı ...Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. tarafından üstlenildiğini, diğer davalı olan Eureko Sigorta A.Ş.'nin ise ...Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti.'nin zorunlu sigortacısı olduğunu, hasarsız, eksiksiz kuru ve sağlam halde teslim edilen emtianın varma yerinde yapılan tespitlerde ıslak ve paslı olduğunun anlaşıldığını, davalının taşıma esnasında bilgi vermeksizin İtalya'da araç değişikliği yaptığını, ekspertiz raporunda emtianın yağmur yada benzeri koşullar altında bu hale gelmiş olabileceği kanaatine varıldığını, taşıyıcı firmanın ve sigortacısının bu hasardan sorumlu olduğunu, bu nedenle sigortalısının zararını ödeyen müvekkilinin halefiyet haklarını kullanmak suretiyle davalı taşıyıcı ve onun sigortacısına rücu hakkını kullandığını ileri sürerek 37.995,10 euronun 08.04.2013 tarihinden itibaren yıllık %5 faiz ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.Birleşen davalarda davacı vekili dava dilekçelerinde; asıl davadaki beyanlarını müvekkili ile dava dışı İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. arasında Nakliyat Abonman Sigorta Poliçesi bulunduğunu, sigortalının Slovenya'dan aldığı emtiaların Hatay'a taşınması işleminin davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. tarafından üstlenildiğini, diğer davalı olan Eureko Sigorta A.Ş.'nin ise .... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti.'nin zorunlu sigortacısı olduğunu, hasarsız, eksiksiz kuru ve sağlam halde teslim edilen emtianın varma yerinde yapılan tespitlerde ıslak ve paslı olduğunun anlaşıldığını, davalının taşıma esnasında bilgi vermeksizin İtalya'da araç değişikliği yaptığını, ekspertiz raporunda emtianın yağmur yada benzeri koşullar altında bu hâle gelmiş olabileceği kanaatine varıldığını, taşıyıcı firmanın ve sigortacısının bu hasardan sorumlu olduğunu, bu nedenle sigortalısının zararını ödeyen müvekkilinin halefiyet haklarını kullanmak suretiyle davalı taşıyıcı ve onun sigortacısına rücu hakkını kullandığını ileri sürerek birleşen 2013/902 E. sayılı dosyada 33.379,86 euronun 23.05.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/903 E. sayılı dosyada 32.821,56 euronun 06.06.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/904 E. sayılı dosyada 31.929,35 euronun 12.06.2013 tarihinden itibaren, birleşen 2013/905 E. sayılı dosyada 32.181,55 euronun 10.06.2013 tarihinden itibaren yıllık %5 faiz ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Asıl ve birleşen davalarda davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçelerinde; emtianın ambalajında delik, yırtık, deformasyon bulunmadığını, taşımada kullanılan araçların brandalarında, teknik malzemelerinde herhangi bir sorun olmadığını, söz konusu ıslaklık ve paslanmanın ambalajlanma kusurundan doğmuş olabileceğini, bundan da müvekkili taşıyıcının sorumlu tutulamayacağını, aynı koşullarda yapılan 5 ayrı taşımanın söz konusu olduğunu, her birinde de aynı sorunla karşılaşıldığını, buradan da kusurun taşıyıcıda değil, emtiada ya da ambalajlanmada olduğunun anlaşıldığını savunarak asıl ve birleşen davaların reddini istemiştir.</p>

<p>2.Asıl ve birleşen davalarda davalı ... vekili cevap dilekçesinde; hasarın ambalajlamadan kaynaklandığını, taşıyıcının kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 02.05.2017 tarih, 2014/530 E. ve 2017/383 K. sayılı kararıyla; taşınan ticari emtia niteliğindeki tellerin orijinal paketlenmesinin teknolojiye uygun olduğu, asıl ve birleşen dosyalarda taşımada kullanılan araçların kasasına su girdiğine dair bir tespitin bulunmadığı, taşıma sürecinde sağlam bobinler içine su sızdıracak kadar yoğun yağmura maruz kaldığını gösteren meteorolojik bir veri olmadığı, teslim yerinde ambalajların içine su girebilecek ya da sızabilecek şekilde bir yırtığın ya da deliğin bulunduğuna dair bir tespitin söz konusu olmadığı ve tutanaklarda böyle bir şeyin yer almadığı, öte yandan 5 ayrı taşımada da aynı problemin yaşandığı, sadece ambalaj içindeki nem ya da nemin yoğunlaşmasının değil dış ortamdan difizyon yoluyla neme nüfus etmesi sonucu ancak bu denli bir bozulmanın yaşanabileceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 22.02.2018 tarihli, 2017/508 E. ve 2018/139 K. sayılı kararıyla; hasarın taşıyıcının sorumlu olmadığı bir ambalaj kusurundan kaynaklandığı, bu koşullarda taşıyıcının ve sigortacısının oluşan hasarlardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairemizin 10.12.2019 tarih, 2018/2317 E. ve 2019/8026 K. sayılı kararıyla taşımaya konu emtianın taşıma güzergahına, taşıma koşullarına ve günümüz teknolojik verilerine uygun ambalajlanıp ambalajlanmadığının, emtianın terleme özelliğinin olup olmadığının, ambalaj içerisine rutubet riskini önlemek için özel bir folyo koyulması gerekip gerekmediğinin tespiti, ayrıca dış ortamdan gelen suyun naylon ile ambalanmış (ambalajda delik yırtık vs. olmadığı halde) ürün üzerine sirayet etmesinin mümkün olup olmadığı, mümkün ise bunun nasıl gerçekleşebileceği, mevcut ambalajlı haliyle ürünün dış etkilere karşı yeterince korunaklı olup olmadığının hertürlü soyut yaklaşımdan uzak ve tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıklanmak üzere işin uzmanlarından oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşıyıcının eşyanın kendisi tarafından teslim alındığı tarih ile gönderilenen teslim ettiği tarih arasında uğramış olduğu hasar ve ziyandan karine olarak sorumlu olduğu, taşıyıcının kendisine talimat vermeye yetkili kişinin kusurundan, bu kişi tarafından verilen talimattan, eşyadaki ayıptan ya da kaçınamayacağı ve sonuçlarını önleyemeyeceği bir olaydan doğduğunu ispat etmesi halinde sorumluluktan kurtulabileceği, davalı tarafından taşınan emtianın teslim alındığı yerden İtalya'da bulunan merkez depoya getirilerek ve başka araçlara aktarma yapılarak Türkiye'deki varış limanına getirilmesi sürecinde hasara uğradığının ihtilafsız olduğu, ambalaj yetersizliğine ilişkin taşıyıcının herhangi bir çekince kaydının bulunmadığı, ambalajlanma hatasının bulunduğu hususlarında davacının iddiasını ispatlayamadığı, dava konusu emtianın da alıcısına hasarlı teslim edildiğinin sabit olduğu, taşıma devam ederken gerekli özen ve dikkatin gösterilmediği, hasardan davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile asıl davada 29.394,79 euronun, birleşen 2013/902 E. sayılı dosyasında 29.394,79 euro'nun, birleşen 2013/903 E. sayılı dosyasında 29.960,94 euronun, birleşen 2013/904 E. sayılı dosyasında 29.168,02 euronun, birleşen 2013/905 E. sayılı dosyasında 27.141,67 euronun 20.12.2013 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar yıllık %5 oranında faiz işletilerek davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya dair taleplerin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davalı ... Turizm Tic. ve Nak. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozmaya uygun inceleme yapılmadığını, ambalajlamanın emtiaya uygun olup olmadığının yeterince incelenmediğini, müvekkilinin CMR Konvansiyonu'nun 8 inci maddesi gereği ambalajın görünürdeki durumunu kontrol ettiğini, ambalajın görünür haliyle taşımaya uygun ve hasarsız olduğunu, ancak özel bir ambalajlama gerekiyorsa bunu bilmesinin mümkün olmadığını, varma yerinde teslim tutanağında da belirtildiği üzere araç içinin kuru ve ambalajın sağlam olduğunu, buna rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve pas olmasından müvekkillinin sorumlu tutulamayacağını, bilirkişi raporunun kesin tespitler içermeyip varsayıma dayalı olduğunu, emtianın İtalya'da kapalı bir depoda başka araca nakledilmesinin söz konusu hasara yol açmayacağını, hasar tazminatı hesaplamalarının da hatalar içeridiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunun kesin tespitler içermeyip varsayıma dayalı olduğunu, gönderenin ambalajlama konusunda gerekli özeni göstermediğini, özel bir ambalaj ve folyo kullanılacak ise bunu taşıyıcının bilmesinin mümkün olmadığını, ambalajın görünür haliyle taşımaya uygun ve hasarsız olduğunu, varma yerinde teslim tutanağında da belirtildiği üzere araç içinin kuru ve ambalajın sağlam olduğunu, buna rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve pas olmasından taşıyıcının sorumlu tutulamayacağını, davacının sigortalısına yaptığı ödemenin hatır ödemesi olup teminat dışı olduğunu, hasar tazminatı hesaplamalarının da hatalar içerdiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemli davada, uyuşmazlık, taşıma esnasında gerçekleşen hasardan davalı taşıyan ve taşıyanın sigortacısının sorumlu olup olmadığına ve ambalaj hasarı bulunup bulunmadığına ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 898 inci maddesinin birinci fıkrası, 1472 nci maddesi, Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi'nin (CMR Konvansiyonu) 8, 9, 17 ve 18 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Asıl ve birleşen davalar, nakliyat emtia sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece Dairemiz bozma ilâmına uyularak yapılan değerlendirme sonrası asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>2.Asıl davaya konu taşıma Fransa'dan, birleşen davalara konu taşımalar ise Slovenya'dan Hatay'a yapılmış, taşımaya konu Ca-Si ve Ca-Fe özlü teller bobin halinde gönderen firma tarafından ambalajlanmıştır. Asıl ve birleşen dosyalar içerisinde bulunan tespit tutanaklarında "...aracın çadırında her hangi bir hasar olmadığı, fakat araçta bulunan ... eşyanın ıslak, su birikintileri ve malzemede paslanma olduğu tespit edilmiştir." şeklinde imzalı tespitlerin yer aldığı, bu durumun dosya içerisinde bulunan fotoğraflardan da net şekilde anlaşıldığı, yine varma yerinde düzenlenen eksper raporlarında da naylon ambalajın içine su sızdırabilecek kadar yırtıldığına, yıprandığına yada delindiğine veya dış yüzeylerinde de ıslaklık olduğuna dair tespite yer verilmediği tespit edilmiştir.</p>

<p>3.CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesine göre, taşımacı, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumludur. Ancak eğer hasar yüke has bir kusurdan yahut taşıyıcının önlemesine olanak bulunmayan bir halden meydana gelmişse yada hasar, hasara uğrayan malların hatalı ambalajlanmış olması ve yahut malların özelliğinin doğal sonucu olan özel risklerden doğmuş ise, taşıyıcı zarardan sorumlu tutulamaz.</p>

<p>6102 sayılı Kanun'un 898 inci maddesinde de benzer şekilde taşıyıcının sorumluluktan kurtulma sebeplerine yer verilmiştir. Buna göre, taşıyıcı, gönderen tarafından yapılan paketleme veya etiketleme yetersizse, taşıyıcı tarafından ambalajlanmamış olan eşya taşınmışsa, eşya doğal veya ayıplı yapısı dolayısıyla, özellikle kırılma, işlev bozukluğu, paslanma, bozulma veya sızma gibi sebeplerle kolaylıkla zarar görebilecek nitelikteyse, taşıyıcı sorumluluktan kurtulur.</p>

<p>4.Asıl ve birleşen davalara konu taşımalarda, bobinlerin gönderen tarafından naylon ambalaj ile sarıldığı, davalı taşıyıcının CMR Konvansiyonu'nun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yükün ve bunların ambalajının görünürdeki durumunu kontrol ettiği, 9 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre taşıma senedine çekince koymaması malların tam ve sağlam teslim alındığının teyidi gibi düşünülmekte ise de taşıyıcının yükü kontrol mükellefiyetinin eşyanın ve ambalajın görünür durumu kontrol ile sınırlı olduğu, herhangi bir araştırma yapmadan emtianın özelliğini ve paslanabileceğini öngörüp çekince koymasının beklenemeyeceği, taşıma esnasında ambalajın hasar görmediği, varma yerinde ambalajda herhangi bir yırtık yada delik tespit edilmediği, ambalajların dış yüzeyinin ve araç içinin kuru olmasına rağmen ambalaj içinde ıslaklık ve bundan kaynaklı emtiada paslanma görüldüğü, bu durumun taşıyıcının kusurundan değil de emtianın niteliğine uygun ambalajlanmamış olmasından kaynaklandığı, emtianın özelliği gereği nasıl ambalajlanması gerektiğini taşıyıcının bilebilmesinin ve bu hususta çekince koymasının beklenemeyeceği, o halde meydana gelen hasardan davalı taşıyıcının sorumlu tutulamayacağı gibi taşıyıcının sigortacısı Euroka Sigorta A.Ş.'nin sorumluluğunun da gündeme gelmeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken varsayıma dayalı bilirkişi raporlarına itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma sebebine göre davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin asıl ve birleşen davalarda davacıdan alınarak asıl ve birleşen davalarda davalılara verilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılara iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20221852-e-20234139-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="14278"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/3351 E., 2023/2875 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 10.05.2023 tarihli, 2022/3351 E., 2023/2875 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3351 E., 2023/2875 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/21 Esas, 2022/180 Karar<br />
HÜKÜM : Davanın kısmen kabul kısmen reddi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Nakliyat Emtia Abonman Sigorta Poliçesi ile sigortaladığı dava dışı Nova Uluslararası Reklam ve Dekorasyon A.Ş.'ne ait emtianın davalının sorumluluğunda taşındığını, alıcı nezdinde yapılan boşaltma işlemleri esnasında ürünlerin hasarlandığının tespit edilip bu hususun tutanağa bağlandığını, sürücünün de hasarın taşıma sırasında meydana geldiğini beyan ettiğini, hasarın, taşıma güzergâhının değişmesine bağlı olarak kötü yollardan geçilip sürüş hatalarından kaynaklandığını, müvekkilinin 33.364,52 euro karşılığı 72.837,20 TL tutarındaki hasar bedelini sigortalıya ödediğini, rücuen tahsil için davalı aleyhine yapılan icra takibine vaki itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptalini, icra inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hasarın, ambalajlamanın yeterli yapılmamasından ve istifleme/yükleme hatasından kaynaklandığını, emtiaların karayolunda uluslararası nakliyatı için sözleşme ("CMR Konvansiyonu") senedinde ambalajlama ile istiflemenin gönderen tarafından yapıldığının, bu nedenlerden doğacak hasardan taşıyanın sorumlu olmayacağının belirtildiğini, ekspertiz raporunda hasara uğrayan malların daha düşük tespit edildiğini, gönderen tarafından bir güzergah tanımlanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Mahkemece Verilen İlk Karar<br />
Mahkemece 21.06.2016 tarih, 2014/693 E. ve 2016/585 K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Bozma Kararı<br />
Dairemizin 25.04.2018 tarih, 2016/10300 E. ve 2018/3117 K. sayılı kararıyla davalı taşıyıcının özellikle aracına gabarisi yüksek eşya yüklenmesine karşı çıkmaması ve bunun sonucu olarak Özbekistan gümrüğündeki gaberi kontrolünden kaçınmak amacıyla güzergah değiştirerek bozuk yoldan Kazakistan gümrüğünden geçmesi ve bozuk yol koşullarının da etkisi sebebiyle malların hasarlanmasında nezaret yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle hasarın meydana gelmesindeki müterafik kusur oranının belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuştur.</p>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile meydana gelen hasarda davalının %10 oranında müterafık kusurunun bulunduğu ve toplam 2.245,36 TL asıl alacak yönünden davalının sorumlu olduğunun rapor edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yükleme göndericiye ait olsa da taşıyıcının istife nezaret ile görevli ve sorumlu olduğunu, şayet istif ve ambalajda bir eksiklik gördüyse bu durumu taşıma senedi üzerine ihtirazi kayıt olarak şerh düşmesi gerektiğini, davalının bu sorumluluğunu yerine getirmediğini, aracın yüksekliği nedeniyle şoförün güzergah değiştirdiği, yolların bozuk olduğu ve hasarlandığının davalının kabulünde olduğunu, taşıma sırasındaki hatalar nedeniyle emtiayı sabitlemeye yarayan demir çubukların dahi kırıldığını, davalının yük ve ambalaja ilişkin çekincesinin yer aldığı herhangi bir yazılı evrak bulunmadığını, bu durumda meydana gelen hasardan davalı taşıyıcının sorumlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, dava dışı sigortalıya ödenen hasar bedelinin davalı taşıyıcıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 51 ve 52 nci maddesi, 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. CMR Konvansiyonu'nun 17 nci maddesinde taşımacının, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumlu olduğu, yükün gönderici, alıcı veya bunlar adına hareket eden kişiler tarafından alınması, taşınması, yüklenmesi, yığılması veya boşaltılması halinde taşımacının sorumlu tutulamayacağı düzenlenmiştir. Ancak,CMR nin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bent hükümleri ile Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, yüklemenin taşıyıcıya ait olmadığı ve hasarın yükleme hatasından kaynaklandığı hallerde de davalı taşıyıcının işletme güvenliğine aykırı yükleme ve sabitleme yapılıp yapılmadığına nezaret görevi bulunması nedeniyle tali de olsa bir müterafik kusurundan söz etmek mümkündür.</p>

<p>2. Mahkemece, Dairemizin 25.04.2018 tarihli bozma ilamına uyularak ve müterafik kusur oranı belirlenerek karar verilmişse de, 6098 sayılı Kanun'ın 51 inci maddesi uyarınca tazminat, zarar verenin kusurunun ağırlığına göre belirlenmektedir. Somut olay, davalı taşıyıcının aracına gabarisi yüksek eşya yüklenmesine karşı çıkmaması ve bunun sonucu olarak Özbekistan gümrüğündeki gaberi kontrolünden kaçınmak amacıyla güzergâh değiştirerek bozuk yolu takip ederek Kazakistan gümrüğünden geçmesi ve bozuk yol koşullarının da etkisi sebebiyle malların hasarlanması şeklinde meydana gelmiştir. Bu durumda davalının nezaret yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle hasarın meydana gelmesindeki müterafik kusur oranı somut olaya uygun düşmemektedir.</p>

<p>3.Bu durumda, somut olayın özelliğine göre zararın meydana gelmesinde davalının müterafik kusur oranı yeninden belirlenerek bir karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Mahkeme kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 10.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20223351-e-20232875-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="61070"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[7223 Sayılı Kanun ve AB Ürün Sorumluluğu Hukuku Işığında Gıda Hukukunda Sorumluluktan Kurtulma Halleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7223-sayili-kanun-ve-ab-urun-sorumlulugu-hukuku-isiginda-gida-hukukunda-sorumluluktan-kurtulma-halleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7223-sayili-kanun-ve-ab-urun-sorumlulugu-hukuku-isiginda-gida-hukukunda-sorumluluktan-kurtulma-halleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu kapsamında kural olarak kusursuz sorumluluk esasına dayanmaktadır. Kanun’un 6. maddesine göre bir ürünün kişiye veya mala zarar vermesi hâlinde, bu ürünün imalatçısı veya ithalatçısı zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar görenin, uğradığı zararı ve uygunsuzluk ile zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmesi gerekir. Birden fazla imalatçı veya ithalatçının sorumlu olması hâlinde ise bunlar müteselsilen sorumlu tutulur.</p>

<p>Bununla birlikte ürün sorumluluğu, sınırsız ve mutlak bir sorumluluk rejimi değildir. Kanun koyucu, bir yandan zarar görenin korunmasını amaçlarken, diğer yandan üretici ve ithalatçının öngörülemez ve denetlenemez risklerden sınırsız biçimde sorumlu tutulmasını engellemek istemiştir. Bu nedenle 7223 sayılı Kanun’da hem sorumluluktan kurtulma halleri hem de sorumluluğun azaltılması veya kaldırılması sonucunu doğurabilecek bazı durumlar özel olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Gıda ürünleri bakımından bu denge daha da önemlidir. Zira gıda, insan sağlığını doğrudan etkileyen, çoğu zaman çok aşamalı üretim, depolama, taşıma ve satış süreçlerinden geçen; üretici, ithalatçı, dağıtıcı, satıcı ve nihai kullanıcı gibi birden fazla süjenin temas ettiği bir üründür. Bu nedenle gıda kaynaklı zararlarda zararın hangi aşamada ve kimin etki alanında ortaya çıktığının belirlenmesi, sorumluluğun sınırlarının çizilmesi bakımından belirleyici niteliktedir.</p>

<p>Öte yandan ürün sorumluluğu hukukunda yaşanan dönüşüm yalnızca ulusal düzenlemelerle sınırlı değildir. Avrupa Birliği’nde 23 Ekim 2024’de kabul edilen, 18 Kasım 2024’te AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanan ve 8 Aralık 2024’te yürürlüğe giren ve (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi, ürün sorumluluğu hukukunu günümüz teknolojik ve ekonomik koşullarına uyarlamayı amaçlayan önemli bir reform niteliğindedir. Söz konusu Direktif ile klasik ürün sorumluluğu anlayışı; dijitalleşen üretim süreçleri, bağlantılı sistemler, teknik karmaşıklık ve modern risk alanları dikkate alınarak yeniden şekillendirilmiştir. Her ne kadar Türk hukukunda doğrudan uygulanabilir olmasa da, özellikle 7223 sayılı Kanun’un yorumlanması bakımından yeni Direktif’in yaklaşımının dikkate alınması gerektiği açıktır.</p>

<p>Bu çalışmada, 7223 sayılı Kanun çerçevesinde gıda üreticisinin sorumluluktan kurtulma halleri incelenecek; konu, Avrupa Birliği ürün sorumluluğu hukukundaki güncel gelişmeler ışığında değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>SORUMLULUKTAN KURTULMA HALLERİ</strong></p>

<p>7223 sayılı Kanun’un 21. maddesinde, iktisadi işletmeciyi sorumluluktan kurtaran halleri iki ayrı çerçevede düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrası (m. 21/I), uygunsuzluğu kendiliğinden giderip geri çağırma da dahil gerekli tedbirleri alan işletmecilerin bu Kanun’da düzenlenen idari yaptırımlardan kurtulacağını öngörmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrası (m. 21/II) ise imalatçı veya ithalatçının ileri sürebileceği üç kuruluş sebebini saymaktadır:</p>

<p>a. ürünü piyasaya bizzat arz etmeme,</p>

<p>b. uygunsuzluğun dağıtıcı, üçüncü kişi veya kullanıcıdan kaynaklanması ve</p>

<p>c. teknik düzenlemelere ya da zorunlu teknik kurallara uygun üretim.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasına (m. 21/III) göre ise imalatçı veya ithalatçı, ikinci fıkrada sayılan bu sebeplerden birini ispat ettiği takdirde Kanun’un 6. maddesinde öngörülen tazminat sorumluluğu da kalkar.</p>

<p>Bu çerçevede 21. madde, hem idari yaptırım hem de özel hukuk tazminatı boyutunda kapsamlı bir sorumluluktan kurtulma mekanizması öngörmektedir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken ilk husus, kurtuluş sebeplerinin istisnai nitelikte olmasıdır. Ürün sorumluluğunun temel amacı, piyasaya arz edilen ürünlerden zarar gören kişilerin korunmasıdır. Bu nedenle imalatçı veya ithalatçının sorumluluktan kurtulabilmesi için yalnızca soyut bir iddiada bulunması yeterli değildir; ileri sürülen kurtuluş sebebinin somut olay bakımından açık, inandırıcı ve teknik olarak ortaya konulması gerekir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Ürünün Piyasaya Üretici veya İthalatçı Tarafından Arz Edilmemiş Olması</strong></p>

<p>İmalatçı veya ithalatçı, zarara sebep olan ürünü piyasaya kendisinin arz etmediğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilir. Ürün sorumluluğunun temelinde, ürünün ekonomik dolaşıma üretici veya ithalatçı tarafından sokulması olgusu yer almaktadır. Bu nedenle henüz üretim aşamasında bulunan, piyasaya sunulmamış veya üreticinin iradesi dışında dolaşıma sokulmuş bir ürün bakımından üreticinin sorumluluğundan söz edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Gıda ürünleri bakımından bu durum özellikle;</p>

<p>· numune ürünler,</p>

<p>· üretim tesisinden izinsiz çıkarılan ürünler,</p>

<p>· piyasaya arz edilmeden önce imha edilmesi gereken partiler</p>

<p>· veya üreticinin kontrolü dışında dolaşıma giren ürünler</p>

<p>bakımından gündeme gelebilir.</p>

<p>Ancak üretici, bu savunmayı ileri sürerken ürünün kendi kontrol alanından nasıl çıktığını, piyasaya arz iradesinin bulunmadığını ve gerekli güvenlik/idari tedbirleri aldığını da ortaya koymalıdır. Aksi halde yalnızca ürünün “yetkisiz biçimde piyasaya sürüldüğü” iddiası sorumluluktan kurtulmak için yeterli kabul edilmemelidir.</p>

<p>Özellikle seri üretim yapan büyük gıda işletmeleri bakımından, üretim sonrası denetim, stok kontrolü, geri çağırma prosedürleri ve dağıtım zincirinin izlenebilirliği büyük önem taşımaktadır. Üreticinin kendi organizasyon yapısındaki eksikliklerden kaynaklanan kontrol kayıplarını, yalnızca “ürün tarafımızca piyasaya arz edilmemiştir” savunmasıyla bertaraf etmesi, ürün güvenliği hukukunun koruyucu amacıyla bağdaşmayacaktır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Uygunsuzluğun Dağıtıcı, Üçüncü Kişi veya Kullanıcıdan Kaynaklanması</strong></p>

<p>İmalatçı veya ithalatçı, üründeki uygunsuzluğun dağıtıcıdan, üçüncü bir kişinin müdahalesinden veya kullanıcıdan kaynaklandığını ispat ederse sorumluluktan kurtulabilir. Bu hüküm, gıda ürünleri bakımından özel bir öneme sahiptir. Çünkü gıda ürünleri çoğu zaman üretimden sonra depolama, taşıma, soğuk zincir, raf düzeni, satış ve tüketim gibi birçok aşamadan geçmektedir.</p>

<p>Örneğin üretim aşamasında mevzuata uygun ve güvenli şekilde üretilmiş bir süt ürününün dağıtım sürecinde soğuk zincirin bozulması sebebiyle insan sağlığına zararlı hale gelmesi durumunda, uygunsuzluk üretim sürecinden değil, dağıtım aşamasından kaynaklanmış olabilir. Benzer şekilde, tüketicinin ürün üzerinde yer alan muhafaza koşullarına aykırı davranması, son tüketim tarihinden sonra ürünü kullanması veya ürünü talimatlara aykırı biçimde saklaması durumunda da üreticinin sorumluluğu kaldırılabilir veya somut olayın özelliklerine göre azaltılabilir.</p>

<p>Ancak bu savunmanın kabul edilebilmesi için üreticinin, ürünün piyasaya arz edildiği anda güvenli ve uygun olduğunu, gerekli etiketleme ve bilgilendirme yükümlülüklerini yerine getirdiğini, özellikle saklama ve kullanım koşullarına ilişkin uyarıları açık biçimde sunduğunu ispat etmesi gerekir. Gıda ürünlerinde saklama sıcaklığı, alerjen bilgisi, son tüketim tarihi, tavsiye edilen tüketim tarihi, kullanım talimatı ve risk uyarıları, üreticinin sorumluluktan kurtulma iddiası bakımından belirleyici deliller arasında yer alır.</p>

<p>Diğer taraftan üreticinin bilgilendirme yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmediği durumlarda, uygunsuzluğun yalnızca kullanıcı davranışına bağlanması da mümkün değildir. Özellikle ambalaj üzerindeki uyarıların okunamayacak ölçüde küçük yazılması, alerjen bilgilerinin açıkça belirtilmemesi veya ürünün muhafaza koşullarının belirsiz bırakılması hâlinde, zarar görenin davranışı üreticinin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmayabilir.</p>

<p>Bu noktada 7223 sayılı Kanun’un 21/3. maddesindeki önemli bir ayrıma dikkat etmek gerekmektedir: Söz konusu fıkra, zararın üçüncü kişinin fiili veya ihmalinden kaynaklanmış olmasının tek başına imalatçı veya ithalatçının tazminat sorumluluğunu azaltmayacağını açıkça hükme bağlamaktadır. Dolayısıyla 21/2. maddesi kapsamında geçerli bir kuruluş sebebinden yararlanabilmek için, uygunsuzluğun yapısal olarak ve doğrudan o müdahaleden ya da kullanıcı davranışından kaynaklandığının ispat edilmesi gerekir; kısmi veya dolaylı bir nedensellik bağı kuruluş sebebini işletmez.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Uygunsuzluğun Zorunlu Teknik Düzenlemelere Uygun Üretimden Kaynaklanması</strong></p>

<p>7223 sayılı Kanun’un 21. maddesinde düzenlenen bir diğer kurtuluş sebebi, üründeki uygunsuzluğun teknik düzenlemelere veya diğer zorunlu teknik kurallara uygun üretimden kaynaklanmasıdır. Bu hüküm, üreticiye, hukuken uymak zorunda olduğu emredici teknik kurallar nedeniyle ortaya çıkan uygunsuzluk bakımından sorumluluktan kurtulma imkânı tanımaktadır.</p>

<p>Ancak bu kurtuluş sebebi dar yorumlanmalıdır. Zira teknik düzenlemelere uygunluk, her durumda ürünün güvenli olduğu anlamına gelmez. 7223 sayılı Kanun’un 5. maddesinde, teknik düzenlemenin insan sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlerine uygun ürünün aksi ispatlanana kadar güvenli kabul edileceği düzenlenmiştir. Bu nedenle teknik düzenlemeye uygunluk mutlak bir güvenlik karinesi değil, aksi ispatlanabilir bir karinedir.</p>

<p>Gıda ürünleri bakımından bu nokta özellikle önemlidir. Bir katkı maddesinin, kalıntı limitinin veya ambalaj materyalinin mevzuatta izin verilen sınırlar içinde bulunması, somut olayda ürünün tüketici açısından her koşulda güvenli olduğu anlamına gelmeyebilir. Özellikle çocuklar, yaşlılar, hamileler, kronik hastalığı olanlar veya alerjik bünyeye sahip tüketiciler bakımından ürünün taşıdığı risk ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle teknik düzenlemeye uygunluk, üreticinin sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmamalı; ürünün somut olayda makul güvenlik beklentisini karşılayıp karşılamadığı ayrıca incelenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nitekim ürün güvenliği hukukunda temel ölçütlerden biri, ortalama tüketicinin üründen haklı olarak beklediği güvenlik seviyesidir. Bu nedenle mevzuata şeklen uygunluk, ürünün fiilen güvenli olduğu sonucunu her durumda doğurmaz. Özellikle insan sağlığına doğrudan etki eden gıda ürünlerinde, üreticinin yalnızca asgari teknik kurallara uyduğunu ileri sürmesi yeterli görülmemelidir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Gelişim Riski Savunması ve Yeni AB Direktifi Bakımından Değerlendirme</strong></p>

<p>Ürün sorumluluğu hukukunda en tartışmalı savunmalardan biri, öğretide “gelişim riski savunması” olarak ifade edilen savunmadır. Bu savunmaya göre, ürünün piyasaya arz edildiği tarihte mevcut bilimsel ve teknik bilgi düzeyi, üründeki uygunsuzluğun veya tehlikenin tespit edilmesine elverişli değilse, üreticinin sorumluluktan kurtulması gündeme gelebilir.</p>

<p>Özellikle gıda ürünleri bakımından bu mesele ayrı bir önem taşımaktadır. Zira bazı gıda kaynaklı zararlar, ürünün tüketilmesinden hemen sonra değil; yıllar içerisinde ortaya çıkabilmektedir. Katkı maddeleri, pestisit kalıntıları, ambalaj materyallerinden gıdaya geçen kimyasallar, bulaşanlar veya uzun süreli toksik etkiler bakımından bilimsel belirsizlikler her zaman tamamen ortadan kaldırılabilmiş değildir. Bu nedenle üreticinin, ürün piyasaya arz edildiği tarihte mevcut bilimsel veriler çerçevesinde öngörülemeyen risklerden ne ölçüde sorumlu tutulacağı, ürün sorumluluğu hukukunun temel tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>7223 sayılı Kanun’da gelişim riski savunmasına açık şekilde yer verilmemiştir. Bununla birlikte Kanun’un 21. maddesinde düzenlenen kurtuluş sebeplerinin yorumunda, özellikle teknik düzenlemelere uygunluk ve bilimsel öngörülebilirlik unsurlarının dolaylı biçimde dikkate alınabileceği ileri sürülebilir. Ancak insan sağlığını doğrudan ilgilendiren gıda ürünleri bakımından bu savunmanın dar yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir. Çünkü ürün güvenliği hukukunun temel amacı, ekonomik risklerin mümkün olduğu ölçüde üretici tarafından üstlenilmesini sağlamak ve zarar gören tüketiciyi korumaktır.</p>

<p>Nitekim 8 Aralık 2024’te yürürlüğe giren ve (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi de gelişim riski savunmasını tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte, ürün güvenliği ve tüketicinin korunması eksenli yaklaşımı daha da güçlendirmiştir. Özellikle karmaşık teknik ürünler, dijital sistemler ve bilimsel belirsizlik içeren riskler bakımından üreticinin piyasaya arz sonrası izleme yükümlülüğü daha görünür hale gelmiştir. Bu yaklaşım, gıda üreticisinin yalnızca üretim anındaki değil; ürünün piyasadaki yaşam döngüsü boyunca ortaya çıkabilecek öngörülebilir riskler bakımından da dikkat ve özen yükümlülüğü altında olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Günümüzde modern gıda üretimi yalnızca fiziksel üretim faaliyetinden ibaret değildir. Otomatik üretim sistemleri, sıcaklık kontrol mekanizmaları, dijital izlenebilirlik kayıtları, kalite kontrol yazılımları ve veri tabanlı takip sistemleri de ürün güvenliğinin bir parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle ürün güvenliği kavramı da giderek genişlemekte; üreticinin kontrol alanı klasik üretim anlayışının ötesine taşmaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, klasik ürün sorumluluğu hukukunun en hassas alanlarından birini oluşturmaktadır. Çünkü gıda ürünleri, bireyin yalnızca ekonomik menfaatini değil; doğrudan yaşamını ve beden bütünlüğünü ilgilendirmektedir. Bu nedenle gıda kaynaklı zararlarda üreticinin sorumluluğunun kapsamı belirlenirken, yalnızca ticari hayatın gerekleri değil, insan sağlığının korunmasına ilişkin üstün kamusal yarar da dikkate alınmalıdır.</p>

<p>7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu ile Türk hukukunda üreticinin kusursuz sorumluluğuna ilişkin önemli bir sistematik kurulmuş; özellikle uygunsuz ürünlerden doğan zararlar bakımından zarar gören lehine daha güçlü bir koruma mekanizması oluşturulmuştur. Bununla birlikte Kanun, üretici ve ithalatçının sınırsız bir sorumluluk tehdidi altında kalmasını önlemek amacıyla belirli kurtuluş sebeplerine de yer vermiştir.</p>

<p>Ancak gıda ürünleri bakımından bu kurtuluş sebeplerinin geniş yorumlanması, ürün güvenliği hukukunun temel amacıyla bağdaşmayacaktır. Özellikle teknik düzenlemeye uygunluk, üçüncü kişinin müdahalesi veya kullanıcı davranışı gibi savunmalar değerlendirilirken; ürünün niteliği, tüketicinin korunma ihtiyacı, bilgilendirme yükümlülüğünün kapsamı ve somut olayın özellikleri birlikte dikkate alınmalıdır. Aksi yaklaşım, ürün sorumluluğu rejimini zarar gören aleyhine işlevsiz hale getirme riski taşıyacaktır.</p>

<p>Diğer yandan Avrupa Birliği’nde 8 Aralık 2024’te yürürlüğe giren ve (AB) 2024/2853 sayılı Yeni Ürün Sorumluluğu Direktifi, ürün sorumluluğu hukukunun artık yalnızca klasik fiziksel üretim süreçleri üzerinden değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Günümüzde üretim süreçlerinin dijitalleşmesi, otomasyon sistemleri, izlenebilirlik teknolojileri ve teknik karmaşıklık, üreticinin kontrol alanının da yeniden değerlendirilmesini gerekli hale getirmektedir. Bu dönüşüm, gıda üreticisinin sorumluluğu bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunda sorumluluktan kurtulma halleri yorumlanırken, yalnızca üreticinin ekonomik korunması değil; tüketicinin yaşamı, sağlığı ve güvenliği esas alınmalıdır. Özellikle insan sağlığını doğrudan etkileyen ürünlerde, ürün güvenliği hukukunun koruyucu karakterinin zayıflatılmaması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7223-sayili-kanun-ve-ab-urun-sorumlulugu-hukuku-isiginda-gida-hukukunda-sorumluluktan-kurtulma-halleri-1</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/themis-4a1.jpg" type="image/jpeg" length="13103"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çek ve Senet Alımında Hukuki Güvenlik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cek-ve-senet-aliminda-hukuki-guvenlik-cebi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cek-ve-senet-aliminda-hukuki-guvenlik-cebi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ticari ve günlük hayatta sıkça çek ve bono gibi kambiyo senetleriyle karşılaşırız. Ancak bu senetlerin hukuki niteliğini, geçerliliğini ve şartlarını çoğu zaman tam olarak anlayamayız. Yazımızda çek ve bono gibi kambiyo senetlerinin düzenlenmesi, teslim alınması ve icra takibine konu edilmesi süreçlerinde göz önünde bulundurulması gereken hukuki şartları, imza geçerliliğini ve bu unsurların doğurduğu sonuçlarını dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık.</p>

<p>Senet metnindeki zorunlu unsurların eksikliği veya temsil yetkisindeki hataların alacaklılar nezdinde ciddi hak kayıplarına yol açabileceği gerçeğinden hareketle, geçerli bir kambiyo senedinde bulunması gereken asgari şartlar ve ispat yükünün dağılımını da iyi kavramak gerekir.</p>

<p>Ticari işlemlerde ve borç ilişkilerinde alacağın güvence altına alınması ve tahsil kabiliyetinin artırılması amacıyla sıklıkla başvurulan araçların başında kambiyo senetleri gelmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri uyarınca, çek ve bono (emre muharrer senet) gibi kıymetli evraklar, taşıdıkları soyut borç ikrarı ve sıkı şekil şartları nedeniyle genel alacaklardan farklı bir hukuki rejime tabidir.</p>

<p>Söz konusu düzenlemeler gereği, bir senedin kambiyo senedi vasfı taşıması, alacaklıya İİK kapsamında kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip yapma imkânı vererek tahsil sürecini ciddi şekilde hızlandırır. <strong>Ancak bu imkândan yararlanabilmek, senedin kanunda öngörülen mutlak şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmiş olmasına bağlıdır.</strong></p>

<p>Çalışmamız kapsamında kambiyo senetlerinde zorunlu şekil şartları ve bu şartların eksikliğinin sonuçları irdelenmiş; imza, temsil yetkisi gibi unsurların ispat hukuku açısından önemi ele alınmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>● <strong>Kambiyo Senetlerinde Zorunlu Şekil Şartları ve Hukuki Nitelik</strong></p>

<p>Ticari hayatta çek ve bono, kural olarak illetten mücerret (soyut) bir borç ikrarını içerir. TTK'nın ilgili maddeleri uyarınca bir belgenin bono sayılabilmesi için metninde "bono" veya "emre muharrer senet" kelimesini, kayıtsız şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini, vadesini, ödeme yerini, kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adını, düzenlenme tarihi ve yerini, ayrıca düzenleyenin imzasını içermesi zorunludur.</p>

<p>Bu unsurların eksikliği belgenin hukuki niteliğini doğrudan etkiler. Örneğin, düzenlenme yeri (veya düzenleyenin adının yanındaki adres) ve düzenlenme tarihi bulunmayan bir belge bono vasfını yitirerek adi senet (delil başlangıcı veya yazılı delil) hükmüne düşer. Bu durum, alacaklının kambiyo senetlerine özgü hızlı takip yollarına başvurmasını engeller ve genel hükümlere göre ispat külfetini ağırlaştırır. <u>Çeklerde de durum benzerdir; "çek" kelimesi, kayıtsız şartsız ödeme havalesi, muhatap banka, ödeme yeri, düzenlenme tarihi ve yeri ile keşidecinin imzası mutlak şartlardır.</u></p>

<p><i>"TTK ‘da şekil serbestisi hakim olmakla tedavül güvenliği bakımından, kıymetli evrakta bulunması gereken tüm şekil şartları kanunda gösterilmiştir. TTK 671, 776 ve 780 maddelerine <u>bakıldığında kambiyo senetlerinin sıkı şekil şartlarına tabi kılındığı görülmektedir. Dolayısıyla tarafların olası iradelerinin bir önemi bulunmamaktadır</u>. Senedin kambiyo senedi olarak kabul edilmesi TTK ‘daki şartların mevcudiyetine bağlı olup, şekli unsurların eksikliği durumunda, senet kambiyo senedi vasfına haiz olmayacaktır." <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2020166-e-20207411-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2020/166, K. 2020/7411, T. 22.09.2020</strong></a></i></p>

<p><i>"Dava konusu senedin incelenmesinde <u>düzenleme yerinin yazılmadığı, keşidecinin adresinin tam olarak bulunmadığı, sadece Başhüyük olarak yazıldığı, dolayısıyla keşide yerinin bulunmadığı</u>, 6102 Sayılı TTK'nın 776 ve 777 maddeleri gereğince bononun keşide yerinin zorunlu unsurlarından olduğu, yukarıda detayı verilen T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/01/2014 Tarih ve ... Esas-... Karar sayılı ilamı ve T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13/06/2022 Tarih ve ... Esas-... Karar sayılı ilamı gereğince keşide yeri bulunmayan bononun kambiyo vasfını haiz olmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiştir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari" rel="dofollow">Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/1390, K. 2025/1112, T. 10.09.2025</a></strong></i></p>

<p><i>"Belgeyi düzenleyenin kimliği çoğu zaman belgenin altındaki imzadan anlaşılır. Belgenin geçerli olması için imza zorunluluğu gerekli ise, imzasız yazı belge sayılamayacağından sahtecilik suçuna konu olamayacaktır. <strong>Kambiyo senetlerinde belge üzerinde kişinin kendi el yazısı ile imzasının atılmış olması gerekir.</strong> <u>Zira imza ilgili kambiyo senedinin zorunlu kurucu şekil şartını oluşturup imzanın bulunmaması halinde gerek kambiyo senedi olarak gerekse hukuki sonuç doğuracak bir belge olarak kabul edilemez</u>.<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-201612395-e-2017740-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 11. Ceza Dairesi, E. 2016/12395, K. 2017/740, T. 07.02.2017</a></strong></i></p>

<p>● <strong>İmza İncelemesi ve Temsil Yetkisi</strong></p>

<p>Çek veya senet alınırken en sık karşılaşılan hukuki risklerden biri imza itirazlarıdır. Senet üzerindeki imzanın, bizzat borçluya veya onu temsile yetkili kişiye ait olması şarttır. Tüzel kişiler (şirketler) adına düzenlenen senetlerde, imzanın mutlaka şirket kaşesi üzerine atılmış olması ve imza sahibinin şirketi kambiyo taahhüdünde bulunmaya ehil yetkili bir temsilci olması gerekmektedir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir diğer husus, tüzel kişiyi temsilen atılan imzanın yanında, yetkilinin şahsen de sorumlu olmasını sağlamak için kaşe dışına atılan ikinci imzadır (aval hükmünde veya şahsi sorumluluk doğuran imza). Sadece şirket kaşesi üzerine atılan tek imza, kural olarak yalnızca şirketi bağlar. <strong>İleride açılabilecek imza inkârı davalarında alacaklının menfaatini korumak adına, senet alınırken imzanın borçlunun elinden çıktığının bizzat görülmesi ve huzurda imzalatılması en güvenilir yöntemdir.</strong></p>

<p><i>"Takibe konu 22.5.2017 tanzim, 23.5.2018 vade tarihli ve 2.000.000,00 TL bedelli bonoda düzenleyenin...… A.Ş. <u>olduğu ve ön yüzdeki düzenleyene ait iki imzanın da şirket kaşesi üzerinde olduğu, açıkta imzanın bulunmadığı görüldüğünden, imzanın şirket adına atıldığının kabulü gerekir. Dairemizin yerleşik içtihatları da bu yöndedir</u> (21.01.2019 tarih ve 2018/9989 E. - 2019/579 K., 04.12.2017 tarih ve 2016/24481 E.- 2017/15073 K. gibi)."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20205987-e-20211647-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2020/5987, K. 2021/1647, T. 17.02.2021</a></strong></i></p>

<p><i>"Davalının dosyaya ibraz ettiği ve dava konusu çekin davacı şirkete teslim edildiğine dair makbuzda, şirket kaşesi bulunmasına rağmen, üzerine atılan imzanın kime ait olduğuna dair herhangi bir bilginin bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda mahkemece öncelikle, teslim makbuzundaki imza sahibinin tespiti gerekmektedir. Bunun için de makbuzdaki imzanın hangi şirket çalışanına ait olduğunun açıklatılması, ardından imza sahibi kişinin davacı şirket yetkilisi, temsilcisi veyahut görevlendirilen bir çalışanı olup olmadığının gerekirse Sosyal Güvenlik Kurumu ile yazışma yapılmak suretiyle tespit edilmesi, daha sonra davacı şirketin kaşesini kullanıp teslim makbuzunu imza eden bu kişinin mahkemeye çağrılarak imzanın kendisine ait olup olmadığının sorulması, inkarı halinde ise bu kişi yönünden imza incelemesine esas olmak üzere imza örnekleri toplanarak uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, salt o tarihteki şirketi temsile yetkili kişilerin imza incelemesinin yapılmasıyla eksik ve yetesiz inceleme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20207647-e-2022404-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/7647, K. 2022/404, T. 19.01.2022</a></strong></i></p>

<p>● <strong>Teminat Senetleri ve İspat Yükünün Dağılımı</strong></p>

<p>Uygulamada sıkça karşılaştığımız bir diğer hukuki ihtilaf, senedin "teminat senedi" olduğu iddiasıdır. Kambiyo senetleri mücerret borç ikrarı içerdiğinden, senedin bir temel ilişkiye (örneğin bir ticari sözleşmenin ifasına) teminat olarak verildiğini iddia eden borçlu, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.</p>

<p>Bir senedin teminat vasfı taşıyabilmesi için, sadece üzerinde "teminat içindir" yazması her zaman yeterli korumayı sağlamaz. Senedin hangi sözleşmenin ve hangi edimin teminatı olduğunun, taraflar arasındaki yazılı bir belgeyle (teminat sözleşmesi veya senedin arkasına/önüne yazılan açık ve belirgin atıflarla) açıkça ortaya konması gerekir. Aksi takdirde borçlu, bu senedin teminat amaçlı olduğunu usulüne uygun ve aynı kuvvetlilikte yazılı delillerle kanıtlamak zorundadır. Alacaklıların, teminat amacıyla dahi olsa senet alırken, aralarındaki yazılı sözleşmeye senedin tanzim bilgilerini (keşide tarihi, bedeli, vadesi) detaylıca işlemeleri büyük önem taşır.</p>

<p><i><u>"Kambiyo senetleri teminat amaçlı olarak temlik edilebilirse de senet metninde açıkça hangi hukuki ilişkinin teminatı olduğunun gösterilmesi gerekmektedir. Dava konusu senedin ön yüzünde "teminat amaçlı alınmıştır" arka yüzünde ise "bedeli teminattır" ibareleri yer almışsa da hangi hukuki ilişkinin teminat altına alındığı açıklanmadığından yazılmamış sayılır.</u> Mahkemece açıklanan bu gerekçeler doğrultusunda ihtilafın çözülmesi yoluna gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabul kararı verilmesi bozmayı gerektirmiştir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-20174883-e-20185957-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 19. Hukuk Dairesi, E. 2017/4883, K. 2018/5957, T. 21.11.2018</a></strong></i></p>

<p><i>"Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere; bir senedin teminat senedi vasfını taşıyabilmesi için; ya senet metninde açık olarak teminatın hangi hususta verildiği belirtilmeli, ya da ayrı bir sözleşmeyle söz konusu teminat senedine atıf yapılarak senedin teminat senedi olduğunun belirlenebilir olması sağlanmalıdır. <u>Senet üzerine yazılacak olan "teminattır" ibaresi tek başına senede teminat senedi olma hüviyetini kazandırmaz. "teminat senedidir," "devredilemez", "ciro edilemez", ibareleri tek başına geçersiz olup, hiç yazılmamış kabul edilir.</u> Aynı yönde (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 2014/11410 E. 2014/13843 K. sayılı ilamı). Bir senedin teminat senedi olduğunu ileri süren taraf bunu yazılı bir belge ile ispatlamalıdır."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari" rel="dofollow">İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1373, K. 2026/101, T. 23.01.2026</a></strong></i></p>

<p>● <strong>Boş (Açık) Senet Düzenlenmesi</strong></p>

<p>Kanun hükümleri uyarınca bono ve çeklerde açık senet düzenlenmesi hukuken mümkündür. Yani, senet teslim edilirken sadece imza atılarak vade ve miktar gibi kısımlar sonradan doldurulmak üzere alacaklıya bırakılabilir. Ancak borçlu, senedin aralarındaki anlaşmaya aykırı doldurulduğunu iddia ederse, bu iddiasını yazılı delille ispat etmek zorundadır.</p>

<p>Alacaklı yönünden senedin anlaşmaya uygun doldurulduğu karinesi geçerli olup, bu husus ispat kolaylığı sağlar. Yine de kötü niyet iddialarının önüne geçmek adına, taraflar arasında senedin ne şekilde doldurulacağına dair yazılı bir mutabakat bulunması hukuki güvenliği maksimize eder.</p>

<p></p>

<p><i>"Mahkemece, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, kambiyo hukukunda açığa imza atılmak suretiyle düzenlenen bononun sonradan doldurulması halinde geçerli olduğu, <u>bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu hususunun davacı tarafından yazılı delille ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir</u>"<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201611366-e-2017424-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/11366, K. 2017/424, T. 25.01.2017</a></strong></i></p>

<p></p>

<p><i>"TTK'nın 778/2-f maddesi atfıyla bonolara da uygulanan TTK'nın 680. madde hükmü uyarınca bononun kısmen doldurulmuş ya da sadece imzalanmış olarak tedavüle çıkarılması mümkün olup, bu eksiklik senedin ibrazına kadar tamamlanabilir. <u>Bu nedenle, keşideci imzası dışında tüm unsurları boş bir bononun düzenlenmesi mümkün olup, bu bononun doldurularak zorunlu unsurları tamamlanmak suretiyle kambiyo senedi vasfıyla işlem yapılması her zaman mümkündür.</u> Bu durumda ilk derece mahkemesine sunulan belgeler bonoya ilişkin ilanların yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, keşideci imzası bulunan ve tedavüle çıkarılmadan eksik unsurlarının doldurulması imkan dahilinde bulunan belgenin bono olarak kabul edilmeyerek bu bono yönünden iptal isteminin reddine karar verilmesi doğru değildir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari" rel="dofollow">İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2020/924, K. 2023/273, T. 23.02.2023</a></strong></i></p>

<p></p>

<p><i>"herhangi bir kambiyo senedinin <strong>tüm unsurlarını içerecek şekilde tanzim edilmesi ve en geç ibraz anında doldurmak kaydıyla boş olarak da lehtara verilmesinin mümkün olduğu</strong>, bu durumda bedel hanesi <u>boş olarak verildiği iddia edilen senedin, sözleşmeye aykırı olarak doldurulduğunun keşideci tarafından yazılı delillerle ispatının gerektiği</u>, ancak davacı tarafından belirtilen hususu ispata yarar yazılı delil ibraz edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20205457-e-20215602-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/5457, K. 2021/5602, T. 20.09.2021</a></strong></i></p>

<p>● <strong>Kambiyo Senedinin Zayi Olması</strong></p>

<p>Kambiyo senetleri, "kıymetli evrak" niteliği gereği hakkın senede sıkı sıkıya bağlı olduğu belgelerdir. Bu hukuki rejimde senedin zilyetliğine sahip olmayan kişi, kural olarak senette mündemiç olan alacak hakkını ileri süremez. Dolayısıyla senedin rıza dışı elden çıkması (çalınması, kaybolması) veya yanma, su baskını gibi nedenlerle zayi olması, alacaklı açısından hakkın donması veya kaybı riskini doğurur.</p>

<p>Senedin zayi olması durumunda hak sahibinin mağduriyetini gidermek amacıyla Türk Ticaret Kanunu’nda <strong>"Zayi Nedeniyle İptal Davası"</strong> kurumu düzenlenmiştir. Bu süreçte izlenmesi gereken hukuki prosedür ve dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:</p>

<p><strong>Ödeme Yasağı Kararı:</strong> Senet elinden çıkan hamil, senedin kötü niyetli üçüncü kişilerin eline geçmesi ve borçlu tarafından bunlara ödeme yapılması riskine karşı ivedilikle mahkemeye başvurmalıdır. Bu başvuruda, mahkemeden borçluya (bonoda düzenleyene, çekte muhatap bankaya) hitaben senedin ödenmemesi yönünde bir ihtiyati tedbir kararı (ödeme yasağı) verilmesi talep edilir.</p>

<p><strong>İptal Davası ve İlan Süreci:</strong> Senedin iptali için görevli ve yetkili Asliye Ticaret Mahkemesi’nde dava açılmalıdır. Mahkeme, senedin zayi olduğuna dair kuvvetli delillerin sunulması halinde, senedi elinde bulunduran varsa getirmesi için Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde belirli aralıklarla (genellikle üç kez) ilan yapar.</p>

<p><strong>Bekleme Süreleri:</strong> Kanunda öngörülen bekleme süresi içinde <i>(çeklerde ibraz süresinin geçmesinden itibaren en az üç ay, bonolarda ilk ilan tarihinden itibaren en az 6 ay)</i> senet mahkemeye sunulmazsa, senedin iptaline karar verilir. Bu sürelerin takibi, hakkın düşmemesi adına kritiktir.</p>

<p><strong>İptal Kararının Hükmü:</strong> Mahkemeden alınan iptal kararı, zayi olan senedin yerine geçer. <strong>Alacaklı, bu karar ilamı ile borçludan ödeme talep edebilir veya gerekirse icra takibi başlatabilir.</strong> İptal kararı, senedin mülkiyetini değil, sadece o senetten doğan hakkın kullanılabilmesini sağlayan bir teşhis belgesi niteliğindedir.</p>

<p><strong>İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Durumu:</strong> Senedi zayi eden hamil, iptal davası açmış olsa dahi, eğer senet tedavüle çıkmış ve iyiniyetli bir üçüncü kişi tarafından usulüne uygun ciro silsilesiyle iktisap edilmişse, bu kişinin hakkı korunabilir. Bu sebeple senedin kaybedildiği anlaşıldığı an, zaman kaybetmeksizin hukuki yollara başvurulması "tedavül güvenliği" karşısında alacaklının tek korumasıdır.</p>

<p>Kambiyo senedinin kaybı, sadece bir kağıt parçasının kaybı değil, alacağın ispat vasıtasının kaybı anlamına geldiğinden, iptal davası süreci titizlikle yönetilmesi gereken teknik bir yargılama sürecidir.</p>

<p><i>"Senedin ziyaının söz konusu olduğu bütün hâllerde, senedi iyiniyetle devralan üçüncü şahısların haklarına iptal kararının hiç bir etkisi olmaz. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş bulunan şahsın durumu, iptal kararıyla değişmez. <strong>Başka bir deyişle, iyiniyetin korunması esası iptal kararıyla sınırlandırılmamıştır.</strong> İptal davası davacının talebi doğrultusunda sonuçlandıktan sonra, bu davadan haberi olmadığı için, senedi iyiniyetle iktisap etmiş olsa bile, hamil, borçluya karşı hak sahibi olarak teşhis edilebilme pozisyonunu kaybetmektedir; çünkü iptal edilen kıymetli evrak, artık kıymetli evrak değildir. Buna karşılık, dava sonuçlanmadan önce senet iyiniyetle devralınmışsa, artık bundan sonra, iptal kararının iyiniyetli müktesebin iktisabına aleyhte bir etkisi olmaz. <u>Davacı, elindeki kararı, iyiniyetli hamile vermek zorundadır; bu karara dayanarak, senet bedelini borçludan tahsil etmiş bulunduğu takdirde ise, bu meblağın devri gerekir. Bu gibi hâllerde, iyiniyetli üçüncü şahsın senedin kendisine verilmesi veya sebepsiz zenginleşme iddiasıyla, iptal kararı hamiline yönelmek hakkı vardır</u>.<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1636, K. 2019/319, T. 19.03.2019</a></strong></i></p>

<p><i>"TTK'nın 759. maddesi gereğince, iptal isteminde bulunan kişi, çek elinde iken zayi olduğunu inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak, çekin bir suretini ibraz etmek yahut da çekin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. Burada, iptal talebinde bulunan şahsın ispat etmesi gereken husus zilyedi bulunduğu çekin rizası hilafına elinden çıkmasıdır. Ancak, iptal davasında <u>kesin ispat aranmayıp çekin kaybolduğunun "kuvvetle muhtemel" olduğunu göstermesi yeterlidir</u> (TTK. m. 760). Hasımsız olarak açılan çek iptali davaları neticesinde elde edilecek iptal kararları kesin hüküm oluşturmaz."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari" rel="dofollow">Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/732, K. 2025/738, T. 28.04.2025</a></strong></i></p>

<p><i>"Somut olayda, davanın reddine neden olan tüm bu hususlar, gelişen durumlara karşılık açılabilecek davalarda tartışılacaktır. İlk derece mahkemesince; verilen süreye rağmen davacının bono görüntüsüne dair herhangi bir belge sunmadığı, davacının yetkili hamil olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamadığından davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş; somut uyuşmazlık yönünden mevcut delillerin yeterli sayılarak, yasal ilanlar yapılarak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden davanın reddine ilişkin kararın hükmün kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari" rel="dofollow">İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/769, K. 2024/700, T. 09.05.2024</a></strong></i></p>

<p>Kambiyo senetleri bir alacağın tahsilini kolaylaştıran en güçlü araçlar olsa da, taşıdıkları katı şekil şartları nedeniyle düzenlenmeleri ve teslim alınmaları sırasında azami dikkat gerektirir. Hak kaybı yaşanmaması adına tacirlerin ve bireylerin, senet üzerindeki zorunlu unsurları kontrol etmeleri ve imzaları teyit etmeleri hayati önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-taha-huseyin-cebi" title="Av. Taha Hüseyin ÇEBİ"><img alt="Av. Taha Hüseyin ÇEBİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Taha_Huseyin_CEBY.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-taha-huseyin-cebi" title="Av. Taha Hüseyin ÇEBİ">Av. Taha Hüseyin ÇEBİ</a></strong></h4>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/omer-korak" title="Ömer KORAK"><img alt="Ömer KORAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/omer-korak.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/omer-korak" title="Ömer KORAK">Ömer KORAK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cek-ve-senet-aliminda-hukuki-guvenlik-cebi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/cek-imza.jpg" type="image/jpeg" length="99982"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Samsun BAM 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/732 E., 2025/738 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2025 tarihli, 2025/732 E., 2025/738 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
SAMSUN<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2025/732<br />
KARAR NO : 2025/738</strong></p>

<p><br />
<strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>BAŞKAN : ....<br />
ÜYE : ....<br />
ÜYE : ....<br />
KATİP : ....</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 19/12/2024<br />
NUMARASI : 2024/1489Esas, 2024/1565 Karar<br />
DAVACI : ....<br />
VEKİLİ : ....<br />
DAVALI : HASIMSIZ<br />
DAVANIN KONUSU : Kıymetli Evrak İptali</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :</strong><br />
Dava hasımsız olarak açılmış olup, davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .... Samsun Şubesine ait .... numaralı 5 adet çekin kaybolduğunu beyanla, çekler üzerine ihtiyati tedbir konularak, çeklerin iptaline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İSTİNAFA BAŞVURAN TARAFLAR ve İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong><br />
İstinaf başvurusunda bulunan davacı vekili dilekçesinde özetle, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkil şirket bünyesindeki çeklerin müvekkil uhdesindeyken kaybolduğunu, kıymetli evrakın zayi olduğu takdirde iptaline karar verilebileceğini, karar gerekçesinin yetersiz olduğunu, ilgili çeklerin müvekkil şirket ile bağlantısı bulunmayan kötüniyetli üçüncü kişilerin eline geçmesi ve haksız olarak piyasaya sunulması ihtimali mevcut olduğunu ve bunun da geri dönüşü imkansız zararlara sebep olacağından bahisle, mahkemece verilen kararın kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>DELİLLER :</strong><br />
Tüm dosya kapsamı.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :</strong></p>

<p>Talep, çekin zayi sebebiyle iptaline ilişkindir.<br />
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hükümlerle sınırlı olmak üzere inceleme yapılmıştır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili,.... Samsun Şubesine ait .... numaralı 5 adet çekin kaybolduğunu belirterek, çekler üzerine ihtiyati tedbir konularak, çeklerin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Yerel mahkemece "salt çek künye bilgilerine sahip/vakıf olmasının kişiyi çekin meşru hamili kılmayacağı ve çekin ne şekilde iktisap edildiğine dair bir maddi vakıa dahi bildirmeyen kişinin zayi anında çekin ve çekteki mündemiç hakkın sahibi olamayacağı, dosyadaki delil durumuna göre davacının çeklerin keşidecisi/hesap sahibi olduğu değerlendirilmiş, talep edenin çekin zayi anında zilyedi bulunduğunu yaklaşık ispat ölçüsünde de olsa ortaya koyamadığı kabul edilerek talebin reddine" dair karar verilmiştir.</p>

<p>Karar davacı tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 757 vd. maddelerinde yer alan kambiyo senedinin zayi nedeni ile iptal davası, iradesi dışında kambiyo senedi elinden çıkan kişiye, hakkın senetsiz olarak ileri sürülmesi veya borçludan yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilme imkanı verir. (TTK m. 651-652).</p>

<p>TTK'nın 759. maddesi gereğince, iptal isteminde bulunan kişi, çek elinde iken zayi olduğunu inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak, çekin bir suretini ibraz etmek yahut da çekin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlüdür. Burada, iptal talebinde bulunan şahsın ispat etmesi gereken husus zilyedi bulunduğu çekin rizası hilafına elinden çıkmasıdır. Ancak, iptal davasında kesin ispat aranmayıp çekin kaybolduğunun "kuvvetle muhtemel" olduğunu göstermesi yeterlidir (TTK. m. 760). Hasımsız olarak açılan çek iptali davaları neticesinde elde edilecek iptal kararları kesin hüküm oluşturmaz.</p>

<p>Dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillerle, usul ve yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacı tarafından çeklerin esas içeriği hakkında bilgi verilmediği gibi davacının iptali talep edilen çeklerin yetkili hamili olduğuna yönelik de herhangi bir delil ibraz edilmediğinden yerel mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamasına; kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf kanun yolu başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>1.Davacı vekilinin İstinaf Başvurusunun Esastan REDDİNE.</p>

<p>2.İstinaf karar harcı peşin alındığından, başkaca alınmasına yer olmadığına.</p>

<p>3.İş bu kararın, bilgi mahiyetinde İlk Derece Mahkemesi'nce taraflara tebliğine.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dair, HMK'nın 362/1-ç maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan incelemede kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.28/04/2025</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/samsun-bam-3-hukuk-dairesinin-2025732-e-2025738-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/samsun-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="36376"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir BAM 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/1373 E., 2026/101 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nin 23.01.2026 tarihli, 2023/1373 E., 2026/101 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İZMİR<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
11. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2023/1373<br />
KARAR NO : 2026/101</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 17/05/2023<br />
NUMARASI : 2022/228 Esas - 2023/403 Karar<br />
DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br />
KARAR TARİHİ : 23/01/2026<br />
KARAR YAZIM TARİHİ : 23/01/2026</p>

<p>Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/05/2023 gün ve 2022/228 Esas - 2023/403 Karar sayılı hükmün istinaf yoluyla Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :<br />
DAVA : </strong>Davacı vekili, müvekkili aleyhine Menderes İcra Müdürlüğünün 2019/919 Esas sayılı dosyası ile 01.10.2018 düzenleme tarihli, 15.04.2019 ödeme tarihli, 500.000 TL bedelli senet yönünden icra takibi başlatıldığını, takibe esas senetten dolayı müvekkilinin hiçbir sorumluluğu bulunmadığını, davalı ... tarafından müvekkili .... hakkında açılan takibe konu senet üzerinde imza ve şirket kaşesinin bulunduğunu, takip konusu senedin tanzim bölümünde imza bulunmadığını, kaşe dışında müvekkiline ait imza bulunmadığını, müvekkilinin davaya konu senetten dolayı davalıya borcu olmadığını, söz konusu senet metninde teminat senedidir şeklinde teminat kaydı yer aldığını, bu nedenle senedin kambiyo vasfının da olmadığını belirterek davanın kabulü ile Menderes İcra Müdürlüğünün 2019/919 Esas sayılı icra dosyasına konu 01.10.2018 düzenleme tarihli, 15.04.2019 ödeme tarihli, 500.000 TL bedelli bonodan dolayı müvekkili ...’ün davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalı aleyhine % 20 den az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>CEVAP :</strong> Davalı vekili, takibe konu senedin keşideci bölümünde davacının isim, soy isim, TC Kimlik numarası ve adresinin bulunduğunu, senet üzerinde davacının iki adet imzasının bulunduğunu, davacının takibe konu senetten dolayı sorumluluğu olmadığı iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, takibe konu senet üzerinde senedin teminat senedi olduğuna ilişkin hiçbir kayıt bulunmadığını, davacının bu yöndeki iddiasını ispatlaması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : </strong>Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu senet üzerinde yer alan imzanın ...’e ait olduğu, ancak her ikisinin de kaşe üzerinde yer aldığı, bu nedenle ....’ün ayrıca aval veren sıfatı ile borçlandırma iradesinin bulunmadığı, dolayısıyla her iki imzanın şirketi temsilen atıldığı tespit edilmekle bu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerekmiştir. Davalı tarafın kötü niyet tazminat talebi Yargıtay 11. HD’nin 2020/3287 Esas 2020/4582 Karar 27.10.2020 tarihli kararında yer aldığı üzere davacının icra takibinde davacının dava konusu senette çift imza olması sebebiyle davalı hakkında icra takibi yapmasının kötü niyetli olmasını göstermediğinden kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkememizce de yapılan değerlendirmede de davacının kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından kötü niyet tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>İSTİNAF NEDENLERİ : </strong>Davalı vekili, senedin düzenlendiği tarih itibariyle Ticaret Sicilden şirket yetkilisini temsil bilgilerinin kazandırılmadığı, davaya konu senedin icra dosyası celp edilmeden kurulan hükmün yasaya aykırı olduğu gibi cevap dilekçesinde delil olarak belirtilen Menderes İcra müdürlüğünün 2019/918 E sayılı dosyasının da celp edilmediği dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığı belirtilerek hükmün bu sebeple kaldırılması aksi kanaatte olunur ise senedin ödeyecek/düzenleyen kısmında ...'e ait kimlik bilgileri belirtilmek suretiyle esasen düzenleyenin ve borçlunun .... olduğunun sabit olduğu bu hususta emsal yargı kararlarından bahsedilmekle birlikte konu senet gibi bu yargılamaya konu olmamakla birlikte belirtilen diğer senetlerin tümünün davacı tarafından düzenlendiği ve ödeme tarihlerinin aynı gün olduğu, davacı lehine birer ay ara ile toplam üç senet düzenlendiği ilk derece mahkemesince yapılan değerlendirmenin yerinde olmadığı, senet üzerindeki şirket kaşesine yönelik değerlendirmenin doğru olmadığı hususları istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p><strong>GEREKÇE : </strong>Dava, icra takibine konu bonodan kaynaklı menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.<br />
Dava konusu bononun konu edildiği icra dosyasının tetkikinde; Davalı ... tarafından davacı.... ve dava dışı ... Şti aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldığı, takip dayanağının 01/10/2018 tanzim, 15/04/2019 vade tarihli ve 500.000,00 TL bedelli bono olduğu, senedin arka yüzünde "teminat senedidir" kaydı olduğu, görülmüştür.</p>

<p>Dava dışı ... Şti birden fazla ortaklık yapısına sahip iken ortak ...'ün hisselerinin 03/08/2012 tarih ve 9849 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan yönetim kurulu ve genel kurul kararı ile diğer ortak/davacı ....' devir edilmekle şirketin tek ortaklı hale geldiği ve tanzim tarihi itibariyle şirketin tek ortaklı olduğu anlaşılmıştır.<br />
Yerleşik Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere; bir senedin teminat senedi vasfını taşıyabilmesi için; ya senet metninde açık olarak teminatın hangi hususta verildiği belirtilmeli, ya da ayrı bir sözleşmeyle söz konusu teminat senedine atıf yapılarak senedin teminat senedi olduğunun belirlenebilir olması sağlanmalıdır. Senet üzerine yazılacak olan "teminattır" ibaresi tek başına senede teminat senedi olma hüviyetini kazandırmaz. "teminat senedidir," "devredilemez", "ciro edilemez", ibareleri tek başına geçersiz olup, hiç yazılmamış kabul edilir. Aynı yönde (Yargıtay 12.Hukuk Dairesi’nin 2014/11410 E. 2014/13843 K. sayılı ilamı). Bir senedin teminat senedi olduğunu ileri süren taraf bunu yazılı bir belge ile ispatlamalıdır.</p>

<p>Somut olayda takip konusu senedin ön yüzünde yer alan kaşe üstünde iki imza olmakla birlikte davacı yanca imzanın şirket kaşesi üzerine atıldığı ve bu durumun davacı ....'i borçlu kılmayacağı iddiasına karşılık davalı yanca senet üzerinde atılan iki imzanın şirket temsilcisi ve ayrıca yine kendi adına Aval veren sıfatıyla ....’ü bağladığı iddiasında bulunulmakla birlikte Mahkemece bu hususta yapılan değerlendirme neticesinde her iki imzanın da kaşe üzerinde yer aldığı, bu nedenle ....’ün ayrıca aval veren sıfatı ile borçlandırma iradesinin bulunmadığı, dolayısıyla her iki imzanın şirketi temsilen atıldığı yönündeki tespit zımmında davacı yanın bonodan kaynaklı borçlu olmadığı yönünden açılın davanın kabulüne karar verilmiş ise de takip konusu bononun arka yüzünde az yukarıda da belirtildiği gibi "teminat senedidir" açık ibaresi olmakla birlikte bu hususta ayrıca bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, zira senedin teminat senedi olduğunun anlaşılması halinde kambiyo vasfı yönünden bir değerlendirme yapılacağı gibi illeten mücerretlik olgusunun kalkması durumunda istem konusu edilen menfi tespit talebine yönelik genel hükümler dairesinde ve genel ispat kuralları çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak sonuca gidileceğinden belirtilen yönde bir araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın karar verilmiş olması eksiklik oluşturacaktır. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulamaz.</p>

<p>Açıklanan ilkeler ışığında Mahkemece icra dosyasından da görüldüğü üzere senedin arka yüzünde "teminat senedidir" açık ibaresi yer almakla yukarıda açıklanan ilkeler ışığında konu bononun teminat senedi olarak alınıp alınmadığı yönünden taraflarca bildirilen deliller kapsamında bir değerlendirme yapılarak bu yönde oluşacak sonuca göre talep konusu menfi tespit istemi yönünden karar verilmesi gerekirken iş bu yöndeki iddia karşısında bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiş, bu sebepler ile davalı istinaf itirazının yerinde olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve kaldırma kararının sebep ve şekline göre sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>H Ü K Ü M :</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,</p>

<p>2-İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 17/05/2023 gün, 2022/228 esas ve 2023/403 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>4-İstinaf yoluna başvuran tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf yoluna başvurana iadesine,</p>

<p>5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,<br />
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.23/01/2026</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-bam-11-hukuk-dairesinin-20231373-e-2026101-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/izmir-bolges-1.jpg" type="image/jpeg" length="69737"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Konya BAM 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/1390 E., 2025/1112 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 10/09/2025 tarihli, 2025/1390 E., 2025/1112 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
KONYA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
6. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : ...<br />
KARAR NO : ...</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>BAŞKAN : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
KATİP : ... (...)<br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 01/08/2025<br />
NUMARASI : ... Esas- ... Karar<br />
İSTİNAF EDEN DAVACI: ...<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
DAVALI : Hasımsız<br />
DAVA : Kıymetli Evrak İptali<br />
İSTİNAF KARARININ<br />
KARAR TARİHİ : 10/09/2025<br />
YAZIM TARİHİ : 10/09/2025</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili tarafından Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan davada 01/08/2025 tarihinde tesis edilen karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde;</p>

<p><strong>DAVA: </strong>Davacı vekili, müvekkilinin zilyedi olduğu 28.04.2025 düzenleme, 10.09.2025 ödeme tarihli, 48.600,00 TL bedelli bonoyu kaybettiğini, zayi olan bir senedin kötü niyetli kişilerce dolaşıma sokulması, sahte bir ciro ile devredilmesi gibi riskler barındırdığını ileri sürerek, davanın kabulü ile zayi olan bononun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIN ÖZETİ:</strong> Mahkemece, "...Dava konusu senedin incelenmesinde düzenleme yerinin yazılmadığı, keşidecinin adresinin tam olarak bulunmadığı, sadece Başhüyük olarak yazıldığı, dolayısıyla keşide yerinin bulunmadığı, 6102 Sayılı TTK'nın 776 ve 777 maddeleri gereğince bononun keşide yerinin zorunlu unsurlarından olduğu, yukarıda detayı verilen T.C. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13/01/2014 Tarih ve ... Esas-... Karar sayılı ilamı ve T.C. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13/06/2022 Tarih ve ... Esas-... Karar sayılı ilamı gereğince keşide yeri bulunmayan bononun kambiyo vasfını haiz olmadığı anlaşılmakla, davanın reddine karar verilmiş..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong> Davacı vekili, ticari teamüller gereği, bölgedeki birçok işletme gibi, senetlerde düzenleme yeri olarak belde, mahalle veya köy isimlerinin yazılmasının sıkça rastlanan bir durum olduğunu, "Başhüyük"ün Konya İline bağlı Sarayönü İlçesinin bilinen ve idari olarak tanımlı bir mahallesi olduğunu, mahkemenin bu açık ve net coğrafi tanımı belirsiz olarak kabul etmesinin hayatın olanağan akışına aykırı olduğunu, bu ibarenin senedin düzenleme yeri olarak kabul edilmesi gerektiğini, bononun zayi olduğuna dair bu karar alınmaz ise müvekkilinin alacağına kavuşamayacağı gibi, icra tehdidi ile de karşı karşıya kalacağını ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:</strong></p>

<p>Dava, zayi nedenine dayalı kıymetli evrak iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Her ne kadar ilk derece mahkemesince verilen karara karşı yukarıda yazılı gerekçelerle davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de, davacı vekilinin 10/09/2025 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirdiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Davaya son veren taraf işlemleri olan feragat, kabul ve sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 307 ilâ 315. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir. Bir başka ifade ile taraflar davayı kabul ederek ya da davadan feragat ederek veya sulh sözleşmesi yaparak yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında herhangi bir hükme gerek kalmaksızın davayı sona erdirebilirler. Ancak bu işlemler vekil tarafından yapılacaksa vekilin vekâletnamesinde özel yetkinin bulunması gerekir (HMK m. 74).</p>

<p>Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır.</p>

<p>Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan kısmen veya tamamen vazgeçer. Feragat, davayı kesin olarak sonuçlandıran bir hukuki neden olup, yapıldığı anda kesin hükmün sonuçlarını doğurur.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde ise, davacı vekili tarafından ibraz edilen 10/09/2025 tarihli dilekçenin davadan feragat dilekçesi olduğu, HMK'nın 310. maddesi gereğince karar kesinleşinceye kadar davadan feragat mümkün olduğundan ve Dairemizce henüz davacı tarafın istinaf sebepleri esastan incelenip karara bağlanmadığından, davacı vekilinin davadan feragat beyanı ve vekaletnamesinde davadan feragat yetkisi bulunduğu da nazara alınarak ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden karar verilmesine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>A)Davacı vekilinin davadan feragat beyanı nazara alınarak davacı vekilinin istinaf talebine ilişkin dilekçesinin REDDİNE,</p>

<p>1-Davacı tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,</p>

<p>2-Davacının istinaf aşamasında yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,</p>

<p>B)Davacı vekilinin davadan feragat beyanı nazara alınarak, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/08/2025 tarih, ... Esas-... Karar<br />
sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,</p>

<p>C) Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.2 maddesi gereğince davacı talebi ile ilgili YENİDEN HÜKÜM KURULMASINA,</p>

<p>1-Davanın FERAGAT nedeniyle REDDİNE,</p>

<p>2-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 829,97 TL peşin harçtan, karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL harcın mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan 214,57 TL harcın talep halinde davacıya iadesine,</p>

<p>3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına</p>

<p>4-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333 ve HMKGAT'nin 5/1. maddeleri gereğince yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının gider avansını yatıran tarafa iadesine,</p>

<p>D) Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,</p>

<p>E) Dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 10/09/2025 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/konya-bam-6-hukuk-dairesinin-20251390-e-20251112-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 13:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/konya-bam.jpg" type="image/jpeg" length="44778"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi'nin 2020/924 E., 2023/273 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2023 tarihli, 2020/924 E., 2023/273 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong></p>

<p><strong>14. HUKUK DAİRESİ<br />
DOSYA NO: 2020/924<br />
KARAR NO: 2023/273</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
TARİHİ: 19/02/2019<br />
NUMARASI: 2018/89 E. - 2019/152 K.<br />
DAVANIN KONUSU: Zayi nedeniyle bono iptali<br />
İlk derece mahkemesinde görülen zayi nedeniyle bono iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin lehdarı olduğu, keşidecisi ... olan 80.000 TL bedelli bono ile keşidecisi ... olan 100.000 TL bedelli bononun müvekkili şirketin elindeyken, iradesi dışında elinden çıkarak zayi olduğunu ileri sürerek, iki adet bononun zayi nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davanın hasımsız olması nedeniyle deliller resen celbedilmiş ve bu deliller incelenmek suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. TTK nun 762. madde hükmü uyarınca ticaret sicil gazetesinde birer hafta arayla üç kez ilan yapılmış ve ilana ilişkin gazete nüshaları dosyamıza ibraz edilmiştir. Davacı tarafın hamili olduğu dava konusu 80.000-TL bedelli senette keşideci adı, adresi, vade tarihi, keşide yeri ve keşide tarihi olmadığından çek vasfı taşımadığı anlaşılmıştır. Senetlerden 100.000-TL tutarlı olan bono için ödeme yasağı konulduğu, keşideciye tebligatın yapıldığı, ancak %15 teminat yatırılmadığı için mahkememizce ödeme yasağının kaldırıldığı, Keşideci ... duruşmada hazır bulunarak senedi ibraz edip tahsil etmek isteyen kimsenin çıkmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Davacı vekili 19/02/2019 tarihli son celsede; davanın kabulünü etmiştir. Toplanan tüm bu deliller çerçevesinde yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, 80.000-TL bedelli senetin senet vasfı taşımadığından zayi nedeniyle iptal davasının reddine, davaya konu 100.000-TL bedelli senetin üç aylık ilan süresi içerisinde gerek mahkememize gerekse senet borçlusuna ibraz edilmediği anlaşılan senetlerin zayi edildiği sonucuna varılmakla..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davaya konu edilen ancak üzerinde keşideci adı, adresi, vade tarihi, keşide yeri ve keşide tarihi bulunmayan ve bono vasfı taşımayan 80.000 TL tutarlı bonoya ilişkin talebin reddine, muhatabı... Oto Ticaret Limited Şirketi, keşidecisi ... T.C. numaralı ... olan, 100.000 TL bononun zayi nedeniyle iptaline, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ </strong></p>

<p>Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İki adet bononun zayi nedeniyle iptalinin talep edildiğini, mahkemece 100.000 TL bedelli bono yönünden talebin kabul edilmesine rağmen, diğer bono yönünden ret kararı verildiğini, TTK’nın 776/1. maddesinde bonolarda bulunması gereken şekil şartlarının belirlendiğini, buna göre bonoda, düzenlenme tarihinin bulunması gerektiğini, ancak TTK'nın 778. maddesinin atfıyla 680. maddesine göre bir bononun tamamen doldurulmadan tedavüle çıkarılma olanağı bulunduğunu ve bu eksiklerin her zaman tamamlanabileceğini, mahkemece hasımsız açılan bu davada davacının yetkili hamil olduğu ve bono elinde iken zayi olduğu konusunda kanaat verecek delil toplanarak karar verilebileceğini, aksi kabulün hak kaybına yol açacağını, açık bono düzenlenmesinin yasaya aykırı olmadığını ve zorunlu unsurlarının tedavüle çıkarılmadan önce doldurulabileceğini, yapılacak ilanlarla hak sahibinin ortaya çıkması halinde istirdat davası açılabileceğini, bir çok emsal Yargıtay kararında imza dışındaki unsurları bulunmayan bononun şekil eksiklerinin tedavülden önce tamamlanabileceği kabul edilerek iptal davasının kabulü gerektiğinin açıklandığını, bu nedenle keşidecisi ..., muhatabı ... Limited Sirketi olan, 80.000 TL bedelli bononun da zayi nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>Dava, iki adet bononun zayi nedeniyle iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı tarafından sureti sunulan ve mahkemece iptal edilen 100.000 TL bedelli bonoda keşideci isim ve imzası ile düzenleme tarihi ve miktarın yazılı olduğu diğer unsurların bulunmadığı görülmüştür. Ret edilen 80.000 TL bedelli bononun oto kiralama sözleşmesinin eki olarak düzenlendiği ve bu bonoda keşideci imzasının bulunduğu, ayrıca keşidecinin TC numarasının yazıldığı, bono bedelinin rakamla yazıldığı bunun dışındaki unsurların boş olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece 100.000 TL bedelli bono yönünden ödeme yasağı kararı verilmiş ve bu bonoya ilişkin ilan yapılmıştır. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 24.10.2018 tarih ve 2017/975 Esas, 2018/6640 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; TTK'nın 778/1-ı maddesi yollamasıyla TTK'nın 759/2. maddesine dayalı, bononun zayi nedeniyle iptali talebinde, TTK'nın 759/2. maddesinde iptal isteminde bulunan kişinin, bono elinde iken ziyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sunmak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya esas içeriği hakkında bilgi vermekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. Davacı vekili, dava dilekçesinde 80.000 TL bedelli bononun bilgilerini, meblağını, borçlusu ve hamilini bildirerek zayi nedeniyle iptal isteminde bulunmuş ve bononun fotokopisini dilekçe ekinde sunmuştur. TTK'nın 776. maddesinde bonoda bulunması gereken unsurlar düzenlenmiştir. Unsurların bulunmaması halinde ne şekilde tamamlanacağı devam eden maddede düzenlenmiştir. TTK'nın 778/2-f maddesi atfıyla bonolara da uygulanan TTK'nın 680. madde hükmü uyarınca bononun kısmen doldurulmuş ya da sadece imzalanmış olarak tedavüle çıkarılması mümkün olup, bu eksiklik senedin ibrazına kadar tamamlanabilir. Bu nedenle, keşideci imzası dışında tüm unsurları boş bir bononun düzenlenmesi mümkün olup, bu bononun doldurularak zorunlu unsurları tamamlanmak suretiyle kambiyo senedi vasfıyla işlem yapılması her zaman mümkündür. Bu durumda ilk derece mahkemesine sunulan belgeler bonoya ilişkin ilanların yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, keşideci imzası bulunan ve tedavüle çıkarılmadan eksik unsurlarının doldurulması imkan dahilinde bulunan belgenin bono olarak kabul edilmeyerek bu bono yönünden iptal isteminin reddine karar verilmesi doğru değildir. Açıklanan bu gerekçeyle, HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.</p>

<p><strong>KARAR:</strong> Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep halinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 23.02.2023</p>

<p><strong>KANUN YOLU:</strong> HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-14-hukuk-dairesinin-2020924-e-2023273-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="35909"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/769 E., 2024/700 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 09/05/2024 tarihli, 2024/769 E., 2024/700 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
İSTANBUL<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
12. HUKUK DAİRESİ<br />
DOSYA NO: 2024/769<br />
KARAR NO: 2024/700</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ: 15/02/2024<br />
NUMARASI: 2023/783 Esas - 2024/95 Karar<br />
DAVA: Kıymetli Evrak İptali (Zayi Nedeniyle)</p>

<p>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/05/2024<br />
Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>DAVA: </strong>Davacı vekili; müvekkilinin lehtarı ve yetkili hamili olduğu keşidecisi ... San. ve Tic. Ltd. Şti. olan 31/12/2023 vade tarihli 250.000-TL bedelli bono vasıflı senedin zayi olduğunu, müvekkilinin söz konusu senedi aracında, iş yerinde ve evinde her yerde aramış olmasına rağmen bulamadığını, bu senedin/bononun bulan kişilerce tedavüle çıkarılması ve ibrazının mümkün olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla; dava konusu lehdarı ve yetkili hamili müvekkil keşideci yanı ... San. ve Tic. Ltd. Şti., vade tarihi 31/12/2023 ve bedeli 250.000-TL olan senet/bononun dava sonuna kadar ödenmemesi için ödeme yasağı kararı verilmesine ve iptaline, karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: </strong>Mahkemece; davanın zayi nedeniyle bono iptali istemine ilişkin olduğu, esasen hasımsız olarak açılan bu davada iptal talebinde bulunan şahsın ispat etmesi gereken hususun, zilyedi bulunduğu kıymetli evrakın rızası hilafına elinden çıkması olduğu, davacının süre verilmesine rağmen bono görüntüsüne dair herhangi bir belge dosya arasına sunmadığı, bononun davacının elinde bulunduğu ve yetkili hamil olup olduğu dosya kapsamı ile anlaşılamadığı, delillerin ibrazına dair kesin süre verilmesine dair herhangi bir başkaca delil de ibraz edilmediği gerekçesiyle, davacının yetki hamil olduğunu ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong> İstinaf yoluna başvuran davacı vekili; 26/12/2023 tarihli beyan dilekçesi ile mahkemenin 15/12/2023 tarihli tensip tutanağının 18/12/2023 tarihinde e-tebliğ alındığı yasal sürelerinde ara kararlar gereğince beyanlarını sunduklarını, mahkemece dava konusu bononun davacı müvekkilin eline nasıl geçtiğine dair evraklarını mahkemeye sunması için kesin süre verilmediği halde gerekçeli kararda bu şekilde yazılmasının kararın gerekçesinin açıkça dosya kapsamına uygun olmadığını, davacı müvekkil dava konusu bononun yetkili hamili olduğunu, aksi yönde dosya kapsamında hiçbir delil bulunmadığını, kaldı ki bonoyla ilgili Ticaret Sicil Gazetesinde üç kez ilan yapılmış, ilan tarihinden itibaren 3 aylık bekleme süresi dolmasına rağmen dava konusu bono hakkında herhangi bir müracaat olmadığını, bononun zayi olduğunun bu haliyle sabit olduğunu, müvekkil tarafından iptali istenilen bonoya ilişkin ayrıntılı bilgilerin sunulduğunu, müvekkilin yetkili hamil olduğunun kabulü ile davanın kabulünün gerektiğini ileri sürerek, istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>GEREKÇE:</strong> Dava, zayi nedeniyle kıymetli evrakın iptali istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı tarafından dava konusu bononun kayıp olduğu ileri sürülmüştür. Esasen hasımsız olarak açılan ve mahkemece verilen kararın kesin hüküm niteliği de taşımayacağı bu türden davalarda, davacının mahkemeye olumlu bir kanaat verecek kadar delil sunması yeterlidir. Davacı vekili tarafından senede ilişkin bilgiler mahkemeye sunulmuştur. Aksinin kabulü ile davacının daha fazlasını ispata zorlanması, zayii nedeniyle iptal hükümlerinin uygulanmasını imkânsız hale getirecektir. Kaldı ki, dava sırasında yapılacak olan ilanlar sonucunda, hak sahipleri varsa ortaya çıkabilecek ve kendilerine karşı istirdat davası açılabilecek, ya da hak sahipleri tarafından hasımlı olarak açılacak bir dava ile senet iptali kararının iptali talep edilebilecektir. (Yargıtay 11.HD nin 2015/14291 esas 2016/2204 karar sayılı 29.2.2016 tarihli ilamı) Somut olayda, davanın reddine neden olan tüm bu hususlar, gelişen durumlara karşılık açılabilecek davalarda tartışılacaktır. İlk derece mahkemesince; verilen süreye rağmen davacının bono görüntüsüne dair herhangi bir belge sunmadığı, davacının yetkili hamil olup olmadığı dosya kapsamından anlaşılamadığından davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş; somut uyuşmazlık yönünden mevcut delillerin yeterli sayılarak, yasal ilanlar yapılarak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden davanın reddine ilişkin kararın hükmün kaldırılarak davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/02/2024 Tarih 2023/783 Esas - 2024/95 Karar sayılı hükmün HMK'nın 353(1)a-6 gereği KALDIRILMASINA; "Davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine" Davacı tarafından yatırılan 427,60-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 353(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 09/05/2024</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-12-hukuk-dairesinin-2024769-e-2024700-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/istanbul-bolge-adliye.jpg" type="image/jpeg" length="48387"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1636 E., 2019/319 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 19.03.2019 tarihli, 2017/1636 E., 2019/319 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/1636 E., 2019/319 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 32. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 25.12.2012 tarihli ve 2012/24 E., 2012/259 K. sayılı karar taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 11.12.2013 tarihli ve 2013/15593 E., 2013/19698 K. sayılı kararı ile;</p>

<p>(...Davacılar vekili; müvekkili ...'un diğer müvekkilinden satın aldığı mala karşılık çek düzenleyip verdiğini, çekin cirosuz olarak kaybedilmesi üzerine açılan davada çekin iptaline karar verildiğini, davalının anılan çeke dayalı olarak müvekkilleri aleyhine icra takibi başlattığını, çekteki cironun sahte olduğunu ve keşide tarihinde tahrifat yapıldığını belirterek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %40 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili; davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece; alınan Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu çekteki 1. ciro imzasının davacı şirketin yetkilisi eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, sahte ciro ile ciro silsilesinin bozulduğu, davalının çekte tahrifat yapılmış olması nedeniyle müracaat hakkının bulunmadığı, çekin 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiğinin iptal davasına konu olduğunun ve ödeme yasağı bulunduğunun çek arkasına şerh edildiği davalının iyiniyetli olması halinde ibraz tarihinde derdest olan çek iptal dava dosyasına çeki tevdi ederek bedelinin ödenmesini talep etmesi gerektiği, davalının çek bedelini tahsil edemediği ve davacının mağdur olmadığı, davalının tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların dava konusu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, tarafları bağlayacak şekilde çekin iptaline, davacıların tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Davacı yan, davacı ...'un keşide ettiği çeki diğer davacıya teslim ettiğini, çekin diğer davacı elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı yan ise iyiniyetli hamil olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.<br />
Dava konusu çek davacı keşideci ... tarafından diğer davacı..... Enerji A.Ş. namına keşide edilip, davacı lehtar..... Enerji A.Ş. cirosu, dava dışı 3. kişilere ait 3 ayrı cirodan sonra davalı hamil eline geçmiş ve davalı hamil tarafından iş bu çeke dayalı olarak davacılar ve dava dışı cirantalar aleyhine takip başlatılmıştır.<br />
Davaya konu çekin lehdarı olan davacı..... Enerji şirketi çekin arkasındaki cirosunun sahte olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda davacı lehtar..... Enerji şirketinin davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulması mümkün olmasa bile, TTK.'nun 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir…)<br />
gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; dosya kendisine gönderilen İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacılar vekili; müvekkili ...’un diğer müvekkil ve takip borçlusu olan..... Enerji Madencilik İnş. San. ve Tic. A.Ş.'den satın aldığı mal bedeline karşılık olarak 15.10.2006 tarihli ve 6.250,00TL bedelli bir adet çeki müvekkil şirket emrine düzenleyip teslim ettiğini, çekin yitirilmesi üzerine lehdar olan müvekkil şirket tarafından açılan davada çekin iptaline karar verildiğini ve verilen kararın kesinleştiğini, davalının iptal edilen bu çeke dayalı olarak müvekkilleri aleyhine icra takibi başlattığını, çekin lehdarı olan müvekkil şirket tarafından süresinde itiraz edildiğini ve şirket bakımından takibin durdurulduğunu, ancak keşideci olan müvekkil şahıs yasal süresi içinde itiraz etmediği için bu davacı yönünden icra takibinin kesinleştiğini, davacı şirketin rızası hilafına elinden çıkmış, tahrif edilmiş ve bulan yahut çalan şahıslarca taklit ve sahte cirolarla tedavül ettirilmiş görüntüsü verilen dava konusu çekte davalının iyiniyetli meşru hamil olmadığını, TTK.'nın 704. vd. maddeleri karşısında çekin davacı tarafa iadesinin yahut da iptal edilmesinin gerektiğini, davalının takip ve dava konusu çeke dayalı herhangi bir talep hakkının bulunmadığını ileri sürerek müvekkillerinin davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, %40 oranında tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı vekili; müvekkilinin kendisinden önceki cirantadan çeki alırken davacı lehtarın cirosunun sahte olup olmadığını bilmesinin mümkün bulunmadığını, bu durumun hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, çek bedelinin ödenmemesi nedeniyle müvekkilinin mağdur olduğunu, kambiyo senetlerinin tek başına bir alt ilişkiye bağlı olmaksızın hak ve borç doğuran belgelerden olduğunu, ödeme aracı olduğundan neden ve niçin ödenmeyeceğini iddia eden tarafın bu iddiasını yine senet gücündeki kesin delillerle ispat etmesi gerektiğini, müvekkilinin kendisinden önceki cirantadan çeki alacağına karşılık aldığını, çeki elinde bulundurmasının da tek başına bu durumun ispatı olduğunu belirterek, davanın reddi ile davacıların %40 oranında tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece; Adli Tıp Kurumu raporu ile dava konusu çekteki birinci ciro imzasının davacı şirketin yetkilisi eli ürünü olmadığının anlaşıldığı, sahte ciro ile ciro silsilesinin bozulduğu, davalının çekte tahrifat yapılmış olması nedeniyle müracaat hakkının bulunmadığı, çekin 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiğinin iptal davasına konu olduğunun ve ödeme yasağı bulunduğunun çek arkasına şerh edildiği, davalının iyiniyetli olması halinde ibraz tarihinde derdest olan çek iptal dava dosyasına çeki tevdi ederek bedelinin ödenmesini talep etmesi gerektiği, davalının çek bedelini tahsil edemediği ve davacının mağdur olmadığı, davalının tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacıların dava konusu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, tarafları bağlayacak şekilde çekin iptaline, davacıların tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Taraf vekillerinin ayrı ayrı temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece; önceki gerekçeler ve bozma kararında yer alan karşı oy gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda TTK.'nın 589. maddesinde düzenlenen imzaların istiklali ilkesinin uygulanma olanağı bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulmasına karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesine göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.</p>

<p>6762 sayılı Mülga Türk Ticaret Kanunu’nun kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nu da aynı esas benimsemiştir. Çek, Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabı ile 5941 sayılı Çek Kanunu ve bu Kanun uyarınca çıkarılan tebliğlerle düzenlenen bir kıymetli evraktır. Türk Ticaret Kanununun 670 vd. düzenlemelerine göre çek de poliçe ve bono gibi bir kambiyo senedidir. Türk Ticaret Kanununun üçüncü kitabında 780-823. maddeleri arasında düzenlenen çeke 818. maddenin yaptığı atıflar çerçevesinde poliçeye ilişkin hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir (Bozer, A /Göle, C: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018, s:221, 6102 sayılı TTK' nın 778 ve 6762 sayılı eTTK.’nın 690, 730. maddeleri)<br />
Çek, Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmamıştır.</p>

<p>Çeke ait hükümler göz önüne tutularak çek şöyle tarif edilebilir:Çek, kanunun öngördüğü belirli şekil şartlarına bağlı, soyut ve kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi konusunda sadece bankalar üzerine düzenlenebilen, kıymetli evraktan sayılan özel bir havaledir (Tuna., E/ Göç Gürbüz, D: Ticaret Hukuku Prensipleri Kıymetli Evrak, Ankara 2018, s:268).</p>

<p>Çek bir kıymetli evraktır. Her kıymetli evrak gibi çek te bir hak içerir ve bu hak çeklerde bir alacak hakkıdır. Çeke bağlanmış olan alacak hakkının istenebilmesi için çekin ibrazı şarttır. Başka bir kişiye devri de ancak çekin devri yoluyla sağlanabilir (6762 sayılı TTK’nın 557., 6102 sayılı TTK’nın 645. maddesi).<br />
Türk hukukunda çek kıymetli evrak olmasının yanı sıra kambiyo senedi de sayılır ve diğer kambiyo senetleri poliçe ve bono gibi sıkı şekil şartlarına tabidir.<br />
Çek diğer kambiyo senetleri olan poliçe ve bono gibi, kanunen emre yazılı bir kıymetli evraktır. Kanunen emre yazılı olduğu için "emre" kaydını kapsamadan bir kişi adına düzenlenen çek de emre yazılı sayılır. Çekin nama ve hamiline yazılı olarak düzenlenmesi de mümkündür (Bozer /Göle -s:225 vd).<br />
Poliçe ve bononun aksine çekte lehtarın gösterilmemesi çeki geçersiz kılmaz. Çekte lehdar gösterilmemişse bu çek hamile yazılı çek olarak geçerliliğini sürdürür (eTTK 697, TTK 795, Kayıhan, Ş.:Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara, 2018,s:107).</p>

<p>6762 sayılı Mülga TTK’nın “Muteber Olmıyan İmzaların Bulunması” başlıklı 589. maddesi;<br />
“Bir poliçe, poliçe ile borçlanmaya ehil olmıyan kimselerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını yahut imzalıyan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebep dolayısiyle ilzam etmiyen imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.” şeklinde düzenleme içermektedir.<br />
Bu maddeye göre, bir poliçe, ehliyeti olmayan kimselerin imzalarını ihtiva ederse, sahte imzalar veya gerçekte mevcut olmayan (mevhum) kimselerin imzalarını taşırsa yahut senedi imzalayan kişiler (veya namına imzalanan) açısından herhangi bir sebepten bağlayıcı olmayan imzalar mevcutsa, bütün bu durumlar diğer imzaların geçerliliğini etkilemez. Kambiyo senetlerinde (ticari senetler) “taahhütlerin bağımsızlığı” (imzaların istiklâli) ilkesi caridir (Ö., Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 1997, s: 414vd). Anılan madde eTTK’nın 730/3. maddesinin yollamasıyla çekler hakkında da uygulanır.</p>

<p>İmzaların bağımsızlığı ilkesi, poliçeye atılan her geçerli imzanın (düzenleyenin, cirantanın, avalistin, kabul eden muhatabın imzası gibi) sahibini bağladığını, geçersiz imzaların sahiplerini sorumlu kılmamalarına rağmen, poliçenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığını ifade eder. Geçerli imzaların sahipleri, başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kambiyo sorumluluğundan kurtulamazlar; geçersiz bir imza sahibini bağlamaz, ancak ciro zincirini de koparmaz. İmzaların geçersizliği ilkesi ciro zincirinde bulunan imzalardan birinin veya bazılarının sahteliğine dayanılarak menfi tespit davası açılmasına olanak tanımaz. Poliçeye imza koyan kişi diğer imzaların geçersiz veya sahte olmasının riskini de taşır. Sahte imza sahibini bağlamaz, ancak sahte imzanın sahibi, sonradan onay verirse senetten dolayı egemen olan görüşe göre sorumlu tutulabilir. Kamu güvenliğini haiz bir senedin dolaşım gücü böyle sağlanabilir. Maddeye göre her imza kendi sahibini, diğer imzalardan bağımsız olarak bağlar (P., Reha/ T., Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul 2018, s: 178).</p>

<p>Ticari senetlerde, senedin geçerliliği meselesi ile sorumluluk meselesi birbirinden tamamen ayrıdır. Kanun yapıcı, 589. maddede senedin geçerliliğinin, sorumluluktan tamamen bağımsız şekilde mevcut olabileceğini kabul etmiştir. Senetteki imzalar, bu imzalarda ismi geçen şahıslar yönünden herhangi bir sorumluluk yaratmasa bile, senet yine de geçerli kalır. Senedin geçerli kalmasının sonucu ise, diğer imzaların sahiplerinin sorumluluklarının devam etmesidir (sahte imzayı atan dâhil olmak üzere). Borç yaratmayan imzalar yönünden müracaat kullanılmasına muhatap olmak da söz konusu değildir. Demek oluyor ki bu gibi imzaların varlığı hâlinde bütün riskler geçerli kalan imza sahiplerine kaymaktadır.</p>

<p>Kambiyo senetlerine karşı güveni arttırmak, dolayısıyla da bu senetlerin tedavül gücünü yükseltmek bakımından taahhütlerin geçerliliği ilkesi Kıymetli Evrak Hukukunda büyük önem arzeder. Ticari senetlerin tedavül gücünü korumak açısından, poliçeyi iktisap edecek kimselerden, sadece kendilerini hak sahibi yapacak beyanın (doğrudan doğruya) geçerliliğini araştırmaları istenmiş; buna karşılık kendilerine poliçeyi (bonoyu veya çeki) devreden şahsı hak sahibi yapan beyanların da sıhhatini her yönüyle araştırmaları talep olunmamıştır. Bununla beraber Kanun yapıcının, poliçeyi iktisap eden kimseden doğrudan doğruya ilişkide bulunmadığı şahısların, özellikle temel poliçede yer alan temel beyanlar, sahipleri (bu beyanları yapmış görünen kimseler) yönünden geçersiz de olsa “sonraki beyanlar” geçerli kalır, yani bağımsızdır. Mamafih, bunun için, temel borçların, dış görünüşleri itibari ile yani şeklen kusursuz olması gerekir. Kısacası, maksat temel beyanın "geçerli olduğu hukukî görünümüne" güvenen kimselerin bu güvenini korumaktır. Bu himaye poliçe hukukunda görünüşe itimat esasının söz konusu olduğu diğer bütün hâllerden daha öteye gitmektedir; zira, bu hâllerde sadece iyiniyetli üçüncü şahısların iktisapları korunmaktadır; halbuki 589. madde, bunlardan da önce, lehtarın korunmasını da mümkün kılmıştır. Cirantaların taahhütlerinin 589. maddede ifade olunan bağımsızlığına ilâveten, burada bir de, 598'. maddenin 2. fıkrası ve 599. madde ile, senedi devralanlar lehine getirilen himaye de söz konusu olmaktadır ( Öztan-s.414,416).</p>

<p>6762 sayılı TTK’nın 598. maddesi ; “Bir poliçeyi elinde bulunduran kişi, son ciro beyaz ciro olsa da kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde, yetkili hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro izlerse son ciroyu imzalayan kişi, poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır”. hükmünü içermektedir.</p>

<p>Sahte imza, bir başkasının imzasının taklit edilmesi hâli olup, takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı mülga TTK'nın 589. maddesi hükmü gereğince; ticari senetteki geçersiz imza zincirleme ve birbirine bağlı, lehtardan hamile değin tam ve düzenli yani kesintisiz cirolar hak sahipliğine karine sayılır. Cirolar arasındaki zincirleme bağlılığın gözlenmesi sadece dış görünüm bakımından yapılır. Başka bir anlatımla, ciro silsilesinin (zincirinin) muntazam bir şekilde birbirini takip edip etmediğini incelerken dış görünüşü incelemek yeterli olup, cirantalardan birinin imzasının sahte olması veya temsilci sıfatıyla senedi imzalayan şahsın imza yetkisinden yoksun olması ciro zincirini etkilemez (Gürbüz,H ; Yargıtay Uygulaması Işığında Ticari Senetlerin iptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, İstanbul 1984, s.295; Doğanay s.1646-1647; Alışkan, M; Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu, İstanbul 1998, s. 255 vd; Başbuğoğlu, T; Uygulamalı Türk Ticaret Kanunu, 1.cilt Ankara 1988, sh. 807;l Ertekin, E./ Karataş, İ; Uygulamada Ticari Senetler: Ankara 1998, s. 363).</p>

<p>Yine TTK’nın 702. maddesi “ Cirosu kabil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde salahiyetli hamil sayılır. Çizilmiş cirolar bu hususta yazılmamış hükmündedir. Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro takibederse bu son ciroyu imzalıyan kimse çeki beyaz ciro ile iktisabetmiş sayılır.” düzenlemesine yer vermiş iken; 704. madde ile de “Çek, her hangi bir suretle hamilinin elinden çıkmış bulunursa ister hamile yazılı bir çek bahis mevzuu olsun, ister ciro suretiyle nakledilebilen bir çek bahis mevzuu olup da hamil hakkını 702 nci maddeye göre ispat etsin çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisabetmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle mükelleftir.” hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, anılan düzenleme ile çekin kaybolması hâlinde çeki elinde bulunduran hamile ancak çeki kötü niyetle iktisap etmesi ya da iktisapta ağır kusuru bulunması hâllerinde geri verme mükellefiyeti getirilmiştir. Bu hâller dışında çeki elinde bulunduran hamil geri verme mükellefiyetinde olmadığı gibi çeki elinde bulundurmasından kaynaklanan yasal haklarını kullanma olanağına da sahiptir.</p>

<p>Çekin rıza dışında elden çıkması hâlinde keşidecinin muhatabı ödemeden men etme olanağını düzenleyen 711.maddenin 3.fıkrasında ise;<br />
“Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kimsenin elinden rızası olmaksızın çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabı çeki ödemekten menedebilir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.</p>

<p>Yeri gelmişken kısaca; mahkemece verilen çekin iptali kararlarının etkisi üzerinde de durmakta yarar vardır.</p>

<p>Mahkemece verilen bu karar maddi hukuk anlamında kaziyei muhkeme (kesin hüküm) teşkil etmez. Maddi hukuk yönünden mevcut hukuki durum aynen devam eder. İptal kararı, hakkın varlığına, muhtevasına ve bu hak üzerindeki tasarruf yetkisine tesir etmez (Poroy/Tekinalp-s:274).</p>

<p>Senedin ziyaının söz konusu olduğu bütün hâllerde, senedi iyiniyetle devralan üçüncü şahısların haklarına iptal kararının hiç bir etkisi olmaz. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş bulunan şahsın durumu, iptal kararıyla değişmez. Başka bir deyişle, iyiniyetin korunması esası iptal kararıyla sınırlandırılmamıştır.</p>

<p>İptal davası davacının talebi doğrultusunda sonuçlandıktan sonra, bu davadan haberi olmadığı için, senedi iyiniyetle iktisap etmiş olsa bile, hamil, borçluya karşı hak sahibi olarak teşhis edilebilme pozisyonunu kaybetmektedir; çünkü iptal edilen kıymetli evrak, artık kıymetli evrak değildir. Buna karşılık, dava sonuçlanmadan önce senet iyiniyetle devralınmışsa, artık bundan sonra, iptal kararının iyiniyetli müktesebin iktisabına aleyhte bir etkisi olmaz. Davacı, elindeki kararı, iyiniyetli hamile vermek zorundadır; bu karara dayanarak, senet bedelini borçludan tahsil etmiş bulunduğu takdirde ise, bu meblağın devri gerekir. Bu gibi hâllerde, iyiniyetli üçüncü şahsın senedin kendisine verilmesi veya sebepsiz zenginleşme iddiasıyla, iptal kararı hamiline yönelmek hakkı vardır.</p>

<p>Öte yandan, orijinal senedi iyiniyetle devralmış bulunan üçüncü şahıs, iptal davası devam etmekteyken, yapılan ilandan haberi olmaz ve senedi mahkemeye vermezse (tevdi), iptal kararı sonucunda, elindeki senede istinatla hak sahibi olarak teşhis edilebilme imkânını kaybeder; yani, borçludan ödeme talebinde bulunamayacak bir duruma düşer.</p>

<p>Şüphesiz, ilânların tek tek herkese duyurulmasına imkân yoktur; bunu genel bir esasa bağlamakta yarar vardır; ama, elinde bir senet bulunan herkesin, o senet hakkında bir iptal kararı verilip verilmediğini devamlı surette araştırmak mecburiyetinin olmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Senedi iyiniyetle iktisap etmiş ve maddî hukuk yönünden hak sahibi olmuş bulunan üçüncü şahıs, iptal kararıyla şeklen hak sahibiymiş gibi görünen şahsa karşı, bu sebeple, burada da, senedin kendisine verilmesini talebe (Herausgabeanspruch) veya sebepsiz zenginleşme gerekçesiyle talepte bulunmaya (Bereicherungsansprııch) haklıdır ( Öztan -285).</p>

<p>Eldeki davada davacılar vekili; çekin davacı lehdar elinde iken cirosuz olarak kaybedildiğini, çekteki cironun sahte olduğunu belirterek çek nedeniyle davalıya borçlu olunmadığının tespitini talep etmiş, davalı taraf ise çeki şeklen düzgün olan ciro silsilesine göre iktisap eden davalının iyiniyetli hamil olduğunu belirtmiştir. Lehtar cirosunun sahte olduğu ileri sürülmüş, keşidecinin imzası inkâr edilmemiş ve tartışma konusu yapılmamıştır.</p>

<p>Dava konusu çek davacı keşideci ... tarafından diğer davacı..... Enerji A.Ş. namına keşide edilip, davacı lehtar..... Enerji A.Ş. cirosu, dava dışı 3. kişilere ait 3 ayrı cirodan sonra davalı hamil eline geçmiş ve davalı hamil tarafından işbu çeke dayalı olarak davacılar ve dava dışı cirantalar aleyhine takip başlatılmış ve 27.09.2010 tarihli ödeme emri gönderilmiştir. Başlatılan bu takibe davacı lehdar tarafından 22.11.2010 tarihli dilekçe ile takibe, borca, işlemiş ve işleyecek yasal faizlere itiraz edilmiştir. Yine davacı lehdar tarafından, çekin şirketin rızası hilafına elinden çıktığından bahisle 09.10.2006 tarihinde çek iptal davası açılmış; Torbalı 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.04.2007 tarihli ve 2006/512 E., 2007/144 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne ve çekin iptaline karar verilmiştir. Anılan karar, 10.05.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Dosya kapsamında bulunan 19.11.2012 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda “ İnceleme konusu çekteki 1. Ciro imzası ile Ayhan Mızrakçı' nın mukayese imzalar arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlik saptanmadığından söz konusu imzanın mevcut mukayese imzalarına kıyasla Ayhan Mızrakçı'nın eli ürünü olmadığı sonucuna varıldığı” belirtilmiştir. Çek bankaya, 15.12.2006 tarihinde ibraz edilmiş ve Torbalı Asliye Hukuk Mahkemesinin ödeme yasağı kararı gereğince banka tarafından bir işlem yapılmayarak iade edilmiştir. Çek bedeli ödenmemiştir.</p>

<p>Davacı lehtarın dava konusu konu çekten dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı hususunda mahkeme ile Özel Daire arasında ihtilaf bulunmamaktadır.</p>

<p>İhtilaf; çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...'un davaya konu çekten dolayı sorumlu tutulmamasının gerekip gerekmediğidir.</p>

<p>Ticari senetteki geçersiz imza sadece imza sahibi yönünden hükümsüzlük sonucu doğurur ve senetteki her imza diğerlerinden bağımsız olarak sadece imza sahibini bağlar. İmzaların bağımsızlığı ilkesi olarak adlandırılan bu ilke gereğince de geçerli imzaların sahipleri başkasının imzasının geçersiz olduğunu ileri sürerek kendi sorumluluğundan kurtulamazlar. Bu nedenle de kendi imzasını inkâr etmeyen davacı keşideci lehtarın imzasının sahte olduğuna dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Eş söyleyişle; lehtar imzasının sahte olması hâli, keşidecinin senetten kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Öte yandan; Senedi şeklen düzgün silsileye dayalı olarak ele geçiren hamilin son cirodan önceki cirolardaki imzaların sahte olduğunu bilmesi mümkün olmadığı gibi, böyle bir sorumluluk da kendisine yüklenemez. Senet borçlusu ile senet alacaklısı arasındaki kişisel itiraz ve savunmalar senedi şeklen düzgün ciro silsilesi yolu ile ele geçirmiş olan iyi niyetli hamile karşı da ileri sürülemez.</p>

<p>O hâlde, imzaların bağımsızlığı ilkesi gereğince imzası inkâr edilmeyip tartışma konusu yapılmayan davacı (keşideci) ...'un davaya konu çekten dolayı mahkemece sorumlu tutulmaması yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalının lehtar tarafından açılan iptal davasından yapılan ilanlarla ve çekin ibrazı ile haberdar olduğu, buna rağmen elinde bulunan çeki mahkemeye ibraz edip istirdat davası açmaya olanak sağlamadığı, çek iptal kararının iptali yoluna da başvurmadığı, alınmış olan bu iptal kararından sonra senedin teşhis fonksiyonunun kaybolduğu, davalının yetkili hamil olmadığı, imzalar arasında muntazam teselsül bulunmadığını bilerek ödeme yapan keşidecinin lehtara karşı olan sorumluluğundan kurtulamayacağı ve yetkili olmayan hamile ödeme yapan keşidecinin lehtara tekrar ödeme yapmak zorunda kalabileceğinden davacı keşidecinin de davalıya (hamile) ödeme yapmama hakkına sahip olduğu belirtilerek direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle uyulmak gerekirken; önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 19.03.2019 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Dava, çeke dayalı icra takibi nedeniyle menfi tespit davasıdır.<br />
Davacılardan..... Enerji Madencilik A.Ş. çekin lehdarı, ... keşidecisidir. Davalı çekin en son hamili olup, davacılar aleyhine icra takibi yapmıştır. Dava konusu çek davalı tarafından 15.12.2006 tarihinde bankaya ibraz edilmiş, bankaca Torbalı Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin ödeme yasağı kararı gereği işlem yapılamadığı şerh edilerek çek davalı hamile geri verilmiştir. Mahkemece yukarıda özette yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş Özel Dairece davacılardan lehdar ilk cirantanın imzası sahte olduğundan çekten sorumlu olmasa da TTK’nun 589. maddesindeki imzaların istiklâli prensibi gereğince çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...’un sorumlu tutulmamasının isabetsiz olduğu gerekçesiyle hüküm oyçokluğuyla bozulmuş, yerel mahkemece davanın kabulü kararında direnilmiştir.</p>

<p>Özel Daire ile Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, dava konusu çekin keşidecisi olan ve imzası hakkında tartışma olmayan davacı ...’un, lehdar cirosundaki ilk imzanın sahteliği ve alınan zayi nedeniyle iptal kararına rağmen son hamil davalıya çekten dolayı borçlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Davalı uygulanacak olan 6762 sayılı TTK’nın 702. maddesine göre, cirosu kâbil bir çeki elinde bulunduran kimse son ciro beyaz ciro olsa bile, kendi hakkı müteselsil ve birbirine bağlı cirolardan anlaşıldığı takdirde yetkili hamil sayılır. Hamilin, kendisine ciro edenden çeki alırken, önceki ciroların birbirine bağlı olduğunu görmesi yeterli olup, bir de bu ciro imzalarının sahte olup olmadığını tetkik yükümlülüğü bulunmamaktadır. Çekte imzası bulunan cirantalar da tıpkı keşideci gibi son yetkili hamile karşı sorumludurlar. TTK 589. maddesinde imzaların istiklâli prensibi düzenlenmiştir. Çekteki ciro imzasının sahteliği herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak defidir. Davacı lehdarın imzasının sahteliği dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporuyla sabit olup, son hamil davalıya karşı bunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulabilir. Ancak, lehdarın imzasının sahte olması, kambiyo senetlerinde imzaların istiklâli prensibi gereğince keşidecinin senetten doğan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Ancak somut davada, lehdar, davacı..... Enerji A.Ş. Torbalı Asliye 2. Hukuk Mahkemesinde 9.10.2006 tarihinde zayi nedeniyle iptal davası açmış ve 2006/512 esas 2017/144 karar sayılı kararla, 10.4.2007 tarihinde dava konusu çekin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiştir. Lehdarın aldığı zayi iptal kararının hamile etkisi irdelenmesi gerekir. Davalı, lehdardan sonraki müteselsil üç ciro imzasından sonra çeke hamil olmuş ve bankaya ibraz ettiği 15.12.2006 tarihinde bankanın mahkemenin ödeme yasağı nedeniyle ödememe şerhi üzerine bu çekle ilgili iptal davası olduğunu öğrenmiştir. Ancak çeki zayi iptal davasına bakan mahkemeye ibraz ederek çekin hamili olduğunu ileri sürmemiştir. İbraz etseydi, iptal davasının davacısı olan lehdara çeki ibraz edene karşı istirdat davası açması için mehil verilecek ve sonucuna göre karar verilecekti. Çekin zayi nedeniyle iptaline karar verilmiş, kesinleşmiştir. İptal kararı üzerine hak sahibi, hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet ihdasını talep edebilir. (TTK m. 652) Böylece senet ile kağıt arasındaki bağ çözülmüş olur. Çözülme ile zayi olan senet artık hakkın talep edilmesinde kullanılamaz, artık “kağıt” poliçe olarak hakların taşıyıcısı olmak vasfını yitirmiştir, senet iyiniyetli müktesibin elinde bulunsa da durum değişmez, karar, iptali talep eden yönünden asıl borçluya karşı, sadece, şeklen teşhis ettiricidir, senetle meşru hamilin tanınması (belirlenmesi) işlevini yok eder. (Prof Dr. Reha Poroy-Prof Dr. Ünal Tekinalp- Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 2018 – sayfa 122, 123.) iyiniyetli müktesip, elindeki senede dayanarak borçludan ödeme talebinde bulunamaz ama davacıya karşı senet bedelini talep hakkı mevcuttur. İptal kararı verildikten sonra, fakat daha davacı bir talepte bulunmadan önce, senede zilyet olan üçüncü şahıs senedi ibraz ederek ödeme talebinde bulunursa, borçlu bakımından yapılacak en doğru hareket senet bedelini tevdi etmektir. ( Prof. Dr. Fırat Öztan-Kıymetli Evrak Hukuku -1997. Sayfa 283). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 5.11.2001 tarih 5674 e. -8724 k. sayılı ilamında, zayi nedeniyle iptal kararının maddi anlamda kesin hüküm sonuçları doğurmadığı, keşideciyi ve hamil senet zilyedini bağlamayacağı ancak iptal kararı ticari senedin teşhis fonksiyonunu ortadan kaldıracağından artık senet zilyedinin keşideciye müracat ederek senet bedelinin kendisine ödenmesini istemesi mümkün olmadığı gibi, keşidecinin iptal kararıyla senedi ödemekden kaçınması gerektiği, ne var ki senedin zilyedinin meşru hamil olduğunu iddia ederek, iptal kararının iptali istemi ile dava açıp, zayi nedeniyle verilen iptal kararını ortadan kaldırtıp senede dayalı haklarına kavuşması, senede dayanarak ödeme talebinde bulunması mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu ilke HGK’nun 5.6.2002 tarihli 19-443 E. -474 K. sayılı kararında da yer almıştır. (Poroy-Tekinalp sayfa 123) Somut olayda, senedin zilyedi olan davalı hamil, iptal davasında verilen ödeme yasağı kararı nedeniyle bankaya ibrazında çek karşılığını alamamış, iptal davasından haberdar olduğu halde çeki mahkemeye ibraz ederek istirdat davası açılmasını sağlamadığı gibi, iptal kararından sonra da yerleşmiş Yargıtay kararlarıyla uygulanır olan zayi iptal kararının iptali davası da açarak iptal kararını iptal ettirmemiş olmakla, aksi sonuca varıldığında, iptal kararı ile kendisine gelen lehdara da çekin zilyedi son hamile de ödeme durumunda kalacak olan keşideci tek çek bedelini iki kez ödemiş olacağından, keşidecinin menfi tespit davasının kabulü gerekirken, Özel Dairece iptal kararının neticeleri tartışılmaksızın kararın bozulmasının doğru olmadığı, keşideci bakımından da davanın kabulü kararının bu gerekçelerle onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171636-e-2019319-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="84650"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/11366 E., 2017/424 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201611366-e-2017424-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201611366-e-2017424-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 25/01/2017 tarihli, 2016/11366 E., 2017/424 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/11366 E., 2017/424 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmiştir. Belli günde taraflardan gelen olmadığından dosya üzerinden inceleme yapılmasına karar verildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin 2005 yılında dava dışı ... den otomobil satın aldığını, buna istinaden düzenlenen boş senet üzerine müvekkilinin imza attığını, araç bedelinin müvekkili tarafından ödendiğini, ... in bonoyu müvekkiline iade etmediğini, davalının boş senet metnini doldurmak suretiyle müvekkili aleyhine takip başlattığını ileri sürerek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine ve davalı aleyhine %40 tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, kambiyo hukukunda açığa imza atılmak suretiyle düzenlenen bononun sonradan doldurulması halinde geçerli olduğu, bononun anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu hususunun davacı tarafından yazılı delille ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 25/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201611366-e-2017424-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 18 May 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi5z44.jpg" type="image/jpeg" length="46220"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82626"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59546"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20637"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27066"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26018"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89545"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81421"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97406"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79427"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="10066"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="43315"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="77534"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="52562"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="23671"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="49573"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="41129"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="63981"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="67327"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="68336"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
