“12. Yargı Paketi” Olarak Bilinen 7589 Sayılı Kanunun Bazı Hükümleri

Abone Ol

I- IBAN Düzenlemesi

7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesinde;

“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” hükmüne,

7589 sayılı Kanun Geçici m.6’da:

(6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.” hükmüne,

7589 sayılı Kanun Geçici m.7’de:

(7) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.” hükmüne,

Yer verilmiştir.

16.07.2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 7589 sayılı Kanunla; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra eklenmiş ve bu fıkrada, TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek cezanın yarı oranında indirileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme bir cezasızlık hali olmayıp, fiile bu şekilde iştirak eden faillerin cezalarında yarı oranında indirimi gündeme getirmektedir.

TCK m.158/4’ün uygulanması ile ilgili olarak, kabul edilen Kanuna geçici madde eklenmiş ve bu maddede ikili ayırım yapılmıştır.

Buna göre ilk olarak; TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçundan haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde, yani istinafta veya temyizde bulunan sanıklardan haklarında TCK m.158/4 tatbik edilecek sanıkların bölge adliye mahkemesinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilecek ve dosya ilk derece mahkemesine gönderilecek, yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan dosyalar gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilecektir.

İkinci olarak; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçundan haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında TCK m.168 uyarınca etkin pişmanlık uygulanmamış hükümlülerden TCK m.158/4’ün uygulanacakların, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, TCK m.168/2’de tanımlı etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabileceği hüküm altına alınmıştır.

6 aylık süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemeyeceği de belirtilmiş, yine bu fıkra hükümlerinin, maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanacağı geçici maddede son olarak ifade edilmiştir.

Bu durumda; ilk derece mahkemesi aşamasında hesap kullandıranların cezalarının yarıya ineceği, istinaf aşamasında dosyanın bozulacağı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aşamasında dosyaların ilk derece mahkemesine iade edileceği, cezanın kesinleşmesi durumunda ise hükümlülere 6 aylık süre verileceği ve hükümlülerden zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi durumunda indirime gidileceği, o indirimin de yine TCK m.168/2 uyarınca yarı oranında olacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda cezası kesinleşenlerin, cezalarında indirime gidilmesi için 6 aylık süreye uygulamaları gerekir. Bununla birlikte cezası kesinleşmeyen sanıklarla ilgili zararın giderilmesi gibi bir şart aranmamış, cezada yarı oranında indirim doğrudan doğruya tanımlanmıştır.

Yine Kanun metninde; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan dosyalarla ilgili hüküm olmakla birlikte, Yargıtay ceza dairelerinde bulunan dosyalarla ilgili açıklama yer almaması boşluk gibi görülse de, kanaatimizce bu durumda da dosya bozma kararı ile ilk derece mahkemesine veya şartları oluştuğu durumda bölge adliye mahkemesine gönderilecektir.

II- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

7589 sayılı Kanunun 15. maddesinde;

“5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beş ila ondördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir.

(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkum olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.

(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.

(9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.

(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.

(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkumiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilir.

(12) 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.

(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.

(14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Öncelikle; bir kısım haberlerde yer bulduğunun aksine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararlarına karşı istinaf kanun yoluna gidilmesi, HAGB kararının ilk derece mahkemesi sıfatı ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilmesi, istinaf ve temyiz yolunda karar ve hükmün usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenmesi prosedürleri bu Kanunla getirilmemiş olup, kamuoyunda 8. Yargı Paketi olarak tanımlanan 7499 sayılı Kanunla getirilen ve HAGB yönünden 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile mümkün olmuştur.

Anayasa Mahkemesi’nin 10.07.2025 tarihli, 2024/98 E., 2025/149 K. sayılı kararıyla HAGB’yi düzenleyen CMK m.231/5-14’nin iptal edildiği, yürürlük tarihinin ise 30.09.2026 tarihine bırakıldığı, AYM’nin iptal kararı sonrasında 16.07.2026 tarihinde kabul edilen düzenleme ile yeniden HAGB’nin aynı hükümlerinin kanunlaştığı, bu konuda yapılan tek farklılığın, HAGB uygulanmayacak istisnai suçlar yönünden olduğu, bu istisnaları düzenleyen CMK m.231/14’de daha önce sadece Anayasa m.174 ile koruma altına alınan “inkılap kanunları” yönünden istisnanın yer aldığı, yeni düzenlemede ise bu istisna yerine, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa m.17 kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlara yer verildiği görülmektedir.

III- Medeni Usul Hukukunda Yapılan Değişiklikler

1. Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirsiz alacak davası türüne yer verilmiştir. Bu davayla; alacağın miktarını tam olarak tespit edemeyen davacıların belirsiz alacak davası açarak, zamanaşımı ve faiz konusunda yaşayabilecekleri dezavantajların önüne geçilmesi amaçlanmıştı. Ne var ki; bu dava türünün 15 yıllık uygulamasında çeşitli sorunlar ortaya çıkmış, bunlardan bazıları belli ölçüde yargı kararlarıyla çözülebilmişti. 7589 sayılı Kanunla bu dava türünü düzenleyen HMK m.107 kaldırılmaktadır. Buna ilişkin gerekçe şu şekildedir;

“Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. 6100 sayılı Kanunla kabul edilen belirsiz alacak davası, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hangi alacaklar için belirsiz alacak davası açılabileceği noktasında tereddüt bulunmaktadır. Bu durum, yargılamaların uzamasına neden olabilmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği çeşitli ihlal kararlarında, belirsiz alacak davası olmadığı halde bu şekilde açılan davaların reddedilmesini, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Zira yargılama bu şekilde kesinleştiğinde alacağın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilmektedir. Alacağın tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlara özgü olarak açılan belirsiz alacak davası, özellikle alacağın tamamı bakımından zamanaşımını kesmektedir. Bu husus, belirsiz alacak davası açan tarafın en önemli hukuki yararlarından biridir. Teklifle, Kanunun 109 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kısmi dava açan tarafa ıslah hakkını kullanmaksızın bir defaya mahsus olmak üzere alacağın kalan kısmını talep etme hakkı verilmekte ve zamanaşımının davanın açıldığı tarihten itibaren kesileceği hükme bağlanmaktadır. Bu nedenle, belirsiz alacak davasının sağlamış olduğu hukuki yarar, kısmi dava ile sağlanmış olacağından madde yürürlükten kaldırılmaktadır.”

Bu değişiklik çerçevesinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kısmi davayı düzenleyen 109’uncu maddesine “4. fıkra” eklenmiştir. Buna göre; alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda, talep konusu aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Belirsiz alacak davasına ait bazı avantajların buraya alındığı görülmektedir. Bu değişiklikle kısmi davanın uygulaması önemli ölçüde artacaktır. Yine davacıların; zamanaşımı tehlikesi ortadan kalktığından, daha az yargılama harcı ödemek amacıyla son derece düşük dava değeriyle davalarını açabileceği söylenebilir. Bu durum, “silahların eşitliği” ilkesi bakımından sorunlara yol açmaya müsaittir.

2. Görevsizlik/Yetkisizlikle İlgili Maddenin Kanun Teklifinden Çıkarılması

Kanun teklifinde başta yer alan ancak daha sonra çıkarılan bir maddeye de değinmek gerekir. İlgili maddeye göre, temyiz aşamasında ilk derece mahkemesinin kararı görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle bozulamayacaktı. Esasen bu düzenleme yargı paketinden çıkarılmayıp, kabul edilse idi isabetli olurdu. Hatta mahkemenin görevli/yetkili olup olmadığı ne kadar erken bir aşamada tespit edilirse o kadar faydalı olur. Çünkü uygulamamızda (en azından görev bakımından) davayı önemli ölçüde uzatan husus, davanın başında verilen görevsizlik kararı değil, kendisini görevli zanneden mahkemenin verdiği karar sonrasında istinaf/temyizde o mahkemenin görevli olmadığının anlaşılması ve kararın bu yüzden kaldırılması/bozulmasıdır. Görev kurallarının felsefesi zedelenmeden bu sorun nasıl aşılabilir? Mahkemenin "ben görevliyim" şeklinde ön inceleme aşamasında vereceği (aslında HMK m.138/1 gereği vermesi gereken) ara kararına karşı doğrudan istinaf yolunun açılması düşünülebilir.

IV- İcra ve Satışla İlgili Hükümler

7589 sayılı Kanunun 1. maddesinde;

“9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş ve yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır.

6. Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi halinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.

8. Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde yüzü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği.

9. İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği; süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği.” hükmüne yer verilmiştir.

1. Ortaklığın Giderilmesi Davasında İlk Satışın Sadece Mirasçılar Arasında Olmasına İlişkin Düzenleme

Bu düzenlemeden önce mirasçılar, “biz satışın sadece mirasçılar arasında yapılmasını istiyoruz” derse mahkeme de o şekilde karar vermeliydi, ama mirasçılardan birisi vazgeçerse genel açık artırma oluyordu. Bu madde bundan dolayı geldi, yani “mal mirasçılarda kalsın öncelikle” düşüncesi öne çıktı.

Avantajı nedir? Artık çok fazla katılımcı olmayacağı için ihalenin feshedilmesi ihtimali önemli ölçüde düşmektedir. Gerekçede yer alan “suistimal” kelimesi ile kast edilen budur. Burada ortaya çıkabilecek sorun ne olabilir? Katılımcı sayısının az olması rekabeti ve verilen bedeli düşürebilir. Düzenleme bu yönü ile eleştiriye açık, parası olan, zengin olan mirasçı öne çıkar ve ihaleyi kazanır. Bunun karşısında; sadece mirasçıların katılacağı açık artırmada malın muhammen bedelinin altında bir teklifin kabul edilmeyecek olmasına ilişkin yapılan bu düzenleme, bu sorunun ortaya çıkmasına engel olabilir.

2. Paydaşın Açık Artırmaya Katıldığı Durumda Teminattan Muaf Tutulmasına İlişkin Düzenlemenin Kaldırılması

Burada sorun şuydu: Paydaş en yüksek teklifi veriyordu, hatta abartılı teklif, sonrasında ise parayı ödemiyordu, bu da ihalenin sürüncemede kalmasına neden oluyordu, zararı da ödeyemiyordu. Normalde ne oluyordu? İhaleye katılan teminat verdiği için daha sonra bu şekilde hareket ederse zarar o teminattan karşılanıyordu. Düzenleme bizce bu yönü ile isabetli gözükmektedir.

3. Kısıtlıya Ait Malın Satışının Elektronik Ortamda Yapılabilmesi

Bu düzenlemenin yegane gerekçesi açık artırmaya katılan sayısının artırılması yoluyla rekabeti artırmak. İhale elektronik ortamda ve anlık olacağı için, açık artırmada daha fazla teklif verilmesi mümkün. Bu yönü ile düzenleme fayda sağlayacaktır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Doç. Dr. Anıl Köroğlu

Av. Ertekin Aksüt

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)