Bu çalışmamızın konusunu 11.06.2026 tarihinde kabul edilip 20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanununa eklenen EK MADDE 22 ile getirilen yenilikler oluşturmaktadır.
Çalışmamız sırasında maddenin sistematiğine uygun olacak şekilde henüz davası açılmamış olan ya da davası açılıp devam eden taşınmazlar; davası sonuçlanıp kesinleşen ve fakat henüz tapuda infaz edilmeyen taşınmazlar ile davası sonuçlanıp kesinleşen ve tapuda infaz edilip hazine adına tescil edilen taşınmazlar yönünden ayrı başlıklar altında inceleme yapılacaktır. Diğer yandan iş bu maddenin uygulanması ile birlikte yaşanması muhtemel sorunlara da kısaca dikkat çekilerek çözüm önerileri sunulacaktır.
I)BU MADDENİN YÜRÜRLÜĞE GİRDİĞİ TARİHTEN (20.06.2026 TARİHİNDEN) ÖNCE KESİNLEŞMİŞ ORMAN KADASTROSUNA GÖRE KISMEN VEYA TAMAMEN DEVLET ORMANI OLARAK SINIRLANDIRILIP HENÜZ DAVASI AÇILMAMIŞ YA DA AÇILAN DAVASI DEVAM EDEN TAŞINMAZLAR BAKIMINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME;
20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin birinci fıkrasında;
“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen Devlet ormanı olarak sınırlandırılan taşınmazlardan;
a) Hazine adına kayıtlı olmayan, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre oluşturulup halen gerçek veya tüzel kişiler adına tapuda tescilli olanlar için malikleri, kadastro tespitleri davalı olanlar için ise davaya taraf olan gerçek veya tüzel kişiler tarafından idareye başvurulması ve söz konusu başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi,
b) Orman Genel Müdürlüğü tarafından resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda gerçek veya tüzel kişiler adına var olan tapu kayıtlarının doğruluğunun tespit edilmesi,
hallerinde mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki varsa orman şerhleri terkin edilerek söz konusu taşınmazlar hakkında bu Kanun hükümleri uyarınca işlem yapılır.” düzenlemesi getirilmiştir.
Öncelikle ifade edelim ki bu fıkranın kapsamına, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih olan 20.06.2026 tarihinden önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen Devlet ormanı olarak sınırlandırılarak kaydında orman şerhi mevcut olan ve henüz davası açılmamış olan taşınmazlar ile bu nitelikte olmakla birlikte davası devam eden taşınmazların girdiğini söylemek yerinde olacaktır.
Gerçekten de maddenin birinci fıkrası, EK MADDE 22’nin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen Devlet ormanı olarak sınırlandırılan taşınmazları konu edilmektedir. Bu tarih (20.06.2026) sonrası yapılacak orman kadastrosu sonucunda kısmen ya da tamamen devlet ormanı olarak sınırlandırılacak taşınmazların kapsam dışında bırakıldığı görülmektedir. Kanunun bu fıkrasının yürürlük tarihi öncesinde orman vasfı kesinleşmiş olup henüz dava konusu edilmemiş olan ya da davası devam eden taşınmazların genel müdürlük envanterinden çıkarılmasına yönelik tasfiye amacı güttüğü anlaşılmaktadır.
1)Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında yapılacak başvuruya dair değerlendirmelerimiz;
Kanunda, bu bent kapsamında işlem yapılabilmesinin bir takım koşullara bağlandığı görülmektedir. Buna göre birlikte gerçekleşmesi gerekli olan koşullar şöyle sıralanabilecektir:
a)Taşınmazın Hazine adına kayıtlı olmaması,
b)Taşınmaz malikinin gerçek ya da tüzel kişi olması,
c)Taşınmazın tapuya kayıtlı (tescilli) bir taşınmaz olması (Diğer bir ifadeyle tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre oluşturulan bir taşınmaz olması)
d)Taşınmaz malikleri ya da kadastro tespitleri davalı olan taşınmazlar için ise davaya taraf olan gerçek veya tüzel kişiler tarafından idareye yazılı şekilde başvurulması,
e)Malik ya da davaya taraf olan kişilerce yapılan başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi.
Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında yapılan başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi halinde başvuruya konu edilen mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilecek ve tapu kütüklerindeki varsa orman şerhleri terkin edilecektir.
Esasen bir taşınmazın kaydına orman şerhi konulması işlemi, taşınmaz malikinin tasarruf yetkisini kısıtlayan, bu özelliği sebebiyle de mülkiyet hakkının özüne dokunan ağır bir idari tasarruf olarak karşımıza çıkmaktadır. AHİM kararlarında bu durum “tapunun içinin boşatılması” olarak ifade edilmektedir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında bu durum AHİM kararlarına paralel olacak şekilde mülkiyet hakkının ihlalini sonuçlayan eylem olarak nitelendirilmektedir.
Anılan bent ile getirilen işbu düzenleme ile orman kadastro kayıtlarının güncellenmesi sağlanarak, kesinleşmiş orman kadastrosuna göre orman statüsünde olan alanlarda; tapusu hukuken yok hükmündeki taşınmazların tapularının, idari bir kararla geçerli kabul edilmeleri sağlanmaktadır. Diğer bir anlatımla bu maddenin işletilmesiyle birlikte, kesinleşen orman tahdit haritasında devlet ormanı olarak sınırlandırılan bir taşınmaz, yeni bir orman kadastrosu işlemi tesis edilmeksizin ya da bu konuda kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmaksızın salt malikin yapacağı yazılı bir başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi sonucunda orman sınırı dışına çıkarılmış olacaktır.
Hemen ifade edelim ki, tapu ve kadastro veya imar mevzuatı kapsamında yapılan çalışmalarda uygulama görememiş eski kayıtlı taşınmazın maliki olanlar bu maddede düzenlenen haktan yararlanamayacaktır.
Öte yandan iş bu maddenin uygulanmasına yönelik bazı belirsizliklerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda;
· İştirak halinde mülkiyete tabi taşınmazlar bakımından tüm maliklerin birlikte başvuru yapmaları gerekip gerekmediği, yoksa sadece bir malikin başvuru yapmasının yeterli olup olmayacağı hususu belirsizdir. Aynı sorun müşterek mülkiyete tabi taşınmaz bakımından da geçerlidir.
· Yine başvurunun yapılacağı makam kanunda “idare” olarak tanımlanmış olduğundan, bu idari makamın orman işletme şeflikleri , orman işletme müdürlükleri ile Orman Bölge Müdürlükleri mi yoksa Kadastro Müdürlükleri mi olduğu hususunda bir netlik bulunmadığı görülmektedir.
· Diğer yandan idarenin iş bu başvuruyu ne kadarlık süre içerisinde inceleyip işlem tesis edeceği hususunda Kanunda herhangi bir süre öngörülmediği görülmektedir.
Hemen belirtelim ki anılan Kanunun 14. Maddesiyle 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin son fıkrasında bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından görüş alınarak Orman Genel Müdürlüğü tarafından belirleneceği düzenlenmiş olup, az yukarıda belirsizlik içerdiği ifade edilen hususların bir an önce açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
2)Bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yapılacak başvuruya dair değerlendirmelerimiz;
Kanunun birinci fıkrasının (b) bendinde Orman Genel Müdürlüğü tarafından resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda gerçek veya tüzel kişiler adına var olan tapu kayıtlarının doğruluğunun tespit edilmesi durumunda da bu bent kapsamında işlem yapılabileceği düzenlenmiştir.
Bu kapsamda birinci fıkranın (a) bendinde taşınmaz malikince yapılacak bir yazılı başvuru sonucunda gerekli uygunluğun verilmesi durumunda orman şerhinin terkin edileceği (malikin aktif bir tutum sergilemesi) düzenlenmişken, ( b) bendinde ise Orman Genel Müdürlüğüne resen hareket etme yetki ve görevi verildiği görülmektedir. Nitekim herhangi bir yazılı başvuru olmasa dahi Müdürlüğün yapacağı resen inceleme ve araştırma sonucunda bu madde kapsamına girdiği anlaşılan taşınmazlar bakımından orman şerhinin terkini işlemi yapabileceği anlaşılmaktadır.
Uygulamada taşınmaz malikinin ölü olması ve mirasçılarının tespit edilememesi yada taşınmaz malikine ulaşılamaması gibi durumlar göz önüne alındığında (a) bendi uyarınca işlem yapılamayan durumlar bakımından böyle bir çözümün benimsendiği anlaşılmaktadır.
3)İş bu kanun değişikliğinin, henüz davası açılmayan taşınmazlar ile davası açılıp devam eden (istinaf ve temyiz aşamasında olan davalar dahil) taşınmazlara olan etkisinin irdelenmesi;
Bu husus EK MADDE 22’nin 5. Fıkrasında ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.
a)Henüz davası açılmamış taşınmazlar bakımından;
Henüz davası açılmamış bir taşınmazın maliki tarafından bu kanun kapsamında idareye başvuru yapılması durumunda, EK madde 22’nin 5. Fıkrasının (a) bendi uyarınca yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmayacaktır.
Bu maddeyle taşınmaz maliki tarafından yapılan başvuru sonrasında ilgili idarelerce taşınmazın orman vasfında olduğu gerekçesiyle kayıt maliki aleyhinde tapu iptal ve tescil davası açılmasının önüne geçilmesi sağlanmıştır. Başvuruya yönelik işlem sonuçlanıncaya kadar geçecek süre içerisinde iş bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler de işlemeyecektir.
Yeri gelmişken ifade edelim ki, idareler bakımıdan dava açılmasını engelleyici bir etki yarattığı görülen iş bu düzenlemenin, mülkiyet hakkından ziyade taşınmazın bedelini (tazminat) elde etme yolunu tercih eden kayıt maliki açısından aynı etkiyi doğurmadığı, diğer bir ifadeyle kayıt malikinin tazminat davası açma hakkını koruduğu görülmektedir.
b)Davası devam eden (istinaf ve temyiz aşamasında olan davalar dahil) taşınmazlar bakımından ;
Davası devam eden taşınmaz maliklerince ilgili idareye bu madde kapsamında işlem tesisi için başvuru yapılması durumunda, yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilecektir.
Burada akla gelen soru şudur: Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte mahkemece resen dosya ele alınarak taşınmaz malikine bu madde kapsamında ilgili idareye başvuru yapmak üzere süre verilip süresinde başvuru yapılması durumunda mı bekletici mesele kararı verilecektir; yoksa sadece ilgili malik tarafından mahkemeden bu konuda açık bir talepte bulunulması durumunda mı bekletici mesele kararı verilebilecektir?
Kanun lafzından bu hususun açıklığa kavuşturulması güç görünmektedir. Bize göre davaya bakan mahkemece herhangi bir talep olmaksızın resen bekletici mesele kararı verilmesi kanunun ruhuna uygun düşmeyecektir. Şayet taşınmaz malikinin, mevcut tapu kaydının bedel alınmaksızın geçerli kabul edilmesini ve bu doğrultuda tapu kütüğünde varsa orman şerhlerinin terkinini talep etmesini istemesi halinde, öncelikle bu kanun kapsamında idareye başvurmalı, akabinde başvurusu hakkında mahkemeye bilgi verdikten sonra iş bu başvuru sonucunun bekletici mesele yapılmasını mahkemeden talep etmesi, en nihayetinde de mahkemenin iş bu talebe göre olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi gerekmektedir. Diğer yandan sadece taşınmaz bedelini almakla yetinmek isteyen bir malikin, bu kanun kapsamında idareye başvuru yapmasını zorunlu kılacak bir durum bulunmamaktadır. Bu ihtimalde idareye başvurmak istemeyen taşınmaz malikinin açık talebi olmaksızın (taşınmaz malikinin iradesinin yerine geçerek şekilde) mahkemece malikin idareye başvuru yapmasına karar verilemeyeceği gibi resen bekletici mesele kararı da verilemeyecektir.
Madde kapsamında gerek taşınmaz maliki gerekse orman yönetimi tarafından açılan davalardan karşılıklı olarak feragat edilmesi ya da vazgeçilmesi durumunda nasıl hareket edilecektir? Söz konusu 5. Fıkra uyarınca taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilecek, taraflar lehine vekalet ücretine ise hükmedilmeyecektir.
Bu maddenin yargılama gideri ile vekalet ücretine ilişkin kısmının isabetli olduğunu söylemek güçtür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/3-990 Esas- 2027/954 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Yine davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi halinde, yargılama giderleri ile bunun kapsamına dahil olan vekalet ücreti (HMK m. 323/1-ğ) hakkında, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumu nazara alınarak hüküm tesis edilmelidir. (HMK m. 331/1). Bu kapsamda konusuz kalan dava hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesinin yanında ayrıca davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumlarına göre yargılama gideri ve vekalet ücreti hakkında karar verilmesi gerekmektedir. (Bakınız; Yargıtay 2. H.D.’nin 31.05.2018 tarih ve 2018/1529 Esas - 2018/7023 Karar sayılı kararı)
Bu kapsamda edinim tarihinden çok sonra yapılan orman kadastrosu sonucunda kısmen ya da tamamen orman sınırı içerisine alınıp akabinde kaydına orman şerhi konulan taşınmaz malikinin, mülkiyet hakkına yapılan ölçüsüz müdahale sebebiyle idare hakkında tazminat davası açması ya da orman yönetimince açılan tapu iptal tescil davası sonucunda malik adına olan tapu kaydının bedelsiz şekilde iptal edilerek Maliye Hazinesi adına tapuya kayıt ve tescil edilmesi sebebiyle mülkiyet hakkı sonlandırılan taşınmaz malikinin tazminat talepli olarak idare aleyhinde tazminat davası açması durumunda taşınmaz malikinin her iki davayı da açmakta haklı olduğu duraksamasızdır. Bu ihtimallerde davanın açıldığı tarihte haklı olduğu açık ve anlaşılır olan taşınmaz malikince yapılan yargılama masraflarının davalı idarenin uhdesinde bırakılması ve yine taşınmaz maliki lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.
Nitekim 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A maddesi ile “ "Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” düzenlemesi yürürlükteyken, incelemeye konu kanun metninde bu hususun yerleşik yargı kararlarına aykırı olacak şekilde kaleme alınmasını doğru bulmadığımızı ifade etmekle yetiniyoruz.
II)AÇILAN DAVALAR SONUCUNDA TAPULARININ İPTALİNE KARAR VERİLEREK KESİNLEŞEN ANCAK TAPUDA HENÜZ İNFAZ EDİLMEYEN KARARLARA KONU TAŞINMAZLAR BAKIMINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME;
20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin ikinci fıkrasında;
“Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen ancak tapuda henüz infaz edilmeyen kararlara konu taşınmazlar hakkında taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararları gereğince ödeme yapılmamış olması veya taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararları gereğince ödeme yapılmışsa yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi hallerinde bu madde uyarınca işlem yapılır. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.” düzenlemesi getirilmiştir.
Anılan maddenin ikinci fıkrası kapsamında işlem yapılabilmesinin bir takım koşullara bağlandığı görülmektedir. Buna göre birlikte gerçekleşmesi gerekli olan koşullar şöyle sıralanabilecektir:
· Kayıt maliki tarafından Hazine aleyhinde tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklı tazminat davası ya da orman yönetimi tarafından kayıt maliki aleyhinde tapu iptal ve tescil davası açılmış olması,
· Açılan davalar sonucunda mahkemece taşınmazın kayıt maliki adına olan tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına tesciline yönelik karar verilmiş olması,
· Verilen kararın kesinleşmiş olması,
· Kesinleşen mahkeme kararının henüz tapuda henüz infaz edilmemiş olması (Bu durumda kesinleşmiş mahkeme ilamı tapuda henüz infaz edilmediğinden taşınmaz maliki Hazine olarak görünmemekte; aksine taşınmaz kayıt maliki adına kayıtlı kalmaya devam etmektedir.)
· Mahkeme kararı gereğince taşınmaz malikine taşınmaz bedeli karşılığı olarak henüz ödeme yapılmamış olması ya da taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararı gereğince ödeme yapılmışsa yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi,
· Hazineye geri ödenecek bedelin taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olmaması.
İş bu ikinci fıkra, açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen ancak tapuda henüz infaz edilmeyen kararlara ilişkin taşınmazları kapsamaktadır.
Bu fıkrada kanun koyucu iki ayrı ihtimali gözeterek iki farkı koşul ortaya koymuştur.
Birinci ihtimalde, “çekişmeli taşınmazın orman vasfıyla Maliye hazinesi adına kayıt ve tesciline yönelik kesinleşen mahkeme kararı gereğince taşınmaz bedeli karşılığı olarak taşınmaz malikine henüz ödeme yapılmamış olması durumu” ele alınmıştır. Bu ihtimalde şayet diğer koşullar da sağlanıyorsa mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilecek, yine taşınmaz üzerindeki varsa orman şerhleri de terkin edilecektir. Ancak uygulamada sıkça rastlandığı üzere kesinleşmiş mahkeme ilamı bulunan taşınmaz yönünden tapu kaydında mevcut bulunan “tescile yönelik kesinleşmiş mahkeme ilamı vardır” şeklindeki belirtmelerin de kaldırılması gerekmektedir. Maddede bu hususta bir düzenleme yapılmaması isabetsiz olmuştur.
İkinci ihtimalde ise, “çekişmeli taşınmazın orman vasfıyla Maliye hazinesi adına kayıt ve tesciline yönelik kesinleşen mahkeme kararı gereğince taşınmaz bedeli karşılığı olarak taşınmaz malikine ödeme yapılmış olması durumu” ele alınmıştır. Bu ihtimalde mevcut tapu kayıtlarının bedel alınmaksızın geçerli kabul edilmesi ve taşınmaz üzerindeki varsa orman şerhlerinin terkin edilebilmesi için taşınmaz malikine yapılan toplam ödemenin Maliye Hazinesine geri ödenmesi gerekmektedir. Burada önemli olan diğer bir husus ise Hazineye geri ödenecek bedelin taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olmaması gerektiğidir.
Maddede yer alan “toplam bedel” kavramından anlaşılması gerekenin malike ödenen tazminat aslı ve faizinden oluşan tutar mı, yoksa tazminat aslı ve faizi yanında ayrıca masraf ve vekalet ücretini kapsayan alacak kalemleri mi olduğu anlaşılamamaktadır. Bize göre mahkeme kararıyla malike ödenen tazminat aslı ve faizinin bu kapsam içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira mahkemece hükmedilen vekalet ücretinin 1136 sayılı Kanun uyarınca iş sahibinin alacağından bağımsız bir alacak olarak vekile ait olduğu ; yine malik tarafından dava sırasında yapılan yargılama masraflarının da HMK. kapsamında yargılama gideri olarak davada haksız çıkan taraftan tahsili gereken bir alacak kalemi olduğu açıktır.
Diğer yandan ikinci fıkranın son cümlesinde yer alan Hazineye geri ödenecek bedelin taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olmaması gerektiğine yönelik düzenlemenin bir takım sorunları bünyesinde barındırdığı görülmektedir.
Bu kapsamda 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin ikinci fıkrasının 5/d bendinde rayiç bedelin, 6292 sayılı Kanun kapsamında Milli Emlak Genel Müdürlüğünce hesaplanacağının düzenlendiği görülmektedir.
6292 sayılı Kanun uyarınca Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile Bakanlık tarafından belirlenen diğer taşınmazların değerleme işlemlerini düzenleyen T.C. Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünün “Hazine taşınmazlarının değerleme işlemleri” konulu 2014/1 sıra noklu genelgesi rayiç bedelin ne şekilde tespit edileceğini düzenlemektedir. Bu çerçevede mezkûr genelgenin,
· 5. maddesinde, değerlemeye konu taşınmazların rayiç bedelinin, değerleme günündeki normal alım satım değeri olduğu,
· 11. maddesinde, değerleme çalışması kapsamında, ilgili kurum ve kuruluşlar ile yazışmalar yapmak suretiyle işin niteliğine göre bilgi ve belgelerden gerekli olanların temin edileceği,
· 13. maddesinde, taşınmaza emsal teşkil edebilecek veriler ve taşınmazın bedelini belirlemede faydalı olabilecek diğer bilgilerin internet ortamında araştırılacağı, bu kapsamda ülke genelinde yoğun olarak kullanılan internet siteleri üzerinden araştırma yapılarak değerleme konusu taşınmaza konum, nitelik, imar vb. özellikleri açısından emsal olabilecek ilanların seçileceği, gerekirse seçilen ilanlara konu taşınmazların özelliklerinin tam olarak belirlenebilmesi için ilan sahipleri ile görüşme yapılabileceği,
· 14. maddesinde, değerlemeye konu taşınmaza emsal olabilecek bedellerin temini açısından, mümkün olan durumlarda Mahkeme kararları, Bilirkişi raporları, Gayrimenkul değerleme raporları, İcra satışları, Satış, satın alma, trampa veya kamulaştırma işlemleri gerçekleştiren idarelerin kıymet takdiri veya bedel tespit kararları ile nihai bedelleri, gerektiği takdirde ve temin edilebildiği ölçüde, bankalarca konut kredisine esas olmak üzere yaptırılan bedel takdirlerinden de faydalanılacağı,
· 25. maddesinde ise, değerleme çalışmasında; emsal karşılaştırma, gelir ve maliyet olmak üzere üç farklı yöntemin kullanılabileceği, bu yöntemler dışında diğer hesaplamalara başvurulabileceği gibi, kat karşılığı inşaat ve kira verilerine dayalı hesaplamaların da yapılabileceği, tüm bu çalışmalar sonucunda komisyonca taşınmazın güncel rayiç bedelinin tespitinin yapılacağı düzenlenmiştir.
Hal böyleyken uygulamada tazminat talepli tapu iptal ve tescil davasında taşınmazın değeri, değerlendirme (dava) tarihine göre Kamulaştırma Kanunu hükümleri kıyasen uygulanmak suretiyle (arsa vasıflı taşınmazlar bakımından emsal kıyaslama yöntemi; tarla vasıflı taşınmazlar bakımından yıllık zirai net gelir yöntemiyle) tespit edilmektedir. Bu şekilde belirlenip mahkemece hüküm altına alınan tazminat tutarlarının uzayan dava süresi (dava tarihi ile tahsilat tarihi arasında geçen süre) sonucunda yüksek enflasyon sebebiyle eridiği görülmektedir. Örneğin mahkemece 5 yıl önce yasal faizle ödenmesine karar verilen tazminat tutarının, ülkemizdeki yüksek enflasyon sonucunda paranın alım gücünde meydana gelen düşüşle birlikte, 2014/1 sayılı genelge uyarınca hesaplanacak güncel rayiç bedelin çok altında kalması kuvvetle muhtemel bir durumdur. Diğer bir ifadeyle taşınmaz malikine ödenen nihai tutar ile taşınmazın güncel rayiç bedeli arasında çoğunlukla taşınmaz maliki aleyhine bir fark oluşmaktadır. Az yukarıda verilen örnekten hareketle 5 yıl önce m2 birim fiyatı 500,00 TL olarak tespit edilen taşınmaz bedelinin, aradan geçen 5 yıl sonunda çoğunlukla bu tutarın çok üzerinde bir rayiç değere ulaşması söz konusu olacağından, bu maddeden faydalanmak isteyen taşınmaz malikinin oldukça yüksek fark bedeller ödemek zorunda kalması söz konusu olabilecektir. Böylesi bir durumda taşınmaz malikinin bu maddeden yararlanma imkanı zayıflatılmış olacaktır.
Bize göre, mahkemece tespit edilen tazminat aslı ile mahkemece faize hükmedildiği tarih ile malik tarafından bu madde kapsamında yapılacak yazılı başvuru tarihi arasında işlemiş yasal faiz tutarı toplanmak suretiyle tespit edilecek bedelin rayiç bedel olarak kabulü hakkaniyetli bir yaklaşım olacaktır.
Diğer yandan ikinci fıkra uyarınca taşınmaz malikine taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararı gereğince ödeme yapılmasına karşılık, iş bu toplam ödemenin malik tarafından Hazineye geri ödenmemesi durumunda nasıl hareket edilecektir?
EK MADDE 22’nin dördüncü fıkrasına göre, mahkeme kararları gereği yapılan toplam ödemesi Hazineye geri ödenmeyen üç hektardan küçük taşınmazlar Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilebilecektir. Kanunun lafzından maliki yada akdi veya kanuni halefi tarafından mahkeme kararları gereği yapılan toplam ödemesi Hazineye geri ödenmeyen üç hektardan büyük taşınmazların ise Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilmeyeceği anlaşılmaktadır. Bu durumda tapu iptal ve tescile yönelik kesinleşen mahkeme kararının tapuda infaz edilerek taşınmazın Maliye Hazinesi adına kayıt ve tescilinin sağlanması söz konusu olacaktır.
III) AÇILAN DAVALAR SONUCUNDA TAPULARININ İPTALİNE KARAR VERİLEREK KESİNLEŞEN KARARLARDAN İNFAZ EDİLEREK/RIZAEN TERK EDİLEREK TAPUDA HAZİNE ADINA TESCİL EDİLEN TAŞINMAZLAR BAKIMINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME;
20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin üçüncü fıkrasında;
“Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.” düzenlemesi getirilmiştir.
Kanunun üçüncü fıkrası kapsamında işlem yapılabilmesinin bir takım koşullara bağlandığı görülmektedir. Buna göre birlikte gerçekleşmesi gerekli olan koşullar şöyle sıralanabilecektir:
· Kayıt maliki tarafından Hazine aleyhinde tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklı tazminat davası ya da orman yönetimi tarafından kayıt maliki aleyhinde tapu iptal ve tescil davası açılmış olması,
· Açılan davalar sonucunda mahkemece taşınmazın kayıt maliki adına olan tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına tesciline yönelik karar verilmiş olması,
· Verilen kararın kesinleşmiş olması,
· Kesinleşen mahkeme kararının tapuda infaz edilmesi ya da maliklerince karar doğrultusunda rızaen terk edilmesi suretiyle taşınmazın tapuda Hazine adına tescil edilmiş olması,
· Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurularak iade talep edilmiş olması,
· Mahkeme kararı gereğince taşınmaz malikine taşınmaz bedeli karşılığı olarak henüz ödeme yapılmamış olması ya da taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararı gereğince ödeme yapılmışsa yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi ,
· Hazineye geri ödenecek bedelin taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olmaması.
İş bu fıkra, tapu iptal ve tescile yönelik kesinleşen mahkeme ilamı infaz edilerek ya da maliklerince kesinleşen mahkeme kararı doğrultusunda rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlara yönelik bir düzenleme içermektedir.
Üçüncü fıkrada kapsamında işlem yapılabilmesi için yukarıda açıklanan koşulların hep birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Tüm koşulların gerçekleşmesini müteakip iade işleminin gerçekleşmesi halinde idarelerden, hiçbir şekilde tazminat ve ecrimisil talep edilemeyeceği hususu EK MADDE 22’nin 5/e bendinde düzenlenmiştir.
Öte yandan Kanunun yasalaşma sürecinde inceleme yapan Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporunun madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, başvuru sonrası tapuları geçerli sayılan ya da iade edilen taşınmazlardan 3 hektardan küçük olanlar orman sayılmayacak, 3 hektardan büyük olanlar içerisindeki ağaçlık alan miktarı 3 hektar ve üzeri olan kısımları hususi/hükmi şahsiyeti haiz amme müessesi ormanı sayılacak diğer kısımlar ise orman sayılmayacaktır.
Diğer yandan üçüncü fıkrada iade talep edilmesi için öngörülen iki yıllık başvuru süresinin hak düşürücü süre olduğu anlaşılmaktadır. Pekala bu süre içerisinde taşınmazın önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulmaması durumunda ne olacaktır? Anılan maddenin dördüncü fıkrası bu sorunun cevabını vermektedir. Dördüncü fıkrada, EK 22. maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları kapsamında kalan taşınmazlardan Orman Genel Müdürlüğünce bildirilen, malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulmayan veya mahkeme kararları gereği yapılan toplam ödemesi Hazineye geri ödenmeyen üç hektardan küçük taşınmazların ve yine alan büyüklüğüne bakılmaksızın taşınmazlar arasındaki tescilli/tescilsiz yol, boşluk ve benzeri alanların, Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Maddenin bu halinden iade başvurusu yapılmayan taşınmazların 6292 sayılı Kanun kapsamına alınmasının söz konusu olacağı anlaşılmaktadır.
Dördüncü fıkra uyarınca maliki yada akdi veya kanuni halefi tarafından yasal süresi içerisinde iadesi talep edilmeyen ve miktar olarak üç hektardan küçük olan bir taşınmazın artık eski malikine iadesi söz konusu olmayacak, bu taşınmazın tasarruf yetkisi Milli Emlak Genel Müdürlüğüne ait olacaktır. Kanunun lafzından yasal süresi içerisinde maliki yada akdi veya kanuni halefi tarafından iadesi talep edilmeyen üç hektardan büyük taşınmazların ise Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilmesi söz konusu olamayacağından bu taşınmazların orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına kayıtlı kalmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.
Öte yandan iş bu fıkra kapsamında yaşanması muhtemel sorunlardan birisi de şudur: Eski malik tarafından süresi içinde yapılan ve tüm yasal şartları taşıdığı anlaşılan iade başvurusunun idarece uygun bulunması halinde iadeye konu taşınmaz, eski malikine “orman” vasfıyla mı iade edilecektir? Bize göre iadeye konu taşınmazın kesinleşen dava öncesi tapu kaydındaki vasfı neyse o vasıfa uygun cins tahsisi yapılması gerekmekte olup, bu hususun ilgili idarece Kadastro Müdürlüğüne yapılacak bir bildirim ile resen düzeltilmesi, tapunun iş bu cins tashihi sonrası eski malikine iade edilmesi yöntem olarak daha doğru olacaktır.
Nitekim EK MADDE 22’nin 7. Fıkrası ile bu madde kapsamında yapılan işlemler sonrasında orman kadastro kayıtlarının güncelleneceği hususu düzenlenmiştir. Biz bu düzenlemeyi, tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilerek tapu kütüklerindeki orman şerhleri terkin edilen ya da Hazine adına kayıtlı olup başvuru sonrası eski taşınmaz malikine iade edilen taşınmazların kesinleşmiş orman kadastro haritasındaki durumlarının orman sayılmayan alan olarak resen düzeltileceği şeklinde anlamaktayız.
Yine EK MADDE 22’nin 8. Fıkrasında ise , iş bu maddenin uygulanması sonucunda; tapu kayıtları geçerli kabul edilen, ilgililerine iade edilen ve dördüncü fıkra kapsamında Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilecek taşınmazların alanından az olmamak üzere Devletin hüküm ve tasarrufu altında veya Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazların Orman Genel Müdürlüğüne orman tesis etmek veya orman olarak kullanılmak üzere tahsis edileceği düzenlenmiştir.
Burada akla gelen husus şudur: Uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere davası devam eden ya da davası kesinleşip Maliye Hazinesi adına tescili yapılan bir çok taşınmazın genelde eylemli orman vasfında olduğu ve bu taşınmazların genellikle çevresinde bulunan orman örtüsüyle bütünleşik bir görüntü içerisinde oldukları bilinmektedir. Halihazırda eylemli orman vasfında bulunan bu nevi taşınmazların Orman Genel Müdürlüğünün envanterinen çıkartılması sonucunda hak sahiplerince taşınmazların bu niteliklerinin (orman örtüsünün) yok edilmesi tehlikesi karşısında, bu durumun ekolojik denge açısından bir çok olumsuz sonuçları doğuracağını düşünmekteyiz. Şüphesiz kanun koyucu bu olumsuzları düşünerek orman vasfından çıkarılacak bu taşınmazların yerine orman tesis edilmek üzere Orman Genel Müdürlüğüne devletin hüküm ve tasarrufu altında veya Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazların devredilmesini öngörmüş ise de, orman tesis edilmek üzere devredilecek bu taşınmazların çoğunlukla üzerinde orman emvali bulunmayan atıl durumda bulunan taşınmazlar olduğu düşünüldüğünde, bu uygulamanın uzun vadede ekolojik dengeyi bozucu ve küresel iklim krizini hızlandırıcı bir etkisinin olabileceği unutulmamalıdır.
IV)KANUN DEĞİŞİKLİĞİ KAPSAMINA GİRMEYEN TAŞINMAZLARA YÖNELİK İRDELEME;
20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin altıncı fıkrasında, işbu madde hükümlerinden faydalanamayacak taşınmazların hangileri olduğu açıklanmıştır. Bu taşınmazlar şunlardır;
a) Sonradan imar uygulaması yapılmış olsa bile, 26/1/1939 tarihli ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamındaki taşınmazlar,
b)Mülga 11/6/1945 tarihli ve 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kapsamında tapuya bağlanmış fakat temlik şartları yerine getirilmemiş taşınmazlar,
c)9/7/1945 tarihli ve 4785 sayılı Kanun kapsamında bedeli ödenerek devletleştirilmiş taşınmazlar,
d)Mülga 8/2/1937 tarihli ve 3116 sayılı Orman Kanununda mülga 24/3/1950 tarihli ve 5653 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeler kapsamında tevzi edilmiş fakat tapuya bağlanmamış taşınmazlar,
e)Tapu ve kadastro veya imar mevzuatı kapsamında yapılan çalışmalarda uygulama görememiş eski kayıtlı taşınmazlar,
f)25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamındaki taşınmazlar,
g)2634 sayılı Kanun kapsamında sınırları tespit ve ilan edilen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri, turizm merkezleri, turizm bölgeleri ve turizm alanlarında kalan taşınmazlar,
h)18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu ve mübadele anlaşmaları kapsamında olan yerler ile bu Kanuna göre belirlenmiş özel statülü orman alanları ile orman rejimine alınan yerlerde bulunan, izin ve irtifak hakkı tesis edildiğinden ifraz edilerek oluşturulan, yanan orman sahalarında bulunan, geometrisi ve arz üzerindeki yeri belli olmayan taşınmazlar.
Görüleceği üzere kanun koyucunun EK MADDE 22 nin altıncı fıkrası ile, bu maddede tahdidi şekilde sayılan taşınmazlar yönünden mevcut tapu kayıtlarının geçerli kabul edilmeyeceğini, varsa taşınmazlar üzerinde yer alan orman şerhlerinin de terkin edilmeyeceğini düzenlediği görülmektedir.
V)ANAYASAYA AYKIRILIK YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME;
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/3588) komisyon görüşmeleri sırasında teklifin bu haliyle Anayasaya aykırı olduğuna yönelik itirazların dile getirildiği, bu kapsamda özellikle Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporunda yer alan muhalefet şerhlerinin oldukça dikkat çekici olduğu görülmektedir.
Kanun teklifinin özellikle 14. Maddesine yönelik olarak Komisyon tutanaklarına yansıyan itirazlar irdelendiğinde, Anayasanın 169. Maddesine göre, ormanların korunması, gözetilmesi ve işletilmesinin Devlete ait olduğu, 169. Maddenin birinci fıkrasında “Bütün ormanların gözetimi devlete aittir”; 2. Fıkrasında “Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz, Devlet ormanlar, Kanuna göre Devletçe yönetilir ve işletilir” hükümlerinin yer almasına karşın kanun teklifinin ( Teklif, 7584 sayılı Kanun numarasıyla 20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.) 14. Maddesinin Anayasanın iş bu hükümlerine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir.
Diğer yandan aynı muhalefet şerhinde, Anayasanın 169. maddesinin yasama organı dahil tüm devlet organlarını bağlayan üst norm niteliğinde olduğu, dolayısıyla kanun koyucunun bu alandaki düzenleme yetkisinin sınırsız olmadığı, bu yetkinin Anayasal sınırlar içinde sıkı bir şekilde çevrelendiği, Anayasanın yalnızca toplam orman alanını değil, belirlenmiş orman sınırlarının kendisini de koruma altına aldığı, bu nedenle orman alanlarının yer değiştirmesi, takas edilmesi ya da eşdeğer alan mantığı ile telafi edilmesinin Anayasal korumayı ortadan kaldıran bir yaklaşım olduğu, esasında bu düzenleme ile kesinleşmiş kadastro işlemlerinin yeniden tartışmaya açılmasına neden olunacağı, hatta 1938 yılından bu yana yapılan tüm orman kadastro çalışmalarının değersizleştirileceği, öte yandan Yargıtay içtihatlarına göre kesinleşmiş mülkiyet ve kadastro işlemlerinin geriye dönük olarak değiştirilmesinin mümkün olmadığı, bu düzenleme ile yargı kararlarının işlevsizleştirileceği, bu durumun da Hukuk devleti ilkesi ile hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinin ifade edildiği görülmektedir.
Komisyon raporunda yer alan işbu itirazların özünde, orman kadastro alanlarının özel mülkiyete iade edilemeyeceği, aksi yaklaşımın orman alanlarının daraltılması anlamına geleceği düşüncesinin yatmakta olduğu anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 169. maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş olup, iş bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin, ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur. Maddenin birinci fıkrasında, Devletin, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirleri alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu, ikinci fıkrasında, Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı, Devlet ormanlarının kanuna göre, Devletçe yönetileceği ve işletileceği, bu ormanların zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, üçüncü fıkrasında da, ormanlara zarar verebilecek hiç bir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Bu çerçevede Anayasanın 169. Maddesinin uygulanmasına yönelik olarak aşağıda künyesini vermiş olduğumuz karar, Anayasa Mahkemesinin konuya bakış açısını ortaya koyması bakımından oldukça dikkat çekicidir. Şöyle ki, İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, Rumelifeneri Mevkiindeki Mavromoloz Devlet Ormanı içinde bulunan alana üniversite kurulması amacıyla bedelli izin verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle Orman Bakanlığı'na karşı açılan davada yargılama yapan İstanbul 2 No'lu İdare Mahkemesi, 31.8.1956 günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 3373 sayılı Yasa ile değiştirilen 17. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa'nın 63. ve 169. Maddelerine aykırı olduğu kanısına vararak iptali için başvurmuş, itirazı değerlendiren Yüksek mahkemece “Anayasa'nın 169. maddesiyle ormanların özel olarak korunduğu gözetilerek bu maddede geçen "kamu yararı" kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi gerekirken, bu yola gidilmeyerek söz konusu kavramın kapsam ve içeriğinin tespitinin idareye bırakılması, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmadığını, bu nedenlerle, itiraz konusu kuralı, Anayasa'nın 7. ve 169. maddelerine aykırı olup iptali gerektiğine” karar vermiştir. (Bakınız; Anayasa Mahkemesinin 17.12.2002 tarih ve 2000/75 Esas- 2002/200 Karar sayılı iptal kararı- Resmi Gazete tarih/sayı: 8.11.2003/25283)
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin norm denetiminde “iptal davası” ve “itiraz yolu” olmak üzere iki tür başvuru usulü bulunmakta olup, bu çerçevede işbu çalışmamıza konu 7584 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin somut norm ya da soyut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmesi durumunda mezkur düzenlemenin Anayasaya uygunluğu yönünden bir değerlendirme yapılabileceği kuşkusuzdur.