Bir kanun bugün yürürlüğe girer; fakat bazen düzenlediği mağduriyet yıllar önce ortaya çıkmıştır.
7594 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 9 Ağustos 2026 tarihinde kabul edilmiş ve 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun, sosyal güvenlik alanında çeşitli değişiklikler getirirken; özellikle şehit ana ve babalarına aylık bağlanması, vazife malullüğü aylıkları ve terörle mücadele sırasında yaralanan bazı kişilere yeni aylık imkânı sağlanması bakımından dikkat çekmektedir.
Düzenlemenin konumuz açısından en önemli yönlerinden biri, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen Geçici 20. madde ile getirilen aylık hakkıdır. Madde; terörle mücadele görevinin ifası sırasında belirli nitelikte yaralanan, ancak malul sayılmayan veya vazife malullüğü bakımından derece tespiti yapılmayan belirli askerî personel, MİT ve Emniyet personeli ile güvenlik korucularını kapsamaktadır. Şartları taşıyanlara, başvuruları üzerine, 17.135 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucunda bulunacak tutarda aylık bağlanması öngörülmektedir. Düzenleme, yürürlük tarihinden önce meydana gelen olaylar bakımından bir defaya mahsus uygulanacak ve başvuruların bir yıl içinde yapılması gerekecektir. Madde 1 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.
İlk bakışta teknik bir sosyal güvenlik düzenlemesi gibi görünen bu hüküm, aslında daha temel bir hukuk sorusunu gündeme getirmektedir:
Geçmişte meydana gelen bir olay nedeniyle ortaya çıkan mağduriyet, o tarihte yeterli hukuki korumaya kavuşmamışsa, yıllar sonra yeni bir kanunla giderilebilir mi?
Bize göre cevap açıktır:
Evet. Hukuk, geçmişte yeterince karşılanmamış bir mağduriyeti bugün tanıyabilir ve ona yeni bir hukuki sonuç bağlayabilir.
7594 sayılı Kanun’un asıl anlamı da burada ortaya çıkmaktadır.
Mevzuatın öngördüğü eşik, mağduriyetin kendisi değildir
Sosyal güvenlik hukukunda bazı hakların doğumu belirli şartlara ve ölçütlere bağlanmıştır. Maluliyet de bunlardan biridir.
Ancak burada temel bir ayrım yapmak gerekir:
Bir kişinin malul sayılmaması, onun zarar görmediği anlamına gelmez.
Mevzuatın öngördüğü eşik, mağduriyetin varlık eşiği değil, belirli bir sosyal güvenlik hakkının doğum eşiğidir.
Bir kişi görev sırasında yaralanmış, bu yaralanma hayatında ve çalışma gücünde çeşitli sonuçlar doğurmuş olabilir. Fakat mevcut mevzuatın belirlediği maluliyet derecesine ulaşılmadığı için belirli bir aylık veya sosyal güvenlik hakkından yararlanamamış olabilir.
Buradan çıkarılabilecek sonuç, yalnızca belirli bir hakkın mevcut mevzuata göre doğmadığıdır.
Bundan, kişinin mağdur olmadığı sonucu çıkarılamaz.
Çünkü bir zararın mevzuatın belirlediği eşiğin altında kalması, o zararın gerçekliğini ortadan kaldırmaz.
Mağduriyet vardır; fakat hukuk onu yeterince tanımamış olabilir.
Zarar ve mağduriyet zaman içinde değişebilir
Üstelik sosyal güvenlik hukukunu ilgilendiren zarar ve mağduriyetler her zaman meydana geldikleri anda bütün sonuçlarıyla ortaya çıkmayabilir.
Özellikle görev sırasında meydana gelen yaralanma ve buna bağlı maluliyetlerde, ilk anda mevzuatın öngördüğü eşiğin altında kalan bir durum zaman içerisinde ağırlaşabilir. Kişinin çalışma gücündeki kayıp artabilir, sağlık ve yaşam koşulları üzerindeki etkiler belirginleşebilir ve başlangıçta eşik altında bulunan maluliyet veya mağduriyet ilerleyen yıllarda bu eşiği dahi aşabilir.
Bu nedenle bir olayın gerçekleştiği tarihte mevzuatın öngördüğü ölçütün altında kalması, o olayın doğurduğu sosyal güvenlik riskinin gelecekte de aynı düzeyde kalacağı anlamına gelmez.
Zararın zaman içinde gelişebilen niteliği, sosyal güvenlik hukukunun da yalnızca olayın gerçekleştiği andaki görünümle sınırlı kalmamasını gerektirebilir.
Aksi hâlde başlangıçta mevzuatın öngördüğü eşiğin altında kalan bir mağduriyetin zaman içerisinde ağırlaşması ve kişinin hayatını giderek daha fazla etkilemesi, yalnızca ilk tespit esas alınarak göz ardı edilmiş olur.
Bu ise adalet duygusunu zedeleyebilecek bir sonuçtur.
Çünkü bir mağduriyetin belirli bir tarihte eşik altında bulunması, onun zaman içerisinde büyümeyeceği veya ağırlaşmayacağı anlamına gelmez.
7594 sayılı Kanun’un getirdiği düzenleme bu bakımdan, geçmişte yeterince karşılanmamış durumların bugün yeniden değerlendirilmesine imkân vermesi açısından ayrıca önem taşımaktadır.
Geçmişte karşılanmayan mağduriyet
Hukuk düzeni, hakların doğumu için ölçütler belirlemek zorundadır. Ancak zaman içinde bu ölçütlerin bazı gerçek hayat durumlarını yeterince karşılamadığı ortaya çıkabilir.
Özellikle sosyal güvenlik hukukunda hayatın bütün risklerini önceden ve eksiksiz biçimde kategorilere ayırmak kolay değildir.
Bir kişinin belirli bir maluliyet derecesine ulaşmaması, onun görev sırasında uğradığı zararın önemsiz olduğu anlamına gelmeyebilir.
Buradaki sorun çoğu zaman zararın yokluğu değil, zararın mevcut mevzuat içinde yeterli bir sosyal güvenlik sonucuna bağlanmamış olmasıdır.
İşte bu noktada kanun koyucunun sonradan müdahalesi önem kazanır.
Geçmişte mevzuatın öngördüğü eşiğe ulaşmadığı için koruma dışında kalan bir kişinin durumunun bugün yeniden değerlendirilmesi, geçmişte kazanılmış bir hakkın değiştirilmesi değildir.
Yeni kanun, geçmişte tamamlanmış bir hukuki sonucu bozmak yerine, geçmişte yeterince karşılanmamış bir sosyal güvenlik ihtiyacına yeni bir hukuki sonuç bağlamaktadır.
Bu yönüyle 7594 sayılı Kanun, geçmişte ortaya çıkmış ancak dönemin mevzuatı içinde yeterince karşılanmamış bir mağduriyetin bugün giderilmesine yönelik bir düzenleme olarak değerlendirilebilir.
Geçmişe temas etmek, geçmişe yürümek değildir
Kanunların zaman bakımından uygulanması bakımından da önemli bir ayrım bulunmaktadır.
Yeni kanunun geçmişte meydana gelmiş olayları esas alması, tek başına kanunun geçmişe yürüdüğü anlamına gelmez.
Asıl soru şudur:
Yeni kanun geçmişte tamamlanmış bir hukuki sonucu mu değiştiriyor, yoksa geçmişte meydana gelen bir olaydan hareketle bugün ve gelecek bakımından yeni bir hukuki sonuç mu öngörüyor?
Geçmişte kesinleşmiş ve kişiselleşmiş bir hakkın daha sonra kanunla ortadan kaldırılması ile geçmişte meydana gelen bir olay nedeniyle bugün yeni bir sosyal güvenlik hakkı tanınması aynı hukuki mesele değildir.
7594 sayılı Kanun bakımından düzenlemenin ağırlık noktası ikinci durumdur.
Kanun, geçmişte meydana gelen belirli olayları esas almakta; fakat bu olaylardan kaynaklanan ve daha önce yeterince karşılanmamış mağduriyetler bakımından bugün yeni bir sosyal güvenlik koruması oluşturmaktadır.
Dolayısıyla burada öncelikle geçmişe yürüyen bir kanun sorunundan değil, geçmişte eksik kalan hukuki korumanın bugün tamamlanmasından söz etmek gerekir.
Kazanılmış hakkın ötesinde: Eksik kalan hakkın teslimi
Kazanılmış hak, hukuk güvenliğinin önemli unsurlarındandır. Hukuk düzeni tarafından kazanılmış ve kişiselleşmiş bir hakkın sonradan keyfî biçimde ortadan kaldırılması kabul edilemez.
Ancak kazanılmış hakkın korunmasını yalnızca mevcut olanı korumak şeklinde anlamak da eksik olur.
Hukukun görevi yalnızca geçmişte kazanılmış hakları korumak değildir. Hukuk, aynı zamanda daha önce yeterince karşılanmamış ve haklı bir nedene dayanan mağduriyetleri giderebilecek imkânları da yaratabilmelidir.
Bu nedenle kazanılmış hakkın korunması, adalet düşüncesinden bağımsız düşünülemez.
Kazanılmış hakkın korunması, haklı bir nedene rağmen zamanında hakka dönüşememiş bir mağduriyetin hukuk düzenince sonradan giderilmesini de dışlamamalıdır.
Burada amaç, teknik anlamda hiç doğmamış her türlü menfaatin sonradan “kazanılmış hak” hâline getirilmesi değildir.
Söz konusu olan; haklı bir hukuki veya sosyal nedene dayanan bir mağduriyetin, dönemin mevzuatında yer alan bir eşik veya sınırlama nedeniyle yeterli bir hukuki korumaya dönüşememiş olmasıdır.
Böyle bir durumda sonradan yapılan düzenleme, geçmişte kazanılmış bir hakkı değiştirmemekte; geçmişte karşılanmamış mağduriyeti gidermektedir.
Bu nedenle mesele yalnızca kazanılmış hakkın korunması değildir.
Mesele aynı zamanda daha önce koruma dışında bırakılmış bir mağduriyetin bugün hakka dönüştürülmesidir.
Adalet bazen mevcut hakkı korumaktır; bazen de zamanında teslim edilmemiş hakkı teslim etmektir.
Eşitlik ve sosyal devlet
Düzenlemenin eşitlik boyutu da göz ardı edilmemelidir.
Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, her durumda herkese aynı kuralın uygulanmasını değil, benzer durumda bulunanların haklı bir neden olmaksızın farklı muameleye tabi tutulmamasını gerektirir.
Geçmişte aynı veya benzer sosyal riske maruz kalan, ancak yalnızca mevzuatın belirlediği bir eşik nedeniyle yeterli korumadan yararlanamayan kişilerin durumunun sonradan yeniden değerlendirilmesi, eşitlik düşüncesiyle de ilişkilidir.
Ancak burada eşitlikten daha geniş bir mesele vardır:
Daha önce yeterince karşılanmamış bir mağduriyetin sosyal devlet ilkesi doğrultusunda giderilmesi.
Sosyal devlet yalnızca mevcut sosyal güvenlik haklarını koruyan bir devlet anlayışından ibaret değildir. Sosyal devlet aynı zamanda ortaya çıkan sosyal riskleri görmek, mağduriyetleri değerlendirmek ve gerektiğinde yeni koruma mekanizmaları geliştirmek zorundadır.
Bu nedenle geçmişte yeterince korunmamış bir mağduriyet alanının bugün sosyal güvenlik sistemi içine alınması, sosyal devlet ilkesinin doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Sosyal devlet, hukuk devletinin alternatifi değil; onun sosyal adalet boyutudur.
Geç gelen adalet, değersiz adalet değildir
Hukuk ve adalet tartışmalarında sıkça kullanılan bir söz vardır:
“Geç gelen adalet, adalet değildir.”
Bu sözün taşıdığı uyarı elbette önemlidir. Çünkü geciken adalet, bazen telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Zamanında tanınmayan bir hak veya zamanında giderilmeyen bir mağduriyet, kişinin hayatında kalıcı kayıplara yol açabilir.
Ancak bize göre adaletin gecikmesi ile adaletin hiç tecelli etmemesi arasında önemli bir fark vardır.
Geç gelen adalet, zamanında gelen adaletin yerini tutmayabilir; fakat adalet olmaktan çıkmaz.
Çünkü hiç tecelli etmeyen adalet ile geç de olsa tecelli eden adalet aynı şey değildir.
Geç gelen bir hak, geçmişte yaşanan zararı bütünüyle ortadan kaldıramaz. Yaşananları geri alamaz. Fakat mağduriyetin hukuk tarafından tanınmasını ve mümkün olduğu ölçüde telafi edilmesini sağlar.
Bu nedenle bize göre:
Geç gelen adalet, gecikmiş adalettir; yok olmuş adalet değildir.
7594 sayılı Kanun da bu düşüncenin somut bir örneği olarak görülebilir.
Yıllar önce meydana gelen bir olay nedeniyle ortaya çıkan mağduriyet, o tarihte mevcut hukuk düzeni içerisinde yeterli bir sosyal güvenlik korumasına kavuşmamış olabilir. Ancak kanun koyucu bugün bu mağduriyeti fark ederek yeni bir hak tanıyorsa, bu düzenleme yalnızca geçmişe ilişkin bir eksikliği değil, bugünün adalet anlayışını da düzeltmektedir.
Geç kalmış olması, yapılan düzenlemeyi anlamsızlaştırmaz.
Tam tersine, gecikmiş de olsa hakkın teslim edilmesi, hukuk düzeninin kendi eksikliğini düzeltme iradesini gösterir.
Sonuç
7594 sayılı Kanun’un önemi, yalnızca sosyal güvenlik sistemine eklediği yeni bir aylık hakkından ibaret değildir.
Kanun, geçmişte meydana gelen olaylar nedeniyle ortaya çıkan; ancak dönemin mevzuatının öngördüğü eşikler nedeniyle yeterince korunamamış belirli bir mağduriyet alanını bugün yeniden değerlendirmektedir.
Burada temel ayrımı unutmamak gerekir:
Bir kişinin belirli bir sosyal güvenlik statüsünü kazanamaması ile hiçbir mağduriyet yaşamamış olması aynı şey değildir.
Mevzuatın öngördüğü eşik, mağduriyetin ölçüsü değildir.
Kazanılmış hakkın korunması da geçmişte karşılanmamış her mağduriyetin sonsuza kadar hukukun dışında kalacağı anlamına gelmez.
Kazanılmış hakkın korunması kadar, haklı bir nedene rağmen zamanında hakka dönüşememiş mağduriyetin giderilmesi de adaletin gereğidir.
Bu açıdan 7594 sayılı Kanun, yalnızca yeni bir sosyal güvenlik hakkı getirmemekte; geçmişte yeterince karşılanmamış bir mağduriyeti bugün hukuk düzeninin görmesini ve ona bir sonuç bağlamasını sağlamaktadır.
Çünkü bazı mağduriyetler ortaya çıktıkları gün bütün ağırlığıyla görünmeyebilir. Bazıları yıllar içinde büyüyebilir, derinleşebilir ve başlangıçta mevzuatın öngördüğü eşiğin altında kalan zarar, zamanla o eşiği dahi aşabilir.
Bu nedenle hukuk, geçmişteki bir olayın yalnızca gerçekleştiği andaki fotoğrafına değil, o olayın insan hayatında zaman içinde meydana getirdiği sonuçlara da bakabilmelidir.
Geçmiş değiştirilemez. Fakat geçmişte eksik kalan adalet bugün tamamlanabilir.
Geç gelen adalet, zamanında gelen adalet kadar kıymetli olmayabilir; fakat yine de adalettir.