Temel hak ve hürriyetlerinin korunma konusu birincil olarak milli devletlere verilen bir yükümlülük olarak kabul edilmiş bu meyanda çeşitli ülkeler Anayasa Mahkemesi ve eş değer yüksek mahkemeleri yoluyla kanun ve kanun gücündeki düzenlemelerin anayasaya ve anayasada belirtilen temel hak ve hürriyetlere uyguluğunu çeşitli mekanizmalarla sağlamaya çalışmışlardır. Bizim sistemimizde Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.
Norm denetiminde “iptal davası” ve “itiraz yolu” olmak üzere iki tür başvuru usulü vardır. İptal davası yoluna “soyut norm denetimi” itiraz yoluyla denetime ise “somut norm denetimi” de denilmektedir. Çünkü itiraz yolunda, başvuru konusu normun anayasaya uygunluğunun denetimi, görülmekte olan bir dava aracılığıyla gerçekleşmektedir.
Çoğu kez, iptal davası açmak için öngörülen sürenin geçmesi ve başka nedenlerle temel hakların korunması derece mahkemelerinin somut norm denetimi sürecini başlatmasıyla gerçekleşmektedir, Mahkemeler, Anayasa’ya aykırılığı kendiliğinden veya tarafların dile getirmesiyle tespit edebilirler. Bazen de Anayasa Mahkemesi Anayasa’ya aykırılığın bizzat kanun hükmünden kaynaklandığı tespit ettiği bireysel başvuru sonucunda alınan kararlarında mahkemelerin kanun hükmünün somut norm denetimi yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya teşvik eder. Yazımızda son duruma ilişkin daha önceki yazımızda paylaştığımız AYM kararı sonrası açılan davaya ilişkin bizce çok olumsuz bir karar eleştiri konusu yapılacak bu yolla Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması şeklindeki olumsuz yargı pratiklerinin yaygınlaşması sorunu gündeme getirilmeye çalışılacaktır.
Linkini verdiğimiz yazıda özetle, Fikret aslan başvurusu Başvuru Numarası: 2019/41241) hakkında verdiği karar incelenmiştir. Başvurunun konusu, 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanunu’nun 89.maddesinin ikinci fıkrası gereği hizmet birleştirmesi yoluyla emekli olan kişiye emekli aylığı bağlandığı halde emekli ikramiyesinin ödenmemesinin mülkiyet hakkı ve ayrımcılık yasağına aykırı olduğu yönünde bireysel başvuru üzerine verilen karardır. Mahkeme gerekçeli kararın son kısmında, ihlalin bizzat 5434 Sayılı Emekli sandığı Kanunu’nun 89.maddesinin ikinci fıkrasından kaynaklandığı, bu konuda TBMM’ye bildirim yapılarak ihlalin giderilmesi yönünden mahkemelerin Anayasa’nın 90.maddesi uyarınca mevcut hükmü ihlal edebileceği ve/veya kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulabileceğini belirtmiştir.
Bu karar uyarınca ilgili davada yeniden yargılama yapılırken Anayasa Mahkemesi kararının göz ardı edilmeyeceğini düşünüyoruz. Ayrıca ilgili karar emsal gösterilerek, Sosyal Güvenlik Kurumuna emekli ikramiyesinin ödenmesi konusunda başvurular yapılmış ise de idare kanun hükmünün hala geçerli olması nedeniyle uygulanması gerektiği şeklinde talepleri reddetmiştir. Bunun üzerine, Fikret Aslan başvurusundaki gerekçeler ile öncelikle yasanın somut norm denetimi yoluyla iptalinin sağlanması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve sonuçta emekli ikramiyesinin ödenmesi talebiyle davalar açılmıştır. Gelinen noktada uyuşmazlığın konusu, hizmet birleştirmesi yoluyla emekli olan kişiye emekli ikramiyesi ödenmesini engelleyen 5434 Sayılı kanun 89.maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 10.ve 35.maddelerine aykırılığı ve bu nedenle ilgili hükmün iptali için Anayasa’ya aykırılık itirazında bulunan davacının talebi ile veya resen Anayasa Mahkemesine başvuru yapılıp yapılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Yasanın hala yürürlükte olduğu malumdur.
Buna rağmen ilgili mahkeme çoğunluk oyu ile verdiği kararında Anayasa Mahkemesi kararından hiç söz etmemiş, Yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu konusundaki itirazı da karşılamaksızın mevcut yasa hükmüne göre emekli aylığı ödenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Muhalefet oyu ise mezkur AYM kararı doğrultusunda anayasaya aykırılık sürecinin işletilmesi yönündedir.
Yazımızın başlığı doğrultusunda, bu karar Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmamasına ilişkin büyük çoğunluk tarafından eleştirilen olumsuz yargı uygulamalarının bir örneğini teşkil etmektedir. Bu nedenle, benzer uygulamaların yaygınlaşmaması sıradan hale gelmemesi adına hukuk platformlarında eleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğu ve icrası konusunda yaşanılan sorunlar Yüksek Mahkemenin çeşitli kararlarında ve https://anayasa.gov.tr/media/4423/6.pdf adresinde bulunan makale gibi birçok yayında etraflı olarak incelenmiştir. Konuyu uzatmamak adına, eleştiri konusu yapılan karara tekrar dönmek istiyoruz. Karar özetle aktardığımız şekilde, uyuşmazlığın esasına da göz ardı etmektedir. Mahkemenin önündeki uyuşmazlık kanun hükmünün mevcut olup olmadığı değil mevcut kanunun Anayasa’ya aykırılığı iken çoğunluk bu hususu tamamen göz ardı etmiştir. AYM’nin benzer konuda verdiği karardan hiçbir şekilde bahsedilmemektedir. Normalde taraflardan birinin uyuşmazlıkta uygulanacak hükmün Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin itirazının olumlu veya olumsuz şekilde karşılanması gerekir. Mahkeme, itirazı ciddi görmez ise en azından itirazın ciddi görülmediğinden işin esasına geçildiğini belirtmesi gerekir. Mahkeme kararında ise itirazın niçin ciddi görülmediğine ilişkin kısa da olsa bir hüküm yoktur. Zira, hükmün Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin AYM kararı bulunmaktadır. Bizce, Mahkeme AYM kararı ile karşı karşıya gelmemek adına hiç yokmuş gibi davranmıştır. Uyuşmazlığın esasına ilişkin itirazların karşılanmaması ise gerekçeli karar hakkı kapsamında adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturduğu açıktır. Mahkemenin bir uyuşmazlığın esasına dair maddi olayı ve hukuki sorunu niçin görmezden gelmiş olabileceğine ilişkin muhtemel sebepler hakkındaki yorumları okuyucularımıza bırakıyoruz.
Sonuç olarak, temel hak ve özgürlükleri koruma görevini yerine getirmeyen bu itibarla başta AYM kararları ve yürürlükteki hukuk kurallarıyla istikrar kazanan içtihatlarla bağdaşmayan ilk derece mahkemesi kararlarının üst yargı mercileri tarafından düzeltilebileceği gibi hukuk platformlarında eleştirilmesinin hak ihlallerinin önüne geçilmesi yolunda farkındalık oluşturacağı düşünülmektedir.
Av. Selim KURÇENLİ