Anayasa'nın 12. Maddesi Kapsamında Temel Hak ve Hürriyetlerin Niteliği, Sınırları ve Toplumsal Sorumluluk Boyutu

Abone Ol

Bir hukuk devletinde bireyin sahip olduğu en güçlü koruma alanı, temel hak ve hürriyetlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, 12. maddesi, bu hakların, sadece varlığını değil, aynı zamanda niteliğini ve sınırlarını da ortaya koyan, temel düzenlemelerden biridir. Madde, insanın sırf insan olması nedeniyle, sahip olduğu hakları, güvence altına alırken, bu hakların toplumsal sorumluluk boyutunu da, açıkça vurgular. Anayasa’ya göre herkes, kişiliğine bağlı, temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu ifade, hakların, devlet tarafından verilen, bir ayrıcalık olmadığını gösterir.

İnsan hakları, bireyin doğuştan sahip olduğu ve insan onurundan kaynaklanan değerlerdir. Yaşam hakkı, düşünce özgürlüğü, kişi güvenliği veya özel hayatın korunması gibi haklar, kişinin, varlığıyla birlikte, ortaya çıkar ve kimliğinin, ayrılmaz bir parçası haline gelir. Maddede özellikle üç kavram dikkat çeker: dokunulmazlık, devredilmezlik ve vazgeçilmezlik.

Peki dokunulmazlık, devredilmezlik ve vazgeçilmezlik ne demektir. Temel hakların dokunulmaz olması, devletin veya başka kişilerin bu alanlara keyfi şekilde müdahale edemeyeceği anlamına gelir. Devredilmez olması, bireyin özgürlüklerini bir başkasına aktarabilmesini hukuken imkânsız kılar. Vazgeçilmezlik ise, kişinin kendi rızasıyla bile, insan onurunu ortadan kaldıracak şekilde, haklarından, tamamen feragat edemeyeceğini, ifade eder. Bu yönüyle anayasa, bireyi sadece dış müdahalelere karşı değil, kendi aleyhine doğabilecek sonuçlara karşı da, korur. Ancak madde, sadece hakları tanımlamakla yetinmez. İkinci fıkrada yer alan düzenleme, temel hakların, aynı zamanda ödev ve sorumluluk içerdiğini belirtir.

Bu yaklaşım, özgürlüğün sınırsız bir alan olmadığını gösterir. Kişi düşüncesini açıklama hakkına sahiptir; fakat bu hak, başkalarının onurunu, zedeleme yetkisi vermez. Özel hayatın korunması hakkı vardır; ancak başkalarının özel alanına müdahale etme özgürlüğü doğurmaz. Aynı şekilde Mülkiyet hakkı da toplum yararı gözetilerek, kullanılmak zorundadır.

Az önce anlattığım nedenlerle, anayasal sistemde özgürlük, bireysel serbestlik ile toplumsal düzen arasında kurulan, bir dengeyi, ifade eder. Her bireyin hakkı, diğer bireylerin haklarıyla birlikte, var olur. Hukuk düzeni de, bu hassas dengeyi korumayı amaçlar. Yargı kararlarında da, bu anlayış, açıkça görülür. Mahkemeler bir hakka müdahale edilip edilmediğini değerlendirirken yalnızca bireysel menfaati değil, kamu yararını ve diğer kişilerin haklarını da, dikkate alır. Böylece, hem özgürlükler korunur, hem de, toplum düzeni güvence altına alınır.

Sonuç olarak, Anayasa’nın 12. maddesi, temel hak ve hürriyetleri sadece bireyin sahip olduğu ayrıcalıklar olarak değil, aynı zamanda, toplumsal yaşamın, sorumluluk bilinciyle kullanılan değerler olarak ele alır. Özgürlük ile sorumluluk arasındaki bu denge, demokratik hukuk devletinin, en önemli güvencesidir.