Özet
Anlaşmalı boşanma protokolünde bir taşınmazın devri kararlaştırıldığı hâlde, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra eski eşin tapuda devir işlemini yapmaması uygulamada sık rastlanan bir sorundur. Bu durumda, protokol hükmünün “tapuda infazı” için açılacak tapu iptali ve tescil davası, çoğu olayda en etkili hukuki yoldur. Ne var ki taşınmaz mülkiyetinin devrinde resmî şekil zorunluluğu (TMK m. 706; TBK m. 237) ve tapu işlemlerinin kural olarak tapu müdürlüğünde resmî senetle yapılması (Tapu Kanunu m. 26) sebebiyle, protokol metninin tek başına mülkiyeti kendiliğinden geçirdiği söylenemez. Buna rağmen Yargıtay içtihatları, kesinleşmiş anlaşmalı boşanma kararına dayanak protokolden doğan edim borcunun yerine getirilmemesi hâlinde, alacaklı eşin tapu iptali ve tescil davası açmakta hukuki yararı bulunduğunu ve belirli şartlarda tescile hükmedilebileceğini göstermektedir. Bu makalede, davanın hukuki niteliği, görev ve yetki tartışmaları, ispat rejimi, talep formülasyonu, muhtemel savunmalar ve üçüncü kişi/alacaklı riskleri içtihatlar ışığında incelenmiştir.
1. Giriş: Uyuşmazlığın Tipik Görünümü ve Sorunun Kaynağı
Anlaşmalı boşanma, tarafların boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu hakkında anlaşmaları ve bu anlaşmanın mahkemece uygun bulunmasıyla sonuçlanan, uygulamada en sık başvurulan boşanma türüdür. Bu süreçte taraflar çoğu zaman bir anlaşmalı boşanma protokolü düzenler; protokolde nafaka, tazminat, ziynet/eşya, borçların paylaşımı ve en kritik başlıklardan biri olarak taşınmazların kime bırakılacağı veya devredileceği hususlarını ayrıntılı biçimde kararlaştırırlar.
Ne var ki pratikte sık görülen problem şudur: Protokolde belirli bir taşınmazın devrinin taahhüt edilmesine, boşanma kararının kesinleşmesine ve hatta tarafların duruşmada protokol hükümlerini kabul etmelerine rağmen, taşınmazın maliki olan eski eş tapu müdürlüğüne gitmemekte, imza vermemekte veya çeşitli gerekçeler ileri sürerek devir işlemini sürüncemede bırakmaktadır. Bu durumda protokolden doğan edim (taşınmazı devretme borcu) ifa edilmediğinden, alacaklı eşin fiilen hakkına kavuşması için yargısal yola başvurması gündeme gelir.
Uyuşmazlığın hukuki çekirdeği, iki temel alanın kesişimindedir: (i) taşınmaz mülkiyetinin devrinde resmî şekil ve tapu sicili rejimi; (ii) anlaşmalı boşanma protokolünün aile hukukundan kaynaklanan bağlayıcılığı ve mahkeme kararına dayanak olması nedeniyle “infaz edilebilir” bir edim borcu doğurması. Bu kesişim alanında uygulamanın yönünü büyük ölçüde Yargıtay içtihatları belirlemekte; “protokolün tapuda infazı” için tapu iptali ve tescil davasının açılabileceği kabul edilmektedir.
2. Mevzuat Çerçevesi: Taşınmaz Devrinde Resmî Şekil ve Tapu İşlemleri
Türk hukukunda taşınmaz mülkiyetinin devri, güvenilirlik ve aleniyet ilkeleri gereği sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Türk Medeni Kanunu m. 706, taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerliliğini resmî şekle bağlar. Türk Borçlar Kanunu m. 237 de taşınmaz satışı ve bazı benzeri işlemlerin resmî şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağını düzenler. Tapu işlemleri ise Tapu Kanunu m. 26 çerçevesinde tapu müdürlüğünce resmî senet tanzimiyle yürütülür.
Bu düzenlemelerin doğal sonucu, protokolün (adi yazılı metin niteliği taşıyan) tek başına tapuda tescile elverişli resmî senet yerine geçmemesidir. Bu noktada protokol, çoğu olayda “mülkiyeti kendiliğinden nakleden bir işlem” olmaktan ziyade, taşınmazı devretme borcu doğuran bir taahhüt işlevi görür. Bu taahhüt, boşanma kararına dayanak olduğunda taraflar bakımından güçlü bir bağlayıcılık kazanır; ancak resmî şekil rejimi nedeniyle mülkiyetin geçişi kural olarak tapudaki tescille tamamlanır. Tam da bu nedenle, protokoldeki devrin tapuda gerçekleştirilmemesi halinde “protokolün infazı” için mahkeme yoluna gidilmesi gündeme gelmektedir.
3. Protokolden Kaynaklanan Tapu İptali ve Tescil Davasının Hukuki Niteliği
Anlaşmalı boşanma protokolünde taşınmaz devri kararlaştırılmış olmasına rağmen devrin yapılmaması halinde açılan tapu iptali ve tescil davası, uygulamada çoğu kez aynî sonuç doğurmaya elverişli bir edimin (tescilin) mahkeme kararıyla gerçekleştirilmesi amacı taşır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararlarında öne çıkan kavram, protokolün ilgili maddesinin “tapuda infazı”dır. Bu infaz, çoğu olayda davalının tapuda işlem yapma iradesine bağlı kalmaksızın, mahkeme hükmünün tapu siciline uygulanabilir olmasıyla sağlanır.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, protokol hükmü gereğince açılan tapu iptali ve tescil davasında davacının hukuki yararı bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Bu yaklaşım, protokolün boşanma kararına dayanak olduğu ve edimin muaccel hale geldiği koşullarda, davacının “sırf tazminat/alacak” davasına zorlanmaması gerektiği yönünde önemli bir pratik sonuç doğurur. Böylece, mahkeme uygun şartlarda tapu kaydının iptali ve davacı adına tesciline karar vererek uyuşmazlığı en etkin şekilde çözebilir.
Bu davanın dayandığı hukuki temel, protokolün mahkeme huzurunda kabul edilmesi ve boşanma kararının dayanağı olmasıyla güçlenen edim borcu (şahsî hak) ve bu borcun ifa edilmemesi nedeniyle aynî sonuca ulaşmayı hedefleyen yargısal taleptir. Dava, teknik olarak “tapu iptali ve tescil” başlığını taşısa da çoğu olayda özünde protokolden doğan borcun aynen ifası niteliğindedir.
4. Görevli Mahkeme Sorunu: Aile Mahkemesi mi Asliye Hukuk mu?
Protokolden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davalarında en kritik usul tartışması görev meselesidir. Görev, kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Uygulamada, özellikle Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin kararlarında, bu tür uyuşmazlıkların aile hukukundan kaynaklandığı ve bu nedenle Aile Mahkemesinin görevli olduğu yönünde güçlü bir çizgi görülmektedir. Bu yaklaşım, protokolün anlaşmalı boşanmanın ayrılmaz bir parçası olduğu, boşanmanın fer’î sonuçları içinde değerlendirildiği ve bu nedenle TMK’nin aile hukukuna ilişkin hükümleri kapsamına girdiği düşüncesine dayanır.
Bu nedenle uygulamada genel kabul, aile mahkemesi bulunan yerlerde davanın aile mahkemesinde; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise asliye hukuk mahkemesinde (aile mahkemesi sıfatıyla) görülmesi yönündedir. Bununla birlikte bazı dosyalarda protokol hükmünün niteliği, talebin formülasyonu veya davanın “mal rejimi tasfiyesi” gibi alanlarla ilişkilendirilmesi nedeniyle farklı değerlendirmeler de çıkabilmekte; yetki/görev tartışmaları yargılamayı uzatabilmektedir. Bu risk, dava dilekçesinin hukuki nitelendirme ve talep kurgusunun titizlikle yapılmasını zorunlu kılar.
5. Yetki Meselesi: Taşınmazın Bulunduğu Yer mi, Davalının Yerleşim Yeri mi?
Yetki konusu, özellikle taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu genel kuralı ile protokolden doğan edim ilişkisinin kişisel nitelikte olabileceği tartışmasının kesişimindedir. Bu makalenin odağı görev tartışması olmakla birlikte, uygulamada yetkinin yanlış belirlenmesi de önemli zaman kayıplarına yol açmaktadır. Somut olayda protokoldeki edim, taşınmazın aynında değişiklik doğuracak şekilde tescile yöneldiğinden, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde dava açılması çoğu kez pratikte güvenli bir tercihtir. Bununla birlikte dosyanın niteliği, protokolün kapsamı ve talebin kurulma biçimi yetki tartışmasını etkileyebilir.
Bu nedenle, somut olayın özelliklerine göre hem görev hem yetki değerlendirmesi birlikte yapılmalı; dava stratejisi, protokol maddesinin içeriği ve taşınmazın tapu kayıt durumu ile uyumlu biçimde kurulmalıdır.
6. Davanın Şartları ve İspat: Neyi İspat Etmek Gerekir?
Protokolden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davalarında davacının başarıya ulaşması için aşağıdaki ispat unsurları öne çıkar:
Birincisi, protokoldeki taşınmaz devri hükmünün açık, belirli ve icra edilebilir olması gerekir. Taşınmazın kimliği (il/ilçe/mahalle, ada/parsel, bağımsız bölüm numarası, pay oranı) tereddüt doğurmayacak şekilde yazılmalıdır. “Ev bana kalacak” gibi belirsiz ifadeler yerine, tapu sicilinin teknik diliyle uyumlu tanımlamalar önem taşır. Belirlilik, mahkemenin tescile elverişli hüküm kurabilmesi açısından kritiktir.
İkincisi, protokol hükmünün muaccel hale geldiği şartın gerçekleştiği ispat edilmelidir. Uygulamada devir çoğunlukla “boşanma kesinleşince” şartına bağlandığından, kesinleşme şerhli boşanma ilamı davanın temel belgesidir.
Üçüncüsü, davalının edimi ifadan kaçındığı (devir işlemini yapmadığı) somutlaştırılmalıdır. Noter ihtarıyla tapuya davet, yazışmalar, randevu kayıtları veya tanık anlatımları, davalının sürüncemede bırakma davranışını ispatta yardımcı olabilir.
Dördüncüsü, taşınmazın güncel tapu kaydı (takyidatlı) dosyaya alınmalıdır. Tapu kaydı, davalının malik olup olmadığını, pay oranını ve taşınmaz üzerinde haciz/ipotek/şerh gibi sınırlamaların varlığını ortaya koyar. Bu sınırlamalar, tescil kararının icrasını etkileyebileceğinden, dava stratejisinde mutlaka dikkate alınmalıdır.
7. Talep Sonucu ve Hükmün Tapu Siciline Uygulanabilirliği
Tapu iptali ve tescil davalarında en kritik noktalardan biri, talep sonucunun (ve ileride hüküm fıkrasının) tapu siciline uygulanabilir biçimde kurulmasıdır. Uygulamada “taşınmazın devrine karar verilmesi” gibi soyut talepler, tapu sicil müdürlüğünün işlem yapmasına elverişli olmayabilir. Bunun yerine, taşınmazın açık kimliği yazılarak, davalı adına kayıtlı payın/tamamının iptali ve davacı adına tescil talep edilmelidir. Protokolde pay devri kararlaştırılmışsa talep de pay oranıyla uyumlu kurulmalı; protokolde bağımsız bölüm devri varsa bağımsız bölüm numarasıyla netlik sağlanmalıdır.
Hükmün uygulanabilirliği ayrıca, taşınmazın protokolde belirtilen haliyle tapu sicilindeki kayıtla uyumlu olmasına bağlıdır. Örneğin protokolde “şu adresteki ev” denilmiş, ancak tapuda birden fazla bağımsız bölüm veya farklı parsel kaydı varsa uyuşmazlık büyür. Bu nedenle dava dosyasına tapu kayıtları, varsa kat mülkiyeti belgeleri ve adres/numarataj kayıtları eklenerek belirlilik güçlendirilmelidir.
8. Davalının Muhtemel Savunmaları ve Davacının Yanıt Stratejisi
Davalı eski eş, davaya karşı çeşitli savunmalar geliştirebilir. Bunların başında “protokolü baskı altında imzaladım”, “yanıldım/aldatıldım” gibi irade fesadı iddiaları gelir. Protokolün mahkeme huzurunda kabul edilmesi ve boşanma kararına dayanak olması, davacı lehine güçlü bir argüman olsa da irade fesadı iddiaları somut delillerle ileri sürülebilir. Bu nedenle davacı taraf, protokolün serbest iradeyle kabul edildiğini gösteren duruşma tutanaklarını ve dosya kapsamını vurgulamalıdır.
Bir diğer savunma, protokolde taşınmaz devrinin bir karşı edime bağlı olduğu ve davacının bu edimi yerine getirmediği iddiasıdır. Örneğin davacı nafakadan feragat etmişse, davalı “feragat gerçekleşmedi” veya “başka edimler yerine getirilmedi” diyebilir. Bu ihtimalde davacının, protokolde kendisine düşen edimleri yerine getirdiğini gösterebilmesi gerekir.
Davalı ayrıca taşınmazı üçüncü kişiye devrettiğini ileri sürebilir. Bu savunma, davanın seyrini kökten değiştirir. Üçüncü kişi iyi niyetli ise tapu iptali ve tescil talebi zorlaşabilir; taraf teşkili, muvazaa/ kötü niyet iddiaları ve tapu siciline güven ilkesi gibi başlıklar gündeme gelir. Bu nedenle dava açılmadan önce tapu kayıt hareketleri mutlaka incelenmeli, devir riski varsa ivedilikle koruyucu tedbir stratejisi değerlendirilmelidir.
Son olarak davalı, talebin tapu iptali ve tescil değil “mal rejimi tasfiyesi/katılma alacağı” gibi bir alacak davası olması gerektiğini savunabilir. Bu savunmaya karşı, protokolde belirli bir taşınmazın devrinin açıkça kararlaştırıldığı, boşanmanın fer’î sonuçlarının anlaşmalı boşanma kapsamında düzenlendiği ve Yargıtay içtihatlarının protokolün tapuda infazı için tapu iptali ve tescil davasını kabul ettiği yönünde argüman kurulmalıdır.
9. Üçüncü Kişi Alacaklı Riski: Tasarrufun İptali İhtimali ve Uygulamadaki Etkisi
Anlaşmalı boşanma protokolleriyle taşınmaz devri, bazı durumlarda eşlerden birinin alacaklıları bakımından “mal kaçırma” iddiasına konu olabilir. Özellikle borçlu eşin malvarlığını boşanma protokolü aracılığıyla diğer eşe devretmesi, alacaklıların tasarrufun iptali davasına başvurmasına yol açabilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi kararlarında, protokol ile yapılan devirlerin bazı şartlarda tasarrufun iptali davasına konu olabildiği görülmektedir. Bu risk, alacaklı eş açısından şu pratik sonucu doğurur: Tapu iptali ve tescil davası başarıyla sonuçlansa ve devir gerçekleşse dahi, sonrasında alacaklıların müdahalesiyle taşınmaz üzerindeki tasarrufun iptali tartışmaları gündeme gelebilir.
Bu nedenle protokolde taşınmaz devri planlanırken (veya dava açılırken) taşınmaz üzerindeki hacizler, borçlu eşin alacaklıları, icra dosyaları, devir bedeli ve işlemin zamanlaması gibi hususlar da göz önüne alınmalı; mümkünse işlemin “mal kaçırma” görüntüsü doğurmaması için hukuki ve ekonomik gerekçe/denge iyi kurulmalıdır. Bu, her somut olayda ayrı değerlendirme gerektiren bir alan olup makalenin ana konusu olan tapu iptali ve tescil davasının yanında, risk yönetimi perspektifi sunar.
10. Uygulamada Yol Haritası: Dava Öncesi ve Dava Sırasında Stratejik Adımlar
Uygulamada en sağlıklı yaklaşım, dava öncesi hazırlıkla başlar. İlk olarak kesinleşme şerhli boşanma ilamı ve protokolün dosyadaki onaylı örneği temin edilmelidir. Ardından taşınmazın güncel tapu kaydı (takyidatlı) alınarak; malikin kim olduğu, pay oranı, haciz/ipotek/şerh gibi takyidatlar ve olası üçüncü kişilere devirler tespit edilmelidir. Davalının devirden kaçındığını somutlaştırmak için noter ihtarıyla tapuya davet uygulamada sık tercih edilen bir yöntemdir; her ne kadar zorunlu olmasa da temerrüt ve kötü niyet tartışmalarında dosyayı güçlendirebilir.
Dava dilekçesinde, protokol maddesi aynen aktarılmalı ve bu maddenin boşanma kararına dayanak olduğu belirtilmelidir. Boşanmanın kesinleştiği, devir borcunun muaccel hale geldiği ve davalının ifadan kaçındığı açıkça ortaya konulmalıdır. Sonuç kısmında tapu iptali ve tescil talebi, taşınmazın teknik kimliğiyle birlikte net bir biçimde yazılmalıdır. Devir riski varsa veya davalının üçüncü kişilere devretme ihtimali yüksekse, somut olaya göre ihtiyati tedbir stratejisi ayrıca ele alınmalıdır.
11. Değerlendirme: Resmî Şekil İlkesi ile Protokol Bağlayıcılığının Birlikte Okunması
Taşınmaz devrinde resmî şekil ilkesi, tapu sicilinin güvenilirliğini ve taşınmaz hukukunda aleniyeti sağlar. Bu ilke, anlaşmalı boşanma protokollerinin “adi yazılı metin” olarak tek başına mülkiyeti geçirmesini engeller. Ancak aile hukuku uyuşmazlıklarının kendine özgü yapısı, protokolün mahkeme huzurunda kabul edilmesi ve boşanma kararının dayanağı haline gelmesi nedeniyle protokol hükümlerinin bağlayıcılığını güçlendirir. Yargıtay’ın “protokolün tapuda infazı” yaklaşımı, bu iki alan arasında pratik bir köprü kurar: Protokol, mülkiyeti kendiliğinden geçirmese bile, devretme borcunun ifasını mahkeme kararıyla tescile bağlayarak sonuca ulaştırabilir.
Bu bakımdan, protokolden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davaları, taşınmaz hukukunun şekil rejimini tamamen by-pass eden bir yol değil; aksine resmî şekil sisteminin içinde, “yargısal tescil” sonucuna ulaşarak mülkiyet geçişini tamamlayan bir mekanizma olarak görülmelidir. Bu mekanizmanın sağlıklı işlemesi için protokol maddelerinin belirli yazılması, boşanma kararının kesinleşmesi, tapu kayıtlarının doğru incelenmesi ve dava talebinin tapu siciline uygulanabilir şekilde kurulması zorunludur.
12. Sonuç
1. Taşınmaz mülkiyetinin devrinde kural olarak resmî şekil şarttır (TMK m. 706; TBK m. 237) ve tapu işlemleri tapu müdürlüğünde resmî senetle yürütülür (Tapu Kanunu m. 26).
2. Anlaşmalı boşanma protokolündeki taşınmaz devri hükmü çoğu olayda doğrudan mülkiyeti geçirmez; ancak devretme borcu (şahsî hak) doğurur ve protokol boşanma kararına dayanak olduğunda bağlayıcılığı güçlenir.
3. Boşanma kesinleştikten sonra borçlu eş devri yapmıyorsa, protokol hükmünün tapuda infazı amacıyla tapu iptali ve tescil davası açılabilir; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu davada davacının hukuki yararı bulunduğunu ve uygun koşullarda tescile hükmedilebileceğini kabul etmektedir.
4. Görev bakımından içtihat çizgisinde çoğunlukla Aile Mahkemesi görevli kabul edilir; yetki ve görev tartışmaları dosyaya göre değişebileceğinden dilekçenin hukuki nitelendirmesi ve talep kurgusu kritik önem taşır.
5. Taşınmazın üçüncü kişiye devri, haciz/ipotek gibi takyidatlar ve alacaklıların tasarrufun iptali girişimleri gibi riskler, davanın seyrini ve sonuçlarını köklü biçimde değiştirebilir; bu nedenle tapu kayıt incelemesi ve risk analizi yapılmadan dava stratejisi kurulması sağlıklı değildir.