Avukatın Eğitim Yükümlülüğü: Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramından Otodidaktik Hukukçu Yetiştirmeye

Abone Ol

Özet

Avukatın eğitim yükümlülüğü, yalnızca yanında staj yapan hukukçunun mesleki pratiği görmesini sağlama borcu değildir. Bu yükümlülük, avukatlık mesleğinin teknik bilgisini, etik karakterini, bağımsızlık bilincini, savunma kültürünü ve öğrenme metodolojisini yeni kuşağa aktarma sorumluluğudur. Avukatlık Kanunu’nun 22. maddesi, bazı hâllerde avukata stajyeri kabul zorunluluğu yükleyerek staj ilişkisinin salt özel büro ilişkisi olmadığını göstermektedir. Aynı Kanun’un 24. maddesi ise stajın Adalet Komisyonu, baro ve yanında çalışılan avukatın gözetimi altında yapıldığını düzenleyerek avukatı staj sürecinin kanuni gözetim aktörlerinden biri haline getirmektedir. TBB Meslek Kuralları’nın 33. maddesi de avukata, stajyerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat ve ilgiyi gösterme ve olanakları hazırlama yükümlülüğü yüklemektedir.

Ancak çağdaş hukuk pratiğinde bu yükümlülük yalnızca bilgi aktarmakla tamamlanmaz. Sosyal bilişsel öğrenme kuramı açısından bakıldığında avukat yanında staj, aynı zamanda bir model alma, gözlem, deneme, geri bildirim ve öz-yeterlik geliştirme sürecidir. Stajyer avukat, yanında çalıştığı avukattan yalnızca açıkça öğretilen bilgileri değil, mesleğin görünmeyen davranış kodlarını da öğrenir. Bu nedenle iyi avukat, stajyerine yalnızca mesleği öğretmez; ona öğrenmeyi öğretir. Avukatın eğitim yükümlülüğünün nihai amacı, kendisine bağımlı bir çırak değil, kendi kaynaklarını seçebilen, kendi yöntemini kurabilen ve meslek hayatı boyunca kendisini yenileyebilen otodidaktik hukukçu yetiştirmektir.

I. Giriş: Avukatlık Mesleği Kendini Nasıl Yeniden Üretir?

Her meslek, yalnızca mevzuatla değil, o mevzuatı taşıyan insan tipiyle ayakta kalır. Hukuk fakülteleri hukuk bilgisini verir; kanunlar mesleğin sınırlarını çizer; barolar kurumsal çerçeveyi oluşturur. Fakat avukatlık mesleğinin gerçek anlamda öğrenildiği yer çoğu zaman adliye koridoru, duruşma salonu, büro masası, müvekkil görüşmesi ve dosya başıdır.

Bu nedenle avukatlıkta eğitim meselesi, yalnızca pedagojik bir mesele değildir. Aynı zamanda mesleğin varlık meselesidir. Çünkü avukatlık, bir bilginin uygulanmasından ibaret değildir; bir duruşun, bir bağımsızlık bilincinin, bir itiraz terbiyesinin ve bir savunma ahlakının mesleğidir.

Avukat, yanında staj yapan genç hukukçuya yalnızca dilekçe yazmayı öğretmez. Ona dosyanın nasıl okunacağını, hâkimin hangi soruyla neyi aradığını, tutanağın neden hayati olduğunu, müvekkilin öfkesinin savunmayı nasıl bozabileceğini, savcının mütalaasının hangi psikolojik çıpayı kurduğunu, duruşmada bazen konuşmanın bazen de susmanın neden stratejik değer taşıdığını gösterir. Fakat artık bunun da ötesine geçmek gerekir. Çağdaş hukukçunun yalnızca ustasından öğrendikleriyle meslek hayatını sürdürebileceği dönem geride kalmıştır. Mevzuat değişmektedir, içtihat değişmektedir, delil türleri değişmektedir, teknoloji değişmektedir, yargılamanın sosyolojisi ve psikolojisi değişmektedir. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, stajyere belirli kalıpları aktarma yükümlülüğü değil; onda kendi kendini yetiştirme kudretini uyandırma sorumluluğudur.

Bir başka ifadeyle iyi avukat, stajyerine yalnızca mesleği öğretmez. Ona öğrenmeyi öğretir. Bu noktada sosyal bilişsel öğrenme kuramı, avukat yanında stajın gerçek niteliğini açıklamak bakımından güçlü bir kuramsal imkân sunar. Çünkü stajyer avukat, mesleği yalnızca anlatılanlardan değil; gördüklerinden, gözlemlediklerinden, model aldığı davranışlardan, bu davranışların sonuçlarından ve kendisine açılan kontrollü uygulama alanlarından öğrenir. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, yalnızca hukuki değil; aynı zamanda pedagojik, etik ve kültürel bir sorumluluktur.

II. Normatif Çerçeve: Eğitim Yükümlülüğü Bir Nezaket Değil, Meslek Kuralıdır

Avukatın stajyer karşısındaki eğitim yükümlülüğü yalnızca ahlaki bir beklenti değildir. Meslek kuralları ve staj mevzuatı içinde açık biçimde tanınmış bir yükümlülüktür. TBB Meslek Kuralları’nın 33. maddesine göre, yanına stajyer almayı kabul eden avukat, stajyerlerin iyi yetişmesi için gerekli dikkat ve ilgiyi gösterir ve olanaklarını hazırlar. Aynı maddeye eklenen cümleyle, stajyer avukatın çalışma şeklinin ve süresinin zorunlu staj eğitim programına göre belirleneceği de düzenlenmiştir. Bu hüküm, avukat yanında stajın merkezine “eğitim” unsurunu yerleştirir. Stajyer, avukatın yanında yalnızca yardımcı iş gücü olarak değil, iyi yetişmesi gereken bir meslek adayı olarak bulunur. Avukatın görevi de stajyeri yalnızca büro işlerinde kullanmak değil, onun mesleki gelişimini sağlayacak ortamı hazırlamaktır.

TBB Avukatlık Staj Yönetmeliği de aynı doğrultudadır. Yönetmelikte stajyerin staj eğitim çalışmalarını aksatmamak koşuluyla avukatla birlikte duruşmaları izleyeceği; avukatın yazılı olur vermesi halinde belirli duruşmalara girebileceği; mahkemeler ve idari makamlardaki işleri takip edeceği, dava dosyalarını hazırlayacağı, araştırma ve yazışma yapacağı belirtilmektedir. Aynı düzenleme avukatın, stajyeri bu işler bakımından eğiteceğini; stajyere bu işler dışında iş yüklenemeyeceğini ve stajyerin baro eğitim çalışmalarına katılmasını, devamını ve başarısını denetlemekle yükümlü olduğunu ifade etmektedir.

Bu düzenlemelerin anlamı açıktır: Avukat yanında staj, büro işlerinin genç hukukçuya devredilmesi değildir. Staj, meslek bilgisinin, mesleki tavrın, öğrenme disiplininin ve mesleki ahlakın sistemli biçimde aktarılmasıdır. Bu nedenle “yanına stajyer almak”, yalnızca büroda bir genç hukukçunun bulunmasına izin vermek değildir. Bu, mesleki sorumluluk üstlenmektir. Avukat, yanına stajyer aldığı anda yalnızca kendi bürosu bakımından değil, mesleğin geleceği bakımından da bir yükümlülük altına girer.

III. Yanında Staj Yapılacak Avukat: Rıza, Baro Gözetimi ve Kabul Zorunluluğu

Avukatlık Kanunu’nun 22. maddesi, yanında staj yapılacak avukatın belirlenmesi bakımından önemli bir çerçeve kurar. Kural olarak avukat yanında staja başlayabilecekleri Cumhuriyet savcılığınca baroya bildirilenler, daha önce dilekçelerinde gösterdikleri ve muvafakatini aldıkları avukat yanında staja başlarlar. Ancak madde burada durmaz. Baro başkanının isteği veya ilgililerin başvurusu üzerine baro yönetim kurulu, stajın dilekçede gösterilenden başka bir avukat yanında yapılmasına karar verebilir. Ayrıca gerekli belgeyi alma imkânı bulamayan adayların hangi avukat yanında staj göreceğini baro başkanı tayin eder. Kanun, bu ikinci ve üçüncü fıkra hâllerinde avukatın stajyeri kabul zorunluluğu bulunduğunu da düzenler.

Bu hüküm, staj ilişkisinin niteliğini doğru okumak bakımından son derece önemlidir. Avukat yanında staj, tümüyle kişisel tanışıklığa, büro tercihine veya piyasa ilişkisine bırakılmış bir süreç değildir. Kanun, bazı hâllerde baroya ve baro başkanına stajyerin yanında staj yapacağı avukatı belirleme yetkisi tanımakta; bu durumda avukata da stajyeri kabul etme zorunluluğu yüklemektedir. Bu kabul zorunluluğu, avukatlık stajının basit bir büro içi yardımcı ilişkisi olmadığını açıkça ortaya koyar. Avukat, bazı hâllerde stajyeri kabul etmekten kaçınamaz; çünkü burada korunan değer yalnızca stajyerin kişisel kariyeri değil, avukatlık mesleğinin kurumsal sürekliliğidir.

Bu noktada “muvafakat” kavramı da doğru anlaşılmalıdır. Kural olarak avukatın muvafakati, yalnızca “büroda bulunabilirsin” anlamına gelmez. Muvafakat, mesleki eğitim sorumluluğunu üstlenmek demektir. Avukat, yanına stajyer aldığında ona sadece bir masa, bir bilgisayar veya bir dosya vermiş olmaz; ona mesleğin kapısını açar. Bu kapıdan içeri giren stajyerin ne göreceği, nasıl karşılanacağı, hangi değerlerle temas edeceği, mesleği nasıl anlayacağı büyük ölçüde yanında staj yaptığı avukatın tutumuna bağlıdır.

IV. Stajın Gözetimi: Avukatın Kurumsal Sorumluluğu

Avukatlık Kanunu’nun 24. maddesi, stajın hukuki niteliğini daha da belirginleştirir. Maddeye göre staj, Adalet Komisyonunun, baronun ve yanında çalışılan avukatın gözetimi altında yapılır. Bu düzenleme, avukat yanında stajın yalnızca özel bir çalışma ilişkisi olmadığını; yargı kurumu, meslek örgütü ve yanında çalışılan avukat arasında paylaştırılmış bir gözetim rejimine tabi olduğunu gösterir. Burada özellikle dikkat çekici olan nokta, yanında çalışılan avukatın yalnızca “işveren”, “büro sahibi” veya “meslek büyüğü” konumunda değil, stajın kanuni gözetim aktörlerinden biri olarak kabul edilmesidir. Avukat, stajyerin büroda bulunmasına izin veren pasif bir kişi değildir. Stajyerin mesleki gelişimini izleyen, çalışma düzenini gözeten, hukuki ilgisini ve mesleki ahlakını değerlendiren aktif bir eğitim aktörüdür.

Aynı maddenin devamında, stajyer hakkında yanında staj gördüğü hâkimler ve Cumhuriyet savcıları tarafından staj durumunu, mesleki ilgisini ve ahlaki durumunu belirten belge verileceği; yanında staj görülen avukatın da stajyer hakkında rapor düzenleyeceği belirtilmektedir.

Rapor yükümlülüğü son derece önemlidir. Çünkü kanun, avukatın eğitim sorumluluğunu yalnızca soyut bir iyi niyet yükümlülüğü olarak bırakmamış; onu gözlem, değerlendirme ve raporlama yükümlülüğüyle somutlaştırmıştır. Avukat, stajyer hakkında yalnızca “büroda bulundu” veya “verilen işleri yaptı” şeklinde yüzeysel bir değerlendirme yapmakla yetinemez. Kanun, avukattan stajyerin mesleki ilgisini ve ahlaki durumunu da gözlemlemesini istemektedir. Bu ise avukatın stajyerle kurduğu ilişkinin sıradan bir iş ilişkisi değil, mesleki şahsiyetin oluşumuna yönelen bir eğitim ilişkisi olduğunu gösterir.

Burada özellikle “ahlaki durum” ibaresi dikkat çekicidir. Avukatlık mesleği yalnızca teknik bilgiyle icra edilemez. Dürüstlük, sır saklama, bağımsızlık, meslektaşa saygı, müvekkille sağlıklı mesafe, mahkemeye karşı ölçülü fakat özgür duruş, menfaat çatışmalarından kaçınma gibi mesleki değerler, staj sürecinde gözlemlenen ve geliştirilen niteliklerdir. Kanunun avukattan bu konuda rapor istemesi, stajın yalnızca beceri kazandırma değil, mesleki karakter inşası süreci olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede avukatın eğitim yükümlülüğü üç boyutlu hale gelir: Avukat stajyere mesleki bilgiyi öğretir, mesleki pratiği gösterir ve mesleki ahlakı gözetir. Bu üç unsurdan biri eksik kaldığında staj, kanunun öngördüğü anlamda tamamlanmış bir mesleğe hazırlık süreci olmaktan uzaklaşır.

V. Hukuk Fakültesinden Avukatlık Stajına: Eksik Kalan Halka

Hukuk fakültesi eğitimi, hukukçuluğun zorunlu başlangıcıdır; fakat çoğu zaman mesleğin gerçek basıncını tek başına taşıyamaz. Fakülte, hukuki kavramları ve normatif yapıyı öğretir. Ancak duruşmadaki gerilimi, müvekkil görüşmesindeki psikolojiyi, dosya stratejisindeki belirsizliği, hâkimin tutumundaki değişimi, savcının mütalaasının yarattığı kanaat etkisini, tutanağın seçici yapısını ve adliye pratiğinin görünmeyen hiyerarşisini tam olarak öğretemez.

Bu nedenle avukatlık stajı, fakültenin eksik bıraktığı pratik alanı dolduran sıradan bir uygulama dönemi değildir. Daha derinde, hukuk bilgisinin mesleki kişiliğe dönüştüğü eşiktir. Hukuk fakültesinde öğrenilen bilgi, stajda meslek ahlakıyla, stratejiyle, sezgiyle ve usul aklıyla birleşir.

Fakat burada bir tehlike vardır. Eğer staj, güçlü bir eğitim felsefesine dayanmazsa, fakültenin soyutluğu bu kez büronun dağınık pratiğiyle yer değiştirir. Stajyer, teoriden pratiğe geçmez; yalnızca sistemsiz bir iş akışının içine düşer. Dilekçe yazar ama neden yazdığını bilmez. Duruşma izler ama neyi gözlemlediğini anlamaz. Dosya taşır ama dosyanın ne anlattığını kavrayamaz. Böylece hukuk eğitiminin eksiği tamamlanmak yerine yeniden üretilir. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, fakültenin eksiklerini yalnızca “pratik göstererek” tamamlamak değildir. Avukat, stajyere pratiğin içindeki teoriyi, teorinin içindeki pratiği göstermek zorundadır.

Bu geçiş, sadece bilgi aktarımıyla kurulamaz. Stajyerin öğrenebilmesi için görmesi, gözlemlediğini anlamlandırması, uygulamayı denemesi, hatasını değerlendirmesi ve giderek mesleki öz-yeterlik geliştirmesi gerekir. İşte sosyal bilişsel öğrenme kuramı, tam bu noktada avukat yanında stajın pedagojik mahiyetini açıklayan güçlü bir çerçeve sunar.

VI. Sosyal Bilişsel Öğrenme Kuramı Açısından Avukat Yanında Staj

Avukat yanında stajın gerçek niteliğini anlamak için yalnızca mevzuata bakmak yeterli değildir. Stajın nasıl bir öğrenme ilişkisi olduğunu kavramak için eğitim psikolojisinin temel kuramlarından da yararlanmak gerekir. Bu noktada Albert Bandura’nın sosyal bilişsel öğrenme kuramı, avukat yanında stajın pedagojik mahiyetini açıklamak bakımından son derece elverişli bir çerçeve sunar.

Sosyal bilişsel öğrenme kuramına göre insan, yalnızca doğrudan deneme-yanılma yoluyla değil; başkalarının davranışlarını gözlemleyerek, bu davranışların sonuçlarını değerlendirerek ve gözlenen modeli içselleştirerek de öğrenir. Bu öğrenme biçimi, avukatlık stajı bakımından özel bir önem taşır. Çünkü stajyer avukat, yanında çalıştığı avukattan yalnızca açıkça öğretilen bilgileri değil, mesleğin görünmeyen davranış kodlarını da öğrenir.

Stajyer, avukatın müvekkille nasıl konuştuğunu, hâkim karşısında nasıl durduğunu, savcıyla nasıl mesafe kurduğunu, meslektaşına nasıl davrandığını, stajyere nasıl hitap ettiğini, duruşma sonrası yenilgiyi veya başarıyı nasıl yorumladığını gözlemler. Bu gözlem, çoğu zaman yazılı kurallardan daha etkili bir eğitim üretir. Çünkü meslek ahlakı, yalnızca okunarak değil, görülerek ve tekrar edilerek öğrenilir. Bu nedenle yanında staj yapılan avukat, farkında olsun veya olmasın, stajyer için bir modeldir. Avukatın duruşma salonundaki tavrı, bürodaki dili, dosyaya yaklaşımı, müvekkile karşı dürüstlüğü, meslektaşına karşı nezaketi, hâkime karşı ölçülü bağımsızlığı ve hukuka karşı sadakati stajyer tarafından kaydedilir. Stajyer, yalnızca “avukat ne dedi?” sorusunu değil, “avukat nasıl davrandı?” sorusunu da öğrenir.

Bu noktada avukatın eğitim yükümlülüğü, bilgi aktarma yükümlülüğünün ötesine geçer. Avukat, stajyerin önünde mesleki davranışı temsil eden kişidir. Eğer avukat stajyerin yanında müvekkile gerçek dışı umut veriyorsa, mahkeme karşısında gereksiz boyun eğiyorsa, meslektaşını küçümsüyorsa, stajyeri angarya işlerde kullanıyor fakat ona geri bildirim vermiyorsa; yine eğitim vermektedir. Ancak bu eğitim, mesleği güçlendiren değil, mesleki deformasyonu yeniden üreten bir eğitimdir.

Sosyal bilişsel öğrenme kuramı bakımından iyi staj eğitimi dört temel unsur gerektirir: dikkat, hatırlama, uygulama ve motivasyon. Stajyer önce iyi bir mesleki davranış modelini dikkatle gözlemleyebilmelidir. Sonra bu davranışın neden böyle gerçekleştiğini anlayarak zihninde tutabilmelidir. Ardından dilekçe yazma, duruşma hazırlama, dosya analizi, müvekkil görüşmesi ve hukuki araştırma gibi alanlarda kontrollü biçimde uygulama yapabilmelidir. Nihayet avukatın geri bildirimiyle, mesleki yeterlik duygusu ve öğrenme motivasyonu gelişmelidir.

Bu dört unsur yoksa stajyer yalnızca büroda bulunmuş olur; meslek öğrenmiş olmaz. Duruşmaya götürülmüş ama duruşma çözümlemesi yapılmamış stajyer, gözlem yapmış sayılmaz. Dilekçe yazdırılmış ama metni tartışılmamış stajyer, yazmayı öğrenmiş sayılmaz. Adliyeye gönderilmiş ama işlemin hukuki anlamı açıklanmamış stajyer, uygulamayı kavramış sayılmaz. Müvekkil görüşmesine alınmış ama görüşmenin etik ve psikolojik sınırları konuşulmamış stajyer, mesleki ilişki kurmayı öğrenmiş sayılmaz. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, stajyere model olmayı, modelin gerekçesini açıklamayı, kontrollü uygulama alanı açmayı ve düzenli geri bildirim vermeyi içerir.

Sosyal bilişsel öğrenme kuramı, avukat yanında stajın neden yalnızca “ustanın yanında bulunma” meselesi olmadığını açıkça gösterir. Stajyerin öğrenebilmesi için iyi modeli görmesi, o modelin arkasındaki düşünceyi anlaması, davranışı denemesi ve kendi mesleki öz-yeterliğini geliştirmesi gerekir.

VII. Model Olarak Avukat: Mesleğin Canlı Müfredatı

Avukat yanında stajın en kritik boyutu, avukatın model olma işlevidir. Çünkü stajyer, mesleğe ilişkin ilk gerçek imgelerini çoğu zaman yanında çalıştığı avukat üzerinden kurar. Hukuk fakültesinde avukatlık soyut bir meslek olarak görünür. Stajda ise avukatlık ete kemiğe bürünür. Stajyer, avukatın masasındaki dosya düzeninden, müvekkille konuşma biçiminden, sekreterle ilişkisine kadar çok geniş bir davranış alanını izler. Bu izleme, çoğu zaman sessiz ve derindir. Avukat fark etmese de stajyer kaydeder. Hangi durumda ses yükselttiğini, hangi durumda sustuğunu, hâkimin haksız müdahalesi karşısında ne yaptığını, müvekkilin gerçek dışı beklentisini nasıl yönettiğini, zayıf dosyada nasıl bir dürüstlük dili kurduğunu, güçlü dosyada nasıl bir ölçülülük koruduğunu gözlemler. İşte bu nedenle yanında staj yapılan avukat, mesleğin canlı müfredatıdır.

Yazılı müfredat, stajyerin hangi konuları öğrenmesi gerektiğini gösterir. Fakat canlı müfredat, o bilgilerin meslek içinde nasıl yaşandığını gösterir. Stajyer, “sır saklama yükümlülüğü”nü kitapta okuyabilir; fakat müvekkil mahremiyetinin büroda nasıl korunduğunu avukattan görür. “Bağımsızlık” ilkesini meslek kurallarından öğrenebilir; fakat hâkim karşısında bağımsızlığın kabalık olmadan nasıl kurulacağını avukatın tavrından öğrenir. “Meslektaşa saygı” kuralını mevzuattan okuyabilir; fakat rakip vekille sert uyuşmazlık içinde nezaketin nasıl korunacağını duruşma pratiğinde görür. Bu nedenle avukatın model olma sorumluluğu, eğitim yükümlülüğünün en görünmez ama en etkili kısmıdır.

Kötü modelin etkisi de aynı ölçüde güçlüdür. Stajyer, mesleğe daha başlarken avukatlığın müvekkile umut satmak, mahkemeye uyum sağlamak, stajyere iş yüklemek, meslektaşı küçümsemek, dosyayı okumadan konuşmak veya adliyede ilişki ağıyla iş yürütmek olduğunu görürse, bu davranışları mesleğin olağan hali sanabilir. Böylece staj, savunma kültürünü aktarmak yerine mesleki yozlaşmayı yeniden üretir. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, yalnızca stajyere “ne yapacağını” öğretmek değil; kendi yaptığı şeyin genç hukukçunun zihninde mesleğin ilk suretini oluşturduğunu bilerek davranmaktır.

VIII. Öz-Yeterlik: Stajyerin “Ben Bu Mesleği Yapabilirim” Duygusu

Sosyal bilişsel öğrenme kuramı bakımından öz-yeterlik kavramı özel bir önem taşır. Öz-yeterlik, kişinin belirli bir işi yapabileceğine dair inancıdır. Avukatlık stajı bakımından bu kavram, stajyerin mesleğe yalnızca bilgiyle değil, mesleki yeterlik duygusuyla hazırlanması anlamına gelir. Stajyerin “ben bu mesleği yapabilirim” duygusu, yapay özgüvenle karıştırılmamalıdır. Bu duygu, kontrolsüz cesaret veya erken kibir değildir. Tam tersine, gözlem, hazırlık, deneme, hata, geri bildirim ve yeniden deneme süreçleriyle oluşan gerçekçi mesleki özgüvendir.

İyi avukat, stajyerini ne sürekli yetersiz hissettirerek ezer ne de onu başıboş bırakarak sahte bir özgüven üretir. Ona aşamalı sorumluluk verir. Önce izletir, sonra düşündürür, sonra küçük görevler verir, sonra metnini düzeltir, sonra duruşmayı birlikte değerlendirir, sonra daha karmaşık sorumluluklar yükler. Böylece stajyer, mesleği yalnızca dışarıdan seyreden biri olmaktan çıkar; kontrollü biçimde mesleğin içine girer.

Öz-yeterlik gelişmediğinde stajyer, ruhsat aldıktan sonra dahi mesleğe karşı içsel bir yabancılık hissedebilir. Dilekçe yazmıştır ama kendi metnine güvenmez. Duruşma izlemiştir ama duruşmada söz almakta zorlanır. Müvekkil görüşmesi görmüştür ama müvekkil beklentisini yönetemez. Dosya incelemiştir ama hukuki sorun teşhisinde tereddüt eder. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, stajyerin bilgi edinmesini sağlamaktan ibaret değildir. Avukat, stajyerin mesleki öz-yeterliğini de inşa etmek zorundadır. Çünkü ruhsatname, yalnızca hukuki yetki belgesi değildir; aynı zamanda mesleki sorumluluk eşiğidir. Bu eşiği geçen genç avukatın kendisini tümüyle boşlukta hissetmemesi gerekir.

Avukat yanında staj, bu boşluğu doldurmak için vardır.

IX. Otodidaktik Hukukçu: Öğrenmenin Sorumluluğunu Üstlenen Meslek İnsanı

Otodidaktik hukuk öğrenimi fikri, avukatın eğitim yükümlülüğünü daha yüksek bir düzeye taşır. Çünkü bu fikir, hukukçunun öğrenimini kurumsal eğitimle sınırlamayan, meslek hayatı boyunca süren bir yöntem disiplini olarak görür. Otodidaktik hukukçu, kendi öğrenme programını kurabilen hukukçudur. Hangi hocayı takip edeceğini, hangi kitabı okuyacağını, hangi içtihadı izleyeceğini, hangi yan disipline ihtiyaç duyduğunu fark eder. Hukuki sorunu yalnızca mevzuat maddesiyle değil, kavram, kurum, yöntem, tarih, sosyoloji, psikoloji ve pratik etkiler içinde okur.

Bu anlamda otodidaktik öğrenme, yalnız kalmış hukukçunun çaresizliği değildir. Tam tersine, mesleki olgunluğun işaretidir. Hukukçu, ustadan öğrenir; fakat ustaya bağımlı kalmaz. Hocadan öğrenir; fakat hocanın gölgesinde kaybolmaz. Kitaptan öğrenir; fakat kitabı ezber nesnesi haline getirmez. İçtihadı izler; fakat içtihadı düşünmenin yerine koymaz.

Bu tespit, avukatın stajyere karşı sorumluluğu bakımından son derece önemlidir. Çünkü avukatın eğitim yükümlülüğü, ona yalnızca mevcut bilgileri aktarmakla tamamlanmaz. Mevcut bilgi zaten değişecektir. Bugün öğretilen kanun maddesi yarın değişebilir. Bugün kullanılan içtihat yarın aşılabilir. Bugün geçerli olan uygulama yarın terk edilebilir. Bu nedenle staj eğitiminin asıl amacı, stajyere ezberlenmiş cevaplar vermek değil, hukuki problem çözme metodunu kazandırmaktır.

İyi avukat, stajyerine yalnızca “şu dilekçeyi böyle yaz” demez; “bu hukuki problemi nasıl kurarsın?” sorusunu sordurur. Yalnızca “bu içtihadı kullan” demez; “hangi içtihadın neden bu dosyaya uygun olduğunu nasıl anlarsın?” sorusunu öğretir. Yalnızca “duruşmada böyle davran” demez; “duruşmadaki güç ilişkisini, tutanak düzenini ve kanaat oluşumunu nasıl okursun?” sorusunu açar. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğünün nihai amacı, stajyeri kendisine bağımlı bir çırak olarak tutmak değil, kendi öğrenme yolunu kurabilen bağımsız bir hukukçu haline getirmektir. İyi usta, çırağını kendisinin gölgesinde büyütmez; ona kendi ışığını arayacağı yöntemi kazandırır.

X. İyi Avukat Bilgi Vermez; Öğrenme Metodu Kazandırır

Stajyerin iyi yetişmesi, yalnızca çok sayıda dilekçe yazmasına, çok sayıda duruşmaya girmesine veya çok sayıda dosya görmesine bağlı değildir. Bunlar elbette önemlidir; fakat kendi başına yeterli değildir. Çünkü nicelik, yöntem yoksa mesleki olgunluk üretmez. Bir stajyer yüz duruşma izleyebilir; fakat neyi izlemesi gerektiği öğretilmemişse yalnızca yargılama ritüeline alışır. Yüz dilekçe yazabilir; fakat argümanın nasıl kurulduğunu öğrenmemişse yalnızca kalıp üretir. Yüz dosya inceleyebilir; fakat dosyadaki sorun alanlarını ayırt etme yöntemi kazanmamışsa yalnızca evrak görmüş olur. Bu yüzden iyi avukat, stajyere hazır cevaplar vermekle yetinmez. Ona doğru soruyu sormayı öğretir.

Bu dosyada hukuki sorun nedir?

Bu tanığın anlatısında kırılma noktası nerede?

Bu bilirkişi raporu hangi varsayıma dayanıyor?

Bu tutanakta ne eksik bırakılmış?

Bu müvekkil anlatısında hukuki savunmayı güçlendiren ve zayıflatan unsurlar nelerdir?

Bu dilekçenin mahkemede yaratmasını istediğimiz zihinsel etki nedir?

Bu dosyada susmak mı, itiraz etmek mi, kayıt oluşturmak mı, yoksa beklemek mi daha doğru?

İşte staj eğitimi bu sorularla başlar. Çünkü meslek, cevapları ezberleyenlerin değil, sorunu doğru teşhis edenlerin alanıdır. Otodidaktik hukuk öğrenimi fikri, burada avukatlık stajına yeni bir boyut kazandırır. Avukat, stajyere yalnızca kendi bildiğini aktaran kişi değildir. Stajyerin kendi öğrenme kaynaklarını kurmasını sağlayan kişidir. İyi usta, çırağına yalnızca “benim gibi yap” demez. “Neden böyle yaptığımı anla; sonra kendi yönteminle daha iyisini kur” der.

XI. Usta-Çırak İlişkisi: Taklitten Metoda

Avukatlıkta usta-çırak ilişkisi çoğu zaman romantize edilir. Oysa bu ilişki, yalnızca “ustanın yanında bulunmak”la kendiliğinden verimli hale gelmez. Kötü kurulmuş bir usta-çırak ilişkisi, mesleki gelişim yerine mesleki deformasyon da üretebilir.

Stajyer, yanında çalıştığı avukatın yalnızca söylediklerini değil, söylemediklerini de öğrenir. Müvekkile nasıl hitap ettiğini, hâkim karşısında nasıl durduğunu, savcıyla nasıl ilişki kurduğunu, meslektaşına nasıl davrandığını, adliye personeliyle hangi dili kullandığını, yenilgi karşısında nasıl tepki verdiğini, ücret konuşurken nasıl bir sınır çizdiğini, dosya zayıf olduğunda müvekkile gerçeği söyleyip söylemediğini gözlemler.

Bu gözlem, hukuk fakültesinde verilemeyen mesleki terbiyenin temelidir. Çünkü avukatlık, yalnızca mevzuat bilgisiyle icra edilemez. Avukat, belirsizlik içinde karar verir. Eksik dosyayla strateji kurar. Hâkimin zihnindeki prematüre kanaati sezmeye çalışır. Müvekkilin öfkesini yönetir. Tanığın anlatısındaki kırılmayı yakalar. Tutanakta görünmeyen eksikliği fark eder. Bütün bunlar, kitaptan öğrenilen bilgiyle değil, uygulama içinde gelişen mesleki sezgiyle kazanılır. Fakat usta-çırak ilişkisinin değeri, stajyerin ustayı körü körüne taklit etmesinde değildir. Tam tersine, iyi usta, çırağını kendisinin küçük kopyası haline getirmez. Ona muhakeme etmeyi öğretir. “Ben böyle yapıyorum” demekle yetinmez; “Bu dosyada neden böyle yapmak gerekir?” sorusunu açar.

Sosyal bilişsel öğrenme kuramı da bu noktada usta-çırak ilişkisini romantik bir taklit ilişkisi olmaktan çıkarır. Stajyer elbette ustayı gözlemler; fakat gözlemin öğrenmeye dönüşebilmesi için davranışın gerekçesini anlaması, davranışı denemesi, geri bildirim alması ve kendi mesleki yeterliğini geliştirmesi gerekir. Otodidaktik hukukçu fikri ise bu ilişkiyi bir adım daha ileri taşır. Çırak ustadan öğrenir; fakat ustanın gölgesinde kalmaz. Usta, çırağa yalnızca kendi mesleki alışkanlıklarını değil, kendi öğrenme yöntemini kurma cesaretini de verir. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, stajyere davranış modeli sunmakla sınırlı değildir. O davranışın arkasındaki hukuki, etik, psikolojik ve stratejik aklı görünür kılmak zorundadır.

XII. Avukatlık Ethosu: Eğitimin Görünmeyen Müfredatı

Her mesleğin yazılı kuralları vardır; fakat her mesleğin bir de görünmeyen müfredatı vardır. Avukatlıkta bu görünmeyen müfredat, mesleğin ethosudur.

Ethos, avukatın kendisini nasıl gördüğüyle ilgilidir. Avukat kendisini yalnızca müvekkilin işlerini takip eden bir temsilci olarak mı görmektedir, yoksa yargılama düzeni içinde savunma hakkının kamusal taşıyıcısı olarak mı? Mahkemeye karşı tavrı, itaatkâr bir dosya takipçisinin tavrı mıdır, yoksa ölçülü ama bağımsız bir savunma öznesinin tavrı mı? Müvekkile karşı ilişkisi, müşteri memnuniyeti diliyle mi kurulmaktadır, yoksa hakikati saklamadan, imkânı ve riski birlikte gösteren mesleki dürüstlükle mi?

Stajyer, bu soruların cevabını çoğu zaman açık derslerle değil, günlük pratikle öğrenir. Bir avukat, stajyerinin yanında mahkemeye saygılı ama bağımsız davranıyorsa, stajyer bağımsızlığın kabalık olmadığını öğrenir. Meslektaşına nezaket gösteriyorsa, stajyer rekabetin düşmanlık olmadığını öğrenir. Müvekkiline dosyanın riskini açıkça anlatıyorsa, stajyer avukatlığın umut satmak olmadığını öğrenir. Haksız bir usul uygulaması karşısında ölçülü ama kararlı itiraz ediyorsa, stajyer savunmanın mahkeme konforunu bozan ama hukuk düzenini ayakta tutan bir işlev gördüğünü öğrenir.

Buna karşılık avukat, stajyerin yanında mahkeme karşısında eziliyor, müvekkile gerçek dışı vaatlerde bulunuyor, meslektaşını küçümsüyor, dosyayı okumadan konuşuyor, stajyeri yalnızca getir-götür işlerinde kullanıyor, etik sınırları esnetiyorsa; yine eğitim vermiş olur. Fakat bu defa verdiği eğitim, mesleği yükselten değil, mesleği aşındıran bir eğitimdir. Bu nedenle kötü örnek de bir eğitim biçimidir. Hatta çoğu zaman en kalıcı eğitim, kötü örnekle verilir.

XIII. Savunma Kültürünün Aktarılması

Avukatın eğitim yükümlülüğünün en yüksek düzeyi, savunma kültürünün aktarılmasıdır. Savunma kültürü, yalnızca hakları bilmek değildir. Hakkın hangi anda, hangi üslupla, hangi yoğunlukta, hangi kayıt stratejisiyle kullanılacağını bilmektir. Duruşmada her usul ihlaline aynı sertlikle tepki verilmez. Her hâkim direnci aynı tonda karşılanmaz. Her müvekkil anlatısı aynı biçimde sahneye çıkarılmaz. Her dosya aynı savunma ritmini kaldırmaz.

Bu nedenle stajyer, yanında çalıştığı avukattan yalnızca “itiraz etmeyi” değil, itirazın zamanını öğrenmelidir. Yalnızca “konuşmayı” değil, susmanın stratejik değerini öğrenmelidir. Yalnızca “dilekçe yazmayı” değil, dilekçeyle mahkemenin düşünme güzergâhının nasıl kurulacağını öğrenmelidir. Yalnızca “duruşmaya girmeyi” değil, duruşmanın psikolojisini, mekânsal düzenini, tutanak krizini, kanaat oluşumunu ve delil tartışmasının ritmini kavramalıdır. Bu noktada avukatın eğitim yükümlülüğü, savunmanın teknik araçlarını öğretmekten daha fazla bir anlam kazanır. Avukat, stajyere savunmanın neden var olduğunu da göstermelidir.

Savunma, sanığın yanında duran bir formalite değildir. Savunma, yargılamanın hakikate ulaşma iddiasını ciddiye almaya zorlayan kurucu unsurdur. Savunma olmazsa, delil tartışması eksilir. Savunma olmazsa, iddianın dili dosyanın doğal dili haline gelir. Savunma olmazsa, tutanak tek taraflılaşır. Savunma olmazsa, mahkeme kendi kanaatini sınayacak karşı sesle karşılaşmaz.

Genç avukat bu bilinci kazanmadığında, mesleğe yalnızca dosya takipçisi olarak girer. Oysa savunma mesleği, dosya takipçiliğinden daha fazlasıdır. Avukat, yargılama düzeni içinde hak öznesinin sesini, itirazını ve varlığını taşıyan kişidir.

XIV. Büro, Adliye ve Baro Üçgeninde Eğitim

Avukatlık eğitimi üç mekânda tamamlanır: büro, adliye ve baro. Büro, mesleğin mutfağıdır. Dosya burada okunur, dilekçe burada kurulur, müvekkil burada dinlenir, strateji burada hazırlanır. Stajyer, büronun yalnızca fiziksel işleyişini değil, dosyanın düşünsel kuruluşunu burada öğrenir.

Adliye, mesleğin sahnesidir. Duruşma salonu, kalem, tevzi bürosu, icra dairesi, savcılık, ön büro, mahkeme koridoru; hepsi ayrı birer mesleki öğrenme alanıdır. Stajyer, adliyede yalnızca işlem yapmayı değil, hukuki ilişkinin mekânla nasıl biçimlendiğini görür. Hâkimin kürsüdeki konumu, savcının mahkeme salonundaki yeri, avukatın nerede durduğu, müvekkilin nasıl çağrıldığı, tanığın nasıl dinlendiği, tutanağın nasıl tutulduğu; bütün bunlar mesleki bilinç için canlı derslerdir.

Baro ise mesleğin kurumsal hafızasıdır. Staj eğitim programları, meslek içi eğitimler, seminerler, atölyeler ve staj merkezleri, bireysel büro deneyiminin eksiklerini tamamlar. Avukatın, stajyerin baro eğitim çalışmalarına katılmasını, devamını ve başarısını denetleme yükümlülüğü de bu nedenle önemlidir.

Bu üç alan birbirini tamamlamadığında staj eksik kalır. Büro eğitimi olmadan baro eğitimi soyut kalır. Baro eğitimi olmadan büro pratiği yerel alışkanlığa dönüşür. Adliye deneyimi olmadan ikisi de gerçek yargılama basıncını yeterince hissettirmez. Ancak bu üçlü yapıya artık dördüncü bir unsur daha eklenmelidir: hukukçunun kendi kendini eğitme disiplini. Büro, adliye ve baro stajyere öğrenme ortamı sağlar; fakat stajyerin gerçek mesleki gelişimi, bu ortamları kendi öğrenme programına dönüştürebilmesiyle mümkündür.

XV. Stajyerin Emeği Değil, Mesleğin Geleceği

Avukatlık stajı, kötü uygulandığında bir eğitim ilişkisi olmaktan çıkıp angarya düzenine dönüşebilir. Stajyer adliyeye gönderilir, dosya taşıtılır, kalemden evrak aldırılır, UYAP çıktısı hazırlatılır, fotokopi işleri yaptırılır; fakat bütün bu işlerin hukuki, stratejik ve mesleki anlamı kendisine açıklanmaz. Böyle bir düzende stajyer çok iş yapar ama az şey öğrenir. Adliyeyi tanır ama yargılamayı kavrayamaz. Dilekçe yazar ama dilekçenin neden öyle kurulduğunu bilmez. Duruşmaya girer ama duruşmanın dramaturjisini okuyamaz. Müvekkil görür ama müvekkille kurulacak mesleki mesafenin anlamını öğrenemez.

Oysa gerçek eğitim, yapılan işin içine anlam katmakla başlar. Stajyere yalnızca “şu dilekçeyi yaz” demek eğitim değildir. Ona şu soruların cevabını göstermek gerekir: Bu dilekçede neden bu sırayı izliyoruz? Önce usul itirazını mı, esasa ilişkin savunmayı mı kuruyoruz? Hangi delili merkeze alıyoruz? Hangi cümle mahkemenin zihnindeki ilk kanaati sarsabilir? Hangi talebi tutanağa geçirtmek ileride istinaf veya temyiz bakımından değerli olabilir?

Avukatın eğitim yükümlülüğü burada başlar. İş yaptırmak başka, meslek öğretmek başkadır. Stajyerin emeğinden yararlanan ama onun mesleki gelişimine yatırım yapmayan avukat, yalnızca bir stajyeri ihmal etmiş olmaz; savunma mesleğinin geleceğinden de eksiltir.

Bu nedenle stajyerin büro içindeki varlığı, “yardımcı personel” mantığıyla değil, “meslek adayı” bilinciyle değerlendirilmelidir. Stajyerin yaptığı her işin eğitimsel bir karşılığı bulunmalıdır. Dosya götürüyorsa dosyanın ne olduğunu bilmelidir. Duruşmaya giriyorsa duruşmanın sonucu kendisiyle tartışılmalıdır. Dilekçe taslağı hazırlıyorsa metnin neden değiştirildiği kendisine anlatılmalıdır. Müvekkil görüşmesine katılıyorsa görüşmenin mesleki ve etik sınırları açıklanmalıdır. Aksi hâlde staj, mesleki formasyon süreci olmaktan çıkar; genç hukukçunun mesleğe daha başlarken değersizleştiği bir emek rejimine dönüşür.

XVI. Sürekli Eğitim: Avukatın Kendini Yetiştirme Borcu

Avukatın eğitim yükümlülüğü yalnızca stajyere yönelmiş değildir. Avukatın kendisini eğitme yükümlülüğü de vardır. Çünkü öğrenmeyi bırakmış bir avukat, öğretme meşruiyetini de zamanla kaybeder. Hukuk durağan değildir. Kanun değişir, içtihat değişir, yargılama alışkanlıkları değişir, delil türleri değişir, teknoloji değişir, toplumun adalet beklentisi değişir. Dijital deliller, yapay zekâ, sosyal medya baskısı, kişisel veriler, siber suçlar, çocuk adaleti, mağdur hakları, ifade özgürlüğü, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları avukatlık pratiğini sürekli dönüştürmektedir.

Bu dönüşüm karşısında avukat, yalnızca geçmiş deneyimine yaslanamaz. Tecrübe değerlidir; fakat tecrübe kendisini yenilemediğinde mesleki atalete dönüşür. Bir avukatın “Ben bu işi yıllardır böyle yapıyorum” cümlesi bazen ustalığın değil, öğrenmeyi bırakmış olmanın işareti olabilir. Otodidaktik hukuk öğrenimi fikri burada yeniden önem kazanır. Örgün hukuk eğitimi, ne kadar iyi olursa olsun, hukukçunun bütün meslek hayatını taşıyacak nihai sermaye değildir. Hukuk öğrenimi, ruhsatnameyle bitmez; ruhsatnameyle birlikte daha ağır bir sorumluluk halini alır.

Bu nedenle avukatın kendini eğitme yükümlülüğü, yalnızca kişisel gelişim meselesi değildir. Müvekkile karşı özen borcunun, mesleğe karşı sadakatin ve stajyere karşı eğitim sorumluluğunun doğal sonucudur. Güncel hukuku takip etmeyen, yeni içtihatları bilmeyen, dijital delilin niteliğini anlamayan, psikolojik ve sosyolojik dava dinamiklerini okuyamayan avukat, müvekkilinin savunmasını eksik kurar; stajyerine ise ancak eski alışkanlıklarını aktarabilir. Öğrenmeyi bırakmış avukatın stajyere vereceği şey, çoğu zaman yöntem değil, kalıp; düşünce değil, refleks; mesleki bilinç değil, alışkanlık olur.

XVII. Angaryadan Eğitime: Stajyerle Kurulan İlişkinin Ahlaki Sınırı

Avukat yanında stajın en kırılgan noktası, eğitim ile emek arasındaki sınırdır. Elbette stajyer uygulamanın içinde yer alacaktır. Dosya inceleyecek, duruşmaya girecek, dilekçe taslakları hazırlayacak, adliye işlemlerini görecek, müvekkil görüşmelerini izleyecek, araştırma yapacaktır. Bunlar stajın doğal parçalarıdır.

Sorun, bu işlerin eğitim amacı taşımadan, sistematik biçimde büro yükünü hafifletme aracına dönüştürülmesidir. Bir iş eğitim amacıyla yaptırılıyorsa, stajyer o işten sonra daha fazla şey bilmelidir. Neyi neden yaptığını anlamalıdır. Hatası gösterilmeli, metni düzeltilmeli, duruşma sonrası değerlendirme yapılmalı, dilekçesinin güçlü ve zayıf tarafları konuşulmalıdır. Eğer stajyer yalnızca iş üretmiş ama hiçbir geri bildirim almamışsa, orada eğitim değil, kullanım vardır.

Gerçek staj eğitimi geri bildirim ister. Avukat, stajyere yalnızca görev veren değil, o görevin sonucunu birlikte değerlendiren kişi olmalıdır. Duruşmadan sonra “Ne gördün?” diye sormalıdır. Dilekçeden sonra “Bu argümanı neden böyle kurdun?” diye tartışmalıdır. Müvekkil görüşmesinden sonra “Burada hangi psikolojik direnç vardı?” diye düşündürmelidir. Tutanak tutulurken “Bu cümlenin zapta geçmemesi ileride ne doğurur?” diye göstermelidir. Stajyerin mesleki şahsiyeti, bu sorularla oluşur.

XVIII. Eğitim Yükümlülüğünün İhlali: Mesleki Değer Kaybı

Avukatın eğitim yükümlülüğünü ihlal etmesi, yalnızca stajyerin bireysel gelişimini aksatmaz. Daha geniş düzeyde mesleğin kendisini zayıflatır. Çünkü her kötü staj deneyimi, genç hukukçunun avukatlık mesleğine bakışını bozar. Stajyer, daha mesleğe başlarken avukatlığı angarya, koşuşturma, değersizlik, görünmez emek ve sessiz itaat olarak öğrenirse; ileride mesleği de bu kalıplar içinde icra etmeye başlar. Böylece kötü staj, yalnızca bir dönemin değil, sonraki meslek yıllarının da biçimlendirici travmasına dönüşür.

Bu nedenle avukatın stajyer karşısındaki tutumu, bireysel bir tercih meselesi değildir. Mesleğin toplumsal itibarıyla da doğrudan ilgilidir. Kendi stajyerini eğitmeyen, onu küçümseyen, ona yalnızca iş yükleyen, baro eğitimine katılmasını zorlaştıran, mesleki ilgisini geliştirmeyen, ahlaki olgunluğunu gözetmeyen avukat; avukatlık mesleğinin gelecekteki niteliğini de zayıflatır.

Sosyal bilişsel öğrenme kuramı açısından bu ihlal daha da derin bir anlam taşır. Çünkü stajyer, kötü uygulamadan yalnızca zarar görmez; onu model olarak içselleştirme riskiyle de karşı karşıya kalır. Böylece mesleki deformasyon kuşaktan kuşağa aktarılır. Bugünün kötü stajı, yarının kötü avukatlık pratiğine dönüşebilir. Meslek, yalnızca bugünkü dosyalarla değil, yarının avukatlarıyla var olur. Bu nedenle stajyerin ihmal edilmesi, mesleğin geleceğinin ihmal edilmesidir.

XIX. Sonuç: Avukat Öğrettiği Kadar Avukattır

Avukatlık mesleği yalnızca bireysel başarılarla ayakta kalmaz. Büyük davalar, güçlü savunmalar, parlak dilekçeler, etkili duruşmalar elbette önemlidir. Fakat bir mesleğin gerçek gücü, kendi değerlerini sonraki kuşağa aktarabilme kapasitesinde görülür.

Avukatın eğitim yükümlülüğü bu nedenle ikincil bir görev değildir. Savunma mesleğinin sürekliliği bakımından kurucu bir sorumluluktur. Avukat, stajyere yalnızca dosya takip etmeyi değil, savunmanın ne anlama geldiğini öğretir. Yalnızca dilekçe yazmayı değil, hukuki düşünmeyi öğretir. Yalnızca duruşmaya girmeyi değil, mahkeme karşısında bağımsız ve onurlu durmayı öğretir. Yalnızca müvekkili temsil etmeyi değil, temsil edilen kişinin hak öznesi olduğunu unutmamayı öğretir.

Avukatlık Kanunu’nun 22. maddesindeki kabul zorunluluğu ve 24. maddesindeki gözetim ve raporlama yükümlülüğü birlikte değerlendirildiğinde, avukat yanında stajın sıradan bir büro ilişkisi olmadığı açıkça görülür. Bu ilişki, kanuni temeli olan, baro gözetimi altında yürüyen, mesleki ilgi ve ahlaki durum değerlendirmesini de içeren kurumsal bir eğitim ilişkisidir.

Fakat bu ilişkinin çağdaş anlamı yalnızca mesleki bilgi aktarımıyla sınırlı tutulamaz. Sosyal bilişsel öğrenme kuramı açısından bakıldığında, avukat yanında staj yalnızca bilgi aktarımı değil, model alma sürecidir. Stajyer, avukatın sözlerinden önce davranışlarını öğrenir. Bu nedenle yanında staj yapılan avukat, mesleğin canlı müfredatıdır. Onun müvekkille ilişkisi, mahkeme karşısındaki duruşu, meslektaşa nezaketi, stajyere verdiği değer ve hukuka gösterdiği sadakat, genç hukukçunun zihninde avukatlık mesleğinin ilk suretini oluşturur.

Bu suret sağlıklı kurulursa stajyer yalnızca avukat olmaz; savunma kültürünü taşıyan bağımsız bir hukukçuya dönüşür. Bu suret bozulursa meslek, daha başlangıçta kendi geleceğini sakatlar.

Bugünün hukukçusu, değişen hukuk düzeni karşısında kendi öğrenme yolunu kurabilen otodidaktik bir hukukçu olmak zorundadır. Bu nedenle avukatın eğitim yükümlülüğü, stajyere mesleği öğretmekle başlar; fakat onu kendi kendini eğitebilen, kendi kaynaklarını seçebilen, kendi yöntemini kurabilen bağımsız bir hukukçuya dönüştürdüğü ölçüde tamamlanır.

Bu yükümlülük ihmal edildiğinde, zarar yalnızca stajyere verilmiş olmaz. Meslek zayıflar. Savunma kültürü incelir. Genç avukat, bağımsız bir savunma öznesi olarak değil, adliye düzeninin pasif bir işlem memuru olarak yetişir.

Oysa avukatlık, adliye düzenine uyum sağlama mesleği değildir. Avukatlık, gerektiğinde o düzenin eksiklerini, yanlışlarını, acelelerini, önyargılarını ve konfor alanlarını görünür kılma mesleğidir. Bu bilincin yeni kuşağa aktarılması, avukatın eğitim yükümlülüğünün en derin anlamıdır. Avukat, yalnızca savunduğu dosyalarla değil, yetiştirdiği hukukçularla da mesleğe iz bırakır. Çünkü her iyi yetişmiş stajyer, savunmanın geleceğine bırakılmış canlı bir emanettir.

İyi avukat yalnızca öğreten avukat değildir. İyi avukat, mesleki davranışı modelleyen, stajyerin gözlem yoluyla öğrenmesini sağlayan, ona kontrollü uygulama alanları açan, öz-yeterliğini geliştiren ve sonunda kendi kendini yetiştirebilen otodidaktik bir hukukçu haline gelmesine rehberlik eden avukattır.