|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
H. Ç. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/19667) |
|
Karar Tarihi: 18/11/2025 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL |
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
||
|
İrfan FİDAN |
||
|
Yılmaz AKÇİL |
||
|
Raportör |
: |
Kamber Ozan TUTAL |
|
Başvurucu |
: |
|
|
Vekili |
: |
Av. Hüseyin Burak ÇELEBİCAN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, şeflik kadrosuna atamanın geç yapılmasından doğan parasal kayıpların karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/3/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu 1966 doğumlu olup İzmir'de ikamet etmektedir.
6. İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü (İZSU) 16/7/2009 tarihli ve 2009/17 sayılı Genelge (Genelge) kapsamında görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavına ilişkin duyuru yapmıştır.
7. Sınava dayanak Genelge'nin iptal edilerek yeni bir düzenleme yapılması talebinin İZSU tarafından reddedilmesi üzerine bir sendika 2/10/2009 tarihinde ret işleminin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açılmıştır. İzmir 3. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 2/12/2009 tarihinde yürütmenin durdurulması talebini reddetmiştir. Yapılan itiraz üzerine (kapatılan) İzmir Bölge İdare Mahkemesi Birinci Kurulu 6/1/2010 tarihinde görevde yükselme sınavına esas başvurularda ilgililerin kendi birimlerindeki kadrolara müracaatlarının esas olduğuna ilişkin düzenlemenin ve şefliklerin kaçıncı derece olduğunun belirtilmemesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir.
8. İZSU'da memur olarak görev yapan başvurucu, Genelge kapsamında 24/1/2010 tarihinde yapılan şeflik kadrosuna atanma sınavında başarılı sayılmıştır. Bunun üzerine başvurucu 1/4/2010 tarihinde şeflik kadrosuna atanma talebinde bulunmuştur.
9. Genelgenin iptaline ilişkin davada Mahkeme 22/9/2010 tarihinde kısmen kabul kararı vermiş; görevde yükselme sınavına esas başvurularda ilgililerin kendi birimlerindeki kadrolara müracaatlarının esas olduğuna ve sınav yapılacağı duyurulan şefliklerin kaçıncı derece olduğunun belirtilmemesine dair düzenlemelerde hukuka uygunluk bulunmadığını belirtmiştir.
10. Danıştay Beşinci Dairesi 25/1/2012 tarihinde davacı sendikanın dava açma ehliyeti bulunmadığını belirterek kararı bozmuş, 27/12/2012 tarihinde davacı sendikanın karar düzeltme talebini de reddetmiştir.
11. Bozma kararına uyan Mahkeme 29/3/2013 tarihinde davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Danıştay Beşinci Dairesi 24/1/2014 tarihinde kararı onamıştır.
12. Başvurucunun 4/7/2013 tarihinde şef olarak ataması yapılmıştır.
13. Başvurucu 24/1/2010 tarihinde yapılan sınavda başarılı olarak şef kadrosuna atanmayı hak ettiği hâlde atamasının 4/7/2013 tarihinde yapıldığını belirterek diğer kadroların atanma tarihi itibarıyla atamasının geçerli sayılması ile özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesini 5/8/2013 tarihinde İZSU'dan talep etmiştir. İdare, açılan davanın sonuçlanmasının ardından atamaların gerçekleştirildiğini ve ancak atama tarihinden itibaren parasal hakların ödenebileceğini açıklayarak talebi reddetmiştir.
14. Başvurucu 8/10/2013 tarihinde ret işleminin iptali için dava açmıştır. Davasında 4/7/2009 tarihli ve 27278 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Mahalli İdareler Personelinin Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Yönetmelik (Yönetmelik) gereğince atamasının iki ay içinde yapılması gerekirken Genelge'nin iptaline ilişkin yargılama süreci gerekçe gösterilerek atamasının keyfî olarak zamanında yapılmadığını, söz konusu yargılama sürecinde yeniden açılan görevde yükselme sınavını kazananların atamasının ise hemen yapıldığını ileri sürmüştür. Davalı İZSU cevabında Genelge hakkında açılan idari yargılama sürecine yer vermiş ve yürütmenin durdurulması kararının 20/1/2010 tarihinde tüm personele duyurulduğunu belirtmiştir. Kadroya atama işlemi yapılmadan kadroya bağlı parasal hakların ödenmesinin mümkün olmadığını açıklayan İZSU, açılan davanın reddini talep etmiştir.
15. Başvurucunun açtığı davaya bakan Mahkeme 10/10/2014 tarihinde davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde 6/1/2010 tarihli yürütmenin durdurulması kararı üzerine davalı idarenin 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi gereğince yeniden sınav yapması gerekirken sınava girerek başarılı olmuş kişiler lehine davranarak yargılamanın sonucunu beklediğini ve Genelge'nin iptali için açılan davanın reddedilmesi üzerine başvurucunun atamasını yaptığını kaydetmiştir. Mahkeme; olayda bir mahkemenin iptal kararına istinaden başvurucunun şeflik kadrosuna atamasının yapılmadığını, sınava dayanak olan Genelge'nin iptali talebine konu yargılama süreci beklenerek davanın sonucuna göre atamasının yapıldığını belirtmiştir. Kişiler ancak atandıkları tarih itibarıyla kadroya bağlı parasal hakları elde edebileceğinden başvurucunun talebinin reddedilmesinde hukuka aykırılık olmadığını kaydeden Mahkeme, ayrıca yargılama süreci gelişimi gözetildiğinde başvurucunun Yönetmelik uyarınca sınavda başarılı olanların iki ay içinde atamasının yapılmasına dair iddiasına itibar etmediğini açıklamıştır.
16. Başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurması üzerine Danıştay İkinci Dairesi 27/11/2018 tarihinde kararı bozmuş; kararda 24/1/2010 tarihinde girdiği görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavında başarılı olan ancak yargı sürecinin devam etmesinden dolayı hak ettiği kadroya 4/7/2013 tarihinde atanan başvurucunun hak kaybına uğradığını, başvurucunun atanması öngörülen tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal hakların kendisine ödenmesi, özlük haklarının tanınması gerektiğini ifade etmiştir.
17. Mahkeme 20/3/2019 tarihinde önceki kararında ısrar ederek davanın reddine karar vermiştir.
18. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 16/3/2020 tarihinde başvurucunun temyiz talebini reddetmiş ve kararı onamıştır. Aynı Kurul 18/1/2021 tarihinde başvurucunun karar düzeltme talebini reddetmiştir.
19. Başvurucu, nihai hükmü 1/3/2021 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
20. 2577 sayılı Kanun'un "Kararların sonuçları" başlıklı 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri şöyledir:
"1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez..."
21. 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz.
2. (Değişik: 2/7/2012-6352/57 md.) Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir ...
..."
22. Mülga Yönetmelik'in 18. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Atanmaya hak kazanan personel, başarı sıralaması listesinin ilan edilmesini müteakip en geç iki ay içinde atanır."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Anayasa Mahkemesinin 18/11/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
24. Başvurucu; Yönetmelik'te öngörüldüğü üzere iki ay içinde ataması yapılması gerekirken idarenin atamayı sürüncemede bırakarak keyfî davrandığını, üç senelik bir gecikmeyle gerçekleştirdiği atama sonucunda mahrum kaldığı parasal haklarının tazmin edilmediğini ileri sürmüştür. Sendika tarafından başlatılan yargılama sürecinin gerekçe gösterilerek atamasının geç yapılmasını haklı kılmayacağını, kaldı ki açılan davanın da ehliyetsizlik gerekçesiyle reddedildiğini belirtmiştir. Bu kapsamda mülkiyet, adil yargılanma hakları ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
25. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
B. Değerlendirme
26. Anayasa’nın "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetleri esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından başvurunun mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
29. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54). Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi [1. B.], B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54). Meşru beklenti objektif temelden uzak olmayıp belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da ayni menfaatle ilgili hukuki bir işleme dayanan yeterli derecede somut niteliktedir (Selçuk Emiroğlu [1. B.], B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk, § 42).
30. Somut olayda öncelikle başvurucunun bir mülkünün mevcut olup olmadığı incelenmelidir. Şeflik kadrosuna bağlanan parasal hakların ancak sözü edilen kadroya atama yapılmasından sonra ödenebileceği gerekçesiyle başvurucunun mahrum kaldığı parasal hakların ödenmesi talebiyle açtığı dava reddedilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeler önünde kanıtlanmış bir mülkü olmadığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte başvurucunun meşru bir beklentisi olup olmadığı değerlendirilmelidir.
31. Olay tarihinde yürürlükte olan Yönetmelik'in 18. maddesine göre atanmaya hak kazanan personel, başarı sıralaması listesinin ilan edilmesini müteakip en geç iki ay içinde atanacaktır. Başvurucunun 24/1/2010 tarihinde yapılan görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavında başarılı sayıldığı hususunda bir ihtilaf yoktur. Bununla birlikte atamanın Genelge'nin iptali talebine ilişkin dava sürecinden dolayı 4/7/2013 tarihinde gerçekleştirildiği görülmüştür.
32. Başvurucunun 24/1/2010 tarihinde yapılan görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavında başarılı sayıldığı, Yönetmelik hükmü uyarınca en geç iki ay içinde atamasının yapılacağının öngörüldüğü ve başarılı olduğu sınava dayalı olarak 4/7/2013 tarihinde başvurucunun şeflik kadrosuna atandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla idarece yapılan sınavda başarılı olan başvurucunun söz konusu iki aylık süre sonunda şeflik kadrosuna atanması ve buna bağlı özlük ve parasal hakları elde edeceği yönünde meşru bir beklentisinin bulunduğu kabul edilmelidir (geç atamanın yapıldığı defterdarlık uzmanlığı kadrosuna bağlanan parasal hakların idari sürecin olağan akışı içinde kendi emsallerinin atandığı tarihten itibaren meşru beklenti oluşturduğuna ilişkin olarak bkz. Veysel Karani Kazar [1. B.], B. No: 2018/19595, 3/5/2023, §§ 28, 29).
b. Müdahalenin Varlığı ve Türü
33. Malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği hatırlatılmalıdır (Anayasa'nın 35. maddesinin yapısı ve içerdiği üç kural ile ilgili olarak bkz. Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
34. Başvuruya konu olayda 24/1/2010 tarihinde yapılan görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavında başarılı olan başvurucunun şeflik kadrosuna ataması söz konusu sınava dayanak Genelge'nin iptali istemiyle açılan idari yargılama sürecinden dolayı 4/7/2013 tarihinde yapılabilmiştir. Bahsi geçen idari yargılama sürecinde 6/1/2010 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verildiği ve 22/9/2010 tarihinde de davanın kısmen kabul edildiği kaydedilmelidir. Bununla birlikte Danıştay Beşinci Dairesinin25/1/2012 tarihinde davacının dava açma ehliyeti bulunmadığından bahisle kararı bozduğu, Mahkemenin de 29/3/2013 tarihinde bozma kararına uyarak davayı reddettiği anlaşılmaktadır. Buna göre belirtilen idari dava süreci gerekçesiyle başvurucunun mülga Yönetmelik hükümlerinin aksine iki ay içinde atamasının yapılmaması, meşru beklenti kapsamında kabul edilen şeflik kadrosuna bağlı özlük ve parasal haklardan mahrum kalmasına neden olduğundan mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale mülkten yoksun bırakma veya mülkün kullanımının denetlenmesi ya da kontrol edilmesi amacı taşımadığından mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmelidir.
c. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
35. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
36. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
37. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company [2. B.], B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
38. Somut olayda başvurucunun şeflik kadrosuna atamasının 4/7/2013 tarihinde yapılmasının kanuni dayanağı olarak 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin (1) numaralı fıkrası gösterilmiştir. Öte yandan anılan kanun hükmünün ulaşılabilir, öngörülebilir ve belirli olduğunda kuşku bulunmadığından başvuruya konu müdahalenin kanuna dayalı olduğu sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Fatma Betül Özdilek Tombul [2. B.], B. No: 2019/22030, 23/2/2022, §§ 39-43).
ii. Meşru Amaç
39. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah [2. B.], B. No: 2013/6151, 21/4/2016, § 53).
40. Anayasa'nın 138. maddesinin "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." biçimindeki son fıkrasında düzenleme altına alınan mahkeme kararlarının uygulanması ilkesi, Anayasa'nın temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Somut olayda idarenin atamanın geç yapılması suretiyle gerçekleştirdiği müdahalenin temeli mahkeme kararlarının uygulanması şeklindeki anayasal ilkeye dayanmaktadır. Bu sebeple somut olaydaki müdahalenin mahkeme kararlarının uygulanmasına yönelik bir meşru amaç taşıdığı kabul edilmelidir (benzer değerlendirmeler için bkz. Özcan Özsoy [2. B.], B. No: 2014/5881, 15/2/2017, § 43; Şehmus Altuğrul [2. B.], B. No: 2017/38317, 13/1/2021, § 48; Fatma Betül Özdilek Tombul, § 45).
iii. Ölçülülük
41. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacın gerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
42. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
43. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven [2. B.], B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav [1. B.], B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
44. İdarenin ölçülülük bağlamında iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım [1. B.], B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68). Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekir (Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2015/6728, 1/2/2018, § 100).
45. Başvuruya konu olayda başvurucunun şeflik kadrosuna atamasının geç yapılması yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin niteliği gözetildiğinde elverişlilik ve gereklilik ölçütleri yönünden bir değerlendirme yapılmayacaktır. Somut olayda incelenmesi gereken husus kamu makamlarının tutum ve davranışları ile başvurucunun tutum ve davranışları çerçevesinde başvurucunun sınavda başarı sayılıp atamasının yapıldığı döneme kadar yoksun kaldığı parasal haklarının telafi edilmemesinin müdahaleyi orantısız kılıp kılmadığıdır. Devletin kamu hizmetlerinin yürütülmesi sağlayacak olan memurlar ile diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin belirlenmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu açıktır. Bununla birlikte söz konusu takdir yetkisi sınırsız olmayıp kamunun menfaati ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında adil bir denge kurulmalıdır.
46. Somut olayda görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavına dayanak olan Genelge hükümlerinin iptali talebiyle bir sendika tarafından açılan davada 6/1/2010 tarihinde yürütmenin durdurulması kararı verildiği, bununla birlikte İZSU tarafından 24/1/2010 tarihinde söz konusu sınavın gerçekleştirildiği ve başvurucunun da bu sınava katılarak başarılı sayıldığı anlaşılmıştır. Mahkeme 22/9/2010 tarihinde iptal davasını kısmen kabul etmiş, buna karşılık Danıştay Beşinci Dairesi davacı sendikanın dava açma ehliyeti olmadığı gerekçesiyle kararı 25/1/2012 tarihinde bozmuştur. Bozma kararına uyan Mahkeme davayı ehliyet yönünden 29/3/2013 tarihinde reddetmiştir. Buna göre görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavına dayanak olan Genelge hükümlerinin iptaline ilişkin yargılama sürecinin başlatılmasında ve sürmesinde başvurucunun yer almadığı, bir başka deyişle yargılama sürecinde bir etkisi olduğu söylenemeyecektir.
47. Bununla birlikte görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavına dayanak Genelge'nin iptali için açılan davada verilen yürütmenin durdurulması kararının İZSU tarafından personeline duyurulduğu kaydedilmelidir. Dolayısıyla başvurucu dâhil sınava katılacak personel söz konusu idari dava sürecinden haberdar olduğu gibi bu kişiler yönünden yürütmenin durdurulması kararına bağlı olarak katılacakları sınavın ertelenmesi ya da iptali veya yapılacak sınavda başarılı olanların atamalarının gecikmesi durumuyla karşılaşmaları makul şekilde öngörülemeyecek bir sonuç değildir. Kaldı ki yürütmenin durdurulması kararı sonrasında da Mahkemenin davayı 22/9/2010 tarihinde kısmen kabul ettiği de belirtilmelidir.
48. Görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavına dayanak olan Genelge'nin iptali için dava açılmasına ve yürütmenin durdurulması kararına karşılık İZSU sınav sürecini devam ettirmiş, davanın 29/3/2013 tarihinde reddedilmesinin ardından da 24/1/2010 tarihli sınavda elde ettiği sonucu kabul ederek başvurucuyu 4/7/2013 tarihinde şef olarak atamıştır. Buna göre İZSU'nun sınavda başarılı olan başvurucu yönünden bir hak kaybına mahal vermemeye çalışarak aynı zamanda devam eden yargılama sürecinin sonuçlanmasını beklediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan başvurucunun 1/4/2010 tarihinde şeflik kadrosuna ataması talebiyle idareye yaptığı başvuru sonrasında ilgili yargılama süreci nedeniyle atamasının yapılmaması işlemine karşı idari dava yoluna gittiğine dair bir iddiası da yoktur. Bu bağlamda atamama veya atamanın geciktirilmesi işlemlerinin hukuka aykırı olduğunu tespit eden bir mahkeme kararının bulunmadığına dikkat çekmek gerekir.
49. Başvurucu mülga Yönetmelik'in 18. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki başarı sıralaması listesinin ilan edilmesini müteakip en geç iki ay içinde atanacağı yönündeki düzenlemeye göre işlem tesis edilmediğini ileri sürmüştür. Bu noktada görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavına dayanak olan Genelge'nin iptali için açılan davada, idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartları bulunduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verildiği hatırlatılmalıdır. Yine Mahkemenin 22/9/2010 tarihinde davayı da kısmen kabul ettiği, bununla birlikte Danıştay Dairesinin bozma kararı sonrasında 29/3/2013 tarihinde ret kararına hükmettiği açıktır. Dolayısıyla İZSU Anayasa'nın 138. maddesi gereğince mahkeme kararlarına uymak zorunda olduğundan İZSU'nun başvurucunun en geç iki ay içinde atanacağı yönündeki düzenlemeye göre işlem tesis etmediği kabul edilmelidir.
50. Somut olayda başvurucu, İZSU'nun keyfî davranarak zamanında atamasını gerçekleştirmediğini belirterek geç atamadan kaynaklı mahrum kaldığı parasal hakların tazmin edilmesi için dava açmıştır. Başvurucu, davasını İZSU'nun geç atamadaki kusuru üzerinden temellendirmiştir. Mahkeme, iddia ve itirazlar çerçevesinde davalı idarenin tutum ve davranışlarını değerlendirerek atamanın gecikmesinde bir kusuru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Kararda hükme ulaşılması için ilgili ve yeterli gerekçe bulunduğu görülmektedir. Kanun yolu incelemesi sonucunda da karar hukuka uygun bulunmuştur. Öte yandan mahkeme kararlarının bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içerdiği de söylenemeyecektir.
51. Öte yandan başvurucunun şeflik kadrosuna atanması öncesinde de İZSU memur olarak görev yaptığı, bu görevine bağlı olarak parasal ve özlük haklarını elde etmeye devam ettiği belirtilmelidir. Kaldı ki başvurucu, mahrum kaldığı parasal hakların miktarı ve ekonomik durumu yönünden arz ettiği öneme dair herhangi bir açıklama yapmamıştır. Bu hâliyle sınavda başarılı olması ile atamasının yapılması arasındaki dönemde şeflik kadrosuna bağlı parasal haklardan mahrum kalması başvurucuya hakkaniyete aykırı ve katlanamaz bir külfet yüklememektedir.
52. Yukarıdaki tespitler ışığında mahkeme kararlarının uygulanması kapsamında kamu kurumunun uygun zamanda, uygun yöntemle ve tutarlı olarak hareket ettiği anlaşıldığından iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğünün somut olayda yerine getirildiği kabul edilmelidir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen kamu yararı dikkate alındığında başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklenmediği, kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığı sonucuna ulaşılmalıdır.
53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.