|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
E. T. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2021/33640) |
|
Karar Tarihi: 27/5/2025 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
Üyeler |
: |
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
|
|
Selahaddin MENTEŞ |
|
|
İrfan FİDAN |
||
|
Muhterem İNCE |
||
|
Raportör |
: |
Batuhan Salim YEŞİLKÖY |
|
Başvurucu |
: |
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
1. Başvuru, askerî bir birlikte üstün astını darbetmesi ve konuyla ilgili şikâyet hakkında yürütülen yargılamanın etkisiz şekilde yürütülmesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
2. Olay tarihinde piyade uzman çavuş olarak görev yapan başvurucunun iddiasına göre hiyerarşik olarak üstü konumunda olan tabur komutanı, başvurucuyu 19/8/2014 tarihinde konteyner olan odasına çağırmış ve odada sadece ikisinin oldukları esnada başvurucunun boğazını sıkmış, ayaklarına tekme atmış, yüzüne yumruk atarak dişini kırmış ve başvurucuya hakaret etmiştir.
3. Başvurucu, bu iddialarını suç duyurusuna konu etmeden önce 22/8/2014 tarihinde (olaydan üç gün sonra) ilgili komutanlığın muayene merkezine giderek muayene olmuştur. Muayeneyi yapan hekim aynı tarihte adli rapor hazırlamıştır. Raporda başvurucunun sağ üst üçüncü dişinde küçük bir kırık ve sağ kaval kemiğinin ön yüzünde ağrı saptandığı belirtilmiştir. Yine aynı tarihte düzenlenen personel koordine formunda başvurucuda anksiyete bozukluğu gözlemlendiği belirtilmiştir.
4. Başvurucunun ilgili askerî birime verdiği 25/8/2014 tarihli ve 26/8/2014 tarihli dilekçeler üzerine Askerî Savcılık tarafından tabur komutanı hakkında asta müessir fiil ve hakaret suçları kapsamında ceza soruşturması başlatmıştır. Ayrıca başvurucunun iddialarıyla ilgili disiplin soruşturması başlatılmıştır. Başvurucu; verdiği bu dilekçelerden sonra, görev yaptığı bölük komutanlığına sunduğu, tarihi belli olmayan bir başka dilekçeyle şüpheli tabur komutanı hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini beyan etmiştir. Söz konusu dilekçe 29/8/2014 tarihinde başvurucunun bağlı olduğu alay komutanlığına iletilmiştir. Aynı dilekçenin işleme konulmak üzere Askerî Savcılığın soruşturma dosyasına gönderilip gönderilmediği konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.
5. Başvurucunun iddialarıyla ilgili olarak yürütülen disiplin soruşturması kapsamında söz konusu askerî birlikte görev yapan birçok kişinin bilgisine başvurulmuştur. Bu kişilerden hiçbiri iddia edilen olayı doğrudan gördüklerini ifade etmemiştir. İfadesi alınan kişilerden bazıları olay günü başvurucuyla görüştüklerini ve başvurucunun kendilerine tabur komutanı tarafından darp edildiğini söylediğini ifade etmişlerdir. İfadesi alınan kişilerden bazıları ise olayla ilgili daha somut beyanlarda bulunmuşlardır. Bunlardan sonuca etkili olabileceği değerlendirilenler aşağıdaki gibi özetlenebilir:
i. Olayın gerçekleştiği iddia edilen askerî birlikte tabip teğmen olarak görevli olan K.B.Ç. (Bu tabip teğmen, 22/8/2014 tarihli adli raporu düzenleyen hekim değildir.) 30/8/2014 tarihli ifadesinde başvurucunun darbedildiğini ve dişinin kırıldığını söyleyerek 21/8/2014 tarihinde yanına geldiğini, kendisini muayene ettiğini ancak özellikle de ağız bölgesinde herhangi bir darp izi veya diş kırığı tespit edemediğini, bunun üzerine sevk kâğıdı alırsa kendisini diş polikliniğine sevk edeceğini söylediğini ancak sonrasında başvurucunun tekrar yanına gelmediğini beyan etmiştir.
ii. Başvurucunun muayenesini yapan ve 22/8/2014 tarihli raporu düzenleyen Tabip Asteğmen G.K. 1/9/2014 tarihli ifadesinde başvurucuyu muayene ettiğini, sağ üst üçüncü diş uç kısmında kırık ve sağ kaval kemiği ön yüzünde ağrı olduğunu saptadığını belirtmiştir.
iii. Başvurucunun bölük komutanı olan Üsteğmen Y.K. 1/9/2014 tarihli ifadesinde başvurucunun olay günü kendisini aradığını ve tabur komutanı tarafından darp edildiğini, dişinin ağrıdığını ve tabur komutanının üs bölgesinden ayrılmasına müsaade etmediğini söylediğini ifade etmiştir. Bunun üzerine tabur komutanını aradığını ve tabur komutanının başvurucunun beyanlarının doğru olmadığını ifade ettiğini, üs bölgesinden çıkacak araçlarda yer olduğunda başvurucuyu göndereceğini söylediğini belirtmiştir. Ayrıca Y.K. başvurucunun şikâyetten vazgeçme dilekçesini kendisinin havale ettiğini, başvurucunun bu dilekçeyi vermeden önce yanına gelerek telefonda başvurucunun annesiyle konuştuğunu, annesinin telefonda bu olayın büyümesini istemediğini, kalp rahatsızlığının olduğunu ve asker ocağında böyle şeyler olabileceğini söylediğini beyan etmiştir.
iv. Tabur komutanının habercisi olan M.S. 30/8/2014 tarihli ifadesinde olaya dair bir bilgisi olmadığını beyan etmiştir. 8/9/2014 tarihli ifadesinde ise önceki ifadesini baskı altında verdiğini, olay esnasında odanın önünde beklediğini, bağırışmalar duyduğunu, başvurucunun odadan çıktığı esnada yüzünde kızarıklık olduğunu gördüğünü ve çenesini tuttuğunu söylemiştir. M.S. olay esnasında odada tabur komutanı ya da başvurucudan başka biri olduğuna dair hiçbir şey söylememiştir.
v. Tabur komutanının eski habercisi olan İ.A. 2/10/2014 tarihli ifadesinde olay günü M.S. ile birlikte tabur komutanının odasının önünde olduklarını, tabur komutanının başvurucuya bağırdığını, bunun üzerine korkup uzaklaştıklarını, sonrasında tabur komutanının yanlarına gelip onları çağırdığını, bundan da yaklaşık iki saat sonra başvurucunun yanlarına geldiğini ve tanıklık yapıp yapmayacaklarını sorduğunu, sonuç olarak da tabur komutanının başvurucuyu darbettiğini düşünmediğini belirtmiştir.
vi. Başvurucuyla aynı birlikte görevli Çavuş Y.Ç. 3/9/2014 tarihli beyanında başvurucuyu tabur komutanının konteynerinin önünde gördüğünü, tabur komutanının başvurucuyu içeriye çağırdığını, içeride Üsteğmen C.K. ve Başçavuş S.E.nin de olduğunu gördüğünü, içeriden arbede yaşandığına dair gürültüler geldiğini, beş dakika sonra başvurucunun çenesini tutarak dışarı çıktığını ve su istediğini, on dakika sonra tabur komutanının tekrar odaya çağırdığını ve daha sonra da kendisinin oradan ayrıldığını belirtmiştir. Ertesi gün M.S. ve İ.A. ile görüştüğünü, ikisinin de olayı görüp duymadıklarına dair beyanda bulunduklarını öğrendiğini ve bunun nedeninin onlara sorduğunda İ.A.nın tabur komutanının kendilerine nasıl davranacağını bilmediğini ve M.S.nin ise olayın kendisini ilgilendirmediğini söylediğini ifade etmiştir. Y.Ç.nin ifadesinde adı geçen Başçavuş S.E. 30/8/2014 tarihli ifadesinde olayı görmediğini, tabur komutanının başvurucuyu odasına çağırdığını telsizden duyduğunu beyan etmiştir. Yine Y.Ç.nin ifadesinde adı geçen Üsteğmen C.K. 30/8/2014 tarihli ifadesinde olayı görmediğini ve olayı başvurucunun yanına gelerek tabur komutanı tarafından darbedildiğini söylemesi vasıtasıyla öğrendiğini ifade etmiştir.
6. Disiplin soruşturması sonucunda hazırlanan ve tarihi belli olmayan "Disiplin Soruşturması Raporu" başlıklı belge incelendiğinde dinlenen tanıklar ve hazırlanan adli rapor doğrultusunda tabur komutanının başvurucuya asta karşı müessir fiil uyguladığı ve hakaret ettiği kanaatine varıldığı görülmüştür.
7. Askerî Savcılık yürütmekte olduğu soruşturma kapsamında başvurucunun, şüphelinin ve bilgi sahibi kişilerin ifadelerini almıştır. Başvurucu, askerî savcı huzurunda verdiği 13/3/2015 tarihli ifadede iddialarını tekrar etmiş ve şüpheli tabur komutanının kendisini kompozit başlık takmamışken gördüğünü, şiddet ve hakaret eylemlerinin bunun üzerine gerçekleştiğini ifade etmiştir. Şüpheli ise askerî savcıya verdiği 20/5/2015 tarihli ifadede başvurucuyu çelik yelek ve başlık kullanmadığı için defalarca uyarmasına rağmen başvurucunun uyarılarını dikkate almadığını, olay günü de başvurucuyu bu konuda sadece yüksek sesle uyardığını ve üzerine atılı suçlamaları kesinlikle kabul etmediğini belirtmiştir. Bilgi sahibi sıfatıyla ifadeleri alınan kişilerden biri olan M.S. 12/3/2015 tarihli ifadesinde tabur komutanının habercisi olması sebebiyle olay esnasında konteynerin önünde olduğunu, cam açık olduğundan içeriden gelen bağırışları ve boğuşma seslerini duyabildiğini, başvurucu odadan çıktığı sırada başvurucunun yüzünün kızardığını ve dişinin kanadığını gördüğünü söylemiştir. Bilgi sahibi sıfatıyla ifadeleri alınan kişilerden bir diğeri olan şüpheli tabur komutanının İ.A. isimli eski habercisi 6/8/2015 tarihli beyanında olay esnasında tabur komutanının odasının önünde beklediğini, şüphelinin başvurucuyu normal bir biçimde uyardığını, odanın içinden herhangi bir tartışma sesi gelmediğini belirtmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede Askerî Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada Çavuş Y.Ç.nin ifadesinin alındığına dair bir belge görülmemiştir.
8. Askerî Savcılık 14/3/2016 tarihinde düzenlediği iddianameyle şüpheli tabur komutanının asta karşı müessir fiil ve hakaret suçlarından cezalandırılmasını Askerî Mahkemeden talep etmiştir. Söz konusu iddianamede dayanılan temel deliller, başvurucu hakkında düzenlenen 22/8/2014 tarihli rapor ve tabur komutanının habercisi M.S.nin verdiği 12/3/2015 tarihli ifadedir.
9. İddianamenin Askerî Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle kovuşturma aşaması başlamıştır. Disiplin soruşturmasında da ifadesi alınan Y.Ç. isimli tanık istinabe yoluyla 16/1/2017 tarihinde alınan ifadesinde olay günü kendisinin de konteynerin önünde olduğunu, tabur komutanının başvurucuyu odasına çağırdığını, içeriden gürültüler geldiğini, Başçavuş S.E.nin de odada olduğunu, başvurucunun çenesini tutarak dışarı çıktığını ve sonra tabur komutanın başvurucuyu tekrar içeri çağırdığını, kendisinin ise daha sonra oradan ayrıldığını belirtmiştir. Ayrıca tanık, ertesi gün tabur komutanının habercileri olan M.S. ve İ.A. ile görüştüğünü, bu kişilerin ikisinin de olayı görüp duymadıklarına dair beyanda bulunduklarını öğrendiğini, bunun nedenini sorduğunda İ.A.nın tabur komutanının kendilerine nasıl davranacağını bilmediğini, bu nedenle olayın kendisini ilgilendirmediğini söylediğini ifade etmiştir.
10. Askerî Ceza Mahkemesi, tarafların ve tanıkların dinlenmesi için gerekli işlemleri yürüttüğü esnada Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 7/6/2017 tarihli kararıyla söz konusu ceza dosyası, asliye ceza mahkemesine devredilmiştir.
11. Asliye Ceza Mahkemesi 12/7/2017 tarihinde düzenlediği tensip zaptıyla ilk duruşma tarihini 19/12/2017 olarak belirlemiş ve duruşma toplamda yedi celse sürmüştür. Bu celselerin üçünde duruşma yoğunluğu gibi çeşitli gerekçelerle dosyanın incelemeye alınmasına karar verilmiş, diğer celselerde ise tarafların ve tanıkların istinabe yoluyla dinlenmesi için işlemler yapılmış ve sonuçların beklenmesine karar verilmiştir.
12. Başvurucu; kovuşturma aşamasında istinabe yoluyla alınan 9/2/2018 tarihli ifadesinde soruşturma aşamasında söylediklerinden farklı olarak sanığın söz konusu eylemleri, sorumlusu olduğu termal kameranın ekranının çizilmesi sebebiyle gerçekleştirdiğini ifade etmiştir. Sanık tabur komutanının habercisi M.S. istinabe yoluyla alınan 16/4/2019 tarihli ifadesinde soruşturma aşamasında verdiği ifadeyle aynı yönde beyanda bulunmuştur. Buna karşılık sanığın adli ve disiplin soruşturması aşamasında ifadesi alınan eski habercisi İ.A. kovuşturma aşamasında dinlenmemiştir.
13. Asliye Ceza Mahkemesi 2/7/2019 tarihli kararıyla, sanık tabur komutanının asta müessir fiil suçu bakımından 2 ay 15 gün süreyle hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın ertelenmesine karar vermiş; hakaret suçu bakımından ise sanığın 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Söz konusu kararda dayanılan temel deliller başvurucu hakkında düzenlenen 22/8/2014 tarihli rapor ve sanık tabur komutanının habercisi M.S.nin verdiği 16/4/2019 tarihli tanık beyanıdır.
14. Asliye Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararına karşı sanık 7/8/2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf Mahkemesi 21/6/2021 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucuyla sanığı dinlemiş ve sanığın her iki suçtan beraatine karar vermiştir. İstinaf mahkemesi, kararının gerekçesinde başvurucunun olay gerçekleştikten üç gün sonra adli rapor almasına ve olaydan kısa bir süre sonra şikâyetinden vazgeçmesine vurgu yapmıştır. Ayrıca başvurucunun sanıkla ilgili iddialarının birbiriyle çeliştiğine işaret etmiş, iddia edilen olayı doğrudan gören bir tanık olmadığını ve tanıkların beyanlarının birbirleriyle çeliştiğini ifade etmiştir. Son olarak dişin ne zaman kırıldığının belli olmadığını, yine ayağında ağrı olarak belirtilen durumun iddia edilen olaydan kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda bir kesinlik bulunmadığını da özel olarak belirtmiştir.
15. Başvurucu, nihai kararı 21/6/2021 tarihinde öğrendikten sonra 16/7/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
16. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
II. DEĞERLENDİRME
17. Başvurucu, komutanı tarafından dişi kırılacak şekilde darbedildiğine ve kendisine hakaret edildiğine ilişkin somut delilerin varlığına rağmen sanık hakkında beraat kararı verildiğini ve tüm ceza yargılamasının yedi yıl sürmesinden yakınmıştır. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, bireysel başvuru incelenirken ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
18. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.
19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
20. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).
21. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K. § 27).
22. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).
23. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).
24. Olay tarihinde piyade uzman çavuş olarak görev yapan başvurucununbaşvuruya konu olay nedeniyle yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturmasında tabur komutanı tarafından darbedildiğini ve hakarete uğradığını iddia ettiği görülmüştür. Tabur komutanının habercisi olan M.S. disiplin soruşturmasında verdiği 30/8/2014 tarihli ifadesinde olaya dair hiçbir bilgisinin olmadığını beyan etse de 8/9/2014 tarihli ifadesinde önceki ifadesini baskı altında verdiğini, olay esnasında odanın önünde beklediğini, bağrışmalar duyduğunu, başvurucunun odadan çıktığı esnada yüzünde kızarıklık olduğunu gördüğünü ve çenesini tuttuğunu söylemiştir. Ceza soruşturması kapsamında verdiği ifadesinde tabur komutanının odasından çıktığı sırada başvurucunun yüzünün kızardığını ve dişinin kanadığını gördüğünü beyan eden M.S. kovuşturma aşamasında da benzer söylemlerde bulunmuştur. Piyade Çavuş Y.Ç. de gerek disiplin soruşturması kapsamında verdiği ifadesinde gerek ceza kovuşturması kapsamında alınan beyanında başvurucunun tabur komutanının odasından çenesini tutarak çıktığını söylemiştir. Üsteğmen Y.K. disiplin soruşturması kapsamında verdiği ifadesinde başvurucunun olay günü kendisini aradığını, tabur komutanı tarafından darbedildiğini, dişinin ağrıdığını ve tabur komutanının üs bölgesinden ayrılmasına müsaade etmediğini söylediğini beyan etmiştir. Tabip Teğmen K.B.Ç.nin beyanına göre başvurucu 21/8/2014 tarihinde, darbedildiğini ve dişinin kırıldığını söyleyerek K.B.Ç.nin yanına gitmiştir. 22/8/2014 tarihinde yapılan muayene sonucunda düzenlenen adli rapordabaşvurucunun sağ üst üçüncü dişinde küçük bir kırık ve sağ kaval kemiğinin ön yüzünde ağrı saptandığı belirtilmiştir. Aynı tarihli Personel Koordine Formu'nda da başvurucuda anksiyete bozukluğu gözlemlendiği ifade edilmiştir. Tüm bu hususlar, adli raporda belirtilen bulguların tabur komutanının eylemi sonucu meydana geldiğini ortaya koymaktadır ve başvuru dosyasındaki hiçbir unsur tabur komutanının eyleminin başvurucunun kendi tutumu nedeniyle gerekli hâle gelen bir güç kullanımına karşılık geldiğine işaret etmemektedir. Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yasaklanan muamelelerle ilgili değerlendirmelerine göre başvurunun yaralanmasına neden olan muamele, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir muamele olarak kabul edilebilir (Bahsi geçen muamelelerle ilgili ayrıntılı açıklamalar için birçok karar arasından bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 84-91; S.D., § 84-88). Bu durumda insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu ihlal edilmiştir.
İrfan Fidan bu görüşe katılmamıştır.
25. Anayasa’nın 17. maddesi; “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında, bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğu yönünde yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili olarak bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).
26. Olası cezai sorumluluğun tespiti adına yürütülen soruşturma sonrasında kovuşturma evresine geçilmiş ise bu aşama da Anayasa’nın 17. maddesinin gereklerine cevap verebilecek nitelikte olmalıdır (Filiz Aka [1. B.], B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 30; Fatma Akın ve Mehmet Eren [GK], B. No: 2017/26636, 10/11/2021, § 100).
27. Bütün kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir cezayla sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamaktadır ancak mahkemeler, hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçlar ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da zamanaşımına uğramasına izin vermemeli; sorumlulara yaptırım uygulamakta kararlı olmalı ve suçun ağırlık derecesi ile verdikleri ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunmamasına dikkat etmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 77; Umut Tamaç, § 85).
28. Anayasa Mahkemesine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi veya sonuç ceza olarak adli para cezasına hükmedilmesi, benzer kötü muamele fiillerinin önlenmesinde caydırıcı bir etki doğurmadığı gibi kamu görevlilerinin karıştığı bu tür eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı izlenimi oluşmasına sebebiyet verebilmektedir (S.D., §§ 101, 103; Edip Elma ve diğerleri [1. B.], B. No: 2015/14826, 18/4/2019, § 56).
29. Başvurucunun şikâyeti üzerine Askerî Savcılıkça derhâl bir ceza soruşturması başlatılmış; bu kapsamda başvurucunun, şüphelinin ve bilgi sahibi kişilerin ifadeleri alınmıştır. Askerî Savcılık 14/3/2016 tarihinde düzenlediği iddianameyle şüpheli tabur komutanının asta karşı müessir fiil ve hakaret suçlarından cezalandırılmasını Askerî Mahkemeden talep etmiştir. Sonrasında Asliye Ceza Mahkemesince yürütülen kovuşturmada başvurucunun ifadesi alınmış, sanığın sorgusu yapılmış ve bazı tanıkların beyanına başvurulmuştur ancak başvurucunun iddialarının değerlendirilmesi açısından gerekli olmasına rağmen İ.A.nın, K.B.Ç.nin, Y.K.nın ve Y.Ç.nin ifadesinde geçen S.E.nin ifadesi alınmamıştır.
30. Sanığın Asliye Ceza Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına yönelikistinaf başvurusunu inceleyen İstinaf Mahkemesi, sanığın her iki suçtan beraatine karar vermiştir. İstinaf Mahkemesi, kararının gerekçesinde başvurucunun olay gerçekleştikten üç gün sonra adli rapor almasına, olaydan kısa bir süre sonra şikâyetinden vazgeçmesine vurgu yapmış; başvurucunun sanıkla ilgili iddialarının birbiriyle çeliştiğine işaret edip iddia edilen olayı doğrudan gören bir tanık olmadığını ve tanıkların beyanlarının birbirleriyle çeliştiğini ifade etmiştir. İstinaf Mahkemesi başvurucunun dişinin ne zaman kırıldığının belli olmadığını, yine ayağında ağrı olarak belirtilen durumun iddia ettiği olaydan kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda bir kesinlik bulunmadığını özellikle belirtmiştir. Ne var ki İstinaf Mahkemesi;
i. Bölük komutanı olan Üsteğmen Y.K.nın disiplin soruşturmasında verdiği ifadesinde başvurucunun olay günü kendisini aradığını ve tabur komutanı tarafından darbedildiğini, dişinin ağrıdığını ve tabur komutanının üs bölgesinden ayrılmasına müsaade etmediğini söylediğini, başvurucunun şikâyetten vazgeçme dilekçesini kendisinin havale ettiğini, başvurucunun bu dilekçeyi vermeden önce yanına gelerek telefonda başvurucunun annesiyle konuştuğunu, annesinin telefonda bu olayın büyümesini istemediğini, kalp rahatsızlığının olduğunu ve asker ocağında böyle şeyler olabileceğini söylediğini beyan ettiğini,
ii. Y.K.nın ifadesinin içeriği dikkate alındığında başvurucunun olay tarihinde adli rapor alabilecek durumda olmayabileceğini,
iii. Başvurucunun tabur komutanınca darbedildiğini ve dişinin kırıldığını iddia ederek 21/8/2014 tarihinde Tabip Teğmen K.B.Ç.nin yanına gittiğini,
iv. Gerek M.S.nin gerek Y.Ç.nin başvurucuyu tabur komutanının odasından çenesini tutarak çıkarken gördüklerini beyan ettiklerini,
v. M.S.nin disiplin soruşturması kapsamında verdiği 8/9/2014 tarihli ifadesinde açıkça 30/8/2014 tarihli ifadesini baskı altında verdiğini söylediğini dikkate almamıştır.
31. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmediğine işaret eden anılan eksiklikler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağına ilişkin iddianın etkili biçimde soruşturulmadığını göstermektedir.
32. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
III. GİDERİM
33. Başvurucu; ihlalin tespiti ile toplam 100.000 TL maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
34. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
35. Başvurucu, maddi zarara ilişkin olarak belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
36. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında talebine bağlı kalınarak net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle,
A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE İrfan FİDAN'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağınınihlal edilmesine ilişkin sonuçların ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine (E.2020/533, K.2021/2653) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
E. 3.518,70 TL harç ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Yüksekova 1. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2017/222, K.2019/882) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/5/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, fiziksel ve sözlü şiddet iddiasının etkili soruşturulmaması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
2. Başvurucunun iddiaları üzerine Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 2/7/2019 tarihli kararla, sanık tabur komutanının asta müessir fiil suçu bakımından 2 ay 15 gün süreyle hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu ceza ertelenmiş, hakaret suçu bakımından ise 1.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Söz konusu kararda dayanılan temel deliller, başvurucu hakkında düzenlenen 22/8/2014 tarihli rapor ve sanık tabur komutanının habercisi tarafından verilen 16/4/2019 tarihli tanık beyanıdır.
3. İstinaf talebi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi 21/6/2021 tarihinde yapmış olduğu duruşmada başvurucuyla sanığı dinlemiş ve sanığın her iki suçtan da beraatine karar vermiştir. Mahkeme, kararının gerekçesinde, başvurucunun olay gerçekleştikten üç gün sonra adli rapor almasına ve olaydan kısa bir süre sonra şikâyetinden vazgeçmesine vurgu yapmıştır.Ayrıca başvurucunun sanıkla ilgili iddialarının birbiriyle çeliştiğine işaret etmiş, iddia edilen olayı doğrudan gören herhangi bir tanığın bulunmadığını ve tanıkların beyanlarının birbirleriyle çeliştiğini ifade etmiştir. Son olarak dişin ne zaman kırıldığının belli olmadığını, yine ayağında ağrı olarak belirtilen durumun iddia edilen olaydan kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda bir kesinlik bulunmadığını da özel olarak belirtmiştir.
4. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 83).
5. Bütün kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir cezayla sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamaktadır ancak mahkemeler; hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçlar ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına veya af ya da zamanaşımına uğramasına izin vermemeli, sorumlulara yaptırım uygulamakta kararlı olmalı ve suçun ağırlık derecesi ile verdikleri ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunmamasına dikkat etmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 77; Umut Tamaç [2. B.], B. No: 2014/13514, 18/7/2018, § 85). Etkili soruşturma yükümlülüğü ceza soruşturması yapma yükümlülüğünün içerir. Etkili soruşturma sonunda mahkûmiyet kararı verilmesi yükümlülüğü içermez.
6. Somut olayda başvurucu, 22/8/2014 tarihinde komutanlığın muayene merkezine giderek muayene olmuş ve aynı tarihte düzenlenen adli rapor sonrası, 25/8/2014 tarihli dilekçesi ile 19/8/2014 tarihinde tabur komutanı tarafından boğazının sıkılarak, ayağına tekme atıldığını, yüzüne yumruk atılarak dişinin kırıldığını ve hakaret edildiğini ileri sürmüştür. Daha sonra ise şikâyetinden vazgeçtiğini belirten dilekçe vermiştir. Bu dilekçenin veriliş tarih tam olarak belirlenememişse de 29/8/2014 tarihinde havale edildiği anlaşılmaktadır.
7. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi beraat sonucuna varırken delilleri hangi yönde değerlendirdiğini açıklamıştır. Ancak başvurucunun dayandığı adli raporun olayın üzerinden üç gün geçtikten sonra hazırlandığı ve dişindeki kırığın ne zaman meydana geldiğinin belirtilmediği tespiti yapılmışsa da başvurucudaki yaralanmanın niteliği gözönünde bulundurulduğunda olayın tam olarak açıklığa kavuşturulmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan ceza soruşturması ve kovuşturması sürecinin toplamda yedi yılı aşkın bir sürede tamamlanması hususu, başvurudaki hiçbir unsurun sürecin bu denli uzamasını haklı kılmadığı gerçeği de dikkate alındığında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın etkisiz olduğu kabul edilebilir.
8. Dolayısıyla öncelikle olayların açıklığa kavuşturulmasının sağlanması, başvurucunun yaralanmasının ne şekilde meydana geldiğinin tanıklar da dinlenerek ortaya konulması gerekir. Mahkemece başvurucuda tespit edilen bulguların iddiaları ile uyumlu olup olmadığı değerlendirilmemiş, bu konuda yeterli araştırma da yapılmamıştır. Bu nedenle öncelikle başvuruya konu maddi olayın açıklığa kavuşturulması önemlidir.
9. Sonuç olarak, başvurucunun yaralanmasının doğrudan kamu görevlilerinin müdahalesi sonucu meydana gelip gelmediği ortaya konulmadığı için insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği, usul boyunun ihlal edildiği kanaatine vardığımdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
|
Üye İrfan FİDAN |