KARARLAR

AYM'nin 2022/30392 başvuru numaralı kararı

Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2022/30392 başvuru numaralı kararı

Abone Ol

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

T. K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2022/30392)

Karar Tarihi: 3/3/2026

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Başkan

:

Basri BAĞCI

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Yıldız SEFERİNOĞLU

Kenan YAŞAR

Metin KIRATLI

Raportör

:

Merve ARSLANTÜRK

Başvurucu

:

I. BAŞVURUNUN ÖZETİ

1. Başvuru; gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalma, kelepçeli olarak nakledilme ve gözaltında kötü koşullarda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçunu işlediği şüphesiyle hakkında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülen soruşturma kapsamında başvurucu 24/8/2016 tarihinde İzmir'in Torbalı ilçesindeki evinde yakalanarak gözaltına alınmış, 5/9/2016 tarihinde de tutuklanmıştır. Başvurucu, Balıkesir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde (TEM) müdafii eşliğinde verdiği 3/9/2016 tarihli ifadesinde ve sulh ceza hâkimliğinde müdafii eşliğinde yapılan 5/9/2016 tarihli sorgusunda gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına, düzenlenen adli muayene raporlarının gerçeği yansıtmadığına veya bu raporları düzenleyen hekimlerin gerçeğe aykırı rapor düzenlediğine ilişkin bir iddiada bulunmamıştır.

3. Başvurucu vekili, Başsavcılığa sunduğu 15/11/2017 tarihli dilekçede başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olduğu iddiasıyla Torbalıdaki evinden gözaltına alındığını, on saat boyunca elleri kelepçeli şekilde oturtularak kendisini Balıkesir'e götürecek polisleri beklediğini, ardından yine kelepçeli olarak Balıkesir'e nakledildiğini, gözaltı sürecinde fiziksel olarak kötü koşullarda tutulduğunu beyan etmiştir. Vekil, şikâyete konu kısmın ise başvurucunun gözaltı süresi içinde mülakat olarak adlandırılan görüşmeler kapsamında sivil giyimli polislerce aynı odada, farklı günlerde üç kez avukatsız olarak sorgulanmasına ilişkin olduğunu belirtmiştir. Bu sorgularda başvurucuya sürekli bağırıldığını, küfredildiğini, hakaret edildiğini, eşi ve çocukları üzerinden cinsel içerikli tehditlerle itirafa zorlandığını, başvurucunun istenen ifadeyi vermemesi üzerine polisler tarafından duvara çarpılarak tokat ve yumruklarla darbedildiğini, oluşan darp izlerini doktorlara bildirdiğini, vücudundaki izleri göstermek istemesine rağmen polislerin buna izin vermediğini, doktorların da başvurucuyu muayene etmeden rapor düzenlediklerini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucunun gözaltı süresince gözlüğüne erişemediği için ifadesini okuyamadan imzalamak zorunda bırakıldığını, tüm bu süreçte insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye maruz kaldığını iddia etmiş, başvurucunun uzun süre şikâyetçi olmamasının sebebini ise korku içinde yaşaması ve ne yapacağını bilememesi olarak açıklamıştır.

4. Şikâyet üzerine Başsavcılıkça başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan başvurucu; avukatının şikâyet dilekçesinde de ifade ettiği gibi uzun süre kelepçeli tutulma, bu şekilde nakledilme ve gözaltında kötü koşullarda barındırılma yönündeki anlatımların şikâyet konusu olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; TEM'de sivil giyimli polislerce avukatı olmaksızın farklı günlerde üç kez aynı odada sorgulandığını, sorgulamada bulunan polislerin isimlerini bilmediğini, birbirlerine "hacı" ve "abi" şeklinde hitap ettiklerini belirterek fiziksel özelliklerini tarif etmiştir. Bu sorgularda eşi ve çocuklarına yönelik cinsel saldırı tehditleriyle konuşmaya zorlandığını, konuşmayınca duvara çarpılarak tokat ve yumrukla darbedildiğini, vücudunda morarmalar olduğunu, isimlerini hatırlamadığı, nezarethanede bulunan diğer kişilerin de olayları gördüğünü, nezarethaneye gelen doktorların kendisini muayene etmeden rapor düzenlediğini, darp izlerini gösterme imkânı tanınmadığını, migren ilacı ile gözlüğünün verilmediğini, uzun süre gözlüksüz kalması nedeniyle gözlerinin rahatsızlandığını, bu nedenle ifade tutanağına ne yazıldığını okuyamadan imza attığını belirtmiştir.

5. Başvurucunun 24/8/2016 tarihli gözaltı giriş raporunda darp ve cebir izi saptanmadığı belirtilmiştir. Bu tarihten 5/9/2016 tarihine kadar her gün için ayrı ayrı düzenlenen adli muayene raporlarında da darp ve cebir izi tespit edilmediği kayıt altına alınmıştır.

6. Başvurucunun gözaltında kaldığı dönemde TEM Şube Müdürlüğünde gözaltında tutulan şüphelilerin ifadelerine başvurulmuştur. İfadeleri alınan bu kişilerden bazıları, polislerin gözaltında tutulan şüphelilerin ifadelerini mülakat adı altında müdafileri hazır edilmeden ayrı ayrı aldıklarını, ifade odasına tek başına alındıkları için içeride ne yaşandığını görmediklerini, başvurucunun ifadeden döndüğünde hırpalanmış ve yorgun göründüğünü, gözle görülür bir yaralanma fark etmediklerini, başvurucunun kendilerine şiddete maruz kaldığını, hakaret ve tehditlere uğradığını anlattığını söylemiştir. Bu kişiler, başvurucunun doktor muayenesine şahit olmadıklarını, uygulamada polisin muayene sırasında yanlarında bulunduğunu, doktorun kendileriyle hiç yalnız kalmadığını belirtmiş; ifadelerine başvurulan bazıları ise başvurucunun kötü muamele iddiaları ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını beyan etmiştir.

7. Başvurucunun gözaltı sürecindeki muayenelerini gerçekleştiren ve bu doğrultuda adli muayene raporlarını düzenleyen hekimlerin ifadelerine başvurulmuştur. Doktorlar, adli muayeneyi yürüttükleri sırada prosedür neyi gerektiriyorsa onu uyguladıklarını, başvurucunun darp veya cebir iddiasında bulunması, kendilerinin de darp ve cebir izi tespit etmeleri hâlinde bu hususları eksiksiz biçimde adli rapora yansıtacaklarını, başvurucunun muayenesinde herhangi bir darp ve cebir izi tespit etmediklerinden raporu buna uygun şekilde düzenlediklerini, görevlerini tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiklerini, başvurucunun iddialarının asılsız olduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun gözaltında tutulduğu dönemde TEM Şube Müdürlüğünde görevli bir polis memuru da dinlenmiş, bu kişi başvurucunun iddialarının gerçeği yansıtmadığını söylemiştir.

8. Başsavcılık, gözaltı sürecinde görevli kolluk personeli ile başvurucuyla birlikte gözaltında bulunan kişilerin ifadelerinde kötü muamele iddialarının doğrulanmadığı, başvurucunun anlatımlarını destekleyen, görgüye dayalı olan tanık beyanı ve kamu davası açmaya elverişli somut delil elde edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

9. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı itirazı Balıkesir 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 7/1/2022 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

10. Başvurucu, nihai kararı 16/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 2/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

11. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

II. DEĞERLENDİRME

12. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

A. Gözaltında Fiziksel ve Sözlü Şiddete Maruz Kalma Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

13. Başvurucu; gözaltında bulunduğu süre boyunca sürekli hakaret ve ağır tehditlere maruz kaldığını, sorgularda dövüldüğünü, adli işleme ilişkin süreçte aile mahremiyetinin zedelendiğini, kendisinin ve ailesinin cinsel saldırı ve uzun süreli hapisle tehdit edildiğini beyan etmiştir. Önceden hazırlanmış ifadeleri böyle bir baskı altında okumadan imzalamaya zorlandığını, doktorların vücudundaki darp izlerini kayda geçirmeden rapor düzenlediğini ileri sürmüştür. Kendisiyle birlikte nezarethanede kalan kişilerin kimlikleri ve sayısının tam olarak tespit edilmediğini, bu nedenle bu kişilerin tümünün ayrıntılı beyanlarının alındığına dair bilgi bulunmadığını, gözaltında birlikte kaldığı şüphelilerin tamamının ve doktorların dinlenmediğini, sorgu odasında kamera yok ise de nezarethanenin diğer kısımlarında kamera olduğunu, kamera kayıtlarının toplanıp incelenmediğini belirterek kötü muamele iddiaları yönünden etkili bir soruşturma yürütülmediğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

14. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere işkence ve eziyet yapılması, kişilerin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (Cezmi Demir ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; K.K. [GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).

15. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 81; K.K., § 27).

16. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (K.K., § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, § 95; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 83).

17. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (S.D. [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (Ferit Kurt ve diğerleri [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).

18. Anayasa'nın 17. maddesi -"Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Tahir Canan [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 111, 112, 114-117; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).

19. Başvurucunun fiziki şiddet, tehdit ve hakarete maruz kaldığını iddia etmesinin akabinde Başsavcılık, konuyla ilgili bir soruşturma başlatmış ve başvurucuyla ilgili belgeleri celbetmiştir. Ayrıca başvurucunun rapor içeriklerine yönelik itirazını nazara alarak genel adli muayene raporlarını düzenleyen doktorların beyanlarını aldırmış, başvurucunun ayrıntılı beyanını almış ve başvurucuyla aynı dönemde nezarethanede tutulan tespit edebildiği kişilerin beyanına başvurmuştur. Başsavcılık, saptayabildiği şüpheli kolluk görevlilerinin beyanlarının alınması için gerekli adımları da atmıştır. Başvurucuyla aynı nezarethanede bulunan bazı kişiler başvurucunun ifadeden döndüğünde yorgun ve hırpalanmış göründüğünü, kendilerine şiddet ve tehditlerden söz ettiğini ancak vücudunda gözle görülür bir yaralanma fark etmediklerini ifade etmiştir. Başvurucu hakkında adli muayene raporları düzenleyen hekimler de gerçeğe aykırı bir rapor düzenlemediklerini beyan etmiştir.

20. Başsavcılık, kamera görüntülerinin temini için çaba göstermemiştir. Ne var ki başvurucu, konuyla ilgili şikâyetini ilk kez şikâyet ettiği olayların üzerinden yaklaşık olarak on beş ay geçtikten sonra yani kamera görüntülerinin olağan saklama sürelerinden uzun zaman sonra dile getirmiştir. Kaldı ki başvurucu, şikâyet ettiği olayların yaşandığı odada kamera bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca Başsavcılıkça toplanan deliller başvurucunun uğradığını iddia ettiği muamelelerin varlığını makul şüphenin üzerinde ortaya koymamaktadır. Bu sebeple Başsavcılığın, başvurucunun iddialarıyla ilgili etkili bir soruşturma yürüttüğü ve kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

21. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Nakil Sırasında Kelepçeli Tutulma Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu, İzmir'den Balıkesir'e elleri arkadan kelepçeli olarak götürüldüğünü belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (İsmail Buğra İşlek [1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

24. Anayasa Mahkemesi, sevk ve nakil işlemleri sırasında kelepçe kullanılmasına ilişkin kötü muamele iddialarında yetkili Cumhuriyet başsavcılığına yapılacak suç duyurusu ve devamında yürütülecek ceza yargılamasını bireysel başvurudan önce tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olarak kabul etmektedir (birçok karar arasından bkz. Hüseyin Şenel [2. B.], B. No: 2016/1616, 15/9/2020; Merve Salbars [1. B.], B. No: 2019/36166, 30/3/2023; İbrahim Durgut [1. B.], B. No: 2020/33234, 14/5/2025).

25. İncelenen olayda başvurucunun Başsavcılığa yaptığı şikâyet yalnızca Balıkesir'de gözaltında bulunduğu süre içinde maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelere ilişkindir. Başvurucu, şikâyetinde kelepçeli olarak uzun süre tutulduğunu ve bu şekilde nakledildiğini belirtmişse de bu hususun şikâyet konusu olmadığını açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bu iddiası yönünden bireysel başvuruda bulunmadan önce tüketmesi gereken hukuk yoluna başvurmadığı anlaşılmıştır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Gözaltında Kötü Koşullarda Tutulma Nedeniyle Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu; on iki günlük gözaltı süresi boyunca kalabalık ve sağlıksız nezarethane koşullarında tutulduğunu, yemek ve suyun yetersiz olması nedeniyle zafiyet geçirdiğini, banyo ve hijyen imkânından yoksun bırakıldığını, gözlüğünün ve kronik rahatsızlığına ilişkin ilaçlarının verilmemesi nedeniyle sağlığının olumsuz etkilendiğini belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (İsmail Buğra İşlek, § 17).

29. Anayasa Mahkemesi gözaltında tutulan kişilerin nezarethanede tutulma koşullarının yetersizliği nedeniyle kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialarıyla ilgili olarak temel ilkeleri ortaya koyduğu ve değerlendirmelerde bulunduğu kararında şikâyete konu yetersiz koşullardaki tutma hâli sona ermişse idari yargı yolunda açılacak tam yargı davasını etkili bir yol olarak kabul etmiştir (Nebahat Baysal Gül [2. B.], B. No: 2016/14634, 28/5/2019, §§ 17-31; ayrıca yetersiz miktarda yiyecek ve içecek verilmesi iddiası yönünden bkz. Tuncay Gürsen [1. B.], B. No: 2016/35379, 15/1/2020, §§ 17-24).

30. Eldeki olayda başvurucunun şikâyetine konu nezarethane koşullarındaki tutulma hâli gözaltı süresinin bitmesiyle sona ermiştir. Dosya kapsamına göre başvurucu, bu koşullar nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararların giderilmesi amacıyla idari yargıda tam yargı davası açtığına dair bilgi ve belge sunmamıştır.

31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

III. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Nakil sırasında kelepçeli tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gözaltında kötü koşullarda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.