|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
H. Ö. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2022/61554) |
|
Karar Tarihi: 14/1/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL |
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
||
|
İrfan FİDAN |
||
|
Yılmaz AKÇİL |
||
|
Raportör |
: |
Mutlu ALAF |
|
Başvurucu |
: |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tapu iptali ve tescil davasında tereke temsilcisinin temyiz dilekçesinin reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/4/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.
3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Kısıtlı V.U. adına vasisi B.R. tarafından davalı N.A. aleyhine 30/1/2015 tarihinde Silopi Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) muvazaa ve ehliyetsizlik nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası açılmıştır. 25/5/2016 tarihli duruşmada V.U.nun sağlık raporlarının ve hastane kayıtlarının sunulmasına, bu evrakların sunulması hâlinde V.U.nun taşınmazları devir tarihinde fiil ehliyetinin olup olmadığı hususunda rapor düzenlenmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumuna (ATK) gönderilmesine karar verilmiştir.
6. Davacı V.U. 25/6/2016 tarihinde vefat etmiştir. 11/1/2017 tarihli duruşmada davacı vekiline mirasçılık belgesi çıkarması ve mirasçıları davaya dâhil etmesi için süre verilmiştir. 22/3/2017 tarihli duruşmada davacı vekiline mirasçılara ilişkin vekâletnamesini sunmak üzere gelecek celseye kadar süre verilmesine karar verilmiştir. 24/5/2017 tarihli duruşmada davacı vekili bir kısım mirasçının vekâletnamesini sunmuştur. Mahkeme, vekâletnamesi sunulmayan mirasçılar adına vekâletname sunmak üzere gelecek celseye kadar davacı vekiline süre vermiştir. 27/9/2017 tarihli duruşmada davacı vekili, V.U.nun mirasçılarından A.U.nun vefat ettiğini bildirmiştir. Mahkeme, davacı vekiline tüm mirasçıları davaya dâhil etmesi, A.U.ya ait mirasçılık belgesi ve dâhilî dava dilekçesi sunması için süre vermiştir. 13/12/2017 tarihli duruşmada taraf teşkili hususunu değerlendirmek üzere dosyanın incelemeye alınmasına karar vermiştir. 7/2/2018 tarihli duruşmada davacı vekili tüm mirasçıların vekâletnamesini temin edemediğini, taraf teşkili konusunda eksikliklerin giderilmesinin mahkemenin takdirinde olduğunu, yargılamanın uzamaması için dosyanın bu aşamada ATK'ya gönderilmesi gerektiğini bildirmiştir. Mahkeme, davacı vekiline V.U.nun terekesini temsil etmek üzere temsilci tayini için dava açması yönünden süre vermiş ve dosyanın ATK'ya gönderilmesine karar vermiştir.
7. Davacı vekili, Silopi Sulh Hukuk Mahkemesinde (Sulh Hukuk Mahkemesi) terekeye temsilci atanması için dava açmıştır. Mahkeme tarafından 4/4/2018 tarihli duruşmada dosyanın bilirkişiden dönüşünün ve tereke temsilcisi atanmasına ilişkin dosyanın sonucunun beklenmesine karar verilmiştir. Dosyaya sunulan 25/4/2018 tarihli ATK raporunda V.U.nun devir tarihinde fiil ehliyetinin olduğu tespit edilmiştir. 6/6/2018 tarihli duruşmada tereke temsilcisi atanmasına ilişkin dosyanın sonucunun beklenmesine karar verilmiştir.
8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 24/1/2019 tarihli kararı ile mirasçılar arasında uyuşmazlık bulunduğu gerekçesiyle terekeye temsilci olarak başvurucu atanmıştır. Kararın gerekçesinde ayrıca mirasçılar arasında anlaşmazlık bulunması veya bu konularda anlaşamamaları hâlinde miras ortaklığı adına gerekli işlemleri yapmak, dava açmak, açılmış veya açılacak davaları takip etmek üzere 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun paylaşmaya kadar miras ortaklığına bir temsilci atanması olanağı sağladığı vurgulanmıştır.
9. Tapu iptali ve tescil davasına bakan Mahkeme 17/4/2019 tarihli duruşmada Sulh Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklenmesine ve kararın kesinleşmesi hâlinde tereke temsilcisi başvurucuya dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiye çıkarılmasına karar vermiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından dosyanın kesinleştiği bildirilmiştir. Tereke temsilcisi olan başvurucuya dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilmiştir. 4/12/2019 tarihli duruşmaya tereke temsilcisi başvurucu ve davacı vekili katılmıştır. Başvurucu, duruşmada dava ile ilgili olarak takdirin Mahkemeye ait olduğunu bildirmiştir. Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir. Karara karşı başvurulacak kanun yoluyla ilgili olarak ise kararın taraf vekillerinin yüzüne karşı verildiği, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Mahkemeye yahut başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesine başvurulabileceği bildirilmiştir. Kararın gerekçesinde V.U.nun fiil ehliyetine sahip olduğu, muris muvazaasının muris tarafından ileri sürülemeyeceği hususlarına değinilmiştir.
10. Karara karşı V.U.nun vasisi B.R.nin ve daha sonradan bir kısım mirasçının vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Mahkemenin gerekçeli kararı ve istinaf dilekçesi başvurucuya 18/5/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, istinaf kanun yoluna başvurmamıştır. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin (Bölge Adliye Mahkemesi) 24/2/2021 tarihli kararıyla istinaf dilekçesinin reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde 4721 sayılı Kanun'un 640. maddesi gereğince terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiğinin tartışmasız olduğuna işaret edilmiştir. Ayrıca kısıtlının ölümü ile vesayet ilişkisinin sona ereceğine ve vasinin temsil yetkisinin ortadan kalkacağına değinilmiştir. 4721 sayılı Kanun'un 640. maddesi uyarınca V.U.nun terekesine temsilci atanarak yargılamanın sürdürüldüğü, gerekçeli kararın tereke temsilcisine tebliğ edilmesine rağmen karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmadığı, hükme karşı yalnız bir kısım mirasçı tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu tespiti yapılmıştır. Sonuç olarak da kısıtlının ölümüyle vasinin temsil yetkisinin sona ereceği ve terekeye temsilci atanmakla mirasçıların davayı takip yetkisinin ortadan kalktığı değerlendirmesi yapılmış ve V.U.nun mirasçıları Z.U., B.R. ve H.Ö. vekili tarafından verilen istinaf dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
11. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, bir kısım mirasçı vekili ile başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Başvurucu; temyiz dilekçesinde katıldığı ilk duruşmada kimlik tespiti yapıldığını, bunun dışında kendisine soru sorulmadığını, Mahkemenin tereke temsilcisi olarak görev ve sorumluluklarını kendisine hatırlatmadığını, kendisine davacıların davayı takip yetkisinin ortadan kalktığının bildirilmediğini, Mahkemenin bu yönde bir ara kararı kurmadığını beyan etmiştir. Ayrıca terekeye temsilci atandıktan sonra da davaya bir kısım mirasçı tarafından devam edildiğini, kendisine çıkarılan tebligatın da usulsüz olduğunu, tebligatta başvurulacak yargı merciinin ve süresinin bildirilmediğini, tebligatta davacılar vekilinin de istinaf dilekçesi olduğunu ve bu sebeple karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmadığını ileri sürmüş ve sonrasında davanın esasına ilişkin itirazlarını sunmuştur.
12. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin (Daire) 20/12/2021 tarihli kararıyla başvurucunun temyiz dilekçesinin reddine ve bir kısım mirasçı yönünden verilen kararın da onanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde; terekeye temsilci atanmasından sonra tereke ortağının ya da ortaklarının davayı takip yetkisinin ortadan kalktığı, davayı açan mirasçı ya da mirasçıların davayı takip yetkisinin sona erdiği ve buna bağlı olarak da hükmü temyiz hakkının miras şirketini temsil eden mümessile geçtiği vurgulanmıştır. Bunun sonucu olarak da mahkeme kararı tereke temsilcisi olan başvurucuya usulüne uygun tebliğ edildiği hâlde başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurmadığı, mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmayan tarafın, aleyhine yeni bir durum oluşmadıkça temyiz yoluna başvuramayacağı belirtilmiş ve temyiz dilekçesinin reddi gerektiğine karar verilmiştir. Bir kısım mirasçı vekilinin temyiz itirazları yönünden ise terekeye temsilci atanmakla mirasçıların davayı takip yetkisinin ortadan kalktığı, yazılı şekilde karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, hükmün onanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
13. Başvurucu, nihai kararı 14/3/2022 tarihinde öğrenmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
14. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesi şöyledir:
"Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/16 md.) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, Resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır."
15. 4721 sayılı Kanun'un 640. maddesi şöyledir:
"Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.
Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.
Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır.
Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler."
B. Yargıtay İçtihatları
16. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31/5/2022 tarihli ve E.2019/14-740, K.2022/795 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...aksi hâlde davacıya görevli mahkemede TMK’nın 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması yönünde görev verilmesi, terekeye temsilci atandığı takdirde davanın tereke temsilcisi huzuruyla görülmesi gerektiği..."
17. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/11/2015 tarihli ve E.2015/1-1730, K.2015/2656 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Türk Medeni Kanununun 640. maddesi uyarınca tereke adına temsilci atanması durumunda,davanın tereke temsilcisi veya vekil kıldığı avukatı huzuru ile sürdürüleceği kuşkusuzdur.
Somut olayda tereke temsilcisi 02.02.2010 günlü oturuma katılmış sonraki oturumlara katılmamış ise de, davalı yan duruşmalara katılarak davayı takip iradesini ortaya koymuş vedavayı takip etmeyeceğine dair bir beyanda bulunmayıp davayı sonuçlandırmıştır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 150).
Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece davaya devam edilerek hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya uygun olup, direnme kararı yerindedir.
..."
18. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 8/1/2024 tarihli ve E.2022/4159, K.2024/49 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu'nun 640 ıncı maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği tartışmasızdır. Tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalkmaktadır. Başka bir söyleyişle, davayı takip yetkisi sona eren mirasçıların bununla hükmü temyiz hakkı ortadan kalkar ve bu hak miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçer.
Somut olayda,elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet söz konusu olduğundan, davaya tereke temsilcisi atanmış ve tereke temsilcisi tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. Bu nedenle bir kısım davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmelidir.
..."
19. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 20/2/2023 tarihli ve E.2022/6830, K.2023/971 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Miras ortaklığı temsilcisi (TMK m. 640) özel kayyım niteliğindedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 431 inci maddesi uyarınca vasi tayinindeki usul kayyım (mümessil) için de uygulanır. 4721 sayılı Kanunun 422 nci maddesi gereğince vasinin sıfatına karşı yapılan itirazlar ve vasinin ileri sürdüğü kaçınma sebeplerini (özürleri) inceleme göreviyle ilgili yasal hükümlerin mümessile yapılan itirazın ya da kaçınma sebeplerinin incelenmesinde de gözetilmesi zorunludur..."
20. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 10/2/2020 tarihli ve E.2020/65, K.2020/733 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiği tartışmasızdır. Tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisi ortadan kalkmaktadır. Bir başka söyleyişle, mirasçıların davayı takip yetkisi sona erer ve buna bağlantılı olarak da hükmü temyiz hakkı miras şirketini temsilen tereke temsilcisine geçer.
Somut olayda, eksiğin giderilmesi suretiyle yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen kararın tereke temsilcisi Aysel Didem Tümay’a tebliğ edilmesine karşın, tereke temsilcisi kararı temyiz etmemiş, ancak karar davacıvekili tarafından temyiz edilmiştir.
Oysa; davacı mirasçının davada takip yetkisinin kalmaması nedeniyle kararı temyiz etme hakkıda bulunmamaktadır.
Bu durumda tereke temsilcisi kararı temyiz etmediğine göre, davada sıfatı kalmayan davacı vekili tarafından yapılan temyiz itirazının dinlenmesine de olanak bulunmadığından, davacının temyiz dilekçesinin reddine.
..."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Anayasa Mahkemesinin 14/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, Mahkemenin iş ve işlemlerini eksik yürütmesinden dolayı hak kaybı yaşadığını iddia etmiştir. Başvurucu; Bölge Adliye Mahkemesinin esasa girmeden istinaf talebini reddetmesinin usule ve kanuna aykırı olduğunu, dosyaya her ne kadar tereke temsilcisi atanmışsa da davacı ve davalıların taraf sıfatının devam ettiğini, tereke temsilcisi olarak atandıktan sonra da yargılamanın bir kısım davacı vekili tarafından yürütüldüğünü ifade etmiştir. Başvurucu, tereke temsilcisi olarak atandıktan sonra Mahkemece ara kararıyla mirasçıların davayı takip yetkisinin sona erdiğine dair karar verilmesi gerektiğini, bu usuli eksikliğin giderilmediğini ileri sürmüştür. Başvurucu; tereke temsilcisi olarak atandıktan sonra taraflardan hangilerinin davaya devam edeceğine, görev ve sorumluluğuna ilişkin hatırlatma yapılmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca kendisine yapılan nihai karara ilişkin tebligatın usulsüz olduğunu, gerekçeli kararın ve diğer kişilerin istinaf başvuru dilekçelerinin aynı anda tebliğ edildiğini ileri sürmüştür. Yine tebligatta söz konusu karara karşı başvurulacak yargı merciinin ve başvuru süresinin bildirilmemiş olmasının tebligatı usulsüz kıldığını ve hak kaybına neden olduğunu iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
23. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, tereke temsilcisi olarak atandıktan sonra davada taraf sıfatı kazanmış olmasıyla ilgili olarak kendisine bilgi verilmemesi nedeniyle temyiz dilekçesinin reddedilmesinden ötürü uyuşmazlığın esasının incelenmemesidir. Bu itibarla ihlal iddiaları adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı
26. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
27. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
28. Başvuruya konu davada, temyiz dilekçesinin reddine karar verilmek suretiyle davanın esasının incelenmemesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
29. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
30. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.
31. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
32. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir (kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. Sevim Akat Eşki [1. B.], B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82; Hayriye Özdemir [2. B.], B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, § 35; Hamit Yakut [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 76; Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 100).
33. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (Tahsin Erdoğan [2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
34. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56; Tuğba Arslan, § 96; Fikriye Aytin ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34).
35. Somut olayda başvurucunun temyiz dilekçesi reddedilmiştir. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. maddesinde ilk derece mahkemelerinin hangi kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceğinin düzenlendiği, 361. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise bölge adliye mahkemelerinin hangi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulabileceğine işaret edildiği, 6100 sayılı Kanun'da üç dereceli yargı sisteminin öngörüldüğü dikkate alındığında başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmüştür.
ii. Meşru Amaç
36. 6100 sayılı Kanun'da üç dereceli yargı sistemi öngörülmüş olup istinaf kanun yolunu tüketmeden temyiz kanun yoluna başvurulamamasının hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması şeklinde meşru bir amacının olduğu değerlendirilmiştir.
iii. Ölçülülük
37. Temyiz dilekçesinin reddedilmesine ilişkin değerlendirmeyle başvurucunun mahkemeye erişimine getirilen sınırlamanın ölçülü olup olmadığı ve başvurucuya ağır bir yük getirip getirmediği hususlarının incelenmesi gerekir.
(1) Genel İlkeler
38. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).
39. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
40. Mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması için seçilen aracın öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte olmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye uygun olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır müdahale oluşturan aracın seçimi hususundaki tercih, Anayasa’ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi müdahale aracının tercih edileceği hususunda kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır (Mustafa Berberoğlu [2. B.], B. No: 2015/3324, 26/2/2020, § 48).
41. Öte yandan mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahaleler orantılı olmalıdır. Orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (Mustafa Berberoğlu, § 49).
(2)İlkelerin Olaya Uygulanması
42. Somut olayda kısıtlı davacı V.U. vefat etmiş ve Mahkeme davacı vekiline mirasçıları davaya dâhil etmesi için süre vermiştir. Davacı vekili tüm mirasçıları davaya dâhil edemediğinden Sulh Hukuk Mahkemesi terekeye temsilci olarak başvurucuyu atamıştır. Mahkeme davayı reddetmiş ve bir kısım mirasçı, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi terekeye temsilci atanmakla davacıların davayı takip yetkisi kalmadığını gerekçe göstererek istinaf dilekçesinin reddine karar vermiştir. Bu kararı bir kısım mirasçı ve tereke temsilcisi olan başvurucu temyiz etmiştir. Daire, tereke temsilcisi olan başvurucuya kararın usulüne uygun tebliğ edildiği hâlde başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurmadığı, mahkeme kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmayan tarafın, aleyhine yeni bir durum oluşmadıkça temyiz yoluna başvuramayacağı gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine karar vermiştir.
43. Somut olayda elverişlilik ve gereklilik ilkeleri yönünden tartışılmayı gerektirecek bir yön bulunmamaktadır. Asıl üzerinde durulması gereken, müdahalenin orantılı olup olmadığıdır. Bu bağlamda değerlendirilmesi gereken mesele, başvurucunun temyiz isteminin istinaf başvurusu yapmadığı için reddedilmesi nedeniyle incelenmemesinin mahkemeye erişim hakkına orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığıdır.
44. Tereke temsilcisi 4721 sayılı Kanun'un 640. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Yargıtay tereke temsilcisinin mahiyetinin özel kayyım niteliğinde olduğu, 4721 sayılı Kanun'un 431. maddesi uyarınca vasi tayinindeki usulün temsilci için de uygulanması gerektiği değerlendirmesinde bulunmuştur (bkz. § 19). Yargıtay ayrıca içtihatlarında terekeye temsilci atanması durumunda, davanın tereke temsilcisinin veya bu sıfatla vekil kıldığı avukatın huzuru ile sürdürülmesi gerektiğini, tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisinin ortadan kalktığını belirtmiştir (bkz. §§ 16-18, 20).
45. Somut olayda başvurucu 24/1/2019 tarihli Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile terekeye temsilci olarak atanmıştır. Bu dosyanın 20/9/2018 tarihli duruşmasına başvurucu, temsilci adayı olarak katılmış; temsilci olmanın önem ve sonuçlarını anladığını bildirmiştir. Tereke temsilcisi atanmasına ilişkin karar 19/3/2019 tarihinde kesinleşmiştir. Kararın kesinleştiği Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından 24/4/2019 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesine bildirilmiştir. Mahkeme başvurucuya dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir tebligat çıkartmıştır. 3/7/2019 tarihli duruşmada davacılar vekilinin mazereti kabul edilmiştir. 4/9/2019 tarihli duruşmaya yine davacı vekili ve başvurucu katılmış ve başvurucu "Murisin dava konusu taşınmazları muvazalı devrettiğini kızı Berivan ve Hatun'tan duymuştum." şeklinde beyanda bulunmuştur. 6/11/2019 tarihli duruşmaya başvurucu katılmamış, davacı ve davalı vekilleri mazeret bildirmiştir. 4/12/2019 tarihli son duruşmaya ise davacı vekili ve temsilci katılmış, temsilci karar öncesi "Takdir, mahkemenindir." şeklinde beyanda bulunmuştur.
46. Yukarıda izah edilen süreçten anlaşılacağı üzere Yargıtayın tereke temsilcisinin atanması ile mirasçıların terekeyi temsil ve davayı takip yetkisinin ortadan kalktığına yönelik yerleşik içtihatlarına rağmen (bkz. §§ 16, 17, 20) bir kısım mirasçı vekilinin davayı takip ettiği, Mahkemenin bir kısım mirasçının davayı takip yetkisinin ortadan kalktığına yönelik bir ara kararı tesis etmediği görülmüştür. Yine davanın reddine karar verilen son duruşmada Mahkemenin kararına karşı başvurulacak kanun yoluyla ilgili olarak taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf kanun yoluna başvurulabileceğine yönelik hüküm tesis edildiği, bu hükümde başvurucunun kanun yoluna başvuru yapıp yapamayacağına ilişkin bir bilgi olmadığı anlaşılmıştır. Gerekçeli karar incelendiğinde ise karar başlığında davacı olarak "V.U.ya vesayeten B.R." yazdığı, başvurucunun ise karar başlığında yalnızca temsilci sıfatıyla yer aldığı görülmüştür. Kararın hüküm kısmının (4) numaralı bendinde ise vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine karar verilmiştir.
47. Tüm bu bilgiler kapsamında her ne kadar bir kısım mirasçılar vekili davayı takip yetkisi ortadan kalkmış olmasına rağmen yargılamaya katılmışsa da başvurucunun temsilci olarak atandığı Sulh Hukuk Mahkemesinin gerekçeli kararında temsilcinin dava açmak, açılmış veya açılacak davaları takip etmek üzere atandığı vurgulanmıştır. Gerekçeli kararın başvurucuya da tebliğ edildiği, kararı istinaf edememesine yönelik bir müdahale olmadığı, nitekim daha sonra temyiz başvurusunda bulunduğu gözetildiğinde başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçla orantısız olmadığı, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
48. Açıklanan gerekçelerle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 14/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.