|
TÜRKİYE CUMHURİYETİ |
|
ANAYASA MAHKEMESİ |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
A. Ü. BAŞVURUSU |
|
(Başvuru Numarası: 2023/16601) |
|
Karar Tarihi: 6/1/2026 |
|
BİRİNCİ BÖLÜM |
|
KARAR |
|
Başkan |
: |
Hasan Tahsin GÖKCAN |
|
Üyeler |
: |
Recai AKYEL |
|
Yusuf Şevki HAKYEMEZ |
||
|
İrfan FİDAN |
||
|
Yılmaz AKÇİL |
||
|
Raportör |
: |
Hüseyin Özgür SEVİMLİ |
|
Başvurucu |
: |
|
|
Vekili |
: |
Av. Emine Pınar TEKİNŞEN |
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birtakım anayasal hakların ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/3/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne, adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, bireysel başvuru formunda dile getirilen diğer hak ve ilkelerin ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
3. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Arka Plan Bilgisi
4. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsünde bulunanlarca hazırlanan sıkıyönetim direktifi ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından emir komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi maksadıyla Yurtta Sulh Konseyi teşkil edildiği, yönetime el konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu yetkisi ile yapılan tüm atama ve görevlendirmelerin teşkil edilen Yurtta Sulh Konseyi tarafından veya onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı, bunun haricinde yapılacak işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme erkinin görevden el çektirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali, kaymakam ve belediye başkanlığı atamalarının Yurtta Sulh Konseyi tarafından yapılacağı, siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı, polis teşkilatının sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir. Anılan direktifin ve ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama listesi, darbe teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve bakanlıklara gönderilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12, 13).
5. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile Fetullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Darbe teşebbüsü süreci ve darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaya ilişkin olgular hakkında detaylı bilgi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 12-25, 51-54).
B. Başvuruya Konu Süreç
6. Başvurucu 1988 doğumlu olup bireysel başvuruya konu olayların geçtiği tarihte Üsteğmen rütbesiyle Kara Harp Okulunda (KHO) görev yapmaktadır.
7. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) darbe teşebbüsü sırasında KHO'da gerçekleştirilen eylemlerle ilgili olarak yürüttüğü soruşturma sonucunda aralarında başvurucunun da bulunduğu KHO'da görev yapan şüpheliler hakkında başta Anayasayı ihlal, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs ile terör örgütü üyeliği suçları olmak üzere çeşitli suçlardan cezalandırılmaları talebiyle iddianame düzenlemiştir.
8. İddianamede başvurucunun darbe girişimine yönelik faaliyetler kapsamında saat 23.00 sonrasında KHO'da gerçekleştirilen eylemleri organize eden İ.P. ve K.A.nın talimatı üzerine KHO'ya darbe faaliyetlerinde yer almak amacıyla gelmek, darbeye teşebbüs kapsamında başka birimlere nakillerin sağlandığı ve içinde herhangi bir güvenlik problemi olmayan KHO'ya yönelik nakiller esnasında dışarıdan gelecek sivil halk, polis ve darbe karşıtı askerlere karşı koymak için kendisine rastgele tevdi edilen silahı teslim almak ve okul içinde bulunup darbeyi yöneten grubun talimatları doğrultusunda darbeye kalkışma faaliyeti kapsamında kendisine tevdi edilecek görevleri (nizamiyelerde takviye kuvvet olarak görevlendirilme, nizamiyelerde nöbet tutma, okul içerisinde verilecek olası başka görevleri yerine getirme) beklemeye başlamak suretiyle üzerine atılı suçları işlediği kanaatine ulaşılmıştır.
9. Başvurucu ve diğer sanıklar hakkında Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) yapılan yargılamanın duruşma devresi 172 celsede tamamlanmıştır. Duruşma sırasında Başsavcılık, FETÖ/PDY'nin askerî mahrem yapılanmasına yönelik ayrı yürüttüğü soruşturma sırasında ankesörlü telefon hatlarına ilişkin HTS kayıtlarının incelenmesinden hareketle, aralarında başvurucu ile bazı sanıkların farklı tarihlerde söz konusu ankesörlü hatlardan arandıklarını tespit etmiştir. Bu HTS kayıtları doğrultusunda birden fazla tablo hâlinde oluşturulan listede, başvurucunun farklı tarihlerde ankesörlü hatlardan davanın bazı sanıklarıyla birlikte arandığına dair tespitlere yer verilmiştir. Başsavcılık, örgütün askerî mahrem yapılanmasına yönelik ayrı soruşturma yürüttüğünü belirttiği başvurucu hakkında Mahkemede derdest bir davanın görülmekte olduğu gerekçesiyle terör örgütü üyeliği suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş ve ekinde söz konusu tabloları içeren listenin de yer aldığı soruşturma dosyasını 28/1/2019 tarihinde Mahkemeye sunmuştur.
10. Mahkeme anılan tablonun gönderilmesi üzerine başvurucunun kullandığı GSM hattına dair HTS kayıtlarının getirtilmesi için gönderdiği müzekkere doğrultusunda söz konusu HTS kayıtları Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından Mahkemeye sunulmuştur.
11. Yargılama sırasında darbe girişimine iştirak ettiğine dair iddiaları kabul etmeyen başvurucuya duruşmanın 9/4/2019 tarihli 154. celsesinde söz konusu tabloları içeren liste okunduğunda, terör örgütüyle irtibatının bulunmadığını, bu verilerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğini, tablolara yansıyan arama kayıtlarının bazılarında görüşmelerin yapıldığı zaman aralıkları itibarıyla çakışmalar olduğunu, aramaların yapıldığı tarihlerin üzerinden çok zaman geçtiği için bu aramaları kimlerin yaptığını bilmediğini, söz konusu tespitlerin Yargıtayın benzer dosyalarda yeterli delil olarak kabul edilmediğini savunmuştur. Başvurucu, ayrıca bu listeye dayanak olan tüm HTS kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etmiştir.
12. Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucuya atılı eylemlerin bir bütün olarak Anayasayı ihlal suçuna yardım etme niteliğinde olduğu sonucuna ulaşmış ve başvurucuyu 15 yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir. Kararda başvurucu hakkında yer verilen mahkûmiyet gerekçesi şöyledir:
"Olay tarihinde KHO'da üsteğmen rütbesinde görev yapan [...] sanığın [başvurucunun] olay gecesi çağrı üzerine okula geldiği, [...] okulda yaşanan olaylara vakıf olarak okulda yapılan faaliyetlerin darbe girişimine yönelik olduğunu anladığı kabul edilen sanığın savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, 03:00 sıralarında silah alınması yönündeki kanunsuz emre uyarak silah alıp verilecek emirleri beklemek suretiyle darbe girişiminde etkin rol oynayan sanıkların icrai eylemlerini koylaştırdığı, buna göre sanığın 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen eylemlerden sorumlu olduğu, ancak suç işleme kararı, fiil üzerinde ortak hakimiyet, sanığın suçun icrasında üstlendiği rol, suça katkısının taşıdığı önem, dosya kapsamına göre suça katılma düzeyi, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışları, sanığın eylemi ile suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hakimiyetinin bulunmayışı dikkate alınarak tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olduğu, sanığın eyleminin bütün halinde Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs etme suçunu oluşturduğu ve sanığın suçun işlenmesi sırasında yardımda bulunarak suçun icrasını kolaylaştırmak suretiyle suçun işlenmesine yardım ettiği kabul edilerek TCK.nun 309/1 maddesi ve suçun işleniş şekli, suç kastı ile suçun konusunun önem ve değeri dikkate alınarak alt hadden uzaklaşılarak TCK.nun 39/2-c maddesi delaletiyle 39/1 maddesi uyarınca cezalandırılmasına, sanık hakkında takdiri indirimi gerektirir bir durum bulunmadığından TCK'nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir. "
13. Kararda ayrıca başvurucunun terör örgütüne üyeliğine ilişkin dosyaya belgelerin gönderildiği belirtildikten sonra şu tespitlerde bulunulmuştur:
"Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Adli Bilişim Şube Müdürlüğünün 03/08/2018 tarihinli raporunda sanıktan ele geçirilen dijital materyaller üzerinde yapılan incelemede kakao.talk uygulaması kalıntılarının tespit edildiği bildirilmiştir.
Türkiye genelinde Ardışık ve Ankesör aramalara ilişkin yapılan soruşturmalarda söz konusu haberleşme yönteminin örgüt üyeleri arasında kullanılan bir haberleşme yönteminin olduğu, bu konuda bir çok beyanın bulunduğu ve izlenilen yöntemin ayrıntıları yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere sanık hakkında Ardışık ve Ankesör aramalara ilişkin yapılan soruşturmalara ait bilgi ve belgeler dosya arasına gönderilmiş, bunlara binaen HTS raporları alınmış, yapılan incelemede sanığın bir çok kez ankesörle/sabit numaralardan arandığı ve kendisi gibi asker kişilerle de ardışık aramalarının bulunduğu ve dosyamız bir kısım sanıkları ile aynı gün aynı sabit numaradan arandığı, ayrıca bu aramaların bazısında örgüt mensuplarının arama yaparken gizliliği sağlamak için kullandıkları yöntemlerden aramalardan önce ve/veya sonra eksik numara tuşlanıp kapatılması, banka numaralarının çevrilip kısa bir sürede kapatılması şeklindeki uygulamaları da yaptıkları görülmüştür.
FETÖ/PDY ile ilgili silahlı terör örgütü üyeliği suçunun Anayasayı İhlal suçu karşısında TCK' nın 44. maddesi kapsamında kaldığı anlaşılmıştır."
14. Anılan kararda saat 03.00 sıralarında silah alınması yönündeki kanunsuz emre uyarak silah alıp verilecek emirleri beklemek şeklindeki olgu, başvurucunun yanı sıra Anayasayı ihlal suçuna yardım etmekten haklarında mahkûmiyet kararı verilen sanıkların büyük çoğunluğu hakkındaki mahkûmiyet gerekçelerinde benzer şekilde aleyhe delil olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, terör örgütü üyeliği suçundan verdiği mahkûmiyet kararları ile Anayasayı ihlal suçundan verdiği ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlar ve beraat hükümleri dışında sonuç olarak;
i. Darbe girişimine aslî fail olarak katıldığını tespit ettiği sanıkların bazıları yönünden Anayasayı ihlal suçundan ağırlaştırılmış müebbet, bazı sanıklar yönünden ise takdiri indirim nedenleri uygulamak suretiyle müebbet hapis cezası,
ii. Okul komutanı katılan İ.Ç. ile onun ve emir astsubayı olan katılan A.Ç.nin alıkonulması eylemi yönünden ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan bazı sanıklar hakkında 18 yıl, bazıları yönünden de 27 yıl hapis cezası,
iii. Darbe girişimine yardım eden sıfatıyla katıldıklarını belirlediği, muhakeme sürecinde FETÖ/PDY ile irtibatlarına dair haklarında aleyhe tanık beyanları veya askerî mahrem yapılanmaya yönelik soruşturmalar kapsamında belirlenen HTS kayıtları uyarınca ardışık olarak arandıkları tespit edilen ve aralarında başvurucunun da bulunduğu sanıkların eylemlerini bir bütün olarak Anayasayı ihlal suçuna yardım etme olarak değerlendirerek bu sanıklar hakkında sonuç olarak teşdiden 15 yıl hapis cezası,
iv. Darbe girişimine yardım eden sıfatıyla katıldıklarını belirlemekle birlikte örgüt üyeliğine dair kovuşturma evresinde dosyaya başkaca delil sunulmayan sanıklar hakkında Anayasayı ihlal etme suçuna yardım etmekten 12 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir.
15. Aralarında başvurucunun da bulunduğu sanıklar hakkındaki hükümlerin gerekçelerinde takdiri indirim nedenlerinin uygulanmayacağı belirtilmekle birlikte (bkz. § 12), hüküm fıkrasına göre Mahkeme, 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca belirlediği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından aynı Kanun'un 39. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca indirim yaparken takdiren ve teşdiden ibarelerine yer vererek anılan cezayı 18 yıl hapis cezasına indirmiş ve bu ceza üzerinden de yine 5237 sayılı Kanun'un 62. maddesi gereği indirim yaparak sonuç cezayı 15 yıl olarak bireyselleştirmiştir. Mahkeme, haklarındaki sonuç cezayı 12 yıl 6 ay olarak belirlediği sanıklar açısından ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasından aynı Kanun'un 39. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (2) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca indirim yaparken yalnızca takdiren ibaresine yer vererek cezayı 15 yıl hapis cezasına indirmiş ve bu ceza üzerinden de takdiri indirim nedenleri uyarınca indirim yaparak sonuç cezayı 12 yıl 6 ay hapis cezası olarak bireyselleştirmiştir.
16. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı -diğer itirazlarının yanı sıra- darbe girişimine iştirak ettiğine yönelik iddialar ile ankesörlü hatlardan arandığına dair tespitlere karşı yargılama sırasında dile getirdiği itirazlarına ek olarak dijital materyalde tespit edilen Kakao.talk adlı uygulamanın telefonların satın alındığı anda cihaz içine üretici firma tarafından konulan bir uygulama olduğunu ve bu uygulamanın örgütsel niteliğinin kararda ortaya konulmadığını ileri sürerek istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurmuş; anılan karar olağan kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Mevzuat
17. 5237 sayılı Kanun'un "Faillik" başlıklı 37. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur."
18. 5237 sayılı Kanun'un "Yardım etme" başlıklı 39. maddesi şöyledir:
"(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.
(2) Aşağıdaki hallerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:
a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak."
19. 5237 sayılı Kanun'un "Anayasayı ihlal" başlıklı 309. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar."
B. Yargıtay İçtihadı
20. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/10/2024 tarihli ve E.2022/3927, K.2024/11894 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Bir asker şahsın; gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun delil olacağından, bu delilin teyidive maddi gerçeğin hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulması açısından;
Bizzat kullanımında bulunan GSM hattının HTS dökümlerine göre ankesör/ardışık arama kayıtları bulunan sanığın bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda 'gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, sanığın farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadığı, ardışık aramaya dahil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı' hususlarını gösterir bir analiz inceleme ve tespit raporunun tanzim edilmesi, ayrıca sanığın görev yaptığı yerlerin tespiti ile ilgili yerlere yazı yazılmak suretiyle, görev yaptığı yerler itibariyle haklarında ankesör veya sabit hatlardan periyodik ya da ardışık aramalarının olduğuna yönelik herhangi bir kayıt, soruşturma veya kovuşturmanın olup olmadığının saptanması ve varsa buna ilişkin bilgi ve belgelerin getirtilmesi, yine sanık ile birlikte ardışık arandığı tespit edilen şahıslar var ise bu şahıslarla ilgili herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığı belirlendikten sonra şahısların tüm aşama ifadelerinin getirtilmesi, ayrıca UYAP'ta bulunan örgütlü suçlar bilgi havuzunda sanık hakkında başkaca bir beyan yahut delil bulunup bulunmadığının da araştırılması ile elde edilecek tüm bu delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafine okunarak diyeceklerinin sorulması, gerekirse beyan yahut ifade sahipleri ile ardışık arandığı şahıslar usulüne uygun tanık olarak dinlenildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
3. Suçun sübutu ve cezanın kişiselleştirilmesi bakımından belirleyici delil niteliğinde olan ve talimatla dinlenen[E.G.] ile sanıkla ardışık olarak arandığı tespit edilen [U.K.] ve [M.Y.] isimli şahısların doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı Kanun'un 180 inci maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenip AİHS’in 6/3-d ve Anayasanın 36 ncı maddeleri ile teminat altına alınan 'iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek' hakkı tanınması, sanıkların örgütteki konumu ve faaliyetleri ve söz konusu aramaların mahiyetleri ile ilgili olarak ayrıntılı beyanlarının alınması gerektiği gözetilmeden5271 sayılı Kanun'un 181 inci maddesinin birinci fıkrası ve 210 uncu maddelerine muhalefet edilmesi [kanuna aykırıdır.]"
21. FETÖ/PDY'nin askerî mahrem yapılanmasına yönelik davalarda kişilerin ankesörlü hatlardan aranmalarına dair kayıtların delil değeri açısından yapılması gereken araştırmalara ilişkin benzer yöndeki birçok karar arasından Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/11/2024 tarihli ve E.2024/705, K.2024/15150; 19/11/2024 tarihli ve E.2022/6992, K.2024/14586; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/3927, K.2024/11894 sayılı kararlarına bakılabilir.
22. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/3/2023 tarihli ve E.2022/36488, K.2023/1290 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"En son Datça Hava Radar Komutanlığında Yüzbaşı olarak görev yapmış olan sanı[ğın] adına kayıtlı ve kullanımında olan 0507 (...) (...) (...) ve 0507 (...) (...) (...)numaralı gsm hatları ile E.A. adına kayıtlı olup sanık tarafından 05.09.2008 tarihinde irtibat numarası olarak verildiği tespit edilip sanığın kullanımında olduğu belirlenen 0506 (...) (...) (...)numaralı gsm hattının,03.11.2017 tarihli 'Araştırma Tutanağı', 26.10.2017tarihli 'HTS Analiz Raporu', 16.09.2019 'HTS Analiz ve Araştırma Raporu' ve sanığın kullanımında olan GSM numaralarına ait HTS raporları üzerinde yapılan analiz sonuçlarına göre; ardışık aramaların gerçekleştiği [...] Market isimli iş yerlerine ait sabit hatlardan 15.01.2012 - 20.11.2015 tarihleri arasında bir çok kez arandığının tespit edildiği, yine kendisi gibi askeri personel olan 'F.K.', 'M.T.', 'A.T.', 'S.S.', 'G.C.', 'Ş.Ş.', 'S.A.', 'M.A.K.', 'E.F.' ve 'Y.Y.' ile mahrem yapılanma içerisinde öğretmen konumunda yer aldığı anlaşılan Fizik Öğretmeni H.D. isimli kişilerle ardışık aranmasının da bulunduğunun anlaşılması karşısında, arama sayısı, aramaların periyodik olması, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünmemesi nazara alındığında, sanığın örgütün iletişim metotlarından olan 'ankesörlü/sabit hatlardan aranma' gizli iletişim sistemine dahil olduğu, yine tanıkların aşamalarda alınan beyanlarında 'sanığın lise yıllarından itibaren örgütle bağlantısının olduğu, örgütün öğrenci evinde kaldığı, subaylık eğitimi sırasında örgütün İzmir Hava Kuvvetleri mahrem yapılanması içerisinde düzenli olarak örgütsel toplantılara katıldığı, örgüte sadakati yüksek ve bağışlarını düzenli olarak yapan bir şahıs olduğu' şeklindeki söylemleri ve sanıktan ele geçen cep telefonunda 'kakaotalk' isimli program kalıntılarının tespit edilmesi de dikkate alındığında, sanık hakkında temel cezanın belirlenmesi sırasında alt sınırdan uzaklaşılmasının dosya kapsamı ve mevcut delil durumu ile uyumlu olduğu görülmüş, mahkemenin sanığın örgüt üyesi olduğuna ilişkin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır."
23. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 26/12/2022 tarihli ve E.2022/11397, K.2022/10151 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dijital materyallere ilişkin raporda, kullanıldığına dair tespit bulunmayan kakao.talk isimli program dosyası saptandığına dair belirleme bulunan, Giresun hakimi olarak görev yaptığı dönemde 2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinde bağımsız aday olarak seçime giren fakat FETÖ/PDYsilahlı terör örgütüile iltisaklı olduğu iddia olunan adayın seçim çalışması kapsamında verdiği yemeğe, aksi kanıtlanamayan savunmaya göre hemşehrisi olması nedeniyle katılan sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katıldığını ve bu bağlamda süreklilik,çeşitlilik ve yoğunluk arzeden faaliyetlerde bulunduğunu ortaya koyan kesin ve yeterli delil elde edilemediğinden ispat edilemeyen müsnet suçtan beraati yerine, delillerin hatalı değerlendirilmesi neticesinde ve yerinde olmayan gerekçe ile mahkumiyetine hükmedilmesi [kanuna aykırıdır.]"
24. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 21/3/2018 tarihli ve E.2017/3495, K.2018/768 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
"Sanığın Kakao programını, yalnızca FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden hakkında soruşturma bulunan ve firari durumda olan eşiyle görüşmek için, eşinin yurt dışına çıkmasından sonra yükleyerek kullandığı ve yine eşiyle kişisel nitelikte bulunan whatsapp yazışmalarının adı geçen silahlı terör örgütünün üyesi bulunduğunu kanıtlayacak nitelikte bulunmadığı[... anlaşılmıştır]."
25. Konuya ilişkin diğer ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Murat Albayrak [GK], B. No: 2020/16168, 8/3/2023, §§ 59-81.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Anayasa Mahkemesinin 6/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Ankesörlü/Kontörlü Sabit Hatlarla (Telefonlarla) Yapılan İletişimin Tespiti Sonucunda Elde Edilen Veriler Yönünden Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
27. Başvurucu; ardışık aramaların tespitine yönelik iletişim bilgilerinin kolluk makamları tarafından alınmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu, bu şekilde yapılan tespitler hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu hâlde cezanın bireyselleştirilmesinde söz konusu verilerin hükme esas alınması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
28. Bakanlık görüşünde; öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının incelenmesi, bu koşulları sağladığında başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede konuya ilişkin mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, bireysel başvuru formunda dile getirdiği itirazlarını yinelemiştir.
2. Değerlendirme
29. Bireysel başvuruya konu olayda FETÖ/PDY'nin askerî mahrem yapılanmasında başvurucunun da yer aldığına dair adli makamlarca ulaşılan sonucun dayanağını öncelikle başvurucunun görev yerinde faaliyet gösteren ankesörlü/sabit hatların 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinin (6) numaralı fıkrası gereğince getirtilen HTS kayıtları ve bu kayıtlar üzerinde kolluk birimlerince yapılan değerlendirme işlemleri oluşturmaktadır.
30. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.
31. 5271 sayılı Kanun'un 135. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitinin soruşturma evresinde hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararına, kovuşturma aşamasında ise mahkeme kararına istinaden yapılacağı öngörülmüştür.
32. Anayasa Mahkemesi, Murat Albayrak kararında ankesörlü veya sabit hatlar aracılığıyla kurulan iletişimlerin örgütsel boyutuna ve bu iletişimlere konu HTS kayıtlarının hukuka uygun delil olup olmadığının değerlendirilmesine yönelik ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kararda Yargıtayın birçok kararında ankesörlü/kontörlü sabit hatlara ilişkin HTS kayıtlarının -bir delil olarak- elde ediliş yönteminin hukuka uygun olduğuna dair değerlendirmelerde bulunduğunu da belirterek Başsavcılık tarafından hâkimlik kararı doğrultusunda ankesörlü/kontörlü sabit hatlarla yapılan iletişime dair BTK'dan HTS kayıtlarının getirtilmesinin ve bu kayıtlar üzerinde şüpheli olabilecek kişilerin tespiti amacıyla kolluk birimlerine teknik analiz yaptırılmasının bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etmiştir (Murat Albayrak, §§ 67, 68, 102-108). Başvurucunun bu yöndeki itirazları dikkate alındığında, anılan kararda yer alan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Cebrail Demirel [1. B.], B. No: 2019/40502, 11/7/2023, §§ 23-28).
33. Açıklanan gerekçelerle ankesörlü/kontörlü sabit hatlarla (telefonlarla) kurulan iletişimin tespiti sonucunda elde edilen veriler yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
34. Başvurucu; mahkûmiyet kararında dijital materyallerinde tespit edilen Kakao.talk adlı uygulamayı örgütsel amaçla kullandığına dair tespitte bulunulmaması, ayrıca Başsavcılık tarafından ankesörlü hatlardan yapılan aramalara dair kayıtlara ve bu tespitlerin delil olarak değerlendirilmesi hususunda Yargıtayın yerleşik içtihatlarında aranan kriterleri sağlamadığına dair esasa etkili itirazlarının karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
35. Bakanlık görüşünde; öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının incelenmesi, bu koşulları sağladığında başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede konuya ilişkin mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının göz önüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, bireysel başvuru formunda dile getirdiği itirazlarını yinelemiştir.
2. Değerlendirme
36. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
37. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
39. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
40. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Mehmet Yavuz [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).
ii. İlkelerin Olaya Uygulanması
41. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun darbe teşebbüsü sırasında bu teşebbüsten haberdar olduğu hâlde saat 03.00 sıralarında verilen kanunsuz emre uyarak silah almak suretiyle Anayasayı ihlal suçuna yardım ettiği gerekçesiyle bu suçtan mahkûmiyet kararı vermiştir (bkz. § 12). Diğer yandan Mahkeme, başvurucuya ait dijital materyalde Kakao.talk adlı uygulamanın bulunmasını ve örgütün askerî mahrem yapılanmasına yönelik ayrı yürütülen soruşturma kapsamında davanın -isimleri belirtilmeyen- diğer sanıklarıyla birlikte farklı tarihlerde ardışık olarak arandığına, bu aramalar sırasında örgütün tedbir kurallarına aykırı olarak numara değiştirerek arama yapıldığına dair, tablolara yansıtılan HTS kayıtlarını başvurucunun terör örgütüne üyeliği suçunu işlediğine ilişkin aleyhe deliller olarak değerlendirmiş ancak her iki suça dair bir bütün olarak değerlendirdiği eylemlerin Anayasayı ihlal suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşmıştır (bkz. § 13).
42. Gerekçeli kararın içeriğine göre başvurucunun yanı sıra Anayasayı ihlal suçuna yardım etmekten haklarında mahkûmiyet kararı verilen bazı sanıklar yönünden sonuç ceza 12 yıl 6 ay hapis cezası yerine teşdiden 15 yıl hapis cezası olarak belirlenmiştir. Ancak Mahkeme kararında, aralarında başvurucunun da bulunduğu sanıklara verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası üzerinden yapılan indirimin haklarındaki sonuç ceza 12 yıl 6 ay olarak belirlenen sanıklardan farklı olarak teşdiden belirlenmesi konusunda ilgili ve yeterli gerekçe bulunduğundan söz etmek mümkün görünmemektedir. Diğer yandan, başvurucunun da aralarında bulunduğu bu sanıklar hakkındaki mahkûmiyet gerekçelerinde silah alma olgusunun yanı sıra örgütün askerî mahrem yapılanmasına yönelik ankesörlü hatlardan yapılan aramalara dair verilere ve/veya bu kişilerin örgütle irtibatlarına dair tanık beyanlarına yer verilmiş ve terör örgütü üyeliğine dair delil kabul edilen bu hususların 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesi uyarınca fikri içtima kapsamında kaldığı belirtilmiştir (bkz. § 13). Bu durumda, başvurucuya ait dijital materyalde Kakao.talk adlı uygulama bulunduğunun tespit edilmesinin ve örgütün askerî mahrem yapılanmasında yer aldığına ilişkin, kendi kullandığı GSM hattına ankesörlü hatlardan ardışık olarak yapıldığı belirtilen aramaların başvurucu hakkında Anayasayı ihlal suçuna yardım etmeden verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına aynı Kanun'un 39. maddesi uyarınca yapılan indirim miktarının -teşdiden- belirlenmesinde dikkate alındığı sonucuna ulaşmak mümkündür (bkz. § 15). Dolayısıyla Mahkemenin terör örgütü üyeliği suçu yönünden aleyhe delil olarak değerlendirdiği bu tespitleri cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesinde belirleyici nitelikte delil olarak esas aldığının kabul edilmesi gerekmektedir.
43. Yargıtay uygulamasında, Kakao.talk isimli program FETÖ/PDY mensuplarının kendi aralarındaki gizliliği sağlamak üzere kullandıkları haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Buna karşın anılan programın ByLock gibi salt FETÖ/PDY mensuplarınca örgütsel haberleşmenin sağlanması için oluşturulmuş bir uygulama olduğu yönünde bir tespit -hatta iddia- mevcut değildir. Bu programın elektronik/mobil cihazlara yüklenmesi Yargıtay tarafından da ancak örgütsel ilişkiyi gösteren başka kuvvetli olgular varsa tamamlayıcı bir unsur olarak kabul edilmekte, tek başına örgütsel bir davranış olarak değerlendirilmemektedir (bkz. §§ 23-24). Bu nedenle mevcut Yargıtay içtihatları da dikkate alındığında söz konusu uygulamanın kullanılmasını mahkûmiyet için belirleyici bir delil olarak kabul etmek pek mümkün gözükmemektedir. Kaldı ki dosya kapsamında ve gerekçeli kararda başvurucunun bu programı kullandığı kabulüne dair teknik bir tespite/rapora dayanılmamıştır. Bu bağlamda Mahkemece başvurucuya ait olduğu ifade edilen dijital verilerde bu uygulamaya ait izler bulunduğu belirtilmişse de kapsamı ve mahiyeti anlaşılamayan bu izlerin başvurucunun söz konusu uygulamayı kullandığını ya da yüklediğini ortaya koymadığı anlaşılmaktadır (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Harun Erdoğan [1. B.], B. No: 2017/27588, 22/7/2020, § 59).
44. Diğer yandan Yargıtay, kişilerin sabit veya ankesörlü hatlarla örgütsel iletişim kurma yöntemi uyarınca FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için -somut olayın özelliğine göre- yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini içtihatlarında açıkça belirlemiştir (bkz. Murat Albayrak, §§ 127-132. Ayrıca bkz. §§ 20-22).
45. Bu çerçevede Yargıtayın anılan kararlarında; sanıkla birlikte ardışık arandığı tespit edilen kişiler hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının araştırılması, ardışık aranan diğer şahıslar hakkında soruşturma bulunması hâlinde bu kişilerin tüm aşama ifadelerinin getirtilerek gerekirse tanık olarak dinlenmesinin sağlanması, sanığın kullandığını bildirdiği GSM hattı dışında operasyonel ve/veya patates hat kullanıp kullanmadığına yönelik yetkili kurumlar nezdinde araştırma yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, sanıkların bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda "gerçekleştirilen arama sayısı, aramaların ardışık ya da periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği saatler, konuşma süreleri, farklı ankesörlü telefonlardan aranıp aranmadıkları, ardışık aramaya dâhil olan şahısların aynı kuvvete mensup ve aynı rütbede olup olmadıkları, aramaları gizlemek için herhangi bir şifreleme yönteminin kullanılıp kullanılmadığı" hususlarını gösterir analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde (UYAP) araştırma yapılarak sanık hakkında herhangi bir ifade yahut beyan bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa onaylı örneklerinin getirilerek duruşmada 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine okunması, anılan Kanun'un 210. maddesi kapsamında tek veya belirleyici ifade yahut beyan sahiplerinin duruşmada tanık sıfatı ile dinlenerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği de ifade edilmiştir (bkz. R.T. [GK], B. No: 2021/47924, 29/5/2025, § 30).
46. Başvurucunun örgütsel iletişim amacıyla Kakao.talk programını kullanmadığına yönelik itirazları ve bu uygulamaya ilişkin Yargıtayın ve Anayasa Mahkemesinin değerlendirmelerinin yanı sıra ankesörlü hatlardan yapılan aramalara yönelik Yargıtayın yukarıda belirtilen uygulamaları dikkate alındığında başvurucunun ankesörlü hatlardan yapılan aramaların delil olarak kullanılabilmesine yönelik kriterlere uygun olmadığına yönelik itirazlarıyla ilgili kolluk tarafından düzenlenen tablolardan ibaret belgeye karşı bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden başvurucu ile birlikte arandığı tespit edilen diğer sanıkların kimler olduğuna ve bu kişilerin anılan tespitlere yönelik savunmalarına Mahkemece değinilmediği açıktır. Başvurucuyla birlikte ardışık arandığı belirtilen diğer sanıkların hem bu tespitlere karşı savunmalarının, hem de başvurucu hakkında suçlayıcı beyanda bulunup bulunmadıklarının değerlendirilmesi, başvurucunun kullandığını bildirdiği GSM hattı dışında operasyonel ve/veya patates hat kullanıp kullanmadığına yönelik yetkili kurumlar nezdinde araştırma yapılması ve bütün görev yerlerini kapsayan HTS kayıtları getirtilerek üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucunda analiz inceleme ve tespit raporunun düzenlettirilmesi gerektiği Yargıtay kararlarından (bkz. §§ 20-22) anlaşılmaktadır. Ayrıca gerekirse UYAP bilgi havuzunda da araştırma yapılarak başvurucu hakkında herhangi bir ifade yahut beyan bulunup bulunmadığı, varsa onaylı örneklerinin getirilerek duruşmada başvurucu ve müdafiine okunması, gerekirse de ifade yahut beyan sahiplerinin duruşmada tanık sıfatı ile dinlenerek sonucuna göre başvurucunun hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir (bkz. § 20). Dolayısıyla muhakeme sürecinde elde edilen deliller ve Mahkemenin gerekçesi dikkate alındığında kişilerin sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden örgütün hücre tipi yapılanmasına ait haberleşme ağına dâhil olup olmadıklarının belirlenmesi açısından Yargıtay tarafından ilkesel olarak ortaya konulan ve adli makamlarca yapılması gerekli görülen araştırmaların somut olayda yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
47. Mahkemece başvurucunun savunmalarında dile getirilen bu hususlarla ilgili bir araştırma veya değerlendirme yapılmamıştır. Savunmaya ilişkin olarak belirtilen olguların, Anayasayı ihlal suçuna yardım etmekten verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına 5237 sayılı Kanun'un 39. maddesi uygulandığında on beş ila yirmi yıl arasında belirlenmesi gereken cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak on sekiz yıl şeklinde belirlenmesini, dolayısıyla verilen kararın sonucunu değiştirebilme ihtimali olan iddialar olduğu, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunduğu ve bu konularda Mahkemece herhangi bir açıklama yapılmadığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 13-14).
48. Buna göre başvurucu -üzerine atılı suçu işlemediğinin yanı sıra- cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmemesi gerektiğine dair savunmasını destekleyebilecek mahiyette itirazlar sunmasına rağmen Mahkeme tarafından bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış ve başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir. Bu nedenle yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. Diğer İhlal İddiaları
50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun suç olmayan eylemlere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ile din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
51. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre, başvurucunun Anayasayı ihlal suçuna yardım etmekten verilen mahkûmiyet kararına dayanak alınan eylemleri yönünden suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkına ilişkin diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.
52. Diğer yandan başvurucunun HTS bilgilerinin mevzuatta belirtilen süreden fazla tutulması ve bu bilgilerin yargı makamlarına gönderilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görünen tazminat yolu tüketilmeden başvuru yapılması nedeniyle E. E.(3) ([1. B.], B. No: 2018/14040, 30/6/2021) kararı doğrultusunda başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. GİDERİM
53. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
54. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; A.A. ve diğerleri (2) [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).
55. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.
56. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
VII. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Ankesörlü/kontörlü sabit hatlarla (telefonlarla) yapılan iletişimin tespiti sonucunda elde edilen veriler yönünden hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Özel hayata saygı hakkı kapsamında kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının diğer güvencelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2017/115, K.2019/306) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.