BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI: SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI UYUŞMAZLIKLARINDA YENİ DÖNEM

Abone Ol

7589 Sayılı Kanun Sonrasında Güçlendirilmiş Kısmi Dava (HMK m. 109/4), Geçiş Hükümleri ve TBK m. 55'in Yeni Faiz-Mahsup Kuralları Üzerine Bir İlk Değerlendirme

I. GİRİŞ

16 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun, Türk medeni usul hukukunun 2011'den bu yana en çok tartışılan kurumlarından birini — 6100 sayılı HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını — yürürlükten kaldırdı. Değişikliğin en geniş etki alanı, kurumun en yoğun kullanıcısı olan tazminat yargılamasıdır: araç değer kaybı, sürekli ve geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve destekten yoksun kalma tazminatı gibi, miktarı ancak yargılama içinde alınacak bilirkişi raporuyla belirlenebilen sigorta ve trafik uyuşmazlıklarının tamamına yakını, on beş yıldır belirsiz alacak davası kalıbıyla açılmaktaydı.

Bu çalışmada; kaldırılan kurumun tazminat pratiğindeki işlevi, yerine ikame edilen güçlendirilmiş kısmi dava modeli (HMK m. 109/4), geçiş hükümlerinin derdest dosyalara etkisi ve aynı Kanunla TBK m. 55'e eklenen faiz ile oransal mahsup kuralları; yürürlüğün ilk ayında dava pratiğinin içinden gözlemlerle değerlendirilecektir. Belirtmek gerekir ki değişikliğe ilişkin istinaf ve Yargıtay uygulaması henüz oluşmamıştır; bu yazı, kaçınılmaz olarak bir "ilk dönem" okumasıdır.

II. KALDIRILAN KURUM: BELİRSİZ ALACAK DAVASININ TAZMİNAT PRATİĞİNDEKİ İŞLEVİ

Belirsiz alacak davasının varlık sebebi, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirlemenin davacıdan beklenemediği veya bunun imkânsız olduğu hâllerdi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; kurumun en önemli işlevlerini, davacıyı yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğraması risklerinden koruması olarak özetlemiş; alacağın belirli mi belirsiz mi olduğunun kategorik değil, her somut olayın özelliğine göre değerlendirileceğini vurgulamıştır (HGK, 2021/916 E., 2023/108 K., 22.02.2023). Öte yandan bir davada bilirkişi incelemesine gidilecek olması, tek başına belirsiz alacak davası açılabilmesi için yeterli görülmemiş; davacı dava açarken alacağını belirleyebiliyorsa belirsiz alacak davasının dinlenemeyeceği kabul edilmiştir (HGK, 2017/17-1099 E., 2019/460 K., 16.04.2019).

Bu içtihadi çerçevenin pratikteki maliyeti küçümsenmeyecek boyuttaydı: "alacak belirli miydi?" tartışması, yıllarca dava şartı (hukuki yarar) düzleminde usulden ret kararlarına, daireler arasında ölçüt farklarına ve davacılar bakımından öngörülemezliğe yol açtı. Tazminat davaları bu tartışmanın görece dışında kalmıştı; zira kusur oranına, aktüeryal hesaba ve rayiç tespitine bağlı bir alacağın dava anında belirlenmesi beklenebilir değildi. Yine de kurumun kaldırılmasının sessiz bir kazancı şimdiden not edilmelidir: yeni rejimde davacı "belirsizlik" nitelendirmesini savunmak zorunda olmadığından, bu dava şartı tartışması yeni açılan davalar bakımından büyük ölçüde tarihe karışmıştır.

III. YENİ REJİM: GÜÇLENDİRİLMİŞ KISMİ DAVA (HMK m. 109/4)

7589 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra şöyledir: "Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır."

Düzenleme, belirsiz alacak davasının sağladığı iki temel korumayı kısmi dava çatısı altına taşımaktadır. Birincisi usul ekonomisidir: talep artırımı için ıslaha gerek yoktur; artırım iddianın genişletilmesi yasağının dışına çıkarılmıştır. İkincisi zamanaşımı korumasıdır: artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayıldığından, kısmi davanın klasik zaafı olan "artırılan kısım zamanaşımına uğradı" def'i, yeni davalar bakımından dayanaksız kalmaktadır. Bu iki özellik birlikte değerlendirildiğinde m. 109/4, belirsiz alacak davasının işlevsel mirasçısıdır; kaybolan şey koruma değil, kurumun adı ve dava şartı tartışmasıdır.

Bununla birlikte yeni modelin iki kritik sınırı vardır. Artırım hakkı bir defaya mahsustur ve tahkikat sona erene kadar kullanılabilir. Bu sınırlar, tazminat pratiğinde artırım zamanlamasını stratejik bir karar hâline getirmektedir: bilirkişi kök raporuyla yetinip erken artırım yapan taraf, rapora itirazlar üzerine alınacak ek rapor veya yeni heyet raporu alacağı daha yüksek belirlediğinde ikinci bir artırım imkânı bulamayacaktır. Doğru uygulama, artırımın kural olarak hesap tartışması kapandıktan — kesin rapor yahut ek rapor aşaması tamamlandıktan — sonra, tahkikat bitmeden kullanılmasıdır.

IV. GEÇİŞ HÜKÜMLERİ: DERDEST DOSYALAR VE ESKİ KAZALAR

7589 sayılı Kanun'un geçiş hükmü (Geçici Madde 1/10) uyarınca, yürürlükten kaldırılan HMK m. 107, kaldırılma tarihinden önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder. Buna göre 16 Temmuz 2026'dan önce belirsiz alacak davası olarak açılmış sigorta ve tazminat dosyaları, talep artırımı ve faiz rejimi dâhil eski usulle yürüyecek; değişiklik yalnızca bu tarihten sonra açılan davaları etkileyecektir. Uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta, iki rejimin uzun bir süre yan yana yaşayacağıdır: aynı avukatın portföyünde bugün hem m. 107 usulüne tabi derdest dosyalar hem de m. 109/4'e göre açılmış yeni dosyalar bulunmaktadır ve iki gruptaki artırım mekanikleri birbirinden farklıdır.

V. AYNI KANUNUN GÖZDEN KAÇAN AYAĞI: TBK m. 55'TE FAİZ VE ORANSAL MAHSUP

7589 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle TBK m. 55'e eklenen fıkralar, bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatlarının hesap ve faiz rejimini doğrudan etkilemektedir. İlk kural faizi ikiye bölmektedir: tazminatın, zarar görenin kazancının bilindiği döneme ilişkin kısmına olay tarihinden; kazancın bilinemediği (varsayımsal) döneme ilişkin kısmına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilecektir. İkinci kural, tahkikat başlayana kadar ifa amacıyla yapılan ödemelerin — uygulamada tipik olarak sigorta şirketinin kısmi ödemelerinin — ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilmesini öngörmektedir.

Oransal mahsup kuralı, sigortacının erken tarihli kısmi ödemesinin yıllar sonra hesaplanan güncel tazminattan nominal (TL-TL) düşülmesinin yarattığı adaletsizliğe yasal bir formül getirmesi bakımından isabetlidir; aynı yönde gelişen içtihadi arayışları kanunlaştırmıştır. Buna karşılık faizin ikiye bölünmesi, zarar görenin aktüeryal hesabın ağırlıklı bölümünü oluşturan gelecek dönem zararında faiz başlangıcını karar tarihine ötelediğinden, uzun süren yargılamalarda mağdur aleyhine ciddi bir faiz kaybı doğurmaya elverişlidir; hükmün uygulama alanı ve "kazancın bilinebildiği dönem" ayrımının nasıl çizileceği, ilk içtihatların en çok tartışacağı sorun olacaktır. Önemle not edilmelidir ki geçiş hükmü uyarınca bu yeni kurallar yalnızca 16 Temmuz 2026'dan sonra meydana gelen zarar doğurucu olaylara uygulanır; bu tarihten önceki kazalarda eski rejim geçerlidir.

VI. SİGORTA VE TRAFİK TAZMİNATI PRATİĞİ İÇİN İLK DÖNEM GÖZLEMLERİ

Yürürlüğün ilk ayına ilişkin uygulama gözlemlerimiz üç noktada toplanabilir. Birincisi ve en acili, dilekçe şablonlarının güncellenmesi zorunluluğudur: mülga m. 107'ye dayanılarak "belirsiz alacak davası" olarak açılan yeni bir dava, yürürlükte olmayan bir usul hükmüne dayanacaktır. Büromuz pratiğinde dahi değişikliğin hemen ertesinde hazırlanan taslaklarda eski kalıbın sehven kullanıldığı ve son okumada yakalandığı vakidir; meslektaşların özellikle hazır şablonlarla çalışırken usul dayanağını m. 109'a uyarlamaları gerekir. Doğru kalıp; alacağın küçük bir kısmının fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava olarak talep edilmesi, bilirkişi raporuyla miktar belirlendikten sonra m. 109/4'teki tek seferlik artırım hakkının kullanılmasıdır.

İkincisi harç ve masraf planlamasıdır: peşin nispi harç dava edilen kısım üzerinden alınmakta, artırımda tamamlama harcı ödenmektedir; bu yönüyle maliyet dengesi belirsiz alacak dönemindekine yakındır. Üçüncüsü, Sigorta Tahkim Komisyonu yargılamasına yansımadır: tahkimde talep artırımı zaten kısmi talep mantığıyla yürüdüğünden kopuş sert olmayacaktır; ancak 5684 sayılı Kanun m. 30 çerçevesindeki tahkim pratiğinde m. 109/4'ün kıyasen uygulanma biçimi ve artırım dilekçelerine bağlanacak sonuçlar, hakem heyetleri içtihadıyla netleşecektir. Bedesten ve emsal karar sistemlerinde 7589 sonrası usule ilişkin yayımlanmış istinaf/temyiz kararı bu yazının kaleme alındığı tarihte henüz bulunmamaktadır; ilk bozma ve kaldırma kararlarının, erken/eksik artırım ile derdest dosyalarda rejim karıştırılması sorunlarından çıkması kuvvetle muhtemeldir.

VII. SONUÇ

Belirsiz alacak davasının kaldırılması, ilk bakışta tazminat davacısı aleyhine bir daralma gibi görünse de; m. 109/4'ün getirdiği ıslahsız ve zamanaşımı korumalı tek seferlik artırım mekanizması, kurumun tazminat pratiğindeki işlevini büyük ölçüde ikame etmekte, üstelik "alacak belirli miydi?" eksenindeki dava şartı tartışmasını da sonlandırmaktadır. Asıl dikkat edilmesi gereken iki alan; artırım hakkının tek seferlik yapısının gerektirdiği zamanlama disiplini ile TBK m. 55'in yeni faiz ve oransal mahsup kurallarının 16 Temmuz 2026 sonrası olaylarda hesap pratiğine etkisidir. İki rejimin yan yana yaşayacağı geçiş döneminde, dosyanın hangi rejime tabi olduğunun her işlemde ayrıca doğrulanması, meslek pratiğinin yeni bir refleksi hâline gelmelidir.

KAYNAKÇA

- 7589 sayılı Kanun m. 18, 20 ve Geçici Madde 1/10 (RG: Temmuz 2026); 6100 sayılı HMK m. 107 (mülga), m. 109; 6098 sayılı TBK m. 55; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30.

- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/916, K. 2023/108, T. 22.02.2023.

- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/17-1099, K. 2019/460, T. 16.04.2019.