Yapay zekâ tartışmalarında yeni ve daha sert bir eşiğe geldik. Bugüne kadar yapay zekâ çoğunlukla sorulara “cevap veren” bir sistem olarak gündeme geliyordu. Hatalı cevap veriyor, uydurma kaynak gösteriyor, metin özetlerken bağlamı kaçırıyor ya da ikna edici görünen ama hukuken sorunlu değerlendirmeler yapıyordu. Bu hatalar elbette önemsiz değildi; fakat çoğu zaman metin düzeyinde kalıyordu.
Şimdi ise yapay zekâ, metin üreten bir araç olmaktan çıkıp, kullanıcı adına işlem yapan bir ajana dönüşüyor. E-posta yazmakla yetinmeyen, gönderme aşamasına yaklaşan; takvimi yalnızca göstermeyen, randevu düzenleyen; müşteri hizmetlerine cevap taslağı hazırlamakla kalmayan, tüketici adına bildirimde bulunabilen; şirket adına teklif, teyit veya cevap oluşturabilen sistemlerden söz ediyoruz.
Bu dönüşüm hukuk sistemleri bakımından basit bir teknoloji yeniliği değildir. Çünkü yapay zekânın yaptığı hata artık yalnızca “yanlış bilgi” üretmekle sınırlı kalmayabilir. Hata; yanlış kişiye gönderilen gizli bir e-posta, hatalı kabul beyanı, yanlış abonelik iptali, süresinde yapılmamış bildirim, ticari teklifin yanlış iletilmesi veya mesleki sır içeren bir belgenin ifşası biçiminde ortaya çıkabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel sorusu şudur: Yapay zekâ ajanı benim adıma işlem yaptıysa, bu işlemden doğan sorumluluk kime ait olacaktır?
Bu soruya tek cevap vermek mümkün değildir. Çünkü yapay zekâ ajanının yaptığı işlemin sonucu, ajanın kimin adına hareket ettiğine göre değişir. Tüketici adına yapılan işlem ile tacir adına yapılan işlem aynı hukuki rejime tabi tutulamaz. Meslek erbabının yapay zekâ ajanı kullanması ise ayrıca değerlendirilmesi gereken daha hassas bir sorumluluk alanı doğurur.
Dijital Vekâlet: Yeni Bir Ara Kavram
Burada “vekâleten işlem” ifadesini dar anlamda vekâlet sözleşmesiyle sınırlı kullanmıyorum. Daha geniş bir olguyu tarif ediyorum: Bir kişinin veya organizasyonun, yapay zekâ ajanına belirli bir dijital alanda kendi adına araştırma yapma, beyan üretme, işlem hazırlama veya dış dünyaya sonuç doğurabilecek bir eylemde bulunma yetkisi vermesi.
Bu ilişkiyi “dijital vekâlet” olarak adlandırabiliriz.
Dijital vekâlet üç derecede karşımıza çıkar.
Birinci derece bilgi vekâletidir. Ajan araştırır, özetler, karşılaştırır, seçenekleri sıralar. Burada dış dünyaya yönelmiş bir işlem yoktur. Hata varsa genellikle yanlış bilgi, eksik değerlendirme veya hatalı yönlendirme düzeyindedir.
İkinci derece hazırlık vekâletidir. Ajan e-posta, sözleşme taslağı, cevap metni, ihtar, cayma bildirimi veya ticari teklif hazırlar. Fakat henüz bunu kullanıcı adına göndermemiştir. Bu aşamada risk artar; ancak son denetim hâlâ kullanıcıdadır.
Üçüncü derece ise eylem vekâletidir. Ajan, kullanıcı adına dış dünyaya sonuç doğurabilecek bir işlem yapar: e-posta gönderir, SMS yollar, rezervasyon yapar, abonelik iptal eder, müşteri hizmetlerine beyanda bulunur, sipariş verir, takvim değiştirir veya ticari ilişkiyi etkileyebilecek bir cevap üretir.
Hukuki sorun asıl burada başlar.
Çünkü artık yapay zekâ yalnızca düşünceyi destekleyen bir araç değil, irade açıklamasının oluşumuna ve dış dünyaya yönelmesine katılan bir işlem aracıdır. Böyle bir sistemin hatasını yalnızca “kullanıcı istemi iyi yazamadı” cümlesiyle açıklamak mümkün değildir.
I. Yapay Zekâ Ajanının Tüketici Adına Yaptığı İşlemler
Tüketici işlemlerinde yapay zekâ ajanı, çoğu zaman zayıf taraf konumundaki kullanıcının dijital yardımcısı olarak çalışacaktır. Uçak bileti arayacak, otel rezervasyonu önerecek, abonelik iptali için metin hazırlayacak, cayma hakkı bildirimi oluşturacak, müşteri hizmetlerine şikâyet yazacak, fiyat karşılaştırması yapacak veya mesafeli satış ilişkisinde tüketici adına bazı işlemleri kolaylaştıracaktır.
Burada ilk soru şudur: Tüketici, yapay zekâ ajanının yaptığı işlemi ne ölçüde denetlemekle yükümlüdür?
Tüketici hukuku bakımından cevap, tacir işlemlerinden farklı olmalıdır. Çünkü tüketici, yapay zekâ sisteminin teknik sınırlarını, modelin hata ihtimalini, platformun hangi veriye eriştiğini, hangi işlemleri otomatik yaptığını ve hangi kayıtları tuttuğunu çoğu zaman gerçek anlamda bilemez. Tüketici, arayüzün verdiği güven duygusuna, ürünün pazarlama diline ve sistemin kendinden emin davranışına dayanır.
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da haksız şart, tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve dürüstlük kuralına aykırı biçimde tüketici aleyhine dengesizlik doğuran şart olarak tanımlanır; tüketici sözleşmelerindeki haksız şartların kesin olarak hükümsüz olduğu kabul edilir. Bu çerçevede, yapay zekâ platformlarının “ajan tarafından yapılan her işlemden münhasıran kullanıcı sorumludur” biçimindeki genel ve soyut kayıtları, tüketici işlemleri bakımından ayrıca denetlenmelidir.
Örneğin yapay zekâ ajanı tüketici adına bir abonelik iptali bildirimi gönderirse, bu işlem tüketicinin hakkını kullanmasını kolaylaştırabilir. Ajanın gönderdiği e-posta veya SMS, ileride tüketicinin süresinde başvurduğunu, cayma hakkını kullandığını, iade talebinde bulunduğunu veya ayıplı mal/hizmet konusunda satıcıyı haberdar ettiğini göstermeye yarayabilir.
Fakat aksi yönde bir ihtimal de vardır. Ajan, tüketici adına yanlışlıkla bir ek hizmeti kabul edebilir, cayma hakkından vazgeçildiği izlenimi doğuran bir cevap gönderebilir, ödeme planını onaylayabilir veya tüketiciyi aleyhe bağlayan bir beyan üretebilir. Böyle bir durumda otomatik beyanın tüketiciyi ne ölçüde bağlayacağı, somut olayın bütün koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Tüketici açıkça bilgilendirilmemişse, işlem bazlı onay alınmamışsa, sistem tüketiciyi yanıltıcı bir güven içinde hareket ettirmişse veya platform kendi sorumluluğunu genel işlem şartlarıyla tamamen tüketiciye yıkmaya çalışmışsa, “ajan yaptı ama bütün sonuç tüketiciye aittir” demek hakkaniyete uygun olmayacaktır.
Tüketici işlemlerinde temel ilke şu olmalıdır: Yapay zekâ ajanının hatası, tüketicinin teknik yetersizliğine indirgenemez. Platformun aydınlatma, açık onay, geri alma imkânı sağlama ve yanıltıcı güven yaratmama yükümlülükleri ayrıca değerlendirilmelidir.
II. Yapay Zekâ Ajanının Tacir Adına Yaptığı İşlemler
Tacir bakımından tablo değişir. Tüketicinin korunması gereken zayıf taraf olması karşısında, tacir ticari faaliyetlerinde daha yüksek bir özen standardına tabidir. Türk Ticaret Kanunu m. 18/2 uyarınca her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Bu yükümlülük, öğretide de tacir açısından objektif ve ağırlaştırılmış bir özen ölçütü olarak ele alınmaktadır.
Bu nedenle bir tacirin yapay zekâ ajanını işletmesine dahil etmesi, sıradan bir teknik tercih değildir. Tacir bu sistemi müşteri ilişkilerine, teklif süreçlerine, sipariş onayına, fiyatlandırmaya, stok yönetimine, ödeme takibine veya sözleşme müzakerelerine bağlıyorsa, ortaya çıkacak hataları öngörmek ve denetim mekanizması kurmakla yükümlüdür.
Tacirin kurumsal e-posta adresinden gönderilen otomatik bir teklif, yapay zekâ ajanı tarafından oluşturulmuş olsa bile üçüncü kişi nezdinde güven doğurabilir. Aynı şekilde otomatik sipariş teyidi, teslim tarihi bildirimi, fiyat kabulü, indirim vaadi, ödeme planı veya müşteri şikâyetine verilen cevap, ticari uyuşmazlıkta tacirin aleyhine değerlendirilebilecek bir kayıt haline gelebilir.
Burada “ben değil, ajan yaptı” savunmasının sınırı daralır. Çünkü tacir, ajanın kurumsal kanaldan konuşmasına imkân veren organizasyonu kendisi kurmuştur. Müşteri, şirketin alan adından, şirketin CRM sisteminden, şirketin resmî mesajlaşma hattından veya ticari hesaplarından gelen cevaba makul olarak güvenmişse, tacirin bu görünüşü sonradan tamamen yok sayması kolay olmayacaktır.
Bu nedenle tacir bakımından sorumluluk iki başlıkta toplanır.
İlk olarak organizasyon kusuru gündeme gelir. Tacir, yapay zekâ ajanının hangi işlemleri tek başına yapabileceğini, hangi işlemlerde insan onayı gerekeceğini, hangi beyanların bağlayıcı sonuç doğurabileceğini ve hangi riskli kelimelerin sistem tarafından kullanılmaması gerektiğini önceden belirlemelidir.
İkinci olarak görünüşe güven sorunu doğar. Tacirin kurumsal iletişim kanallarından gelen bir otomatik beyan, üçüncü kişide makul güven yaratıyorsa, tacir her durumda “bu beyanı insan vermedi” diyerek sonuçlardan kaçınamayabilir.
Tacir işlemlerinde temel ilke şu olmalıdır: Yapay zekâ ajanı, tacirin işletme organizasyonunun dışındaki yabancı bir unsur değil, bizzat tacirin ticari faaliyetlerine dahil ettiği dijital yardımcıdır. Bu nedenle ajanın doğurduğu görünüş, belirli koşullarda tacire isnat edilebilir.
III. Yapay Zekâ Ajanının Meslek Erbabı Adına Yaptığı İşlemler
Meslek erbabı bakımından mesele daha hassastır. Avukat, arabulucu, mali müşavir, hekim, sigorta aracısı, yatırım danışmanı, mimar, mühendis veya başka bir uzmanlık alanında faaliyet gösteren kişi, yapay zekâ ajanını kullandığında yalnızca sözleşmesel sorumluluk değil; mesleki özen, sır saklama, sadakat, kişisel verilerin korunması ve güven ilişkisi de gündeme gelir.
Meslek erbabı açısından yapay zekâ ajanı karar destek aracı olabilir. Dosya özetleyebilir, taslak hazırlayabilir, görüş seçeneklerini sıralayabilir, mevzuat veya içtihat taramasına yardımcı olabilir. Fakat mesleki kararın yerine geçemez. Meslek mensubu, kendi uzmanlık alanındaki değerlendirmeyi ajana devredemez; yalnızca ajandan yararlanabilir.
Bir avukatın yapay zekâ ajanına dava dosyasını özetletmesi ile ajanın müvekkile veya karşı tarafa otomatik cevap göndermesi aynı risk düzeyinde değildir. İlkinde iç çalışma aracı vardır. İkincisinde mesleki ilişkiyi, güveni ve hatta temsil alanını etkileyebilecek bir dış işlem söz konusudur.
Ajanın yanlış süre hesabı yapması, müvekkile hatalı hukuki tavsiye içeren e-posta göndermesi, karşı tarafa gizli belge iletmesi, uzlaşma teklifini yanlış ifade etmesi veya mesleki sır niteliğindeki bilgiyi yetkisiz kişiye açıklaması halinde, meslek erbabının “bunu ben değil ajan yaptı” savunması kural olarak sınırlı değer taşımalıdır. Çünkü meslek erbabı, kullandığı aracın çıktısını denetlemekle yükümlüdür.
Burada Türk Borçlar Kanunu m. 116’da düzenlenen yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk kurumu, doğrudan ve mekanik biçimde yapay zekâya uygulanabilecek bir hüküm gibi görülmemelidir; zira yapay zekâ hukuken kişi değildir. Ancak hükmün arkasındaki düşünce önemlidir: Borçlu, borcun ifasını veya borç ilişkisinden doğan bir hakkın kullanılmasını yardımcılarına bırakmış olsa bile, bu ifa sürecinde karşı tarafa verilen zarardan sorumlu tutulabilir. TBK m. 116’nın özellikle uzmanlığı gerektiren hizmetlerde sorumluluğun önceden kaldırılmasına ilişkin sınırlamaları da mesleki hizmetlerde özen standardının ağırlığını gösterir.
Bu mantık, yapay zekâ ajanları bakımından yeni bir tartışma alanı açmaktadır. Yapay zekâ bir “yardımcı kişi” değildir; fakat meslek erbabının ifa organizasyonuna dahil ettiği bir yardımcı araçtır. Bu aracın denetlenmeden kullanılması, mesleki kusurun doğmasına neden olabilir.
Meslek erbabı işlemlerinde temel ilke şu olmalıdır: Yapay zekâ ajanı mesleki özen yükümlülüğünü hafifleten değil, yanlış kullanıldığında bu yükümlülüğün ihlalini görünür kılan bir araçtır.
IV. Otomatik SMS ve E-postaların HMK Anlamında Belge Niteliği
Yapay zekâ ajanlarının hukuk dünyasında yaratacağı en önemli sonuçlardan biri, otomatik yazışmaların delil değeridir. Ajan tarafından gönderilen SMS, e-posta, sohbet cevabı, sistem bildirimi, işlem kaydı veya otomatik onay mesajı, ileride bir uyuşmazlıkta tarafların önüne “belge” olarak çıkabilir.
HMK m. 199’a göre uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metinler, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve benzeri bilgi taşıyıcıları belge sayılır. Bu geniş tanım, yapay zekâ ajanlarının ürettiği otomatik elektronik kayıtların da yargılamada belge olarak değerlendirilmesine imkân verir.
Elbette burada dikkatli bir ayrım gerekir. Bir elektronik kayıt veya otomatik e-posta HMK anlamında belge olabilir; fakat bu, onun her zaman senet veya kesin delil niteliğinde olduğu anlamına gelmez. Belge kavramı, senet kavramından daha geniştir. Elektronik verinin kim tarafından üretildiği, hangi hesaptan gönderildiği, değiştirilebilir olup olmadığı, bütünlüğünün korunup korunmadığı, karşı tarafça inkâr edilip edilmediği ve teknik doğrulamasının nasıl yapılacağı ayrıca değerlendirilmelidir.
Buna rağmen otomatik SMS ve e-postaların belge niteliği taşıması çok önemli sonuçlar doğurur. Çünkü artık ajanın ürettiği her cevap, yalnızca geçici bir dijital çıktı değildir. İleride şu vakıaların ispatında kullanılabilecek bir delil parçasıdır:
· Ajanın hangi tarihte hangi beyanı gönderdiği,
· hangi hesaptan veya kurumsal kanaldan işlem yaptığı,
· kullanıcının işlem bazlı onay verip vermediği,
· muhatabın bu beyana güvenip güvenmediği,
· platformun veya işletmenin uyarı mekanizması kurup kurmadığı,
· meslek erbabının denetim yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği.
Bu noktada tüketici, tacir ve meslek erbabı bakımından sonuçlar yine farklılaşır.
Tüketici bakımından otomatik e-posta veya SMS, tüketicinin hakkını süresinde kullandığını gösterebilir. Cayma bildirimi, iade talebi, abonelik iptali, ayıplı mal ihbarı veya şikâyet başvurusu, ajan aracılığıyla yapılmış olsa bile tüketici lehine belge niteliği taşıyabilir. Buna karşılık tüketici aleyhine sonuç doğuran otomatik kabul, vazgeçme veya onay beyanları daha sıkı denetlenmelidir.
Tacir bakımından kurumsal kanaldan gönderilen otomatik cevap, ticari uyuşmazlıkta daha ağır sonuç doğurabilir. Bir teklif, fiyat bildirimi, sipariş teyidi, teslim tarihi veya ödeme planı; ajanın otomatik cevabı olsa bile tacirin organizasyonundan çıkmış bir belge olarak tartışılabilir.
Meslek erbabı bakımından ise otomatik yazışmalar, mesleki özenin yerine getirilip getirilmediğini gösterebilir. Bir avukatlık bürosundan gönderilen otomatik süre bilgisi, bir mali müşavirin sisteminden çıkan vergi beyanı yönlendirmesi, bir sigorta aracısının otomatik teminat açıklaması veya bir danışmanın otomatik yatırım değerlendirmesi, ileride sorumluluk iddiasının merkezine yerleşebilir.
Bu nedenle yapay zekâ ajanları çağında her otomatik mesaj, yalnızca iletişim kolaylığı değil, aynı zamanda gelecekte delil olarak kullanılabilecek bir çıktıdır.
V. Platform Sorumluluğu ve Kullanıcı Sorumluluğu Arasında Yeni Denge
Yapay zekâ ajanları bakımından sorumluluğu yalnızca kullanıcıya veya yalnızca platforma yüklemek isabetli değildir. Daha doğru yaklaşım, somut olayda yetki düzeyi, taraf sıfatı, işlem alanı ve denetim imkânı üzerinden kusuru paylaştırmaktır.
Platform sağlayıcısı, ajanı hangi kabiliyetlerle piyasaya sunduğunu, kullanıcıya nasıl tanıttığını, hangi uyarıları yaptığını, hangi işlemlerde açık onay istediğini, riskli işlemleri nasıl sınırladığını ve kayıtları nasıl tuttuğunu açıklayabilmelidir. Özellikle tüketici işlemlerinde platformun aydınlatma ve şeffaflık yükümlülüğü daha ağır değerlendirilmelidir.
Kullanıcı ise ajana verdiği yetkinin kapsamından sorumludur. Ancak kullanıcının sorumluluk düzeyi, onun tüketici, tacir veya meslek erbabı olmasına göre değişir. Tüketici teknik sınırları bilmeyebilir; tacir bilmek ve öngörmek zorundadır, meslek erbabı ise ayrıca mesleki özen süzgecinden geçirmekle yükümlüdür.
Bu nedenle yapay zekâ ajanları için tek tip bir sorumluluk rejimi yeterli olmayacaktır. Aynı otomatik e-posta, tüketici adına gönderildiğinde koruyucu hukuk mantığıyla; tacir adına gönderildiğinde basiretli tacir standardıyla, meslek erbabı adına gönderildiğinde mesleki özen ve sır saklama yükümlülüğüyle değerlendirilmelidir.
Sonuç: Ajanın Hatası Kimin Hukuki Alanında Doğdu?
“Ben değil, ajan yaptı” cümlesi yakın geleceğin en yaygın savunmalarından biri olmaya adaydır. Fakat bu savunma her durumda aynı sonucu doğurmayacaktır.
Tüketici bakımından bu savunma, platformun aydınlatma eksikliği, haksız şart, yanıltıcı arayüz ve açık onay yetersizliğiyle birlikte değerlendirilecektir.
Tacir bakımından aynı savunma, basiretli tacir standardı ve organizasyon kusuru karşısında daha sınırlı kabul edilecektir.
Meslek erbabı bakımından ise savunmanın alanı daha da daralacaktır; çünkü mesleki özen, sır saklama ve kişisel denetim yükümlülüğü yapay zekâ ajanına devredilemez.
Bu nedenle asıl soru, “ajan hata yaptı mı?” değildir. Asıl soru şudur:
Ajan kimin adına, hangi sıfatla, hangi yetki düzeyinde ve hangi hukuki ilişki içinde işlem yaptı?
Yapay zekâ ajanlarının hukuki ağırlığı da tam burada ortaya çıkmaktadır. Onlar yalnızca dijital yardımcılar değildir. Beyan üretmekte, işlem zinciri kurmakta, elektronik iz bırakmakta ve uyuşmazlık doğduğunda HMK anlamında belge olarak yargılama dosyasına girebilecek kayıtlar meydana getirmektedir.
Geleceğin sorumluluk hukuku, büyük ölçüde bu izlerin nasıl okunacağına bağlı olacaktır.
Çünkü yapay zekâ çağında güven, artık yalnızca sistemin ne kadar akıllı olduğuyla ölçülmeyecektir. Asıl güven; sistemin hangi sınırda durduğunu bilmesi, kullanıcının hangi sıfatla hareket ettiğini ayırt etmesi, işlem kayıtlarını denetlenebilir kılması ve hata doğduğunda sorumluluğu belirsizliğe terk etmemesiyle kurulacaktır.