CHP Kararı ve “Mutlak Butlan” Tartışması

Abone Ol

Cumhuriyet Halk Partisi hakkında verilen Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21 Mayıs tarihli “mutlak butlan” kararı, yalnızca siyaseti değil, ekonomi ve hukuk çevrelerini de derinden sarstı.

Kararın ardından piyasaların verdiği tepki, siyasal belirsizliğin ekonomiye ne kadar hızlı yansıdığını bir kez daha gösterdi. Ancak asıl önemli olan, ortaya çıkan yeni ve tartışmalı hukuki sorunlardır.

İstinaf mahkemesi, Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultay’da genel başkanlığı kaybeden Kemal Kılıçdaroğlu’nu, “tedbirli mutlak butlan” kararıyla yeniden partinin başına getirdi.

Kararın duyulmasının ardından birçok kişi bana önce şu soruyu sordu:

“Mutlak butlan nedir?”

Hukukta mutlak butlan; kanuna, kamu düzenine veya genel ahlaka açıkça aykırı bir hukuki işlemin, sanki hiç yapılmamış sayılmasıdır.
Başka bir ifadeyle, işlem daha doğduğu anda hükümsüzdür. Sonradan düzeltilmesi veya tarafların kabulüyle geçerli hale gelmesi mümkün değildir.

Mutlak butlanın bazı temel özellikleri vardır:

• Herkes tarafından ileri sürülebilir.

• Zamanaşımına tabi değildir.

• Tarafların sonradan onayı geçersiz işlemi geçerli hale getirmez.

Bunun klasik örneklerinden biri, evli bir kişinin ikinci kez evlenmesidir. Böyle bir evlilik baştan itibaren yok hükmündedir ve herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir.

Buna karşılık hukukta bir de “nisbi (göreceli) butlan” vardır.
Burada işlem tamamen yok sayılmaz; yalnızca korunmak istenen kişinin talebiyle iptal edilebilir.

Örneğin 15 yaşındaki bir çocuğun velisinden izin almadan yaptığı bir bisiklet satın alma işlemi, veli tarafından sonradan onaylanırsa geçerli hale gelebilir. Süresi içinde dava açılmazsa da işlem kesinleşebilir.

Siyasi partilerin kongreleri veya kurultayları, kanunun emredici hükümlerine ya da kamu düzenine aykırı biçimde yapılmışsa, teorik olarak mutlak butlan yaptırımı gündeme gelebilir.
Ancak bana göre siyasal partiler ile derneklerin aynı hukuki mantık içinde değerlendirilmesi doğru değildir.

Çünkü siyasi partiler sıradan özel hukuk tüzel kişileri değildir.

Siyasi partiler; belirli bir ideoloji, program veya dünya görüşü etrafında birleşerek devlet yönetimini etkilemek ya da iktidara gelmek amacıyla örgütlenen anayasal yapılardır. İşleyişleri özel olarak Siyasal Partiler Kanunu’na tabidir.

Dernekler ise kazanç paylaşma amacı dışında ortak bir hedef için bir araya gelen kişilerin oluşturduğu tüzel kişiliklerdir ve Dernekler Kanunu hükümlerine göre faaliyet gösterirler.

Bu nedenle bir siyasi partinin kurultayına uygulanacak yaptırımların, bir dernek genel kuruluna uygulanan klasik özel hukuk mantığıyla birebir aynı olmaması gerekir.

Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi kararında aynen şöyle denilmektedir:

“4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Seçimli Kurultayı’nın mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verildiğinden, bu tarihten sonra yapılan tüm olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu kurultaylarda alınan tüm kararların iptaline…”

İşte hukuki tartışmanın en kritik noktası da burada başlamaktadır.

Çünkü klasik genel kurul iptali davalarında, hangi genel kurulun iptali istenmişse yalnızca o toplantı hakkında karar verilir.
Dava sürerken yeni bir genel kurul yapılmışsa, onun için ayrıca yeni bir dava açılması gerekir.

Bu nedenle verilen kararın sonraki bütün kurultayları da kapsayacak şekilde genişletilmesi, Türk hukuk uygulamasında yeni ve tartışmalı bir alan açmıştır.

Bir başka önemli sorun ise şudur:

Mahkeme kararıyla eski yönetim yeniden yetkili kabul edildiğine göre, Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı kim tarafından kullanılacaktır?

Yetkileri kaldırılan mevcut yönetim mi?

Yoksa mahkeme kararıyla yeniden görevlendirilen önceki yönetim mi?

Kanaatimce burada da klasik usul anlayışının ötesine geçen yeni bir yorum ve uygulamaya ihtiyaç vardır.

Çünkü mesele artık yalnızca bir parti içi çekişme değil; demokratik temsil, siyasi meşruiyet ve hukuk güvenliği sorunudur.