Çocuğun İşlediği Suçtan Ailenin Sorumlu Tutulmasına İlişkin Görüşler

Abone Ol

17.03.2026 tarihinde kaleme aldığımız “Çocuğun İşlediği Suçtan Ailesi Sorumlu Tutulabilir mi?” başlıklı yazımızda; konuya ilişkin görüşlere, eleştirilere ve önerilere yer vermiştik. Bu yazımızda ise; çocuğun işlediği suç sebebiyle ailenin ceza sorumluluğunun doğmasının mümkün olup olmadığı ve bunun sonuçlarının neler olabileceği ile ilgili görüşlere yer verilmiş olup, yazının sonuna konuyu özetleyen bir tablo eklenmiştir.

Görüş 1: Çocuğun işlediği suçtan ailesi sorumlu tutulabilir.

- Çocuğun yetiştirilmesinde yapılan hatalar, gözetim, bakım, eğitim ve öğrenim gibi eksikler sebebiyle çocuk suç işleyebilmektedir. Ebeveynlerin hataları veya eksikleri sebebiyle suçun önlenemediği haller vardır. Ailenin; çocuğun yanlış davranışlarına rağmen Devletten destek talebinde bulunmadığı, bunu ihmal ettiği hallerde, bakım ve gözetim yükümlülüğü olan kişinin de suça yardım eden sıfatıyla iştirak ettiği söylenebilir.

- “Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali” başlıklı TCK m.233’de öngörülen ceza, cezalandırmanın amaçlarını sağlama bakımından yeterli değildir (genel önleme, özel önleme, ödetme). Ailenin bakım ve gözetim yükümlülüğünü gereğine uygun yerine getirmemesi sebebiyle çocuğun suç işlediği haller yönünden, ebeveynlerin kasti veya taksirli derecede ceza sorumluluğuna bağlı yasal düzenlemelerde eksiklik bulunmaktadır.

- Çocuklar yönünden öngörülen cezalar artırılabileceği gibi, “yaş küçüklüğü” hususunda da değişikliklere gidilebilir.

- Özellikle kasten insan öldürme, yağma, hırsızlık gibi suçları işleyen çocukların cezalarında indirim yapılmaması, hatta 12 yaşını doldurmayan çocuğun cezasızlığı yerine, bu yaş sınırının aşağı indirilmesi, 12 yaşını doldurmuş 15 yaşını doldurmamış ve 15 yaşını doldurmuş suç tarihinde 18 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından tam ceza sorumluluğu kabul edilmeyecekse, cezada indirim oranlarının azaltılması veya bazı suçlar yönünden bu azaltmanın düşünülmesi, özellikle bir terör örgütünün veya suç örgütünün faaliyetleri kapsamında suç işleyen çocukların ceza sorumluluklarının tam olması veya ceza indirimlerinin daha az yapılması düşünülebilir.

Görüş 2: Çocuğun işlediği suçtan ailesi sorumlu tutulamaz.

- Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi: Herkes kendi kusurlu fiilinden sorumludur.

- Ailenin, Aile Hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini ihmal etmesi veya icrai hareketlerle yerine getirmemesi sebebiyle çocuğun suça sürüklendiği ispatı, yani bu illiyet bağının nasıl kurulabileceği belirsizdir. Kişinin bir suçtan cezalandırılabilmesi için, kişi aleyhine şüphenin yüzde yüz yenilmesi gerekmektedir.

- Çocuğun yanlış davranışlarının bildirilmemesi, ailenin yardım eden sıfatıyla suça iştirak ettiği anlamına gelmez, çünkü kanunlar bakım ve gözetim yükümlülüğü olan kişiler yönünden bildirim yükümlülüğü öngörmemiştir. Örneğin; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m.5’de ve m.6’da sadece kamu kurumları yönünden korunma ihtiyacı olan çocukların bildirilmesi yükümlülüğü öngörülmüş olup, çocuk ile çocuğun bakımından sorumlu olan kişiler yönünden ise “başvurabilir” ifadesine yer verilmiştir. Dolayısıyla, çocuğun ailesinin bildirim yükümlülüğü yoktur. Aile için bildirim yükümlülüğü bile öngörülmemiş iken, kişilerin aynı sebeple suça iştirak ettiklerinin kabulü mümkün değildir.

- TCK m.38’de “Azmettirme”, m.39’da ise “Yardım etme” kurumları düzenlenmiştir. Bunların şartları somut olayda varsa, ailenin ceza sorumluluğu zaten gündeme gelecektir. Bunun dışında öngörülecek bir sorumluluk, nedensellik bağı kurulmadan ceza verilmesine yol açacak ve “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi ihlal edilecektir. Çocuğun sırf bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihmal edilmesi sebebiyle suç işlediğinin nasıl tespit edileceği belirsizdir. Böyle bir düzenleme, otomatik ceza sorumluluğuna yol açacak nitelikte olacaktır.

- Olağan bakım ve gözetim yükümlülüğünün ne olduğu belirsizdir. Çocuk yetiştirmenin, bakımının ve gözetiminin sabit kuralları yoktur. Bu nedenle “kanunilik” ilkesinin de ihlali gündeme gelecektir.

- Suç işleyen çocuğun topluma kazandırılması hedeflenirken, çocuğun ailesinin de cezalandırılması uslandırmayı ve topluma kazandırmayı imkansız hale getirecektir. Hatta Anayasanın “Ailenin korunması ve çocuk hakları” başlıklı 41. maddesi de ihlal edilecektir.

- Parçalanmış aile yapısında, sırf velayet annede veya babada olduğu için, çocuğun işlediği suçtan bu ebeveynin sorumlu tutulması hakkaniyete aykırı sonuçlara yol açacaktır. Velayet hakkı olmayan ve çocukla da ilgilenmeyen ebeveynin, çocuğun suç işlemesi ile ilgisinin nasıl kurulacağı açık değildir.

- Çok çocuklu ailelerde çocuklardan birisinin suç işlediği durumda; ailenin buna neden olduğu tespit edilip, ailenin cezalandırılması halinde diğer çocuklar da ebeveynsiz kalacaktır. Bu durum telafi edilemez sonuçlara yol açacaktır. Hatta ebeveynlerinden bu sebeple uzaklaşan çocukların daha sonra suça karışması halinde, ebeveynlerinin de cezalandırılmasının suça neden olduğu söylenebilecektir. Oysa Devlet, Anayasa m.41 uyarınca çocukların korunmasından sorumludur. Bu kapsamda her çocuk; korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

- Bir çocuğun bakımının ve gözetiminin üstlenilmesi ile birden fazla çocuğun bakımının ve gözetiminin üstlenilmesi aynı yük değildir. Bu durumda; aileye de ceza verilmesinin öngörülmesinin, doğum oranlarını dahi etkileyebileceği düşünülmelidir.

Görüş 1: Çocuğun işlediği suçtan ailesi sorumlu tutulabilir.

Görüş 2: Çocuğun işlediği suçtan ailesi sorumlu tutulamaz.

Ailenin bakım ve gözetim eksiklikleri çocuğu suça yöneltebilir.

Ceza sorumluluğu şahsidir. Herkes kendi kusurlu fiilinden sorumludur.

Ailenin ihmali, suçun önlenememesine neden olabilir veya suça dolaylı katkı sağlayabilir.

İlliyet bağı kurulamadan ceza verilemez. Ailenin ihmali sebebiyle çocuğun suç işlediği şeklinde illiyet bağının kurulması güçtür.

Çocuğun yanlış davranışlarının görevli kurumlara bildirilmemesi ve destek alınmaması, yükümlülük ihlali olarak değerlendirilebilir.

İştirakin şartları oluşmadan, bu sebeple ceza sorumluluğunun doğduğundan bahsedilemez.

Ailenin ceza sorumluluğu genişletilmelidir.

Ailenin çocuğunun davranışlarını bildirme yükümlülüğü yoktur. Bu nedenle, destek alınmaması da suç işlendiğine gerekçe gösterilemez.

“Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali” başlıklı TCK m.233 ceza sorumluluğu bakımından yetersizdir.

Zaten şartların oluşması halinde ailenin “Azmettirme” başlıklı TCK m.38 ve “Yardım etme” başlıklı TCK m.39 uyarınca ceza sorumluluğunun doğması mümkündür.

Caydırıcılık için daha ağır yaptırımlar öngörülmelidir.

Ailenin hangi davranışlarının bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali niteliğinde olacağı belirsizdir.

Çocukların işlediği ağır suçlarda indirimler azaltılmalıdır. Özellikle bir terör örgütünün veya suç örgütünün faaliyetleri kapsamında suç işleyen çocukların ceza sorumluluklarının tam olması veya ceza indirimlerinin az yapılması düşünülebilir.

Çocuğun sırf bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihmal edilmesi sebebiyle suç işlediğinin nasıl tespit edileceği belirsizdir. Böyle bir düzenleme, otomatik ceza sorumluluğuna yol açacak nitelikte olacaktır.

TCK m.31’de düzenlenen “yaş küçüklüğü” düzenlemeleri gözden geçirilmelidir. Örneğin; 12 yaşını doldurmayan çocuğun cezasızlığı yerine, bu yaş sınırının aşağı indirilmesi, 12 yaşını doldurmuş 15 yaşını doldurmamış ve 15 yaşını doldurmuş suç tarihinde 18 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından tam ceza sorumluluğu kabul edilmeyecekse, indirim oranlarının azaltılması, özellikle bir terör veya suç örgütünün faaliyetleri kapsamında suç işleyen çocukların tam ceza sorumluluklarının olması düşünülmelidir.

Ailenin cezalandırılması çocuğun topluma kazandırılmasını zorlaştırır.

Özellikle çok çocuklu ailelerde, aile bütünlüğü zarar görebilir. Suç işlemeyen çocuğun da cezalandırılması gündeme gelir. Çocuğun üstün yararı ihlal edilir.

Parçalanmış ailelerde velayet hakkı olmayan ve çocukla ilgilenmeyen ebeveyn cezalandırılmayacağından, hakkaniyete aykırı sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Doğa Ceylan

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)