İADE SÜRECİNDE ORTAYA ÇIKABİLECEK SORUNLAR
Bir önceki yazımda son günlerde dolandırıcılık suçuyla ilgili oldukça önemli operasyonlar yapıldığını belirtmiştim. Tekrar etmek gerekirse farklı illerde farklı şüphelilere yönelik yapılan operasyonlar net olarak iki gerçeği göstermektedir:
1-Dolandırıcılık suçu, toplum içinde bazı kişilerin mesleği haline gelmiştir.
2-Dolandırıcılık suçu, örgütlü olarak işlenmektedir.
Bu operasyonlarda şüphelilerin yakalanması ve suç örgütlerinin ortaya çıkarılması kadar önemli bir konu da mağdurların, mağduriyetinin hızlı bir şekilde giderilmesidir. Nitekim kamuya yapılan açıklamalarda dolandırıcılık örgütlerinin yüklü miktarda işlem yaptığı bilgisine yer verilmektedir. Suç örgütlerine yönelik bu operasyonlar neticesinde örgütlerin hesaplarına ve suçtan elde edilen paralarına da elkoyma işlemi yapılmaktadır.
Elkoyma işlemi yapılan paralar, mağdurlara iade edilir mi? Edilirse ne zaman iade edilir? Dolandırıcılık mağdurları, bu soruların cevabını merak etmektedir.
Öncelikli olarak belirtmek gerekir ki, ceza hukukunun odak noktasında failin cezalandırılması bulunmaktadır. Mağdurun zararının giderilmesi ve mağdurun korunması fikri, son dönemlerde önem kazanmıştır. Bu noktada Türk hukukunda ceza muhakemesi içinde mağdurun zararının giderilmesi için belirli düzenlemeler mevcut olduğunu belirtmek gerekir. Mağdura ait olduğu anlaşılan malvarlığı değerlerinin mağdura iadesi, dolandırıcılık mağdurları için oldukça önemlidir. Bundan dolayıdır ki elkoyma işleminin, suçtan zarar gören mağdura gecikmeksizin bildirilmesi zorunludur (CMK m. 127/5).
Suçtan elde edilen kazanç, mağdura ait bir mal veya para ise öncelikle mağdura iade edilir. Devlet bu kazanca müsadere yoluyla el koyamaz (TCK m. 55). Ayrıca bu iade işlemini düzenleyen maddenin lafzı, takdir yetkisi yerine bağlı yetki şeklinde düzenleme yaptığı görülmektedir. Elkonulan malvarlığı değerinin mağdura ait olması ve soruşturma için artık ihtiyaç kalmaması durumunda sahibine iade edilmesi gerekir.
Bir failin ve bir mağdurun olduğu olaylarda suçun konusu olan haksız kazancın mağdura iadesi kolaydır. Ancak olayda fail sayısı ve mağdur sayısı arttığında ve dolandırıcılık olaylarında olduğu gibi, suç işlemenin bir meslek haline geldiği durumlarda ortaya bazı sorunlar çıkmaktadır.
1- Elkonulan Malvarlığı Tüm Mağdurlar için Yeterli Değilse: Şüphelilere ait elkonulan malvarlığı değerleri, tüm mağdurların zararlarını karşılamaya yeterli değilse, mağdurlara iadenin nasıl yapılacağı kanunda belirlenmiş değildir. Mağdurlara iade için zaman yönünden bir öncelik mi verilecek yoksa tüm mağdurların zararlarına göre orantılı mı iade yapılacaktır, kanunda belirlenmiş değildir. Ayrıca enflasyon nedeniyle yaşanan kayıplar da bu hesaplamalarda dikkate alınacak mıdır, açık değildir.
2-Elkonulan Malvarlığı Mağdurlardan Alınan Parayla Elde Edilmişse: Başka bir sorun da şüpheliler, mağdurların paralarıyla başka eşyalar almışsa bunların da mağdurlara verilip verilmeyeceği ayrı bir değerlendirme gerekir. Önceki kararlarda örneğin "...müsadereye konu araç mağdurdan çalınan para ile alındığından suça konu aracın mağdura iadesine karar verilmesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi,” bozmayı gerektirmiş..." (17. Ceza Dairesi 2015/14419 E. 2016/7021 K.) denilmekteyse de çok sayıda hukuki işlemle elde edilmiş malvarlıklarının çok sayıda mağdura iadesi de bahsedilen karardaki kadar kolay değildir ve bu uyuşmazlığın çözümü kanunda düzenlenmemektedir.
Sonuç olarak suçun meslek haline gelmesi ve suç örgütlerinin zenginleşmesi mağdur hakları bakımından da yeni sorunlara neden olmaktadır. Bu sorunları çözümü ise yeni kanuni düzenlemeyle mümkündür.
DOLANDIRICILIK OPERASYONLARINDAN SONRA ÖNCEDEN KAPATILMIŞ DOSYALAR YENİDEN AÇILABİLİR Mİ?
Dolandırıcılık suçlarıyla ilgili tartışmalar bir süredir kamuoyunun gündemindedir. Özellikle dolandırıcılık suçunda banka hesabını başkasına kullandıranların (IBAN Mağdurları veya TCK 158 Mağdurları diye de bilinmektedir) sosyal medya üzerinden taleplerini ve mağduriyetlerini yüksek sesle dile getirdikleri görülmektedir.
Bu konudan ayrı olarak son günlerde dolandırıcılık suçuyla ilgili yukarıda yer verilen oldukça önemli operasyonlar yapılmaktadır. Farklı illerde farklı şüphelilere yönelik yapılan operasyonlar net olarak iki gerçeği göstermektedir:
1-Dolandırıcılık suçu, toplum içinde bazı kişilerin mesleği haline gelmiştir.
2-Dolandırıcılık suçu, örgütlü olarak işlenmektedir.
Profesyonel bir şekilde suç işleyen dolandırıcılar resmi makamların soruşturma esnasında toplayabilecekleri kayıtlı işlemleri de başkaları üzerinden gerçekleştirmektedir. Örneğin telefon hattını başkası adına çıkartmakta veya başkasının hattını kullanmakta, mağdurdan elde ettiği haksız kazancı başkasının banka hesabına havale ederek kendi kimliklerini gizlemektedir.
Dolandırıcılar, sosyal mühendislik yaparken hukuk sistemindeki boşlukları da iyi değerlendirmektedir. Dolandırıcılık mağdurları, resmi makamlara başvurduklarında kısa sürede paralarını geri alacaklarını ve dolandırıcıların en ağır şekilde cezalandırılacağını düşünse de çoğu dosya, daha soruşturma aşamasında takipsizlik alabilmektedir. Yargılamaya geçen bir kısım dosyalar ise mahkumiyet dışındaki kararlarla sonuçlanmaktadır.
2025 yılı suç istatistiklerine göre ceza mahkemelerinde dolandırıcılık sayıları % 18 artmıştır (s. 12). Soruşturma evresinde dolandırıcılık suçlarında toplam 1.144.287 dosya, 1.757.956 şüpheli ve 3.518.796 suç hakkında işlem yapılmıştır (s. 81). Bu suçlarla ilgili olarak 253.006 dosya, 469.296 şüpheli, 646.504 suç hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı; 180.277 dosya, 266.433 şüpheli ve 619.119 suç hakkında kamu davası açılması kararı verilmiştir (s. 85). Yargılama aşamasında ise 94.775 dosya, 60.375 sanık, 137.432 suç hakkında mahkumiyet; 33.803 dosya, 37.488 sanık, 56.540 suç hakkında beraat; 21.583 dosya, 18.696 sanık, 26.891 suç hakkında HAGB kararı verilmiştir (s. 113).
Bu sayılar da göstermektedir ki dolandırıcılık suçlarındaki artışın bir nedeni bu suçu işleyenlerin yeterli düzeyde cezalandırılamamasıdır. Özellikle dolandırıcılık suçu tanımındaki hile unsuru; özel hukuk uyuşmazlığı, özel hukuk hilesi veya basit (soyut) yalan gibi hukuki terimlerle mukayese edilerek açıklanmaya çalışıldığında çoğu kişinin mağduriyeti ceza hukuku alanından çıkarılıp özel hukuka dahil edilmektedir.
Oysaki bahsettiğimiz üzere, bir olay tek başına değerlendirildiğinde "basit" olabilir, "hukuki uyuşmazlık" olarak görülebilirse de bu olaya biraz daha yukarıdan bakıldığında olayların iç yüzünde "suçu meslek haline getirenlerin" ve "suç örgütlerinin" olduğu görülmektedir. Son dönemde yapılan operasyonlar da bu durumu çok iyi ortaya koymaktadır. Şimdi suç örgütlerinin kullandığı tüm hesaplar incelenmeli, mağdurlar tek tek tespit edilmelidir. Özellikle de daha önceden suç ihbarında bulunmuş ancak dosyası kapatılmış mağdurların da dosyaların yeniden açılmalıdır (CMK m. 172).