ELEŞTİRİ Mİ, HAKARET Mİ?

DİJİTAL ÇAĞDA İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN HUKUKİ BOYUTU

Abone Ol

Bir akşam yorgun bir şekilde telefonunuzu elinize aldığınızı düşünelim. Beğenmediğiniz bir haberin altına öfkeyle birkaç cümle yazıp "gönder" tuşuna bastınız ve telefonu bir kenara bıraktınız. Belki sizin için mesele o anda sona ermiştir. Ancak yazılan o cümle artık kendi başına bir yolculuğa çıkmıştır; paylaşılmış, ekran görüntüsüne dönüşmüş, arşivlenmiş ve hatta bir savcılık dosyasının konusu haline gelmiştir. Haftalar sonra ifadeye çağrıldığınızda ise birkaç saniyede yazılan o cümlenin gerçek hayattaki ağırlığıyla yüzleşmiş oldunuz: Ceza soruşturmaları, tazminat davaları ve yıllarca sürecek olan hukuki süreçler…

Peki bu kadar güçlü bir ifade aracına sahip olan birey, bu gücün sınırlarını gerçekten biliyor mu?

Sosyal medyayı sıradan bir sohbet ortamından ayıran en kritik özellik, söylemin kalıcılığı ve yayılma hızıdır. Kahvede söylenen bir söz, o masada kalır. Ekrana yazılan bir cümle ise dakikalar içinde ekran görüntüsüne dönüşebilir, paylaşılabilir, arşivlenebilir. Kullanıcı o yorumu silse dahi iz kalır; hem dijital bellekte hem de mağdurun zihninde. İşte bu yüzden sosyal medyada kullanılan dilin, gerçek hayattaki konuşmalardan çok daha temkinli bir bilinçle kurulması gerekmektedir.

Özellikle son yıllarda sosyal medya platformları yalnızca iletişim kurulan mecralar olmaktan çıkmış; tartışmaların, eleştirilerin ve zaman zaman kişisel çatışmaların yaşandığı alanlara dönüşmüştür. Anlık öfke ile yazılan bir yorum, düşünülmeden yapılan bir paylaşım veya bir kişiyi hedef alan ifadeler, çoğu zaman kullanıcılar tarafından sıradan bir internet etkileşimi olarak görülmektedir. Ancak dijital ortamda kullanılan sözler de gerçek hayatta sarf edilen sözler gibi hukuki sonuçlar doğurabilmektedir.

Bu noktada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, eleştiri hakkı ile hakaret suçu arasındaki sınırın belirlenmesidir. Demokratik toplumlarda bireylerin düşüncelerini açıklama, eleştirme ve kamuoyunu ilgilendiren konular hakkında görüş bildirme hakkı bulunmaktadır. Ancak ifade özgürlüğü sınırsız bir hak değildir. Bir kişinin onurunu, şerefini ve saygınlığını hedef alan, küçük düşürmeye yönelik ifadeler hukuken koruma görmemekte ve belirli şartlar altında hakaret suçunu oluşturabilmektedir.

Bununla birlikte her sert söz veya ağır eleştiri hakaret olarak değerlendirilemez. Bir siyasetçinin icraatlarını sert bir dille eleştirmek, bir kurumun uygulamalarını kamuoyu önünde sorgulamak ya da toplumsal bir olaya ilişkin rahatsız edici görüşler açıklamak, çoğu durumda ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir. Bu nedenle somut olayın özellikleri, kullanılan ifadelerin bağlamı ve hedef alınan kişinin konumu büyük önem taşımaktadır.

Ne var ki bu sınır, çoğu zaman göründüğü kadar net değildir. Aynı cümle, bir bağlamda meşru bir eleştiri olarak değerlendirilebilirken başka bir bağlamda hakaret suçunu oluşturabilmektedir. Mahkemeler bu değerlendirmeyi yaparken ifadenin içeriğine, kullanıldığı platforma, hedef alınan kişinin kamusal konumuna ve toplumsal algıya birlikte bakmaktadır. Dolayısıyla "ben sadece eleştirdim" savunması, her durumda yeterli bir kalkan olmayabilir.

Uygulamada birçok kişi, sosyal medya ortamında kullanılan ifadelerin günlük hayattaki sözlerden farklı değerlendirildiğini düşünmektedir. Oysa hukuki açıdan bakıldığında, dijital ortamda yapılan bir paylaşımın geniş kitlelere ulaşabilme potansiyeli dikkate alındığında, etkisi çoğu zaman yüz yüze kurulan iletişimden daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen hakaret içerikli paylaşımlar, ceza soruşturmalarına ve tazminat davalarına konu olabilmektedir.

Sonuç olarak sosyal medya bireye sınırsız bir mikrofon vermiş gibi görünse de, gerçekte bu mikrofonun her kelimesi kayıt altındadır. Eleştiri hakkı kutsaldır; ancak bu hak, başkasının kişiliğini hedef alan bir silaha dönüştüğü anda hukukun gölgesine girer. Unutulmamalıdır ki ekran başında geçen birkaç saniye, mahkeme salonlarında geçecek yılların tohumunu atabilir.