HAKSIZ REKABET DAVALARINDA TESPİT NİTELİĞİNDEKİ İLAMLARIN İCRASI VE KESİNLEŞME ŞARTI

Abone Ol

I. GENEL OLARAK

Genel icra hukuku, temel olarak ilamlı icra ve ilamsız icra olmak üzere iki ana takip yolundan oluşmaktadır. İlam 6100 sayılı Hukuk Kanunu’nun 301/2.maddesinde “Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır.” şeklinde tanımlanmıştır. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nu 38.maddesinde ve özel kanunlarda ise ilam niteliğindeki belgeler tanımlanmıştır. İlamlı icra, mahkemeler tarafından usulüne uygun şekilde verilmiş hüküm nüshası ile ilam niteliğinde icra kabiliyeti bulunan belgelerin cebrî icrasını konu edinmektedir. Buna karşılık ilamsız icra ise, herhangi bir mahkeme kararına dayanmaksızın, yalnızca para ve teminat alacaklarının tahsili amacıyla alacaklının borçluya karşı başvurabildiği cebrî icra yolunu ifade etmektedir. Bu takip yolunda alacaklının, alacağını önceden bir mahkeme ilamı ile tespit ettirmesine gerek bulunmamakta; kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde doğrudan icra takibi başlatabilmesi mümkün olmaktadır.

İlamlı icra takibine başvurulabilmesi için alacaklının elinde, özel hukuk ilişkisinden kaynaklanan bir uyuşmazlık hakkında hukuk mahkemelerince verilmiş ve eda hükmü niteliği taşıyan bir ilamın veya ilam niteliği taşıyan bir belgenin bulunması gerekmektedir. Eda hükmü, taraflardan birinin diğer tarafa bir şeyi vermeye (ödemeye), yapmaya veya yapmamaya mahkûm edildiği mahkeme kararlarını ifade etmektedir. İcra ve İflâs Hukuku bakımından bir mahkeme kararının veya ilam niteliğindeki bir belgenin ilamlı icra takibine konu edilebilmesi, kural olarak eda hükmü içermesine bağlıdır. Başka bir ifadeyle, tespit veya inşai nitelikteki kararlar, kanunda açıkça öngörülen istisnalar saklı kalmak kaydıyla, doğrudan ilamlı icra takibine konu edilemez.

İlâmların icrası İcra ve İflâs Kanunu 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Para alacağına veya teminat verilmesine ilişkin ilamların cebrî icra yoluyla infazı, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 32 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 32. maddesinde, "Para borcuna veya teminat verilmesine dair bir ilamın icra dairesine verilmesi üzerine icra müdürü tarafından borçluya bir icra emri tebliğ olunur." hükmüne yer verilmiştir.

Bunun yanı sıra, Kanun'un "İlam mahiyetini haiz belgeler" başlıklı 38. maddesinde ise mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller, para borcu ikrarını içeren re'sen düzenlenmiş noter senetleri, temyiz kefaletnameleri ile icra dairesinde verilen kefaletlerin, ilamların icrasına ilişkin hükümlere tabi olduğu düzenlenmiş olmakla birlikte özel kanunlarda da ilam niteliğinde belgelere yer verilmiştir.

Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun ilamlı icra takibine konu olabilecek belge ve işlemleri sınırlı sayıda belirlediği görülmektedir. Bu düzenlemelerle, ilamlı icra yoluna başvurulabilecek belgelerin kapsamı açık bir şekilde ortaya konulmuş; gerekli görülen hâllerde ise özel kanunlarda ilam niteliği tanınan belgeler ayrıca düzenlenmek suretiyle bu kapsam tek tek sayılmak suretiyle sınırlandırılmıştır.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun dördüncü kısmında ayrıntılı şekilde düzenlenen haksız rekabet hükümleri kapsamında verilen mahkeme kararlarının hangi usulle ve hangi şartlarda ilamlı icraya konu edilebileceği hususu, Kanun'un yürürlüğe girmesinin üzerinden yaklaşık on beş yıl geçmiş olmasına rağmen uygulamada hâlen tam anlamıyla bir uygulama birliğine kavuşamamıştır. Özellikle hüküm fıkrasında hem haksız rekabetin tespiti hem de haksız rekabetin men'ine ilişkin kararların birlikte yer aldığı ilamların infazında, icra daireleri ile yargı mercileri arasında farklı değerlendirmelerin ortaya çıkabildiği görülmektedir.

Türk Ticaret Kanunu'nun 54 ilâ 63. maddeleri arasında düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin temel amacı, bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabet düzeninin korunmasını sağlamaktır. Bu kapsamda verilen kararlar incelendiğinde, mahkemelerin çoğu zaman aynı ilam içerisinde hem haksız rekabetin tespitine hem de haksız rekabetin men'ine hükmettiği görülmektedir. Ancak bu durum, söz konusu ilamların icra kabiliyetinin değerlendirilmesinde her iki hükmün aynı hukuki niteliğe sahip olduğu sonucunu doğurmamaktadır.

Özellikle HMK'nın 367/2. maddesinde yer alan, "kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez" hükmünün kapsamı ve ilamlı icra hukukunun temel ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, haksız rekabet davalarında verilen tespit ve men hükümlerinin birbirinden ayrılarak icra edilmesi olanaklı değildir.

Aksi yöndeki yorumlar, kanunun öngörmediği şekilde tespit niteliğindeki hükümlerin doğrudan cebrî icraya konu edilmesine veya buna karşılık eda niteliğindeki hükümlerin infazının müstakil bir takip ile infazının gerçekleştirilmek istenmesi hem hukuki güvenlik ilkesini hem de cebrî icra hukukunun kanunilik esasını zedeler.

Bu çalışmada, haksız rekabet davalarında verilen tespit ve men kararlarının hukuki nitelikleri ile bu kararların ilamlı icra bakımından doğurduğu sonuçlar değerlendirilmektedir.

II. TTK M.56'DA YER ALAN TESPİT DAVASININ FONKSİYONU VE İCRA HUKUKU BAKIMINDAN SONUÇLARI

Türk Ticaret Kanunu 56. maddesinin ilk cümle düzenlemesi dikkat çekicidir. Davacı; "Fiilin haksız olup olmadığının tespitini" isteyebilir. Burada kanun, zararın, tazminatın veya men kararının ön şartı olarak değil, öncelikle hukuka aykırılığın tespit edilmesini öngörmektedir. Bu düzenleme klasik eda davalarından farklıdır. Çünkü burada mahkeme öncelikle; "Bu davranış dürüst rekabet düzenini ihlal ediyor mu?" sorusuna bir cevap aramaktadır. Dolayısıyla tespit kararı; bir alacak hakkını değil, hukuka aykırılık olgusunu belirlemektedir.

TTK m.56/1-a'da yer alan tespit davası; davacının mülkiyet hakkını, alacak hakkını veya şahıs varlığı hakkını tespit etmemektedir. Mahkeme; davacının sahip olduğu subjektif hakkı değil, dürüst rekabet düzeninin ihlal edilip edilmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla hükmün konusu; bir eda yükümlülüğü değil, hukuki ilişkinin hukuka uygun olup olmadığıdır. Bu nedenle verilen karar; esas itibarıyla tespit hükmü niteliğindedir.

TK m.56/1-b'de ayrıca; "Haksız rekabetin men'ini" istenebileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme göstermektedir ki; kanun koyucu, hukuka aykırılığın tespiti ile eylemin durdurulmasını aynı hukuki sonuç olarak görmemektedir.

Başka bir ifadeyle; (a) bendi hukuka aykırılığı belirler. (b) bendi davranışın durdurulmasını emreder. Dolayısıyla; tespit kararı tek başına davranışı durduran bir karar değildir. Davranışın sona ermesini sağlayan karar ise men kararıdır.

Bu nedenle, aynı davada hem tespit hem de men kararı verilmiş olsa dahi, ilamlı icraya elverişli olan hüküm men kararıdır. Tespit hükmü ise davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğini belirleyen, ancak tek başına yerine getirilmesi gereken bir edim içermeyen, hukuki durumu açıklayıcı nitelikte bir karardır.

Pratik icra uygulamasında karşılaşılan en önemli problem ise haksız rekabet davalarında tespit ve men hükümlerinin çoğu zaman aynı ilam içerisinde yer almasıdır. Tespit hükmü tek başına cebri icraya konu olmasa da, men hükmü ile aynı kararın içinde bulunduğunda infaz aşamasında ilamın bölünerek değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle ilamın icra edilebilirliği değerlendirilirken yalnızca hüküm fıkrasındaki ifadeler değil, ilamın bütünü ve kararın hukuki niteliği birlikte dikkate alınmalıdır.

III. İCRA EMRİNİN İLAMA AYKIRI DÜZENLENMESİ

Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilâma veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilâmlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için İcra ve İflas Kanununun 16 ve devamı maddeleri gereğince icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir. İcra takip talebinde ilama aykırılık mevcut olması durumunda icra mahkemesine başvuru süresiz şikâyete tabidir.

Kural olarak istinaf veya temyiz, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklı kalmak koşulu ile nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez. Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. (6100 sayılı HMK mad. 350/2 ve 367/2)

Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâmın icrasının talep edilmesi hâlinde, icra müdürünün kanun hükmünü (HMK m. 367/2, HUMK m. 443/2) re’sen nazara alarak takip talebini reddetmesi gerekir. Aksi hâlde borçlu, gönderilen icra emrine karşı şikâyet yoluna başvurabilir (Muşul, Timuçin: İcra ve İflas Hukuku, C. 2, Ankara 2013, s. 945).

Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı İcra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilâmlı takibin iptaline karar verir. İlâmın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tâbi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, Ankara 1993, s. 2222, 2224)

Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-2833 E., 2020/855 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere ilâmın kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönündeki şikâyet, ilâmlı icra takibinde ilâma aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. İlâma aykırılık şikâyeti, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz şikâyete tâbidir.

Öte taraftan, icra takibine dayanak teşkil eden ilamların hüküm kısmı incelendiğinde yargılama giderleri ile vekâlet ücreti dışında kalan hüküm bölümlerinin, cebri icraya elverişli nitelikte bir eda hükmü içermediğinin anlaşılması halinde ilamın bölünmezliği ilkesi gereğince hüküm fıkrasında eda hükmü niteliği taşımayan ve cebri icraya elverişli olmayan bölümler bakımından ilamlı icra takibi yapılması hukuken olanaklı değildir.

HGK'nun 08.10.1997 tarih ve 1997/...-517 E-1997/776 K sayılı ve yine HGK'nun 2009/...-239 E-2009/268 K sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; "İlamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümü olup, hükmün içeriğinin aynen infazı zorunludur. İcra müdürlükleri ilamın hüküm kısmını dikkate alarak aynen infazı ile görevlidir. Sınırlı yetkili icra mahkemesinin hükümde yer almayan bir hususu yorum yolu ile ilama eklemesi ya da var olan bir hususu çıkarması olanağı yoktur. Ayrıca icra mahkemesince ilamın infaz edilecek kısmı yorum yolu ile de belirlenemez."

Yine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2019/9458 Esas ve 2019/12854 Kararına konu edildiği üzere, takip dayanağı ilamın hüküm kısmının aynen infazı zorunlu olup, dar yetkili icra mahkemesinin, yorum ve tahmin yoluyla hüküm kısmını değiştiremeyeceği açıktır.

IV. KISA KARARLARIN İLAM NİTELİĞİNDE OLMAMASI

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 38. maddesinde ilam mahiyetini haiz belgeler; "mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını içeren resen düzenlenmiş noter senetleri, temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler" olarak sınırlı şekilde sayılmıştır. Anılan düzenlemede mahkeme ara kararları veya davanın sonunda tefhim edilen kısa kararlar ilam niteliğinde sayılmamıştır.

Nitekim, ara kararlar nihai hüküm niteliğinde olmayıp, yargılamanın yürütülmesine ilişkin usul işlemleridir. Her ne kadar ara kararları, İcra ve İflas Kanunu'nun 68. maddesinde sayılan belgeler kapsamında genel haciz yolu ile ilamsız takibe dayanak yapılabilecek nitelikte olsa da, bu durum söz konusu kararların ilam niteliği kazandığı anlamını ihtiva etmez. Diğer taraftan, davanın sonunda tefhim edilen kısa karar, gerekçeli karar ile ayrılmaz bir bütün oluşturduğundan, gerekçeli karar yazılıp infaza elverişli bir ilam niteliği kazanmadan müstakil olarak ilamlı takibe konu edilemez.

V. TESPİTE İLİŞKİN İLAMLARIN İCRASINDA BORÇLU İTİRAZININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Tespit niteliğindeki kararların, kesinleşmeleri beklenmeksizin ilamlı icra takibine konu edilmesi, borçlunun savunma ve itiraz haklarının etkin biçimde kullanılmasını önemli ölçüde sınırlandırır. Bu durumda borçlu, henüz kesin hüküm niteliği kazanmamış bir yargı kararına dayanılarak cebrî icra tehdidiyle karşı karşıya kalmakta ve icra hukukunda itiraz sebeplerinin sınırlı olması nedeniyle esas uyuşmazlığa ilişkin savunmalarını ileri sürme imkânından büyük ölçüde mahrum kalabilir.

İcra takibinde borçluya tanınan itiraz ve savunma mekanizmalarının etkisiz hâle gelmesi, yalnızca usule ilişkin bir eksiklik olarak değerlendirilemez. Zira hak arama hürriyetinin ayrılmaz bir unsuru olan savunma hakkının fiilen kullanılamaması, anayasal güvence altındaki adil yargılanma hakkının da ihlal edilmesi sonucunu doğurur. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, cebrî icra yoluna başvurulması bireylerin etkili başvuru ve savunma haklarını ortadan kaldıracak veya anlamsız hâle getirecek şekilde yorumlanmamalıdır.

VI. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

İlamlı icra takibi, cebrî icra hukukunda alacaklının en güçlü takip yollarından birini oluşturmakta olup, bu yolun kullanılabilmesi ancak kanunun açıkça öngördüğü şartların eksiksiz olarak gerçekleşmesine bağlıdır. Bu nedenle, takip dayanağını oluşturan belgenin gerçekten ilam veya ilam mahiyetini haiz belge niteliğinde bulunup bulunmadığının, ilamın cebrî icraya elverişli bir eda hükmü içerip içermediğinin ve kesinleşmesinin gerekip gerekmediğinin icra müdürlüğünce re'sen değerlendirilmesi, hukuk devleti ilkesinin ve kanunilik prensibinin doğal bir sonucudur.

Pratik icra uygulamalarında sıkılıkla karşılaşılmayan ve uygulama birliğinin ne yazık ki var olmadığı özellikle haksız fiilden kaynaklanan tespit niteliğindeki ilamların icrasındaki hukukilikten uzak ve ilam hükmünü aşar şekilde icra dairelerince infaz edilmek istenen kararlar beraberinde daha büyük hukuki uyuşmazlıkların ve mağduriyetlerin yaşanmasına sebebiyet verebilir.

Bu kapsamda, tespit niteliğindeki kararların, ara kararlarının veya gerekçeli karar ile bütünlük kazanmamış kısa kararların ilamlı icra takibine konu edilmesi; İcra ve İflâs Kanunu'nun sistematiği, ilamlı icranın istisnai niteliği ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile bağdaşmaz. Zira ilamlı icra yolu kapsamının kanun koyucu tarafından sınırlı olarak belirlenmiş olması, cebrî icra yetkisinin ancak açık kanuni dayanağı bulunan hâllerde kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

Özellikle tespit niteliğindeki kararların kesinleşmeden cebrî icraya konu edilmesi, borçlunun ilamsız takipte sahip olduğu itiraz mekanizmalarından yararlanmasını fiilen ortadan kaldırmakta; böylece savunma hakkı, silahların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkı üzerinde telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum yalnızca usule ilişkin bir sorun olmayıp, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının etkin şekilde kullanılmasını da doğrudan etkileyen anayasal bir mesele niteliğindedir.

Sonuç olarak, ilamlı icra hukukunda takip dayanağının niteliğine ilişkin yapılacak değerlendirmelerde, cebrî icranın süratle sonuçlandırılması amacı ile bireyin temel usul güvenceleri arasında adil bir denge kurulması zorunludur. İcra hukukunun etkinliğini artırma amacı, kanunun öngörmediği belge ve kararların ilamlı icra kapsamına dâhil edilmesini haklı kılamayacağı gibi, borçlunun savunma ve itiraz haklarını etkisiz bırakacak yorumlara da dayanak oluşturamaz. Bu sebeple, ilamlı icra hükümlerinin uygulanmasında kanunilik, hukuki güvenlik, ölçülülük ve adil yargılanma ilkelerinin birlikte gözetilmesi hem cebrî icranın meşruiyetinin hem de hukuk devleti ilkesinin korunmasının vazgeçilmez bir gereğidir.

VII. GÜNCEL YARGI KARARLARI

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/9061 Esas ve 2014/8377 Karar

Borçlu vekili İcra Mahkemesine başvurusunda; takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamının patent belgesinden doğan haklara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i ile maddi ve manevi tazminat talepli açılan dava ile tasarımın hükümsüzlüğü talepli açılan karşı dava olup, şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmeden takibe konulmayacağından takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. (…)

HGK. 5.10.2005 tarih ve 12-534 2005/554 sayılı kararında da belirtildiği gibi ilamın yargılama giderine ve vekalet ücretine ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargı gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı da icra takibine konu edilemez.

Takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamı incelendiğinde, asıl davada davacı talebi, 551 sayılı KHK'nin 136, 137, 138, 140, TTK'nun 56 vd. maddeleri uyarınca patent hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat, ilan istemine, birleşen dava ise 551 sayılı KHK'nin 5, 7, 129/1-a maddeleri kapsamında patent belgesinin hükümsüzlüğüne yöneliktir. İlam bu hali ile 6100 sayılı Kanun'a eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanması gereken HUMK'nun 443/4. maddesi (HMK'nun 367/2. maddesi) kapsamında şahsın hukukuna ilişkin ilamlardandır.

O halde; anılan ilamın infazı için kesinleşmesi gerekeceğinden şikâyetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/16 Esas ve 2014/179 Karar

Şikâyet eden borçlu vekili İcra Mahkemesi'ne başvurusunda; borçlu hakkında yapılan ilamlı takipte, takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını ve faizin fazla talep edildiğini açıklayarak, takibin iptalini istemiştir. Mahkemece, dayanak ilamın 26.06.2013 tarihinde kesinleşmesi nedeniyle davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine; hüküm, şikayet eden - borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir.

28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı ve İBK ve HGK'nun 17.03.1954 tarih ve 3/40-49 sayılı kararı gereğince; her dava açıldığı tarihteki koşullara ve hukuki duruma göre hükme bağlanır.

6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla yürürlükte bulunan HUMK’nun 443/4. maddesine (6100 s. HMK. m. 367/2) göre aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar kesinleşmedikçe infaz edilemez.

Takip dayanağı olan İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2010/130 Esas-2013/130 Karar sayılı ilamında asıl davada faydalı modelin hükümsüzlüğüne, karşı davada ise ise faydalı modele tecavüze ilişkin istemin reddine, davacı-karşı davalının zorunluluk bulunmadığı halde davalı karşı davacının ürününü kopya düzeyinde benzerlerini üretip piyasaya sürmesinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, bu şekilde ürünün piyasaya sürülmesinin önlenilmesine karar verildiği, anılan bu ilamdaki vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsili amacıyla 29.05.2013 tarihinde takip başlatıldığı ve dayanak ilamın 13.06.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'nce kişilik haklarına saldırı ve haksız rekabetin önlenmesine yönelik olarak oluşturulan hüküm, HUMK.nun 443/4.maddesi kapsamında şahsın hukukuna ilişkin hakka tecavüz niteliğinde olduğundan, bu nitelikteki ilamlar kesinleşmeden infaz edilemeyeceği gibi, eklentisi olan yargılama giderleri ve vekalet ücreti de, kesinleşmeden takibe konulamaz. Dayanak ilamın kesinleşmesinin gerektiği Mahkemenin kabul olmasına rağmen takipten sonra ilamın kesinleştiği gerekçesiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece şikâyetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2023/4482 Esas ve 2024/2078 Karar

Alacaklılar tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde, alacaklılar İcra Mahkemesine başvurusunda, takip konusu ilamda belirtilen genel kurul kararlarının iptalinin ticaret siciline bildirilmesi talebinin reddine ilişkin 26.08.2021 tarihli İcra Müdürlüğü kararının iptaline karar verilmesini talep ettiği mahkemece; talep konusu likit alacak veya eda hükmü içermediğinden şikayetin reddine karar verildiği, alacaklıların anılan karara yönelik olarak istinaf başvurusunda bulunmaları üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; ilam nitelik itibariyle kesinleşmesi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği, anılan karara yönelik olarak alacaklıların temyiz talebinde bulunduğu görülmektedir.

Para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrası İİK'nın 32 ve ardından gelen maddelerde düzenlenmiştir. Anılan maddede (para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam İcra Dairesine verilince icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ eder…), İİK'nın “ilam mahiyetini haiz belgeler” başlığını taşıyan 38. maddesinde ise (Mahkeme huzurunda sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir…) şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. İlgili yasa maddeleri ile yasa koyucu hangi belgelere dayanılarak ilamlı takip yapılabileceğini, önemine binaen titizlikle düzenlemiş, gerekli gördüğü yerlerde bunu özel kanunlarda belirleyip sınırlandırmıştır. Burada göz ardı edilmemesi gereken husus ise maddede yer verilen ilamların, icrası yorum gerektirmeyecek açık tahsil hükmü (eda hükmü) taşıyan ilamlar olduğu noktasıdır. Bu nedenle eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez. Ancak, kesinleşmeleri halinde bu ilamlardaki vekalet ücreti ve yargılama giderine dayalı likit miktarların icra yolu ile infazı mümkündür.

Somut olayda takibe dayanak yapılan İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.07.2021 tarih ve 2019/437 E.2021/589 K. sayılı kararında “davalı/borçlu şirketin 30.04.2019 tarihli genel kurulunda alınan kararlardan; (4) numaralı gündem maddesi ile ... dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine, (5) numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, (6) numaralı gündem maddesi ile şirket ana sözleşmesinin 3.maddesinin tadil edilmesine ve (7) numaralı gündem maddesi ile alınan kararın, ...’a TTK’nın 395. ve 396. maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi kısmına, ilişkin alınan kararların ayrı ayrı iptaline” karar verilmiş, ilamda likit bir miktarın ödenmesi yönünde eda hükmü oluşturulmamıştır. Bu durumda ilamın kesinleşmesi halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti kalemlerin istenebilmesi dışında icra yolu ile infazı da mümkün değildir.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, şikâyetin eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez gerekçesi ile reddine karar verilmesi yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsiz ise de sonuçta istem reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.