Hayatın olağan akışına aykırılık kavramı, Yargıtay uygulamalarıyla şekillenmiştir. Ancak Yargıtay kararlarında hayatın olağan akışına ilişkin tanım yapılmamıştır. Öğreti görüşleri çerçevesinde hayatın olağan akışına aykırılık kavramı, insanların yapageldikleri davranış kurallarına ve yaşam olaylarının normal seyrine aykırılık olarak tanımlanabilir.
Öğretide ağırlıklı görüş hayatın olağan akışına aykırılık kavramının, aksi ispat edilene kadar uygulanması gereken bir karine olduğu yönündedir. Karine, kanuni ve fiili karine olmak üzere ikiye ayrılır. Kanuni karine, kanun tarafından belirli bir olaydan belirli olmayan bir olay için çıkarılan sonuçtur. Fiili karine, bilinen bir vakıadan hayat tecrübesine dayanılarak bilinmeyen bir vakıa hakkında sonuç çıkarılmasıdır. Fiili karine temeline dayanan taraf, karine temeline konu vakıayı ispat ederse fiili karinenin sonucundan yararlanır. Bu noktada delil başlangıcı ve fiili karine arasındaki farkı belirtmekte fayda vardır. HMK m. 202/2 uyarınca delil başlangıcı, iddiayı tam ispat etmeyen ancak muhtemel gösteren, karşı tarafça verilmiş belgedir. Fiili karine ise hayat tecrübesine ve mantıksal çıkarıma dayanır.
Tecrübe kuralları; genel, soyut ve henüz gerçekleşmemiş olaylar için de değerlendirilebilen kurallar olarak tanımlanabilir. Bu yönüyle hayatın olağan akışı kavramı tecrübe kuralları ile benzerdir. Bu benzerlik sebebiyle hayatın olağan akışı kavramı ile temelinde tecrübe kuralı bulunan ilk görünüş ispatının karşılaştırılması yerinde olacaktır. Hayatın olağan akışı kavramı, tüm olasılıkların değerlendirildiği bir çıkarım iken ilk görünüş ispatı tecrübelere dayanan ilk izlenimdir.
HMK m. 187/1 uyarınca ispatın konusu uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalardır. Bazı hallerde kendisine sonuç bağlanan vakıanın ispatı gerekli olmayabilir. Çekişmesiz olan ve herkesçe bilinen vakıalar, ikrar edilmiş vakıalar ve karineye dayanan tarafın durumu bu kapsamdadır.
Yargıtay hayatın olağan akışı kavramını ispat yükü kapsamında değerlendirmektedir. HMK m. 190/1 uyarınca ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuk sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öğretide ve yargı kararlarında ispat yükünün hayatın olağan akışına dayanan tarafa ait olmadığı belirtilmiştir. Hayatın olağan akışına aykırılık kavramının ispat yüküne ilişkin genel kuralın istisnası olup olmadığı öğretide tartışmalıdır. Ancak Yargıtay kararlarında hayatın olağan akışına aykırı iddia yahut savunmada bulunan tarafın ispat yükü altında olduğunu kabul etmektedir. Yargıtay kararlarına göre, hayatın olağan akışı kavramına dayanan tarafın bu iddiasını ispat etmesi gerekli değildir.