HSK’nın Atama Kararnameleri Yoluyla Yargı Mensuplarının İtibarını Zedelemesi ve Anayasal Asli Yükümlülüklerini İhmali Gerekçesiyle Meşruiyetini Kaybetmesi

Abone Ol

I. Giriş

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Anayasa'nın 159. maddesi uyarınca yargı bağımsızlığını ve hâkimlik-savcılık güvencesini gözetmek, bu çerçevede atama, nakil, terfi, disiplin ve denetim işlemlerini yürütmekle görevli bir anayasal organdır. Kurumun varlık nedeni, yargı mensuplarının siyasi veya idari müdahalelerden korunması ve kariyer süreçlerinin nesnel, öngörülebilir ölçütlere bağlanmasıdır. Ancak son yıllarda, özellikle yaz dönemi ana kararnameleri etrafında biriken uygulamalar, bu kurumsal amaçla ciddi bir gerilim içine girmiştir. Bu çalışma, HSK'nın atama kararnameleri yoluyla yargı mensuplarının mesleki itibarını zedelediği ve disiplin yükümlülüğünü etkin şekilde yerine getirmediği iddialarını, 12 Haziran 2026 tarihli Adli Yargı Ana Kararnamesi örneği üzerinden tartışmaya açmakta ve bu iki gerekçenin, kurumun bugünkü yapısıyla sürdürülebilir olup olmadığı sorusunu gündeme getirmektedir.

II. Atama Kararnameleri ve İtibar Zedelenmesi Sorunu

Yargı mensuplarının kariyer beklentisi, sicil, kıdem ve performans gibi nesnel kriterlere dayanan bir terfi-atama düzenine bağlıdır. Bölge adliye mahkemesi (BAM) üyeliği veya başsavcı vekilliği gibi görevler, bu kariyer basamağında ulaşılan ve kamuoyu nezdinde de bir "yükselme" olarak okunan konumlardır. Bir hâkimin veya savcının, herhangi bir disiplin soruşturması, kesinleşmiş bir disiplin cezası ya da somut bir performans eksikliği gerekçesi gösterilmeksizin, bulunduğu üst dereceli görevden alınarak ilk derece mahkemesine veya daha önce bulunduğu kademeye geri döndürülmesi, hem o kişinin meslektaşları ve kamuoyu nezdindeki itibarını hem de yargı camiasının genel güvenini zedeleyen bir sonuç doğurur. Zira atama kararnameleri kamuya açık biçimde yayımlanmakta, isim listeleri üzerinden takip edilmekte ve medyada "kimin nereye gönderildiği" üzerinden bir okuma yapılmaktadır. Gerekçesi açıklanmayan veya yalnızca "hizmet ihtiyacı" gibi muğlak ifadelerle gerekçelendirilen bu tür geri atamalar, ilgili kişinin fiilen bir yaptırıma tabi tutulduğu, ancak bunun disiplin hukukunun güvencelerinden (savunma hakkı, gerekçeli karar, itiraz yolu) yoksun biçimde gerçekleştirildiği yönünde bir algıya yol açmaktadır. Bu durum, hem bireysel olarak ilgili hâkim ve savcının onurunu hem de kurumsal olarak yargının tarafsızlık ve istikrar imajını zayıflatmaktadır.

III. 12 Haziran 2026 Tarihli Kararname Özelinde Değerlendirme

12 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan ve HSK Birinci Dairesi tarafından hazırlanan 2026 Yılı Adli Yargı Ana Kararnamesi kapsamında, binlerce hâkim ve savcının görev yeri değiştirilmiştir. Bu kararname özelinde dikkat çeken ve tartışmaya değer iki uygulama bulunmaktadır:

Birincisi, bir kısım bölge adliye mahkemesi üyesi hâkimin, ilk derece mahkemesi hâkimliğine atanmasıdır. BAM üyeliği, sistemin kurgusunda ilk derece mahkemesi hâkimliğinden sonra gelen, daha üst bir kademe olarak konumlandırılmıştır; bu kademeye ulaşmış bir hâkimin, herhangi bir disiplin cezası veya somut bir gerekçe gösterilmeksizin yeniden ilk derece mahkemesine döndürülmesi, mesleki kariyer beklentisinin keyfî biçimde geriye alınması anlamına gelmektedir. Cumhuriyet başsavcı vekili olarak görev yapmakta olan bazı savcıların, başka adliyelerde cumhuriyet savcısı kadrosuna atanmasıdır. Başsavcı vekilliği, idari ve mesleki anlamda bir sorumluluk ve yetki artışına işaret eden bir konumdur; bu görevden alınarak başka bir yere "savcı" olarak gönderilme, hem unvan hem de fiilî yetki bakımından bir geri atama niteliği taşımaktadır.

Bu iki örnekte ortak noktası, ilgili kişilerin önceden kazanmış oldukları kariyer konumunun, herhangi bir disiplin soruşturması sonucuna veya kesinleşmiş bir karara dayanmaksızın, idari bir tasarrufla geriye alınmasıdır. Kararnamenin gerekçe bölümünde yer alan "yargının etkinliği ve verimliliğinin artırılması" ya da "hizmet ihtiyacı" gibi genel ifadeler, somut ve bireyselleştirilmiş bir gerekçe sunmamakta; bu da söz konusu atamaların nesnel ölçütlere mi, yoksa sübjektif değerlendirmelere mi dayandığı sorusunu gündeme getirmektedir.

IV. Müktesep Hak İlkesi Açısından Değerlendirme

İdare hukukunun temel ilkelerinden biri olan müktesep hak (kazanılmış hak) ilkesi, bir kamu görevlisinin, hukuka uygun bir işlemle elde ettiği statünün, sonradan kendi kusuru veya hukuka aykırı bir davranışı bulunmaksızın geriye alınamayacağını ifade eder. Bir hâkimin BAM üyeliğine veya bir savcının başsavcı vekilliğine atanması, usulüne uygun olarak tesis edilmiş ve kişiye belirli bir statü kazandırmış idari işlemlerdir. Bu statünün, ilgilinin herhangi bir kusuru ya da disiplin cezası bulunmaksızın salt bir "ana kararname" düzenlemesiyle geriye alınması, müktesep hak ilkesiyle bağdaştırılması güç bir uygulamadır.

Burada ayrım yapılması gereken iki durum vardır: (i) hâkimlik ve savcılık teminatı kapsamında olan "görev yeri" ile (ii) kişiye tanınmış bir "unvan ve kademe" statüsü. Görev yerinin hizmet gereği değiştirilmesi, belirli sınırlar içinde HSK'nın takdir alanına giren bir husustur. Ancak BAM üyeliği veya başsavcı vekilliği gibi bir kademeye ulaşmış kişinin, bu kademeyi kaybetmesi sonucunu doğuran bir atama, salt "yer değişikliği" olarak nitelendirilemez; bu, kazanılmış statüye müdahale niteliğindedir. Dolayısıyla, disiplin soruşturması ve kesinleşmiş bir disiplin cezası bulunmaksızın yapılan bu tür geri atamaların, müktesep hak ilkesi ile idarenin takdir yetkisi arasındaki dengeyi idarenin aleyhine bozduğu, bu nedenle hukuka aykırılık teşkil edebileceği ileri sürülebilir.

V. Disiplin Yükümlülüğünün Etkin Şekilde Yerine Getirilmemesi

HSK'nın anayasal görevlerinden biri de yargı mensupları hakkındaki disiplin soruşturma ve cezalandırma süreçlerini şeffaf, öngörülebilir ve hukuka bağlı bir biçimde yürütmektir. Disiplin hukukunun temel ilkesi, "kusur olmadan ceza olmaz" ve "ceza, usulüne uygun bir soruşturma sonunda ve gerekçeli bir kararla verilir" ilkeleridir. Eleştirilen nokta, HSK'nın bu işlevi -atama kararnameleri yoluyla fiilen yerini değiştirme uygulamalarıyla- âdeta ikame etmesidir. Bir başka anlatımla, kişi hakkında disiplin soruşturması açılmamış, açılmışsa sonuçlanmamış veya ceza verilmemiş olmasına rağmen, o kişinin bulunduğu konumdan alınması, disiplin mekanizmasının kendisini devre dışı bırakan bir "gölge yaptırım" uygulaması olarak okunabilir.

Bu durum iki yönden sakıncalıdır: Birincisi, gerçek bir disiplin ihlali varsa, bunun disiplin hukuku usulüne göre soruşturulup cezalandırılması gerekirken, bunun yerine "sessiz" bir atama tasarrufuyla sonuç alınması, hem ilgilinin savunma hakkını, hem de kamuoyunun gerçek nedeni öğrenme hakkını ortadan kaldırır. İkincisi, eğer ortada gerçek bir disiplin ihlali yoksa, kişinin yine de geri atamaya tabi tutulması, kurumun keyfî bir yaptırım aracı olarak kullanıldığı izlenimini güçlendirir. Her iki ihtimalde de, HSK'nın "disiplin yükümlülüğünü etkin şekilde yerine getirme" görevini, kendi anayasal işlevine uygun, şeffaf ve denetlenebilir bir biçimde icra etmediği sonucuna ulaşılabilir.

VI. Kurumsal Sonuç: Önerinin Hukuki Temeli

Yukarıda özetlenen iki temel eleştiri -atama kararnameleri yoluyla itibar zedelenmesi ve disiplin yükümlülüğünün etkin şekilde yerine getirilmemesi- bir araya geldiğinde, HSK'nın bugünkü işleyiş biçiminin, kuruluş amacı olan "yargı bağımsızlığını ve hâkim-savcı güvencesini koruma" işlevini yerine getiremediği yönünde bir tez savunulabilir. Bu tez, kurumun tamamen ortadan kaldırılmasını değil, ancak köklü bir yeniden yapılandırmayı (üyelerin seçim usulünün gözden geçirilmesi, atama kararnamelerinin bireyselleştirilmiş ve gerekçeli hale getirilmesi, geri atamaların ancak kesinleşmiş disiplin kararına bağlanması, idari yargı denetiminin etkinleştirilmesi gibi) gerekli kılan bir argüman olarak da okunabilir. "Kapatma" önerisinin hukuki temeli, kurumun mevcut yapısıyla anayasal görevini ifa edemediği; bu nedenle ya köklü bir reform ya da -reform mümkün görülmüyorsa- yeni bir anayasal modelle ikame edilmesi gerektiği önermesine dayanmaktadır.

VII. Sonuç

12 Haziran 2026 tarihli ana kararname örneğinde görüldüğü üzere, bölge adliye mahkemesi başkanlığından veya üyeliğinden, ilk derece mahkemesi hâkimliğine ya da başsavcı vekilliğinden cumhuriyet savcılığına yapılan geri atamalar, disiplin soruşturması ve kesinleşmiş ceza bulunmaksızın gerçekleştirildiğinde, müktesep hak ilkesiyle çelişen, yargı mensuplarının itibarını zedeleyen ve disiplin hukukunun güvencelerini bertaraf eden bir uygulama niteliği taşımaktadır. Bu uygulamaların sistematik hale gelmesi, HSK'nın anayasal işlevini yerine getirip getiremediği sorusunu gündeme getirmekte ve kurumun ya köklü bir reforma ya da yeni bir kurumsal modele tabi tutulması gerektiği yönündeki tartışmaları haklı kılmaktadır. Yargı mensuplarının , keyfi atamalarla motivasyonlarının sekteye uğratılması yargının işleyişini, dolayısıyla vatandaşların derdest dosyalarını etkileyebilmektedir.

HSK’nın takdir yetkisi sınırsız değildir. Anayasa ile çerçevesi çizilmiştir. Bu sınırın aşılması, keyfiliğe ve hak ihlallerine sebebiyet verir.

HSK gibi kurumsal bir yapının, liyakate göre değil, idari mercilere getirilen kişilerin istekleri doğrultusunda yakınlık ilişkisine göre işlemler tesis etmesi devlet terbiyesiyle bağdaşmamaktadır. Son yıllarda, yargı mensuplarıyla ilgili cumhuriyet tarihinde görülmemiş vakaların yaşanması, HSK’nın disiplin yükümlülüğünü etkin şekilde yerine getirmediğini açıkça ortaya koymaktadır. HSK’nın meşruiyeti tartışmaya açılmalıdır. En önemlisi toplumun bu olaylara şahit olması, olayların medyaya yansıması yargı mensuplarına olan güven duygusunu tümden etkileyebilmektedir. HSK üyeleri, görevlerinin ciddiyetinin farkında olmalıdır. Rüşvet skandallarının artış göstermesi, yargımız için tehlike niteliğindedir. Küçük şehirlerde bazı hakimlerin avukatlarla yakın ilişki kurması, beraberinde şüpheleri getirmektedir. Örneğin şehirde meydana gelen bir cinayet vakasında hemen aynı avukatların dosyaya müdahalesi, adliyedeki bazı kişilerce bu avukatlara haber verildiği şüphelerini doğurmaktadır. Yargı mensupları, dosya gizliliğini sağlamakla yükümlüdür. HSK’nın bu konuda teftiş görevini yerine getimesi gerekmektedir. Yargı mensupları hakkındaki bazı şikayetlerin ‘’soyut iddia’’ gerekçesiyle işleme alınmaması sebebiyle hak arama hürriyeti ihlal edilmektedir. Bu durumdan güç alan bazı yargı mensupları, makamın verdiği yetkiyi kötüye kullanmakta, sebebiyet verdikleri meslek kurallarına aykırı hallere devam etmektedir.

Av. Vefa VARLI

----

Not: Bu makale, belirtilen tezi savunan bir hukuki değerlendirme niteliğindedir. Konu, Türkiye kamuoyunda ve hukuk camiasında tartışmalı bir mesele olup, HSK'nın işleyişini ve atama kararnamelerini savunan görüşler de bulunmaktadır. Bu görüşlere göre, ana kararnameler "hizmet ihtiyacı" ve "yargının etkinliği" ilkesi çerçevesinde HSK'nın takdir yetkisi kapsamındadır; BAM üyeliği, başsavcı vekilliği gibi görevler kazanılmış bir "unvan" değil, ihtiyaca göre değişebilen bir "görevlendirme" olarak kabul edilmekte ve bu nedenle geri atamaların müktesep hakkı ihlal etmediği savunulmaktadır.