Bir ev bazen yalnızca dört duvar değildir.
Bir tarla sadece üzerinde ürün yetiştirilen bir toprak parçası değildir.
Dededen kalan bir bağ, baba ocağı olan eski bir ev, çocukluğun geçtiği avlu… Bunların her biri, bir ailenin ortak hafızasını, geçmişini ve geleceğini taşır. Bu nedenle miras hukukunun konusu yalnızca malvarlığı değildir; aynı zamanda aidiyetin, kültürün ve kuşaklar arasında kurulan görünmez bağların da hukukudur.
Ne var ki yıllardır uygulamada vicdanları rahatsız eden bir tablo yaşanıyordu.
Ortaklığın giderilmesi davaları sonucunda yapılan satışlarda, aileye ait hisseli taşınmazlar çoğu zaman ilk ihalede üçüncü kişilerin eline geçiyordu. Mirasçılar arasındaki anlaşmazlıklar, ekonomik imkânsızlıklar veya sürecin sağlıklı takip edilememesi nedeniyle dededen kalan ev, yılların emeği olan tarla ya da aile ocağı, birkaç saat süren bir elektronik ihalenin sonunda yabancı ellere geçebiliyordu.
Belki hukuk kuralları uygulanıyordu.
Ama toplumun adalet duygusu çoğu zaman inciniyordu.
Çünkü miras sadece ekonomik bir değer değildir. O, aynı zamanda bir ailenin hafızası, kimliği ve gelecek kuşaklara bırakılan ortak emanetidir.
İşte bu nedenle, kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen 7589 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme, yalnızca usule ilişkin teknik bir değişiklik değil; aynı zamanda güçlü bir hukuk politikası tercihidir. Kanunla, tamamı miras yoluyla edinilmiş ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin pay sahibi olmadığı hisseli taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde, ilk açık artırmanın yalnızca mirasçılar arasında yapılması öngörülmüştür. Bu hak bir defaya mahsus tanınmış, sonuç alınamaması hâlinde ise genel satış usulü korunmuştur. Böylece hem mülkiyet hakkı hem de aile bütünlüğü arasında makul ve adil bir denge kurulmuştur.
Bu yaklaşım, sosyal devlet ilkesinin mülkiyet hukukuna yansıyan en güzel örneklerinden biridir.
Çünkü hukuk, sadece ekonomik değerleri koruyan mekanik kurallar bütünü değildir. Gerektiğinde toplumsal hafızayı, aile bağlarını ve kültürel devamlılığı da gözetmek zorundadır.
Bir milletin hafızası yalnızca arşivlerde yaşamaz.
Dededen kalan evde, köy meydanındaki çeşmede, çocukların oynadığı avluda, gölgesinde nesillerin büyüdüğü ceviz ağacında da yaşar. İşte bu nedenle bazı taşınmazların gerçek değeri, tapudaki metrekare hesabıyla değil, taşıdığı hatıralarla ölçülür.
Toplumun uzun yıllardır dile getirdiği bu beklentiye cevap veren 7589 sayılı Kanun, bu yönüyle önemli bir hukuk reformudur. Bu reformun hayata geçirilmesinde ortaya konulan irade de ayrıca takdire değerdir. Adalet sisteminin daha etkin, daha hakkaniyetli ve toplumun beklentilerine daha duyarlı hâle getirilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek’in bu düzenlemeye yönelik hassasiyeti ile Sayın Cumhurbaşkanımızın aile kurumunun korunmasına verdiği önemin bu reformda somut karşılığını bulduğu söylenebilir. Hukukun yalnızca uyuşmazlık çözen değil, toplumsal değerleri koruyan bir kurum olduğu anlayışını yansıtan bu yaklaşım hukuk reformları açısından önemli bir kazanımdır.
Elbette hiçbir kanun tek başına bütün sorunları çözemez.
Asıl çözüm; mirasçıların uzlaşmayı tercih etmesi, aile bağlarını koruması ve hukuku bir çatışma aracı değil, adaleti sağlayan ortak bir zemin olarak görebilmesidir. Kanun kardeşliği oluşturamaz; ancak kardeşliğin korunmasına hizmet edecek adil kuralları inşa edebilir.
Sonuç olarak 7589 sayılı Kanun ile yapılan bu değişiklik, sadece ortaklığın giderilmesi davalarındaki satış usulünü değiştiren teknik bir düzenleme değildir.
Bu düzenleme, hukukun bazen bir evi, bazen bir ağacı, bazen de bir ailenin ortak hafızasını koruyabileceğini göstermektedir.
Çünkü bazı taşınmazlar para eder.
Bazıları ise geçmişi…
Ve gerçek adalet, sadece mülkiyeti değil; o mülkiyetin taşıdığı hatıraları da koruyabildiği ölçüde adalet olur.