T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
2024/323 E., 2025/625 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/1159 E., 2023/202 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10.11.2022 tarihli ve
2022/6734 Esas, 2022/9022 Karar sayılı BOZMA kararı
1. Taraflar arasında asıl davada tapu kaydındaki şerhin terkini, birleşen davada tapu iptal ve tescil isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.
2. Direnme kararı davacı birleşen davada davalı velili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Asıl Davada Davacı İstemi
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; Antalya ili Merkez ilçesi ... Köyü 6 06... parsel sayılı taşınmazın geldisi olan kadastro parselinin tapu kadının, 3573 sayılı Kanun hükümlerine göre oluştuğunu, zeytinlik vasfındaki taşınmazın beyanlar hanesine “3573 Sayılı Yasa kapsamında olup, veriliş amacı dışında kullanılamaz, miras dahil bölünemez, veriliş tarihindeki yüzölçümü küçültülemez, aksi taktirde Hazinece geri alınır” şeklinde şerh konulduğunu, şerhin mahkeme kararına dayanmadığını ileri sürerek idari işlem ile konulan şerhin silinmesini talep etmiştir.
Asıl Davada Davalı Cevabı
5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın 3573 sayılı Kanun gereğince tahsis edildiğini ve bu konuda şerh konulduğunu, 4086 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik aynı Kanun'un 3. maddesine göre amacı dışında taşınmazın kullanılmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleştirilen 2008/293 Esas Sayılı Davada Davacı İstemi
6. Davacı ... vekili, 3573 sayılı Kanun gereğince tahsis edilen taşınmazın 4086 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik aynı Kanun'un 3. maddesine göre amacı dışında kullanılmasının mümkün olmadığını, kullanılması hâlinde Hazinece geri alınacağının düzenlendiğini ileri sürerek anılan düzenleme uyarınca taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
Birleştirilen 2008/293 Esas Sayılı Davada Davalı Cevabı
7. Davalı ... ... vekili; on yıllık süre geçtikten sonra kadastro öncesi nedenlere dayanarak dava açılamayacağını belirterek birleşen davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı
8. Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.05.2015 tarihli ve 2008/248 Esas, 2015/326 Karar sayılı kararı ile; asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile çekişmeli 6 06... parsel sayılı taşınmazın ... ... adına olan tapusunun iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Bozma Kararı
9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 21.06.2022 tarihli ve 2021/11373 Esas, 2022/6015 Karar sayılı kararı ile kararın onanmasına karar verilmiş, karara karşı asıl davada davacı birleşen davada davalı ... ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10.11.2022 tarihli ve 2022/6734 Esas, 2022/9022 Karar sayılı kararı ile;
““…somut olaya bakıldığında; davacı ... tarafından, 29.07.2008 tarihinde 3573 sayılı Kanun'un 4086 sayılı Kanun'la değişik 3. maddesi uyarınca zeytincilik parselinin bölündüğü, yüzölçümlerinin küçültüldüğü ve amaçları dışında kullanıldıkları iddiasıyla iptali istemiyle dava açılmış, davacı ... ... tarafından, çekişmeli taşınmazın tapu kaydına konulan şerhin silinmesi istemiyle dava açılmış ve anılan davalar birleştirilmiştir. Davaya konu çekişmeli taşınmaz, 3573 sayılı Kanun'a göre zeytincilik parseli olarak verilmiş ve Kanunda aranan şartlar yerine getirildikten sonra 02.02.1972 tarihli ve 2 sıra numarası ile tapu kaydı oluşturulmuş, 18.06.1981 tarihinde ... adına tapuya tescil edilmiştir. Zeytincilik parseli olarak 3573 sayılı Kanun'a göre tahsis ve tescil işlemleri yönünden, bütün sonuçlarıyla tamamlanmış bir hukuki işlem mevcut olup, davacı-davalı ... ...’a taşınmazı 27.04.2007 tarihinde satan ... ve dolayısıyla davacı-davalı bakımından kazanılmış hak gerçekleşmiştir. 4086 sayılı Kanun'da zaman bakımından geçmişe yürürlüğüne ilişkin bir hüküm olmadığına göre, bu Kanun ile 3573 sayılı Kanun'un 3. maddesinde yapılan değişikliğe dayanılarak konulacak şerhler kanunun yürürlüğünden sonrası için olanaklıdır. Hal böyle olunca, tapu iptal ve tescil davasının reddine, yasal dayanağı bulunmayan şerhin, tapu sicilinden silinmesine ilişkin açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup, Dairemizin yukarıda açıklanan gerekçelerle hükmün bozulması gerekirken, bu hususlar gözden kaçırılarak hükmün onanmasına karar verilmesi doğru olmadığından, davacı-davalı ... ... vekilinin karar düzeltme talebinin 1086 sayılı HUMK'un 440-442 maddeleri uyarınca kabulüne karar vermek gerekmiştir…” gerekçesiyle onama ilâmının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Direnme Kararı
11. Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.04.2023 tarihli ve 2022/1159 Esas, 2023/202 Karar sayılı kararı ile; önceki gerekçe aynen tekrar edilmek suretiyle direnme kararı vermiştir.
Direnme Kararının Temyizi
12. Direnme kararı süresi içinde asıl davada davacı birleşen davada davalı ... ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; asıl davada, taşınmaz üzerine 3573 sayılı Kanun’da 4086 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında konulan şerhin terkini için haklı ve hukuka uygun gerektirici bir hukuki sebebin bulunup bulunmadığı, birleşen dava bakımından ise zeytinlik vasfı ile tescilli olan taşınmazın veriliş amacına aykırı şekilde kullanılıp kullanılmadığı, varılacak sonuca göre taşınmazın Hazine adına tesciline karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A. Asıl davaya ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirme
14. Asıl davada dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesindeki “3573 Sayılı Yasa kapsamında olup, veriliş amacı dışında kullanılamaz, miras dahil bölünemez, veriliş tarihindeki yüzölçümü küçültülemez, aksi taktirde Hazinece geri alınır” şeklinde şerhin terkini talep edilmiştir.
15. Deliceler (yabani zeytinlikler) Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ihya ile mülkiyet iktisabında ayrı bir öneme sahip olmuş ve bununla ilgili 1939 yılında 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun çıkarılarak zeytinliklerin mülk edinilmesi konusunda bazı kurallar getirtilmiştir. 09.07.1956 tarihli ve 6777 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki 3573 sayılı Kanun'un Sakız ve Nevileriyle Harnupluklarada Teşmiline Dair Kanun ile kapsamı genişletilmiş ve söz konusu Kanun hükümleri sakız nevileriyle harnupluklara da teşmil edilmiştir. Hâlen yürürlükte bulunan Kanun’un bazı hükümleri 28.02.1995 tarihli ve 4086 Kanun'la değiştirilmiş, bazı hükümleri de yürürlükten kaldırılmıştır.
16. 07.02.1939 tarihli ve 4126 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 26.01.1939 tarihli Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’un 1. maddesinde alelumum aşılı zeytinlerin bakım, tımar ve toplanma ve sıklarının kökletme ve yeniden fidan dikme suretiyle meydana getirilecek zeytinliklerin tesis ve yetiştirme, yabani zeytinliklerin açma ve aşılama işlerinin Ziraat Vekâletinin direktifi altında yapılacağı; 3. maddesinde devlet ormanları ile boş arazide muayyen bir bölgede bulunan yabani zeytinliklerin aşılanması konusunda istekli bulunanların arazinin ait olduğu kazanın en büyük mülkiye memuruna müracaat edeceği; 4. maddesinde bu sahalarda yabani zeytin ağaçlarını aşılamaya talip olacakların aşılayacakları miktarın kendilerine tevzi olunacağı, tevzi edilen bu sahaların orman mefhumu haricinde kalacağı; taliplerin, yerine göre Vekâletin tayin edeceği müddetler zarfında ve vereceği direktifler dairesinde temizlemeyi yapanlara, zeytin bakım teşkilatının müzekkeresi üzerine mahallin en büyük mülkiye amiri tarafından tapu verileceği; aşılanıp yerinde kalacak zeytinliklerin temizlenmesinden çıkan odun ve kömür, kereste vesairenin temizleyene ait olacağı ve bunların zeytin bakım memurundan parasız alınacak bir vesika ile dışarı çıkarılacağı, bunlardan hiçbir resim alınmayacağı; 18. maddesinde ise 4. madde hükmüne göre verilen müddet zarfında aşılama ve temizleme işlemi yapılmamış olursa, verilen mezuniyetin sakat olacağı ve sahanın geri alınacağı; ayrıca, aşılama ve temizleme vasıtasıyla talep ettiği sahadan elde ettiği odun, kömür ve sairenin tazmin ettirileceği hükmü yer almıştır.
17. 28.02.1995 tarihli ve 4086 Kanun ile 3573 sayılı Kanun hükümleri ıslah edilmiş, özellikle yabani zeytinlikleri aşılamak için müracaat edenlerin hak ve yükümlülükleri ile ilgili Devlet kurumlarının görev ve yetkileri daha belirgin hâle getirilmiştir. Değişiklik sonrası Kanun’un 2. maddesinde; Orman sınırları dışında bulunan ve Devletin hüküm ve tasarrufunda olan yabani zeytinlik, Antep fıstığı ve harnupluklar ve her nevi sakız nevileri ile orman sınırları dışında olup da 17.10.1983 tarih ve 2924 sayılı Kanun kapsamında bulunmayan zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makilikler Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca tespit edilip haritalanacağı belirtilmiş, 3. maddesinde de; “Yukarıdaki madde gereğince tespit edilen alanlar yerel koşullar dikkate alınmak suretiyle Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca belirlenecek esaslara göre en az 25 dönümlük parseller halinde parsellenir ve bilinen araçlarla ilan edilir.
Bu alanlarda yabani zeytin, fıstıklık ve harnupluk ile sakız nevileri olan menengiç, buttum, yabani sakız, Filistin sakızı ağaçlarını aşılayıp yetiştirecekler ile zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makilik alanlarda gerekli temizlemeyi yapıp zeytin dikim alanları meydana getirecekler, dilekçe ile arazinin bulunduğu en büyük mülki amire başvururlar. Başvuranlar arasında Bakanlıkça belirlenecek esas ve öncelik sırasına göre seçilen kişilerden, bu işlemleri yerine getireceklerine dair bir yükümlülük belgesi alınır. Fidan dikecek olanlara devletçe maliyet bedeli üzerinden zeytin fidanı sağlanır.
Beş yıl süre ile taşınmazın gayesine uygun olarak kullanıldığı Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca tespit edilenlere mahallin en büyük mülki amiri tarafından tapuları devredilir. Bu yolla verilen taşınmazlar hiç bir şekilde veriliş amacı dışında kullanılamaz. Bu taşınmazlar; miras dahil hiç bir şekilde bölünemez, veriliş tarihindeki yüzölçümü hiç bir şekilde küçültülemez. Aksi takdirde Hazinece geri alınır. Bu hususlarda taşınmaz siciline gerekli şerh verilir.
Bu maddeye göre verilen süre içinde aşılama, temizleme, dikim ve bakım işlemleri yapılmamış olursa verilen izin Bakanlıkça resen iptal edilir”. düzenlemesine yer verilmiştir.
18. Bu noktada mülkiyet hakkı kavram ve içeriğine değinmekte yarar vardır.
19. Hukuk Genel Kurulunun 11.09.2013 tarihli ve 2012/5-1826 Esas, 2013/1298 Karar sayılı kararında da yer verildiği üzere modern mülkiyet anlayışında mülkiyet hakkı yetki ve ödevlerden oluşmaktadır. Malikin hem yetkileri, hem de yakınlarına ve topluma karşı ödevleri bulunmaktadır. Modern mülkiyet anlayışına göre hakkın kapsamında yer alan ödevler mülkiyet hakkına yabancı, ona dıştan ve sonradan yükletilen sınırlamalar olarak kabul edilmemeli, aksine bunları kamu yararı amacıyla malike yükletilen ve mülkiyet hakkını oluşturan ödevler olarak düşünmelidir.
20. Görülmektedir ki, mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. Mülkiyet ancak kanunla ve kamu yararı amacı ile sınırlandırılabilir. Bu sınırlandırmanın özü “kamu yararı”, şekli ise “kanun” dur. Kanun koyucunun mülkiyet üzerinde yaptığı sınırlamalar bu hakkın özüne dokunamaz.
21. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa) mülkiyet hakkına saygılı ve bu hakkı koruyan bir rejimi öngörmektedir. Anayasa’nın mülkiyet hakkını düzenleyen 35. maddesi, “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” şeklinde düzenlenmiş olup mülkiyet hakkı üç aşamalı bir anlatımla açıklanmıştır.
22. 1. fıkrasında “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir” denilerek bu hakkın anayasal bir hak olduğu saptanmıştır. Böyle bir hak sahibi bu şeylerin mülkiyetini kazanabilir. Ona sahip olabilir, mülkiyetinde olan şeyi dilediği gibi kullanabilir. Mülkiyet hakkının bu görünümü sınırsız ve kısıtlamasızdır. Kutsal, sınırlamasız ve kısıtlamasız görünen bu hak anılan maddenin 2. ve 3. fıkraları ile genel bir sınırlamaya bağlı kılınmıştır.
23. 2. fıkrasına göre de: “Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir”. O hâlde kamu yararı olan yerde veya bu amaçla kullanma gereksiniminde mülkiyet hakkı sınırlanabilir. Ancak bu sınırlama da kanunla yapılabilir. Kanunsuz olarak burada kamu yararı olduğu kabul edilerek herhangi bir kamu kurumu veya tüzel kişisi tarafından mülkiyet hakkına herhangi bir sınırlama konulamaz. Öyle ise bu fıkranın içeriğine göre ancak kamu yararı bulunduğu durumlarda ve kanuna tutunarak sınırlama yapılabilir, yasal bir dayanak olmadan mülkiyet hakkı sınırlandırılamaz.
24. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesinin 3. fıkrasında mülkiyet hakkına bir sınırlama daha getirilmiştir. Bu fıkrada yer alan “Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” ifadeleriyle, mülkiyet hakkı sahibine kendi kendini sınırlaması koşulunun ne olduğunu göstermiştir.
25. Öte yandan Anayasa’da mal sahibinin kullanma hakkı, 35. maddenin 2. fıkrasında “kamu yararı”, 3. fıkrasında “toplum yararı” ile sınırlanmış ise de her iki durumda da taşınmazın mülkiyetine el uzatılamamakta, sadece kullanma hakkının hangi sınırlarla bağlı olduğu ifade edilmektedir.
26. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017,§ 62).
27. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Toprak mülkiyeti” başlıklı 44. maddesinde; 'Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.
Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere Devletin, toprağın verimli olarak işletilmesini sağlamak, yeterli toprağı olmayan çiftçileri topraklandırmak, tarım işletmelerinin büyüklüklerini belirlemek ve toprağın bölünmesini önlemek üzere reform yapma ödevi bulunmaktadır.
28. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması” başlıklı 45. maddesinde “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır. Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerinin üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır.” hükmüne yer verilmiş; maddenin gerekçesinde ise “Madde, Devlete tarım arazilerinin ve çayırlarla meraların amaç dışı kullanılmasını önleme görevini yüklemektedir. Bu ifadeyle amaçlanan tarım arazilerinin endüstri ve şehirleşme sebebiyle yok edilmesinin önlenmesidir. Devlet, bu amaçla yasal düzenleme yapmalıdır…” denilmiştir. Bu durumda çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasının ve tahribinin önlenmesinin Devlete bir görev olarak yüklendiği açıktır.
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) başlangıçta mülkiyete ilişkin bir kural içermemekle birlikte, Sözleşmenin yürürlüğe girmesinden önce mülkiyet hakkının da yer almasına yönelik bir protokol oluşturulmuş ve İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye Ek Protokol imzalanmıştır. Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde; “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” hükmü öngörülmüştür. Görüldüğü üzere sözü edilen madde üç kuraldan oluşmakta olup ilki, mülkiyet hakkına saygı duyulması biçiminde genel ilke, ikincisi mülkiyet hakkından kamu yararı nedeniyle hukuka uygun olarak yoksun bırakılmasının meşruluğu ilkesi ve nihayet üçüncüsü, mülkiyet hakkının kamu yararına uygun olarak kullanılması düzenlemesinin meşru bir müdahale sayılacağı ilkesidir (Hukuk Genel Kurulu 23.02.2021 tarihli ve 2017/5-2674 E., 2021/155 K.).
30. Yukarıda vurgulanan Anayasa’nın 35. maddesine uygun olarak düzenlenen, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’un 4086 sayılı Kanun ile değişik 3. maddesi ile taşınmaz mülkiyetinin kullanımına sınırlama getirilmiştir.
31. Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamında tahsis edilen zeytinlik vasfındaki taşınmazların bu niteliklerinin korunmasının sağlanmasına yönelik meşru bir amaç için kamu yararı doğrultusunda veriliş amacı dışında kullanılması, yüzölçümünün küçülmesinin engellenmesi için bölünmesi yasaklanmış aksi takdirde Hazinece geri alınacağı belirtilmiş, ancak satış yoluyla devredilmesinin engellenmesi yönünde bir düzenleme getirilmemiştir. Nitekim bu durumun mülkiyet hakkına müdahale ya da sınırlama olarak da nitelendirilemeyeceği açıktır. Bununla birlikte şerh konulmasına ilişkin hüküm kanun koyucunun yabani zeytinliklerle ilgili 1939 yılından beri süregelen düzenlemeleri ile uyumlu olup baştan beri var olan amaç açık hâle getirilerek kanundan beklenen amacın ileride bertaraf edilmesini engelleyici bir nitelik kazandırılmıştır. Şerh, bir kanun hükmüne dayanılarak konulduğu için dayanağını kanundan alması nedeniyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
32. Somut olayda 3573 sayılı Kanun'da 28.02.1995 tarihli ve 4806 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile taşınmazların tapu kaydına veriliş amacına uygun olarak düşülen şerhle, zeytinlik vasfındaki taşınmazların bu niteliklerinin korunmasının amaçlandığı, mülkiyet hakkına müdahale veya mevcut kullanım durumlarının herhangi bir şekilde sınırlandırılmasının söz konusu olmadığı, aksine taşınmazların tahsis edilmesi amacına uygun niteliklerinin korunması ve aleniyet sağlanmasının hedeflendiği kabul edilmelidir.
33. Hâl böyle olunca Mahkemesince asıl davanın reddi yönünde verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerinde bulunmuştur.
34. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak amacıyla kanunların geriye yürümemesi esasının kabul edildiği, bu nedenle kural olarak her kanunun ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanacağı, yürürlük tarihinden önce gerçekleşen olaylara ve ilişkilere uygulanmayacağı, kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının bazı istisnaları olup somut olayda istinai koşulların mevcut olmadığı, bu sebeple sonradan yürürlüğe giren Kanun ile konulan şerhin hukuka uygun olmadığı, ayrıca davaya konu edilen şerhle ilgili olarak geriye yürüyeceği hususunda bir düzenlemenin de bulunmadığı, şerhin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını sınırlandırdığı bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
35. O hâlde direnme kararı onanmalıdır.
B. Birleşen davaya ilişkin temyiz itirazları yönünden yapılan değerlendirmede
36. Birleşen davada davacı ... vekili 3573 sayılı Kanun gereğince tahsis edilen taşınmazın 4086 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik aynı Kanun'un 3. maddesine göre amacı dışında kullanılmasının mümkün olmadığını, kullanılması hâlinde Hazinece geri alınacağının düzenlendiğini, yasaya aykırı şekilde dava konusu taşınmazın asıl davada davacı ... ...'a satıldığını ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.
37. Tüm dosya kapsamına göre; dava konusu taşınmazın geçmişte 317 No.lu kadastro parseli olduğu, bu parselin evveliyatının 3573 sayılı Kanun'a göre tahsis edeilen 106 sayılı zeytinlik parseli olduğu, 29.05.19 71... sayılı yazı ile taşınmazın imar ve ihya edildiğinin anlaşılması nedeniyle imarcısı ... adına tapuya tescilinin talep edildiği, 23.0 00... olarak tescil edilen taşınmazın 99 78... imar yolu ve park kesintisi ile 130 22... olarak 18.06.1981 tarihinde ... adına tahsis edildiği, Aksu Belediye Başkanlığının 07.12.2009 tarihli yazıları ile imar uygulaması sonucunda taşınmazın 6 06... parsel sayılı taşınmaz olarak parselasyon planının onaylandığı ve 3 adaya söz konusu parselin dağıtımının yapıldığı, 04.03.2013 tarihli yazı ile tapu kaydına şerh konulduğu, 6 06... No.lu parselin ...'den 06.07.2002 tarihine ... oğlu ...'a, 13.02.2007 tarihinde... Köylü'ye 27.04.2007 tarihinde ise davacı ... ...'a satıldığı anlaşılmıştır.
38. 3573 sayılı Kanun’un ilk hâlinde orman kapsamı içerisinde kalan zeytinliklerin belli koşullar altında ıslah edilmesi koşuluyla tahsis edilmesi düzenlenmişken 28.02.1995 tarihli ve 4086 Kanun'la yapılan değişiklik sonrası orman sınırları dışında bulunan, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki zeytin, Antep fıstığı, harnup ve her nevi sakız yetiştirmeye elverişli fundalık ve makilik alanların tahsis işlemlerine konu edilebileceği belirtilmiş ve mülkiyet hakkı elde edilmiş olan zeytinliklerin veriliş amacı dışında kullanılamayacağı ve yüzölçümünün küçülmesinin engellenmesi amacıyla bölünmesi yasaklanmış ancak satış yoluyla devredilmesinin önüne bir engel getirilmemiştir.
39. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki belge ve delillere, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına birleşen dava yönünden uyulması gerekirken direnilmesi doğru olmamıştır.
40. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, dava konusu taşınmazın üzerinde malik tarafından herhangi bir imar ihya ıslah çalışması yapılmadığı, mahallinde yapılan keşif sonucunda alınan bilirkişi raporu ve tespitlere göre 3573 sayılı Yasa'nın aradığı imar ihya koşulunun oluşmadığı ve tescilin en baştan beri yolsuz nitelikte olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
41. Bu nedenle birleşen davanın kabulü yönünden verilen direnme kararı Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl dava bakımından (A) bendinde gösterilen sebeplerle davacı/birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Birleşen dava bakımından (B) bendinde gösterilen sebeplerle davacı/birleşen davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
15.10.2025 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.