T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
2024/399 E., 2025/643 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/111 E., 2023/300 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 15.11.2022 tarihli ve
2022/5150 Esas, 2022/7530 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davalılar vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin tekstil sektöründe ticari faaliyet göstermekteyken işlerinin bozulduğunu ve ekonomik problemler yaşamaya başladığını, iş yaptığı şahıs ve firmalara yüklü meblağlarda verdiği senetleri ödeyemeyince dava konusu 16 parsel sayılı taşınmazdaki payına haciz konulduğunu, borcun davalı ... tarafından ödendiğini, bunu üzerine davalının borçları karşılığında kendisinden senet istediğini, davalıya verdiği senet bedellerini 20.01.2013 tarihinde kadar ödediğini ancak bu tarihten sonra ödeyemediğini, ödenmeyen senetlerden dolayı davalıya 57.500,00 TL borcu kaldığını, davalının banka kredisi çekerek kendisine vermeyi teklif ettiğini, banka kredisi çekeceğini ancak dava konusu 16 parsel sayılı taşınmazda 1/3 olan payını diğer davalı kardeşi ...'a devretmesini istediğini, böylece taşınmaza borçları sebebiyle haciz konulmasının da önüne geçileceğini, borcunu ödediği zaman ise taşınmazın tekrar devredileceği yönünde telkinde bulunduğunu, içinde bulunduğu güç durum, ekonomik zorluk ve davalı ...'a duyduğu sonsuz güven neticesinde bu isteği olumlu karşıladığını ve taşınmazı davalı ...'a devretmeyi kabul ettiğini, davalı ...'un 80.000,00 TL kredi çektiğini ve yaklaşık 60.000,00 TL'sini kendisine verdiğini, borcunu peyderpey ödeyerek kapatabileceğini söylediğini, dava konusu taşınmazdaki payını 06.06.2013 tarihinde bedelsiz olarak davalı ...'a devrettiğini, annesinin de taşınmaz üzerindeki intifa hakkından feragat ettiğini, zamanla işlerinin daha da bozulması nedeniyle borçlarını ödeyemediğini, bunun üzerine davalı ...'un 30.06.2015 tarihli ihtarname ile ecrimisil talebinde bulunduğunu ve taşınmazdaki haksız işgale son vermesini istediğini, bu ihtarname ile içinde bulunduğu zor durumdan yararlanmak suretiyle taşınmazdaki payını davalıların ele geçirmeye çalıştıklarından haberdar olduğunu, dava konusu taşınmazını geri alacağı inancıyla devrettiğini, içinde bulunduğu güç durumdan ve müzayaka hâlinden yararlanan davalıların taşınmazdaki payını hile ile ele geçirdiklerini, taşınmazı iade edeceklerini söyleyerek sözleşme yapmaya sevk etmeleri ve içinde bulunduğu ekonomik güçlükten yararlanarak taşınmazı değerinin katbekat altında edinmeleri biçimindeki söz konusu eylemlerinin aşırı yararlanma (gabin) ve aldatma (hile) teşkil ettiğini, davalıların dürüstlük kuralına aykırı biçimde taşınmazın iade edileceği kanısı uyandırarak taşınmazı elde ettiklerini ileri sürerek, dava konusu payın tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde taşınmazın rayiç bedeli üzerinden faizi ile birlikte tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü sürenin geçtiğini, davalı ... yönünden davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, dava konusu taşınmazdaki payın satın alındığını, dava dilekçesinde taşınmazın satış bedelinin ödenmediği yönünde bir iddia bulunmadığını, davacının bu tarihten itibaren haksız şagil konumunda olduğunu, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davası açılmasından sonra bu davanın açıldığını, dava konusu taşınmazın satışı için davacının davalıya olan borçlarının mahsup edildiğini, taşınmaz üzerindeki dört adet haczin tamamının borçları ödenerek kaldırıldığını, kalan miktarın bir kısmının kredi çekilerek kredi bedelinin tamamının davacıya verilmek suretiyle bir kısmının ise doğrudan davacıya verilerek satış bedeli olan 350.000,00 TL'nin ödendiğini, davacının isteği ile annesinin de intifa hakkından feragat ettiğini, iddianın hile ya da gabin değil inanç sözleşmesini işaret ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 26.02.2020 tarihli ve 2016/76 Esas, 2020/57 Karar sayılı kararıyla; davalıların kardeş olduğu ve davacının ekonomik sıkıntı yaşadığını bildikleri, bilirkişi raporuyla taşınmazın gerçek değerinin 604.102,44 TL olarak belirlendiği, davalıların davacının ekonomik sıkıntısını bilerek edimler arasında aşırı orantısız şekilde dava konusu taşınmazı devraldıkları, devir karşılığındaki edimi yerine getirdiklerini belirtseler de bunu yazılı delil ile ispat edemedikleri, hesap bilirkişisi marifetiyle yapılan tespitte 183.036,08 TL ödeme yapıldığı, davacı taraf her ne kadar inanç sözleşmesinden de bahsetmiş olsa da buna dair yazılı bir delil sunmadığından taraflar arasında inanç sözleşmesi olduğunun kabul edilmediği, somut olayda gabinin hem objektif hem de subjektif unsurlarının gerçekleştiği ve davanın süresi içinde açıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 14.04.2022 tarihli ve 2020/865 Esas, 2022/601 Karar sayılı kararıyla; davacının ekonomik olarak zor durumda olduğunu bilen davalıların birlikte hareket ederek, bir kısım borçlarını kapatarak, bir kısım borçlar vererek davacının güvenini sağladıktan sonra dava konusu taşınmazdaki payının davalı ... üzerine geçirilmesini sağladıkları, davada gabinin objektif ve subjektif unsurlarının gerçekleştiği, davalılar birlikte hareket ettiklerinden yargılama gideri ve vekâlet ücretinden müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarında da bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...Uyuşmazlık, gabin (aşırı yararlanma) ve hile (aldatma) hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1.Sözleşmenin gabin (aşırı yararlanma) nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış 6098 s. Türk Borçlar Kanunun (TBK) 28. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 21) maddesi ile aynen; "Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." hükmü getirilmiştir.
O halde, aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı oransızlık yanında, bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı verir.
Hemen belirtmek gerekir ki gabin davasında öncelikle edimler arasındaki, aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.
3.2.2.Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
3.2.3.6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.",
3.2.4.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükümlerine yer verilmiştir.
3.3. Değerlendirme
3.3.1.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı ...'ın dava konusu 16 parsel sayılı taşınmazdaki 1/3 olan payının tamamını üzerindeki haciz şerhleri ile birlikte 06/06/2013 tarihinde satış suretiyle davalı ...'a devrettiği, davalı ...'un diğer davalı ... ile kardeş oldukları kayden sabittir.
3.3.2.Somut olaya gelince; davacının ticaretle uğraştığı, davalı tarafça davacının bir kısım borçlarının ödendiği, davacı tarafından davalı tarafa verilen senetler bulunduğu ve bir kısmına ilişkin ödeme makbuzlarının ibraz edildiği, ancak anılan hususlar ile dava konusu taşınmazın değeri arasındaki farkın fahiş olmadığı, açık orantısızlık bulunmadığı, HMK’nın 190. ve TMK'nın 6. maddesi gereği davacının iddialarını ispat edemediği, gabinin objektif ve subjektif unsurlarının oluşmadığı, davacının müzayaka hali içerisinde bulunmadığı anlaşılmaktadır.
3.3.3.Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; davalı ... aleyhine açılan davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığını, yasal zorunluluk olmasına rağmen depo kararı dahi verilmeyerek haksız kazanç sağlandığını, dava dilekçesi içeriğinde taşınmaz bedelinin alınmadığı yönünde bir iddia bulunmadığı gibi gabinin objektif ve subjektif unsurlarının da oluşmadığını, taşınmaz üzerinde bulunan intifa hakkının değerlendirilmediğini, davalı tarafça yapıldığı belirtilen ödeme miktarının gerçeği yansıtmadığını, taşınmaz bedelinin davacıya ödendiğinin resmî satış akti ile de kanıtlandığını, her iki bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, kabule göre de vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; gabin ve hile hukuksal nedenlerine dayalı olarak açılan eldeki tapu iptali ve tescil davasında dosya kapsamı itibarıyla gabin olgusunun ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun, TBK) 28. maddesi
2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun, HMK) 190, 266 vd. maddeleri
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Bilindiği üzere, özel hukukta kişilerin irade özgürlüğüne sahip oldukları ve ancak kendi özgür iradeleriyle hak sahibi olup, borç altına girecekleri temel bir ilke olarak benimsemiştir. Bu temel ilkenin doğal sonucu olarak borçlar hukuku alanında sözleşme özgürlüğü ilkesi esastır. Bu ilke sayesinde kişiler özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içerisinde yapacakları sözleşmelerle özgürce düzenleme olanağı bulmaktadır. Bu bağlamda kişilerin işlem (sözleşme) iradelerinin sağlıklı olması ve gerçek iradelerini yansıtması büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü irade açıklaması, bir hukuki işlemin temel kurucu unsurudur. Bu nedenle hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun bir hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Ancak çeşitli nedenlerle kişinin işlem iradesi oluşum ya da açıklama aşamasında sakatlanabilir. Bu sakatlık, iradenin özgür bir biçimde oluşmadığını veya gerçek iradeye uygun şekilde açıklanmadığını gösterir.
3. Bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 392). İrade bozukluğu hâlleri mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) “Rızadaki fesat” başlığı altında “Hata”, “Hile” ve “İkrah” olarak 23 ilâ 31 inci maddeler arasında hükme bağlanmış iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 30 ilâ 39 uncu maddeleri arasında bu defa “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir.
4. Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise bir kesin hükümsüzlük (butlan) hâli değildir. Mülga BK’nın 23 ve devamı maddelerinde “...ilzam olunamaz.” (BK md. 23), “...o akit ile ilzam olunmaz.” (BK md. 28), “...kendi hakkında lüzum ifade etmez” (BK md. 29/I), TBK'da ise “... bağlı olmaz.” (TBK md. 30), “...sözleşmeyle bağlı değildir.” (TBK md. 36 ve md. 37/1) şeklindeki ibareler kullanılmak suretiyle irade bozukluğuyla yapılan sözleşmelerin, iradesi hata, hile veya ikrahla sakatlanan kimseyi bağlamayacağı öngörülmüş ve bu kişiye belli bir süre içerisinde kullanabileceği iptal hakkı tanımıştır. İrade bozukluğu hâlleri, tüm hukuki işlemler yönünden oldukça önem taşımakta ve koşulları oluştuğu takdirde yapılan işlemin iptal edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
5. Türk Borçlar Kanunu aşırı yararlanmayı (gabin) ise, sözleşmenin içeriğine ilişkin hükümler ile iradeyi bozan sebepler arasında düzenlemiş, TBK'nın aşırı yararlanma başlıklı 28. maddesinde;
"Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir" hükmüne yer verilmiştir.
6. Mülga BK'dan farklı olarak TBK'nın 28. maddesinin 1. fıkrasında, aşırı yararlanma durumunda zarar görene sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini isteme yanında, sözleşmeyle bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı da tanınmıştır. Mülga BK'nın 21. maddesinde öngörülen bir yıllık süre, TBK'nın 28. maddesinin 2. fıkrasında yeniden düzenlenmiştir. Buna göre aşırı yararlanmanın söz konusu olduğu bir sözleşmede zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulmak ya da oransızlığın giderilmesini sağlamak istiyorsa, bu hakkını düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her iki durumda da sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıllık hak düşürücü süreler içinde kullanabilecektir. Maddenin 2. fıkrasında, bir yıllık sürenin sözleşmenin kurulduğu tarihten değil, öğrenme veya zor durumun ortadan kalktığı tarihten başlaması kabul edilmiştir. Ayrıca, zarar görenin sözleşmeyle bağlı olmama iradesini diğer tarafa açıklayabileceği beş yıllık azami (mutlak) bir süre öngörülmüş ve bu sürenin başlangıcı bütün durumlarda sözleşmenin kurulduğu tarih olarak benimsenmiştir (Turgut Uygur ; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Ankara 2013, C. 1, s. 325-326).
7. Edim ile karşı edim arasında bir oransızlık (nispetsizlik) bulunduğu, çok düşük olan karşı edim için, çok yüksek bir edim veya bunun aksine çok yüksek bir karşı edim için, düşük bir edim taahhüt olunduğu takdirde aşırı yararlanmadan (gabinden) söz edilir (Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, İstanbul, 1976, s. 380).
8. Ancak, edimler arasında mevcut olan her açık oransızlık aşırı yararlanmayı meydana getirmez. Zira sözleşme hukukunda geçerli olan irade özerkliği ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri gereğince, taraflar sözleşmenin şartlarını dolayısıyla edim ve karşı edim arasındaki denge ve oranı diledikleri gibi kararlaştırabilirler. Kanun, bu konuda edimler arasında bulunması gereken denge ve oran hususunda objektif bir ölçü koymuş değildir. Yalnız, taraflardan biri karşı tarafın içinde bulunduğu zayıf durumdan yararlanarak onu sömürmek isteyebilir. İşte aşırı yararlanmadan bahsedebilmek için edim ve karşı edim arasındaki açık oransızlık, taraflardan birinin diğerinin içinde bulunduğu durumdan yararlanmak suretiyle gerçekleştirilmelidir. Kanun koyucu TBK md. 28'i (mülga BK md. 21) düzenlemekle sözleşmede zayıf olan tarafa, edimler arasındaki değer ilişkisini gözden geçirme ve şartları gerçekleşmişse aşırı yararlanmaya dayanarak sözleşmeyi iptal etme ya da edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteme imkânı vermiştir (Fikret Eren; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2024, s.478).
9. Türk Hukuk Lûgatında da gabin (aşırı yararlanma); Karşılıklı edimler içeren bir sözleşmede, edimler arasında açık bir orantısızlık varsa, bu oransızlık zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden yararlanılarak gerçekleştiği takdirde zarar gören durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını öbür tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını düşüncesizlik veya deneyimsizliği öğrendiği; zor durumda kalmada ise durumun ortadan kalkmasından başlayarak bir yıl içinde, her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir." şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 90).
10. Bu durumda aşırı yararlanma (gabin) durumunun varlığını kabul için gerekli koşullar iki tanedir. Bunlar edimler arasında aşırı oransızlık ve karşı yanın özel durumundan yararlanmadır. Şu hâlde, sadece aşırı oransızlık yetmez. Aşırı yararlanmada edimler arasındaki oransızlığın karşı yanın şahsında var olan durumların istismarından doğmuş olması gerekir.
11. Objektif unsur olarak edimler arasındaki aşırı oransızlık (nispetsizlik) aşikâr olmalı, işten anlayan herkesin gözüne çarpacak yükseklikte bulunmalıdır. Bu hususu saptarken hâkim, edimin sözleşmenin yapıldığı andaki objektif değerini esas almak zorundadır. Subjektif unsur olarak aşırı oransızlığın (nispetsizliğin), karşı yanın özel durumundan bilerek yararlanma sonucu doğması gerekir. Karşı yanın özel durumu, onun darda kalması (müzayakası), hafifliği (hiffeti) veya tecrübesizliği hâlinde ortaya çıkar. Bu hâller yasada sınırlı olarak sayılmıştır. Öte yandan aşırı yararlanmanın varlığından söz edebilmek için darda kalma, hafiflik ve tecrübesizliğin birlikte bulunmasına gerek yoktur, bu hâllerden bir tanesinin gerçekleşmesi bile öbür koşullar da varsa yetişir (Tunçomağ, s. 381-383).
12. Zarar görenin darda kalması hâli (müzayakası), zor durumda kalması, sıkıntılı olma parasızlık anlamındadır. Bu durum ekonomik (maddi) veya şahsi nedenlerden kaynaklanabilir. Gabinde müzayaka, maddi olabileceği gibi, manevi de olabilir. Gerçek kişiler gibi tüzel kişiler de zor durumda kalma hâlinde olabilirler. Kanun maddesinde amaçlanan düşüncesizlik (hiffet) bir kişinin genel karakter olarak hafif düşünce ve yapıda olmasını değil, somut olayda yapılan sözleşme yönünden özen göstermeme ve düşüncesizlik hâlini ifade eder. Bu itibarla zarar gören tarafın, belirli bir konuda eksik yetenekli olması veya uzağı görememesi, yaptığı sözleşmenin sonuçlarını gereği gibi düşünememesi mülga BK'nın 21. maddesi anlamında düşüncesizliktir. Tecrübesizlik (deneyimsizlik) zarar gören kişinin genel hayat ve iş tecrübelerindeki noksanlığını ifade eder. Burada sömürülen tarafın genel bir tecrübesizliği değil, sadece yapılan sözleşmeye ilişkin yeterli bilgi ve deney noksanlığı söz konusudur.
13. Diğer taraftan gabinden söz edebilmek için karşı tarafın, zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden ve tecrübesizliğinden bilerek yararlanmış olması, açık nispetsizliğin bu yararlanma başka bir ifadeyle sömürme kastı sonucu bulunması gerekir. Eğer taraf, bu zaaftan yararlanma fikriyle hareket etmemişse diğer unsurlar gerçekleşmiş olsa bile gabinden (aşırı yararlanmadan) söz edilemez. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli ve 2023/6-906 Esas, 2025/361 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir. Gabinin varlığı zarar görene öngörülen hak düşürücü süre içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek Kanun'da öngörülen haklarını kullanmak amacıyla dava açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı verir.
14. Hemen belirtilmelidir ki, gabin davasında öncelikle edimler arasında aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar görenin kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü, psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani subjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir. Objektif unsurun tespitinde edimlerin kıymeti sözleşmenin kurulduğu ana göre belirlenir. Gabinin objektif unsurunun tespiti, konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyeti aracılığıyla yapılır. Alınan bilirkişi raporunda objektif unsur belirlenirken taşınmaza ilişkin imar durumunun saptanması, taşınmazın yeri, kullanım alanı, yola cephe durumu, topografik yapısı vs. etkenlerde gayrimenkulün değerini etkileyeceğinden değer tespiti emsal yönünden araştırma yapılması, taşınmazın özelliklerine (varsa takyidatlar,satış sırasında gayrimenkulde bulunan hacizler vs) ilişkin inceleme yapılması gerekmektedir. Bir başka anlatımla açık oransızlığın tespitinde alınacak bilirkişi raporunda piyasa koşulları, taşınmaza ilişkin özellikler, emsal değerler gibi objektif kriterler dikkate alınmalı ve bu kriterler tereddüte yer vermeyecek, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olacak şekilde rapora yansıtılmalıdır.
15. Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, gabinin ispatı bakımından objektif ve subjektif unsurların bir arada bulunması zorunlu olup tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; haciz şerhlerinin davalılar tarafından yapılan ödemeyle kaldırıldığı hususu her iki tarafında kabulündedir. Öncelikle objektif unsurun tespiti bakımından benimsenen bilirkişi raporlarının denetime ve hüküm kurmaya elverişli nitelikte olduğu sözylenemez. Zira kök raporda taşınmazın değeri hesaplanırken dava tarihi olan 12.05.2016 esas alındığı belirtilmiş, hesaplamada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2016 yılı itibariyle yapı yaklaşık birim maliyetleriyle piyasa fiyatları baz alınmıştır. Ek raporda ise taşınmazın değeri satış tarihi olan 06.06.2013 tarihi esas alınarak hesaplanırken 2013 yılı TÜİK verileri ve ÜFE oranlarının dikkate alındığı belirtilmiştir. Dava konusu taşınmazın devir ve dava tarihlerindeki rayiç değerlerinin yukarıda açıklandığı şekilde tespiti yerine 02.05.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporu ile dava tarihindeki değeri belirlenip emsal araştırması yapılmaması doğru olmadığı gibi 18.03.2019 tarihli ek rapor ile taşınmazın satış tarihindeki değeri saptanırken dava tarihindeki değeri üzerinden 2013 yılı TÜİK verileri ve ÜFE oranları bazında hesaplama yapılarak sonuca gidilmesi de doğru bulunmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, dosya kapsamı dikkate alınarak öncelikle objektif unsurun tereddüte yer yermeyecek şekilde tespiti bakımından hüküm kurmaya ve denetime elverişli olacak şekilde bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
16. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler esnasında; gabinin unsurları oluştuğundan hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
17. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.