T.C.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
2025/557 E., 2025/730 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/498 E., 2022/446 K.
Taraflar arasında görülen muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece verilen yukarıda tarih ve sayısı belirtilen direnme kararı, Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2025 tarihli ve 2023/4-618 Esas, 2025/231 Karar sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hukuk Genel Kurulunun kararına karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Hukuk Genel Kurulunca dilekçe, düzeltilmesi istenen karar ve dosyadaki ilgili bütün belgeler okunduktan sonra gereği düşünüldü:
Hukuk Genel Kurulu kararında yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici madde 3 atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,
Aynı Kanun'un 442. maddesinin 3. fıkrası ile 4421 sayılı Kanun'un 4/b-1 maddesi uyarınca takdiren 3.000,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine,
Karar düzeltme harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
19.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır (TBK 19/1). Muvazaaya dayalı iptal davalarının hukuki sebebini bu hüküm oluşturmakta ise de bu davalar çeşitli nedenlere dayalı olarak açılabilmektedir.
Muvazaalı işlem taşınmaz mülkiyetinin geçirilmesine ilişkin ise bu işlemin muvazaalı olduğu iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açılabilecektir. Davadan elde edilmek istenen amaç taşınmaz mülkiyetini elde etmek olduğundan muvazaanın varlığının ispatı hâlinde tapu iptali kararı da verilebilecektir.
Kişi mülkiyet üzerinde hak iddia etmeksizin taşınmaz üzerinde haciz koydurarak alacağını tahsil edebilmek istiyorsa amaç alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Açılan dava bu amaç bakımından İİK 277 vd. maddelere göre açılan tasarrufun iptali davasıyla benzerlik taşısa da tasarrufun iptali davasından farklı olarak davacının, kesinleşmiş bir alacağının varlığı ön koşul değildir. Hukuki yarar için ön koşul olmasa da danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapıldığının sabit olması gerekecektir.
Ancak bu dava bazen de bir alacağın, o taşınmaza haciz konularak tahsilini sağlamak için değil o taşınmazdaki bir şahsi hakkının varlığını ispatlayarak asıl borçludan istemeyi sağlamak için de açılmış olabilir. Uyuşmazlığa konu somut olayı öncelikle bu ihtimal üzerinden değerlendirmek uygun olacaktır.
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ile davalı ... ...'ın 1991 yılında evlendiklerini, davalı eşin 31.01.2013 tarihinde boşanma davası açtığını, evlilik devam ederken müvekkilinin maddi katkılarıyla dava konusu taşınmazın 2006 yılının Haziran ayında satın alındığını, boşanma davası açılmadan kısa bir süre önce 12.12.2012 tarihinde bu taşınmazın davalı eş tarafından diğer davalı ...'e satıldığını, bu satış işleminin müvekkilinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştiğini ileri sürerek davalı ... adına kayıtlı olan mezkûr taşınmazın tapu kaydının iptaline ve ... ... adına tapuya tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı bu talebinde mülkiyet üzerinde bir hak iddia etmediği gibi iptalini istediği tapunun boşanma aşamasında olduğu eşi adına tescilini istemiştir. Davacı dilekçesinde eşinin malvarlığının, kendisi lehine hükmedilecek katkı alacaklarını tahsil edebilmeye yetmeyeceği yönünde bir idida ileri sürmeksizin ancak taşınmazın kendi katkılarıyla alındığını ileri sürerek bu davayı açmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 229/1. maddede eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmaların edinilmiş mallara değer olarak ekleneceği hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm karşılıksız kazandırmalarla ilgili olup akit tablosu içeriğinde satış yoluyla devir yapıldığı görülüyorsa bu taşınmaza yapılan katkılar edinilmiş mallara bir değer olarak eklenemeyecektir. Ancak yapılan işlemin gerçek bir satış olmadığı, muvazaalı işlem yapıldığı, asıl işlemin karşılıksız kazandırma niteliğinde olduğunu ispatlayan bir karar elde edilirse bu katkıların edinilmiş değer olarak eklenmesi mümkün olacaktır.
Davanın açılmasındaki asıl amacın da bu olduğu dava dilekçesinde dayanılan vakıaların TMK 229. madde hükmü ile birlikte değerlendirilmesi sonucu açıkça anlaşılmaktadır. Böyle olduğunda ise öncelikle belirlenmesi gereken, bu işlemin muvazaalı olup olmadığının tespiti olup ancak bunun belirlenmesinden sonra yapılan katkıların edinilmiş değer olarak eklenmesi mümkün olabilecek ve alacak miktarı da ancak buna göre saptanacaktr.
Mahkemece aile mahkemesinde görülen katkı alacağı davası beklenmeksizin karar verilmiş olması da davanın bu niteliğine uygundur. Nitekim aile mahkemesine açılan katılma alacağı davasında da muvazaalı işlemin iptaliyle ilgili bu dava sonucunun beklenmesi bu davanın çözümünün o davada verilecek karar için önemli olduğu sonucuna varıldığını göstermektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı üzerine davacı tarafça verilen karar düzeltme dilekçesinde de bu davanın devire konu taşınmaza yapılan katkıları, katkı alacağı davasında yapılacak hesaplamaya dahil ettirebilme amaçlı açıldığı, bu davadan elde edilecek kararla bunun sağlanabileceği açıkça belirtilmiş olduğundan açılan davanın bu kapsamdan farklı biçimde anlaşılarak bir karar verilmesi mümkün değildir.
Bu taşınmazın varlığı veya yokluğu katkı alacağı miktarına etki etmeyecek ise davacının da bu davayı katkı alacağına ulaşabilmenin bir aracı olarak açtığı kabul edileceğinden aile mahkemesindeki davanın sonucunun beklenmesi gerekir ise de bu davadan elde edilmek istenen amaç muvazaanın ve karşılıksız kazandırmanın varlığını belirleyen bir karar elde ederek bu taşınmaza yapılan katkıların hesaba dahil ettirilmesini sağlamak olunca aile mahkemesindeki davanın sonucu beklenmeksizin karar verilmesi dosyadaki uyuşmazlığın kapsamına uygundur.
Özel dairenin bozma kararı ise bu davanın aile mahkemesinde varlığı belirlenecek bir alacağın tahsilini sağlamak için açıldığı ve tasarrufun iptali davasından beklenene benzer bir sonuç elde etme amacını taşıdığı esasına dayanmakta ise de davacı taraf, asıl amacın bu olmadığını, taşınmazdaki bir şahsi hakkının varlığını ispatlayarak asıl borçludan istemeyi sağlamak üzere bu davayı açtıklarını karar düzeltme dilekçesindeki anlatımlarla da açıkça ortaya koymuştur.
Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir (HMK 165/1). Bu hükmün sonucu olarak aile mahkemesince bu davanın sonucu beklenebilir ise de bu davada aile mahkemesindeki dava sonucunun beklenmesi davanın açılma amacı ve elde edilmek istenen sonuç ile bağdaşmayacaktır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle somut uyuşmazlıkta aile mahkemesindeki dava sonucu beklenmeksizin karar verilmesi mümkün olup bu nedenle önceki kararda direnilmesi isabetli ve yerinde olmuştur. Bozma kararı usule ilişkin olduğundan özel daire işin esasını incelememiştir. Bu davalarda tapu iptali kararı verilmesinin mümkün olup olmadığı ve verilmesi gereken kararın kapsamı konusu, esasa ilişkin yapılacak incelemenin konusudur. Bu durumda karar düzeltme talebinin kabulü ile direnme uygun bulunup işin esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan karar düzeltme talebinin reddi yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.