Hükümde Hukuka Aykırı Delilin İncelenme Sırası ve Delilin Reddi

Abone Ol

Elde edilen hukuka aykırı delil dikkate alındığında dahi sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği durumda, delilin hukuka aykırı niteliği dikkate alınmaksızın beraat kararı verilmesi yerinde midir?

Bir başka ifadeyle; sanığın iddianamede gösterilen fiili işlendiğine ilişkin bir veya birden fazla delil olduğu, ancak mahkemenin, bu delillerin hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiğini tespit ettiği durumda, delillerin hukuka aykırılığına ilişkin hiçbir tespitte bulunmaksızın beraat kararı verilebilir mi?

Kanaatimizce; bu konuda bir değerlendirme yapılırken, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.223/2’de düzenlenen beraat kararları kapsamında bir ayırım yapılması gerekir. CMK m.230/2’de “Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.” hükmüne yer verilmiştir.

CMK m.223/2-e’de yer alan “Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması”, yani “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinden hareketle sanığın beraatına karar verilmesi halinde, dosya kapsamında sanık aleyhine sunulan delillerin hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edildiği dikkate alınarak ve bu deliller tümü ile gözardı edilerek, bu delillerin sanık hakkında “şüphe” sebebi dahi olamayacağı tespit edilmelidir. Bu durumda; CMK m.223/2-b’de düzenlenen, “Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması” gerekçesine dayanılmalı, hukuka aykırı delilin fiilin sanık tarafından işlendiğine dair şüphe meydana getiremeyeceği dikkate alınmalı ve beraat kararının gerekçesi olarak karara yazılmalıdır.

CMK m.230/1-b’de; “Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: (…) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi” gerektiği, bu hükümden anlaşılacağı üzere, gerekçede reddedilen delillerden hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilenlerin ayrıca ve açıkça gösterileceği anlaşılmaktadır.

Kanaatimizce; elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu tespit edilmekle birlikte, bu delil sanığın suçsuzluğunu ortaya koyuyorsa yargılamada kullanılabilmeli, hukuka aykırı delilin sanık aleyhine olduğu durumda mahkumiyete esas alınmamalıdır. Çünkü itham sisteminde iddia eden ve soruşturmayı başlatan savcılık makamı hukuka uygun yol ve yöntemlerle delil toplamalı, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle toplanan delillerden şüphelinin veya sanığın lehine olanlar varsa, bunlar kullanılmalıdır.

Delilin şüpheli veya sanık tarafından veya onun adına birisi tarafından hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edilmesi durumunda, sanık bu hukuka aykırı delilden yararlanabilir mi?

Cebir ve şiddet veya tehdit kullanmak suretiyle tanığı konuşturan şüphelinin veya sanığın veya onun adına hareket eden bir başkasının, suçun şüpheli veya sanık tarafından işlenmediğini ortaya koyan somut delillere ulaşılması halinde, gerçekten ortada sorunlu bir hukuki durumla karşı karşıya kalınacaktır.

Esasen hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağını söyleyen Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a ve m.217/2, hem hukuka aykırı delilin şüphelinin veya sanığın lehine olup olmadığı ve hem de hukuka aykırılığın hangi tarafça kullanıldığı hususunda ayırıma gitmemiş ve hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağını ortaya koymuştur. CMK m.206/2-a uyarınca, ortaya koyulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddedilmelidir. Delilin hukuka aykırılığı, CMK m.230/1-b uyarınca gerekçeli kararda gösterilmelidir. Her ne kadar bu yükümlülük mahkumiyet kararları ile sınırlı tutulmuşsa da, Anayasa m.141/3 ve CMK m.34 uyarınca mahkemece verilen tüm kararlar gerekçeli olmak zorundadır. Bu nedenle, bir beraat kararında da delilin neden hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiği açıklanmalıdır. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/2’de yer alan; “Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.” hükmü, CMK m.206/2-a uyarınca hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiğinden bahisle reddedilen delilin ve bu nedenle sanığın beraatına dair kararın gerekçesinin açıklanmasına engel teşkil etmez.

Prensip olarak, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller ceza muhakemesinde şüphelinin ve sanığın lehine olsa da kullanılmamalıdır.

Bununla birlikte; elde edilişine şüphelinin veya sanığın veya onun adına bir başkasının karışmadığı hukuka aykırı delilin şüpheli veya sanık lehine olduğu durumda, maddi hakikat ve bilhassa da adalet adına, suçsuz insanın mahkum edilmesinin yanlışlığına sebebiyet vermemek amacıyla istisnai olarak ceza muhakemesinde dikkate alınması gerektiği söylenebilir. Sonuçta, delili kirleten veya hukuka aykırı hale getiren şüpheli veya sanık değildir. Bunun dışında, elbette şüphelinin veya sanığın veya onun adına bir başkasının cebir ve şiddet veya tehdit yoluyla ulaştığı delillere itibar edilemez. Nitekim CMK m.290’da, “Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez.” hükmüne yer verilmiştir.

İşlendiği iddia olunan bir suç ve onun fail veya failleri hakkında delil toplama yetkisi adli makamlara tanınmakla birlikte, bu makamlar dışında kalan kişilerce, yani özel kişilerce elde edilen hukuka aykırı delillere değinecek olursak;

Özel kişilerce elde edilen hukuka aykırı delillerden anlaşılması gereken; adli makamların dışında kalan ve işlendiği iddia olunan bir suçla ilgili soruşturma ve kovuşturma yetkisine sahip olmayan kişiler tarafından, hukuk kurallarının ihlal edilmesi ile elde edilen deliller demektir.

Sonuç olarak;

Hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin yargılamada kullanılması hukuka aykırıdır. Özel kişilerin hukuka aykırı şekilde elde ettiği deliller yargılamada kullanılmamalıdır. Bu tespit “dürüst yargılanma hakkı” kapsamında bir zorunluluk olmakla beraber, bunun yegane istisnasını adli makamların bu delillere ceza yargılaması normları çerçevesinde ulaşabilme imkanı oluşturur.

Bir başka ifadeyle; hukuka aykırı delil elde edenin özel kişi olmasının veya delil toplamaya yetkili kişi sıfatı taşımasının, hukuka aykırı delile yargılamada kullanılabilme gücü vermesinin kıstası sayılması kabul edilemez. Burada önemli olan husus, yargılamada kullanılmak istenilen delilin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olmasıdır. Bu şekilde bir delil yargılamada yine de kullanılacak olursa, mahkemenin verdiği karar hukuka aykırı nitelikte olacaktır.

Bunun dışında, özel kişilerin hukuka uygun şekilde elinde bulundurdukları delillerin ise yargılamada kullanılabileceğini söylemeliyiz. Örneğin; özel kişinin çöpe atılan silahı veya uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi veya evinin bahçesine atılan kanlı bir kazağı bulması halinde, bu delillerin hukuka uygunluğu elbette vardır.

Prof. Dr. Ersan Şen

Av. Buğra Şahin

(Bu makale, sayın Prof. Dr. Ersan ŞEN tarafından www.hukukihaber.net sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)